Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Şeker Pembesi Bir Dünya: “Hello Kitty World” Ataşehir’de Açıldı

10

Not: Bu yazıyı yazalı, bayağı oldu tabi. Bu süreçte de mekan kapanmış. Çok da severek kaleme almıştım oysa. Ama sonradan iyice bozdular ve oldukça kötü işletildiler. Anlayacağınız artık yoklar. Bilginize…

——–

Şimdi şimdi düşünüyorum da… Bu devirdeki gibi çılgın oyuncaklar bizim çocukluğumuzda da olsaydı, deli miydim ben ki, 4,5-5 yaşında koşa koşa ilkokula başlayayım?

Abartmıyorum, henüz ortada Barbie filan yoktu yahu… Alabileceğiniz en iyi alternatif; Alman yapımı Porselen bebeklerdi. Onların o donuk ifadelerinden, kelebek şekilli dudaklarından da, hiç hoşlanmazdım. Yıllar sonra “Chucky” serisi ile iyice korkar hale geldim bu bebeklerden:)Bir de örgü yünüyle yapılmış sevimsiz saçları olan lahana bebekler vardı ki, hiç bir zaman dönüp bakmamışımdır bile suratlarına. İsmi gibi cismi de gıcık! O ne öyle “lahana” diye bebek mi olurmuş? Bir dönem popçularının, çorbasını içip zayıfladığı ve pişerken evin kokusunu mahveden şey benim için lahana:)

Zaten ufaklık resimlerimde elimde genelde kağıt-kalem var. Oyuncaklı bir-iki fotoğraf anca buldum, onlarda da Güney Afrika’dan gelen siyahi bir bebek var kucağımda, yerel kıyafetler içinde ve tam-tam dansı yapmaya hazır ve nazır halde:)

Bu konuda esas travmayı ise babamın gemi seyahatiyle gittiği Avrupa’dan dönüşünde yaşadım.
cruise 1

Ballandıra ballandıra bana aldığı o muhteşem bebeği anlatıp, hepimiz için getirdiği çeşit çeşit hediyelerle dolu bavulu açarken, “Allaaaaah bebek geliyor!” diye gözlerim parlamış, nefesim tutulmuş halde beklerken, meğersem bu hikayenin sonunun nasıl da hüzünlü bittiğini duymamla, büyük hayal kırıklığı yaşamam bir olmuştu. Diğer hediyelerin hiç birinin önemi kalmamıştı gözümde. Çocuk aklı işte…

Efendim hazin olay şöyle cereyan etmiş; Yolculuğun sonunda, babam elinde özel şeffaf ambalajındaki bana aldığı bebekle, geminin artık İstanbul Limanına demir atmasını beklerken, yaşlı bir teyze yanaşıp, “ay evladdıım, ben doğru düzgün yürüyemediğim için gemiden inip, alışveriş yapmaya imkan bulamadım maalesef. Ama şimdi biricik torunuma doğum gününde eli boş dönmek istemiyorum, o bebeği acaba bana satar mıydınız?” demiş. Eh bu durumda benim yufka yürekli babam ne yapar, “buyurun” demiş ve hiç düşünmeden bana aldığı bebeği, torununa vermesi için teyzeye hediye etmiş.

Yahu ben burada dört gözle, açmış kollarımı beklerken, “o başkasına nasıl yar edilir?” diye küstüm tabi ve o bebek o gün benim olamadı ya, gözümde daha da değerlendi. Sonra durumu iyice protesto ederek bebeklerle hiç oynamadan, hemen okula başlamak için can attım ve o küçücük yaşımda, müdürün kapısına dayandım beni kabul etmesi için işte.

Gelin de görün ki, şimdi şimdi içimde kalan bu uhde, iyice su yüzüne çıkıyor ve pembe rengine ve güzel oyuncaklara hiç duyarsız kalamıyorum.

IMG 9394 1
Hello Kitty Cafe Suadiye’de açıldığında, pembenin tüm tonlarını ve o sevimli kedinin logosunu görür görmez, hemen ziyaret etmiştim. Şimdi de Ataşehir’de, tam da Palladium AVM’nin ana giriş kapısının karşında dünyanın ilk Hello Kitty World’ü açıldı. Tutmayın beni!

IMG 9385 1

3.000 metrekare kapalı alanı ve 400 metrekarelik bahçesiyle, içinde 4 tane cafe yer alan Hello Kitty World, farklı katlara ayrılmış mağaza bölümlerinde; bebek ürünlerinden, 12 yaş altı kız çocuğu tekstiline, oyuncaktan kırtasiyeye, takıdan, mutfak ürünlerine ve ev tekstiline kadar geniş yelpazede ürünlere yer vermiş.

mekan 1
Adım attığınız andan itibaren büyülü bir dünyaya kendinizi kaptırıyorsunuz.

IMG 9318 1

Eğlenceli bir alışveriş mekanı yanında, insanların hoşça vakit geçirebileceği, arkadaşları ile bir araya gelebileceği ve ilgi çekici yeni ürünleri yakından inceleyebileceği, sosyal bir ortam da yaratmışlar.

IMG 9315 1
Japon hediyelik eşya ve oyuncak firması Sanrio tarafından 37 yıl önce yaratılan Hello Kitty, bugün bütün dünyada tam anlamıyla bir fenomen.

IMG 9344 1

IMG 9316 1

Bu ikon, ilk olarak Japon bir tasarımcı tarafından, minik bir bozuk para çantası üzerinde kullanılmış. Esas hedef kitlesi en başlarda; ergenliğe yeni yeni geçen genç kızlar iken, daha sonra erişkinleri de kapsayacak şekilde pazarı genişletmişler ve okul gereçlerinden, moda aksesuarlarına aklınıza ne gelirse üretmeye başlamışlar. Hello Kitty Televizyon serileri ile de küçük çocuklarında gönüllerini fethetmişler.
IMG 9345 1

Bilmem dikkat ettiniz mi ama Hello Kitty’nin tasarımındaki en büyük özelliklerinden biri; kediciğin, bir ağzının olmaması. “Ağzı var, dili yok” esprisi yapmıyorum, çok ciddiyim:)

IMG 9377 1

Bu şekilde tasarlanmasındaki amaç; kendisine bakan kişiye o an içinde bulunduğu ruh halini yansıtması ve bir nevi duygularına tercüman olmasıymış… Bu sayede, sahibi gülüyorsa gülüyor, şaşırıyorsa şaşırıyor, karşısındaki bir çocuksa çocuksu bir ifadesi oluyor, yetişkinse yetişkinmiş gibi olduğu iddiasındalar.

Biraz daha tanıtayım onu size hadi:)Esas ismi: Kitty White. Londra’nın banliyösündeki şirin bir evde ailesiyle birlikte yaşıyor. Başının solunda kırmızı kurdelesi olan beyaz bir kedi. (Zamanla pembe olmuş kurdelesi, isabet olmuş bence) Boyu 5 elma ve kilosu 3 elma kadar diye tanımlanıyor, ne demekse işte:) Akıllı ve iyi kalpli bir kız… İkiz kardeşi Mimmy ile de çok iyi geçiniyor.

IMG 9380 1
Mimmy’nin görünüm olarak ikizinden en büyük farkı; kurdelesinin Sarı renkli ve başının sağ tarafında olması. Utangaç yapıda bir kız olan Mimmy, en çok kurabiye pişirmeyi ve annesinin el yapımı apple pie’larını seviyor. Ağızları yok evet ama maşallah kurabiyeleri, apple pie’ları hapur hupur yemeyi biliyorlar, ilginç değil mi? 🙂

IMG 9332 1

Mimmy, Kitty’den farklı olarak, dikiş dikmeye ve evlilik planları yapmaya bayılıyor. George isminde babaları ve Mary isimli bir anneleri ve hikayeler anlatmayı seven bir büyük baba ile, dikiş dikmeyi seven bir büyük anneleri var.

Hello Kitty’nin en meşhur sözü: “You can never have too many friends” yani şöyle çevrilebilir belki: “Hiç bir zaman yeterinden fazla arkadaşın olamaz”… Kendisi arkadaşa doymayan bir karakter. En sevdiği şey; insanların duygularını dile getirmek, birbirlerine hediyeler vermeye teşvik etmek ve böylece mutlu, gülümseyen yüzler yaratmak… İşte bunlar da en yakın arkadaşları…

IMG 9367 1

Japon “Sanrio” ve Türk “Peritozu” markalarının iş birliğiyle İstanbul Ataşehir’de açılan Hello Kitty World’ün moda bölümü, çantalar, aksesuarlar ve valizleriyle, kadınlar için de tam bir cazibe noktası…
IMG 9317 1
Bahçe Café ise, sevdiklerinizle keyifli bir buluşma ve interaktif oyunlarla eğlenme alanı.

IMG 9341 1

IMG 9331 1
Amaç; ailelerle bağ kurmak olduğu için, sadece kızlar değil, erkek çocukları ve babaları da düşünülmüş ve mağazaların bir katı da onlara hitap eden uzaktan kumandalı arabalardan, teknelere, diğer cool oyuncaklardan, tekstil ürünleri ve çantalarına kadar pek çok ürünle doldurulmuş.
IMG 9396 1

IMG 9397 1

IMG 9403 1

IMG 9398 1

IMG 9400 1

IMG 9401 1
Yaklaşık 750 metrekare olan “Hello Kitty Town” ise, fotoğraf stüdyosu, kuaför ve güzellik salonu, Hello Kitty ürünlerinin bulunduğu evler, Hello Kitty kurabiyeleri ve ekmekleri sunulan fırın ve çiçekçisi de bulunan ve zemini Arnavut Kaldırımları ile kaplı, rüya gibi pembe-beyaz bir kasaba görünümünde…
IMG 9366 1

IMG 9368 1

Geçen Pazartesi bu şeker pembesi mekanın açılışı için hazırlanan basın toplantısına davetliydim. Sabah erken gittiğim için önce bu keyifli ortamda hep beraber güzel bir kahvaltı edildi.

IMG 9309 1

Kahvaltı tabağının neler içerdiğini tek tek yazmaya gerek yok herhalde, bir fotoğraf her şeyi anlatıyor.

IMG 9322 1
Özellikle şu Tereyağının tatlılığına dikkat çekmek isterim:) Dokunmaya kıyamıyor insan…

IMG 9324 1
Basın toplantısı sonrası, Hello Kitty ve arkadaşları Kurbağa “Keroppi” ve Siyah somurtkan kuş “Badtz Maru” da aramıza katılıp, meşhur danslarını yaptılar.
IMG 9363 1

IMG 9365 1

IMG 9364 1

Basın toplantısında yanımda oturan hanımın, somurtgan kuşu, aşkına benzettiğini de duyabileceğiniz bu tatlı “Hoşgeldin Dansı”nı izlemek için aşağıdaki videoya tıklayabilirsiniz.

Sonrasında detaylı bir mağaza gezisine başlama zamanı geldi işte! Oradan girdim, buradan çıktım, içeride biraz kendimi kaybettim…

IMG 9378 1

IMG 9381 1

IMG 9382 1
En ama ennn çok bu bölümü sevdim.

IMG 9383 1
Böyle bir masada ders çalışmak, ödev hazırlamak ne büyük keyiftir valla okul yıllarımı özledim.

IMG 9384 1
Bu da Hello Kitty karaoke makinesi. “Kara” Japonca’da “yok” anlamında.. “Oke” ise “orkestra”… Yani birebir karşılığı; “orkestra yok” veya “solistsiz orkestra” gibi bir şey. Alttan müzik çalıyor ama şarkının sözlü kısmı bir türlü başlamıyor. Ekrandan zamanı geldiğinde tek tek çıkan sözleri takip edip, müziğin üzerine şarkıyı söyleyerek, mikrofonla kendiniz seslendiriyorsunuz:)

Zamanında saç fırçalarıyla ayna karşısında izleyicisiz konserler vermiş bir neslin çocukları olarak gaza gelip, bu aletten çocuğunuza alacaksanız, ama sonra arkadaşlarını toplayarak bütün gün şarkı söylediğinde, kafanız şişecekse, uzak durmakta fayda var belki ya da ona özel ses geçirmeyen bir oda yaptırabilirsiniz, neden olmasın?:)

Nevresim takımları, evcil hayvan aksesuarları, kayak takımları, cüzdan, şampuan, parfüm, şemsiye, battaniye, kolye, küpe, defter, kalem, banyo ve mutfak aksesuarları… Ne ararsanız burada mevcut:)

Kısaca, Hello Kitty çılgınlığının sonu yok…

IMG 9373 1

IMG 9369 1

IMG 9375 1

IMG 9372 1

Bugünlük Hello Kitty’den benim payıma düşen dünya tatlısı ciciler de bunlar oldu. Merak ediyorum siz gittiğinizde neler neler seçeceksiniz kim bilir:)

IMG 9409 1

“Anne Ben Barbar mıyım?” 13. İstanbul Bienali’nin Ardından…

1

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ve Koç Holding sponsorluğuna bu sene ilk defa ziyaretçilerin ücretsiz giriş yapabildiği İstanbul Bienali’ne, Mekanist guruları olarak davetliydik. Kültür ve sanat dolu, kaliteli ve eğlenceli bir gün geçirdik. Keyfimize diyecek yoktu.

anne ben barbar miyim 8

Şunu söylemeliyim ki, sergilenen eserleri daha iyi kavramak için bir rehber tutmak çok fark yaratıyor.

Sırf ufkumuz açılsın diye bile çoluk çocuk hep beraber gitmek gerektiğine inandığım bu tarz etkinlikleri lütfen mümkün olduğunca sizler de takip etmeye çalışın:)

Sanatseverler için biraz da 13. İstanbul Bienali’nin içeriğinden bahsederek, gidenleriniz için yakın hatıraları canlandıran, gidemeyenleriniz için de neler kaçırdığını anlatan bir şeyler paylaşayım madem:)

bineal
Bu arada kelime anlamı olarak “Bienal” İtalyanca “her bir diğer yıl” yani, “iki yılda bir yapılan” anlamına geliyor. Anlamına uygun olarak da ülkemizde, 2 yılda bir gerçekleştiriliyor:) Yani bu sene kaçıranlar için “neyse, seneye inşallah!” diyemiyoruz çünkü 2 sene beklemeleri gerekecek gibi:)

Başta “Siyasi bir forum olarak kamusal alan” fikrine odaklanması planlanan bu Bienal için, aslında tren istasyonu, okul, postane gibi kamusal alanların kullanılarak, buralarda yapılacak sanatsal müdahalelerin sergilenmesi söz konusuyken, Mayıs ayında gerçekleşen toplumsal olaylar esnasında yaşanan kamusal alana müdahaleler sonrasında, bu plandan vazgeçilerek, onun yerine farklı ve bence mantıklı başka bir yöntem izlenmiş ve Bineal, ziyaretçilere “ücretsiz” olarak kapılarını açarak, kendi sergi alanlarını, bienal amacına uygun olarak, bi’ çeşit “kamusallaştırmışlar”.

Bu sayede de mekan olarak; Tophane’deki Antrepo No:3, Karaköy’deki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, İstiklal Caddesi üzerindeki Arter ve Salt Beyoğlu ile İMÇ 5.Blok’taki 5533’te, 14 Eylül-20 Ekim tarihleri arasında ve önceki bienallere göre hayli kısa sayılabilecek bir süre sergilenen bu sanat etkinliği, neredeyse 1 aylık bir süreçte, yaklaşık 350.000 kişi gibi bir ziyaretçi rekoru kırmış.

13. İstanbul Bienali’nin başlığı şöyle: “Anne, Ben Barbar mıyım?”

Şair Lale Müldür’ün aynı ismi taşıyan kitabından alıntıyla Küratör Fulya Erdemci tarafından belirlenen bu başlık, şiir, edebiyat ve şiirsellikle sanatın ilişkisini vurgularken, aynı zamanda “barbar” terimiyle, “ötekileri” anlamak için öğrenmemiz gereken veya “gelecek dünyayı” anlamlandırabilmek için keşfetmek zorunda olduğumuz yeni ve bilinmedik dillere de işaret etmeye çalışıyor.

Gerçekten de 13. İstanbul Bienali’nde, güncel demokrasi biçimlerini sorgulayan, günümüzün mekansal-ekonomik politikalarını tartışmaya açan, uygarlık ile barbarlık kavramlarını sorunsallaştıran ve sanatın rolünü yeni ve alışılmışın dışındaki dillerle araştıran işlere fazlasıyla yer verilmişti.

IMG 9590
Antrepo No:3’e girdiğimiz anda, diğer bölümleri görmemizi de engelleyen bir tuğla duvarla karşılaşıyoruz. Dikkatli bakan gözler, tuğlalar arasında herhangi bir bağlayıcı harç olmadığını hemen fark edecektir.

Daha da fenası; bir noktada en alta sıkıştırılan “Kafka’nın Şatosu” kitabından dolayı, bir noktada bütün tuğlaların dengesi iyice bozulmuş durumda… Benim gibi düzen takıntılı birine yapılacak şey mi bu? Aklım fikrim o kitabı oradan çıkarıp, tüm tuğlaları inci gibi baştan dizmekte…

Derken rehberimizden detayları öğreniyoruz: Jorge Mendez Blake’in yapıtı olan bu çalışma, mimari ve edebiyat arasında gerilim konusunu işlerken, bir temeli ve bağlayıcısı olmayan tuğla duvarın, aslında görünürde ne kadar kalıcı ve sağlam dursa da, aslında ne kadar “geçici” olduğuna dem vuruyor. Bu enstalasyonda “kitap”, bir arzu nesnesiyken, aynı zamanda bilgiye ulaşmanın hem potansiyeli, hem de imkansızlığını temsil ediyor.
IMG 9598
Tüm eserleri tek tek anlatmayacağım tabi ki, ama en çok etkilendiklerimden bir kısmını, dilimin döndüğünce kısa kısa tanıtmaktan da memnun olacağım tabi ki:)

IMG 9600

IMG 9602

IMG 9605

IMG 9606

IMG 9612
Bienal’deki ilginç yapıtlardan biri daha… Biz fark ettik ki bu çalışmada, büyük ihtimalle bizzat kendimiz de kobay olmuşuzdur. Siz de oldunuz belki.. Haberiniz yok. Nasıl mı?

Maider Lopez isimli sanatçı, Karaköy’deki trafiği kaydetmiş ve hareket hatlarının temsiline dayanan bir video işi ve yayalar için bir davranış kılavuzu üretmiş. Her gün binlerce kişinin gelip geçtiği Karaköy meydanındaki bu hareketli noktanın, birlikte var olarak, önceden belirlenmiş kurallardan yeni rotalar çıkararak nasıl işlediğini ve insanların yaya trafik kurallarına alternatif hatlar belirleyerek nasıl ilerlediğini anlatmaya çalışmış. O keşmekeşte oradan oraya, buradan buraya, arabalar, otobüsler ve tramvaylar arasında hoplaya zıplaya, korka korka koşturmamız sanatsal bir çalışmaya ilham vermiş anlayacağınız:)
IMG 9618
Hatta bir hafta sonra bile oradan geçerken, artık o bilinçle baktığımız için, “etrafta bu amaçla yerleştirilmiş kameralar hala var mıdır?” diye gözlerimiz bi’ sağı solu aramadı desem yalan olur:)
IMG 9622
Aşağıda Sanatçı Murat Akagündüz’ün Fırat Nehri üzerinde kurulan en büyük 5 barajda, suya yansıyan mehtap görüntülerini kaydederek, doğa ve insan yapısı arasındaki siyasete işaret ederken, yaşamsal olanın şiirselliğini izleyicinin deneyimine sunduğu bir çalışma görüyorsunuz.
IMG 9628

IMG 9632

IMG 9636
Çoğunlukla Hollanda Amsterdam’da yaşayan bir grup sanatçı ve siyasi eylemcinin başlattığı “Provo” adlı sanat ve aktivizm hareketi, 1965’li yıllarda Hollanda’da çok etkili olmuş ve kentsel dönüşüm planlarından, sigara kullanımına, şehrin motorlu taşıtlarla doldurulmasından, çevre kirliliği ve tüketimin aşırılaşmasına kadar pek çok toplumsal meseleye dokunarak, uluslararası medyanın da dikkatini çekerek Avrupa’da yaygınlaşmış ve büyük baskılar sonucu nihayetinde kurucuları tasfiye edilmiş. Ama bu durum tabi ki yeterli olmamış ve etkisi daha da artarak devam etmiş. Eylemlerini duyurmak için grafik dili ve basılı malzeme kullanarak, Amsterdam’daki kentsel imar projeleri protesto eden baskılardan örnekler de sergide yerini alıyor.

IMG 9637

IMG 9638

IMG 9639

IMG 9640

IMG 9641

IMG 9643

IMG 9644

IMG 9645

IMG 9651

IMG 9673

IMG 9679
Aşağıda göreceğiniz minik heykelde ise sanatçı Gonzalo Lebrija, Meksika’da modernleştirme niyetiyle tarihi mimarinin bozularak, “şehir planlama” adı altında gerçekleştirilen, kişiliksiz binaları hatırlatması için dev bir heykel yapmaya karar vermiş ama sonra bu heykelin de aynı çirkin yığınlara hizmet edeceğini düşünerek, tam tersine, şehrin ruhu ve kamusal alanları arasındaki kopukluktan kafası karışmış küçük bir adam heykeli hazırlamış.
IMG 9682
IMG 9685

IMG 9688

IMG 9693
“Oyuna Gel” isimli, aşağıda göreceğiniz yapıt ise, ziyaretçiler için katılımcı bir çalışma… Elinize bir lamba alarak ve ışığı hareket ettirerek, mevcut içeriği yeniden kurgulamak ve kendi hikayenizi oluşturmak burada size kalıyor.

Bu interaktif çalışmada, isterseniz ışık sayesinde yapıtla aktif şekilde oynayarak, dev gölgelere dönüşen minyatür boyuttaki kağıttan kesilmiş figürleri, yeniden hayal edebiliyorsunuz. Arada başkalarının göremediği küçük detayları görmek insanı çocuk gibi mutlu ediyor:)
IMG 9700

IMG 9701

IMG 9704

IMG 9707
Sonrasında Antrepo No:3’den çıkıp, Karaköy’deki eski Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’na geçtik.

IMG 9766

IMG 9709

IMG 9714

IMG 9715

IMG 9718

IMG 9720

IMG 9732

IMG 9741

IMG 9745

IMG 9746

IMG 9748
Tüm katlarda sergilenen eserleri tek tek gezip, fotoğraflayıp bilgiler aldıktan sonra, okulun en üstünde yer alan terasta manzaranın da tadını çıkarmak için son enerjilerimizi kullanarak merdivenleri çıktık.

IMG 9753
En bulutlu havada bile, bütün keşmekeşine ve çarpık yapılaşmasına ve bizlere rağmen hala güzel olan İstanbul’un, masmavi denizi ve tarihi yarımada manzarasına karşı biraz dinlendik. Mutlu ve huzurlu, kültür ve sanat dolu bir etkinliğimizin daha sonuna gelmenin haklı gururu vardı yüreklerimizde:)
IMG 9759

Bir sonraki Bienal’de karşılaşmak ümidiyle:)

Bu Cafe’de Çalışanların Herkesten Fazlası Var, Eksiği Yok!

7

Yanımda en sevdiğim arkadaşlarımdan başarılı çocuk Psikoloğu Melis Agrasoy ve onun 7 aylık minik oğlu ile birlikte elimizde puset ve çantalarla, Down Cafe’den içeri girer girmez pozitif bir enerji bizi sarıp sarmalıyor.

İlk olarak, kendini bu çocuklara adamış mekanın yetkilisi Sibel Hanım ve mutfak bölümünde çalışan gönüllü anneler tarafından karşılanıyoruz ve kendimizi tanıtıp, başlıyoruz sohbete.

IMG 7975

Down Cafe’de hepsi İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı (İZEV) okullarında okumuş, 20-30 yaş aralığında yaklaşık 25 genç, dönüşümlü olarak her gün ortalama 5-6 kişilik ekip olacak şekilde, haftada 1-2 gün görev yapıyor. Gerek servis, gerek bulaşık, gerek etrafın temizliği onların sorumluluğu altında. Tabi arkalarında çok sevdikleri Sibel Teyzeleri ve gönüllü anneler de var. Anneler tüm özverisiyle, her zamanki gibi çocuklarının bir numaralı desteği. Hem sabahları dükkana çocuklarıyla beraber gelip, akşam üstü beraber dönüyorlar, hem de gün içinde onlar da gerekirse servise yardım ediyorlar.

Cafe’nin bulunduğu bina, Şişli Belediyesine ait ve kendilerine Başkan Mustafa Sarıgül tarafından bilabedel olarak kiralanmış ve Saruhan Bey isminde bir bey tarafından kurulmuş. Anladığım kadarıyla kendisi de çok ilgili bir baba… Genelde çocuklara destek verenler arasında sayılan diğer isimler, nedense hep annelerden oluşuyor.

IMG 7978

İktisadi bir işletme olup, vakfa yük bindirmemek için, Alternatif Yaşamı Destekleme Derneği kurup, “tost, çay, kahve gibi daha basit şeyleri satışa sunar, gelir sağlarız” diye düşünürken, cesur bir adım atarak, hedef yükseltip, ev yemekleri yapmaya başlamışlar.

O günün menüsü Karnıyarık, Zeytinyağlı fasulye ve Pilavdı. Öncesinde Patatesli kremalı güzel bir çorba içtik. Yemek fiyatları çok makul. Etraftaki iş yerleri ile anlaşma yaparak, toptan fiyatlandırma da yapıyorlar.
IMG 7971

Cafe açıldıktan ve hizmete geçtikten sonra, Üniversitelerin böyle bir kaynağa ihtiyacı olduğu ortaya çıkmış. Özel eğitmenler, okullarda istediği kadar teorik bilgi alsalar da, derslerin yeterli kalmadığı noktadaki pratik ihtiyaçlarını, tezlerini bitirdikten sonra gelip, buradaki gençleri izleyerek, onların verdiği servisi bizzat yerinde inceleyip, arkalarında durulduğunda zihinsel engelli de, bedensel engelli de olsa çocukların ne kadar gelişim gösterip, topluma entegre olabildiklerini, bizzat görme şansı elde etmişler.

IMG 7979 28229

IMG 7980 28329

Cafe’nin içi cıvıl cıvıl, rengarenk. Duvarları süsleyen ve aralarında bu özel çocukların yapıtları da bulunan tüm resimler, aynı zamanda Vakfa gelir amaçlı olarak satışa sunuluyor.

IMG 7983

Biz de giderken öyle kuru kuru, elimiz boş gitmek istemedik ve arzu ederlerse kendileri kullanıp, isterlerse de nakde dönüştürebilecekleri sürprizler hazırladık onlara… Gelir amaçlı değerlendireceklerini belirtip, çok sevindiler.

IMG 7972

Aynı şekilde aklınıza gelen maddi dönüşümü olabilecek her türlü desteği siz de yapabilirsiniz. İster mutfak alışverişi yapıp gidin ve poşet poşet bağışlayın, ister daha büyük bir şey. Sonuçta en basitinden, sebze, meyve ve ya bir paket un bile götürseniz,  bu düşünceli davranışınızdan ötürü, çok çok memnun olurlar, emin olun buna…

IMG 7973

Sponsorları olmadığı için, yollarına aynı kararlılıkla devam edebilmek için her türlü desteğe ihtiyaçları var. Zamanında Ayşe Arman Hürriyet Gazetesi‘nde onlar hakkında bir yazı yazdığında oldukça ilgi görmüş ama maalesef sonrasında bunun hiçbir maddi geri dönüşü olmamış ve konu yine unutulmuş gitmiş. Kolay unutan bir toplum olduğumuz için maalesef ara ara hatırlatmakta fayda var.

IMG 7974

“Bu cafe’de çalışanların herkesten “fazlası var, eksiği yok!” dedim ya başlıkta… Öyle haybeden söylenmiş bir söz değildi bu… İlginçtir ki; normal insanda 46 kromozom varken, Down Sendromlularda 47 kromozom bulunuyor ve bu durumun tek sebebi gerçekten o ekstra kromozom.

Sadece Down sendromlu değil, Zihinsel Engelli ve Otistik çocuklar da var burada… Ortak yönleri, hepsinin İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı  okullarında okumuş ve mezun olmuş olması.Bir insanın zihinsel veya bedensel engelli olması öyle pamuk ipliğine bağlı ki… En basitinden, doğum esnasında boynuna kordon dolanması bile bir kaç dakika oksijensiz bıraktığı bebeği, zihinsel engelli yapabiliyor maalesef.

Ama bu Cafe sayesinde sosyal yönleri ve becerileri gelişmiş, birbirinden sempatik bu gençler, korumalı bir ortamda, bu özel durumları suistimal edilmeden, kendilerine verilen işin sorumluluğunda harika işler çıkarıp, istihdam edilmenin verdiği gurur ve özgüvenle topluma ve hayata kazandırılıyorlar.

Duyduğuma göre, yaptıkları hizmetlerin karşılığında, aylık ortalama 100-150 TL harçlık alıyorlarmış. “Maaş günü geldiğinde, değmeyin keyiflerine” deniyor. İlk iş, emen koşup annelerine hediye almak istiyorlamış. Ne mutlu onlara ve bu şansı onlara sağlamaya aracı olan herkese…

Öte yanda da literatürde “sağlam” olarak kabul edilen ama bütün günü hiç bir şey üretmeden, çalışmadan, kazanmadan geçinen onca insan var aramızda maalesef.

Down cafe’de ise tam aksine, bu toplumda “biz de varız” diyerek, çalışma azmi ile dolu çocuklarla karşılaştım, hepsiyle gurur duydum.

Onlar kollarını açmış, topluma daha kolay entegre olmak için herkesi kucaklamaya hazırlar… Hadi hayatınızda güzel bir şey yapın ve bir sonraki arkadaş buluşmanızı siz de Down Cafe’de organize edin.

IMG 7986

Bir bilgi daha; Şu anda Down Cafe’ye ilaveten, fayton tarzı bir mobil cafe ile Metrocity AVM önünde waffle satışı yapıyorlarmış ve yaklaşık 3 ay daha orada hizmet vereceklermiş. Bir yolunuz düşer artık…

Down Cafe İletişim
 
Adres: Gülbağ Mah. Cemal Sururi Sok. No.1 Mecidiyekoy İstanbul
(Profilo AVM’ye 3-5 dakika yürüme mesafesinde)

Tel: 0212 216 66 64

Evde Künefe Tarifi

21

Yakın arkadaşlarımızın mutfaktaki yardımcısı İznik Darka’daki evde hep beraber bayram tatilindeyken, bize harika bir Künefe hazırlayarak, gece gece hepimize ziyafet çekti.

Zaten öncesinde İznik yöresinin meşhur Köfteci Yusuf’unda gözümüz döndüğü için, tahmin ettiğiniz üzere, o gece kimse uyuyamadı ve sabaha kadar bol bol yürüyüş yaptık.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Siz bizim yaptığımız çılgınlığı yapmayın, üst üste tıka basa yemeyin. Bırakın da Künefe’nin o eriyip uzayan peyniri, o muhteşem lezzeti, aklınızda güzelce kalsın:)

Şimdi size o hızlı hızlı yaparken, benim sarı mutfak ışığı altında fotoğraflamaya çalıştığım, Hatay yöremizin bu meşhuuuurr tatlısı Künefe’nin adım adım resimlerle en kolay şekilde anlatmaya çalıştığım tarifi geliyor.

ADIM ADIM FOTOĞRAFLI KÜNEFE TARİFİ

Ebadı: 1 Orta Boy Teflon Tava Büyüklüğünde

(İster 3-4 kişi, ister 5-6 kişi paylaşın artık keyfiniz bilir:)

Malzemeler:

    200 gr Tel Kadayıf

    100 gr Tereyağ

    150-200 gr Özel Künefe Peyniri (Yoksa Tuzsuz Dil peyniri de olabilir)

Şerbeti için:

    1 su bardağı kadar Toz Şeker

    1 su bardağı Su

    1-2 Adet İnce Dilim Limon (resimdeki gibi kabuğuyla)

Üzerine (arzunuza göre) ;

    Toz Çam Fıstığı

    Kaymak veya 1’er top Sade Dondurma

Öncelikle Şerbetini hazırlamaya başlıyoruz. Bir tava ya da tencerede Su, Toz Şeker ve Limon dilimlerini kaynatıyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Böylece biz diğer adımları yaparken, Bu esnada şerbetimiz de kıvamını bulmuş ve biraz ılımasına da süre tanınmış oluyor.

Peki nasıl mı anlayacağız kıvamını tutturduğumuzu?

Çok akışkan halden çıkıp, hafiften koyulaşmış bir hale geldiğini, bir kaşığa doldurduğunuz şerbeti yukarıdan dökerken göreceğiniz kıvamından anlayabilirsiniz.

Yani şöyle:

resimli-evde-kunefe-tarifi

Daha bu aşamalara geçmeden, şerbetimiz henüz kaynarken, bir diğer bir tavada Tereyağını eritiyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Bu esnada karışık haldeki Kadayıfları elimizle tiftikleyerek birbirinden ayırıp, ufak ufak hale getiriyoruz.

Orta boy Teflon bir tavaya erittiğimiz Tereyağının yarısını döküp, tavanın kenarları da dahil, her yerine yayılmasını sağlıyoruz ve üzerine kadayıfın yarısını seriyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Şimdi üzerine Tuzsuz peynirimizi ister rendeleyip, ister ince dilimler halinde her yerine yayarak seriyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

ve 2. kat künefeyle üzerini kapatıyoruz ve elimizi yakmadan sıkıca bastırarak hafif hafif şeklini veriyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Ocağın altını kısık ateşte açarak hafiften kızartmaya başlıyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Künefeyi arada sırada bir spatula yardımıyla hafiften kaldırıp, kontrol ederek, altının istediğiniz çıtırlığa geldiğine emin olduğunuz anda, şimdi alt-üst etme zamanı gelmiş demektir.

resimli-evde-kunefe-tarifi

Kalan erimiş Tereyağını tavaya dökerek, üzerine Künefenin henüz pişmemiş olan yüzü gelecek şekilde tekrar pişirmeye devam ediyoruz.

Çevirmek için isterseniz yine spatulalardan, isterseniz de tavanın üzerine düz bir tencere kapağı veya uygun boy bir tabak kapatarak, dikkatlice tek seferde ters çevirip, sonra tavaya kaydırarak yapabileceğinize güvenim sonsuz:)

Alt kısmı da aynı kıtırlıkta pişince artık, kenarda hafif ılıttığımız Şerbeti döküp, çektiriyoruz.

resimli-evde-kunefe-tarifi

resimli-evde-kunefe-tarifi

İşte mis gibi ev yapımı Künefemiz hazııııırr:)

resimli-evde-kunefe-tarifi

Üzerini keyfinize göre, ister Fıstık, ister Dondurma, ister Kaymakla süsleyip, afiyetle yiyoruz.

Eğer yediğimiz miktarı abartırsak, aldığımız fazla kalori ve şeker yüklemesi sebebiyle, düz duvara tırmanmayı göze alıyoruuuuz:) Demedi demeyin! 🙂

resimli-evde-kunefe-tarifi

————————————————–
Değerli Okuyucularımdan Minik bir Rica:

Eğer yorum yazmak ya da soru sormak isterseniz, öncelikle şuraya tıklayarak, bloguma üye olmayı unutmayın ki, yazılarınız “Adsız” çıkmasın, ben de sizi tanıyabileyim, olur mu? 🙂

Güzelce Dinleneceğiniz Huzur Dolu Bir Tatile Muhtaç mısınız?

1

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir çiftle, Ağustos’un son günlerini değerlendirmek üzere hafta sonu 3 günlük bir kaçamak yapmak istiyorduk. Orası mı olsun, burası mı diye araştırırken, hem İstanbul’a, hem de onların yaşadığı yer olan Eskişehir’e aşağı yukarı aynı mesafede, ortada bir yer olan Sapanca’daki Richmond Otel’de karar verildi.

Uzun araba yolculuklarını hiç bir zaman sevmedim, onun için Sapanca’ya 2 saatten bile az zamanda varınca gerçekten tam bir sevgi kelebeği oluverdim. Öyle ki yol boyunca, arabanın camına ufaktan atıştırmaya başlayan yağmur damlaları ve gökyüzünde oluşan gri bulutlar bile keyfimi kaçırmayı başaramadı.

Arkadaşlarımız henüz yolda oldukları için, hemen otele check-in yapmayalım, biraz etrafı keşfedelim diye iyi bir kahvaltı mekanı arayışına girdik. Foursquare’de bir kaç müşteri yorumu ve bazı blogları inceledikten sonra, Heinz isminde pek güzel ve doğal bir yer bulduk ki onu da ayrıca yazacağım.

Keyifli bir kahvaltı sonrasında otele gelip, daha bavulumuzu açmadan, arkadaşlarımızın da ulaştığını öğrenince, iyice mutlu olduk. Evet hava bulutlu ve pusluydu ama kimin umurundaydı ki?

Locamızda biraz dinlenip, kahvelerimizi yudumladıktan sonra, havanın bu durumunu da hesaba katarak, bugünü indoor aktivitelere ayırmak mantıklı geldi.

Otelin en önemli özelliklerinden biri de; 14 yaş altında çocuk kabul edilmemesi. Sakin bir ortam için çocuk cıvıltısından (yani aslında gürültüsünden) biraz uzak olmak şart tabi:)

Otelde bütün odalar, resimdeki orta alana bakıyor. Bir Spa oteli olduğu için insanlar odalarından bornozlarını, Spa terliklerini giyip çıkıyor ve içeride de bu şekilde gezinebiliyorlar.

IMG 1345

Biz de bu akıma uyum gösterdik ve ilk olarak 2700 m2’lik Spa bölümünü keşfe çıktık. Bu arada Spa’nın tam karşılığı nedir bilmeyenler için açıklamak gerekirse; SPA: Latince’deki “Sanus per Aqua”dan geliyor, yani “Suyla Gelen Sağlık” demek.

İlk olarak Salt Jacuzzi denilen bu jakuzili havuzla karşılaşıyor, ardından, arzu ederseniz Aqua Cave denilen Su Mağaralarında da zaman geçirebiliyorsunuz.

spa

Beyler önce Sauna, Buz odası vs. hepsinin tadını çıkardı. Ben, çocukluğumdan beridir, Sauna veya Buhar Odalarının daha kapısını açınca bi’ fena olurum. O yüzden onlara pek yanaşmadım.

İlk önce Laconium denilen sıcak taş odasına girdim. Gerçekten keyifliydi. Tam hafiften sakinleşip, uyku moduna geliyordum ki, “hadi şimdi diğerlerine de bakalım” dediler, kırar mıyım?

sicak tas odasi

“Daydream” denilen bir dinlenme odası var… Hasır yataklarda ılık bir odada hafif bir müzik eşliğinde, gerçekten gündüz vakti rüyalar alemine dalacak kadar güzel dinlenebiliyorsunuz. Ben ise en çok eşimin anlattığı, “su yatakları”nın olduğu bölümü merak ediyorum.

dinleme odasi

Bir oda hayal edin.. İçinde indirekt bir aydınlatma ve toplamda 6 su yatağı bulunuyor. İçleri sıcak su dolu… Bir havlu serip, dikkatlice uzanıyorsunuz. neden dikkatlice? Su yatağı olduğu için ilk oturuşta hafiften bir çalkalanıyor. Sonrası kolay… Duvarda asılı bulunan kulaklığı takıp, kanallardan istediğiniz rahatlatıcı Spa müziğini seçiyor ve huzura eriyorsunuz… Yer çekimsiz ortam gibi… İşte ben dinlenmek diye, buna derim.

su yataklari

Şimdi ise, önceden randevu aldığımız Aromaterapi masajımızın zamanı geliyor. Balili kızlar, gerçekten tam istediğim yumuşaklıkta, vanilya aromalı bir masajla hepimizi pelte kıvamına getiriyorlar. Saçlarım da bu yağlardan nasibini aldığı için, onları da yıkamak şart oluyor. Neyse hiiiiç sorun yok, her şey harika…

IMG 8831Odalarımıza çekiliyoruz, isteyen dinleniyor, isteyen duşunu alıp, akşama hazırlanıyor. Derken saçlarımı kurutmak için banyodaki makineyi kullanmaya başlıyorum.

Ama o da ne? 30 saniye olmadan duruyor. Biraz bekliyorum, yine çalışıyor, hoop 30 saniye sonra duruyor. Böyle böyle uğraşırken, bakıyorum ki daha bırakın tüm saçımı, bunca uğraşa rağmen henüz kahkülümü bile kurutamamışım.

Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken, hemen resepsiyonu arıyor ve durumum için bir çare bulunmasını rica ediyorum. Umutsuz bir şekilde “hani keşke seyyar bir profesyonel saç kurutma makinesi olsaydı” diyorum. “Derhal ilgileniyoruz” diyorlar ve gerçekten de daha 3 dakika geçmeden kapı çalıyor ve oda servisi kutusunda yepyeni bir profesyonel saç kurutma makinesi getiriyor.

IMG 8832

Bu hizmet kalitesi gerçekten içimi daha çok sevinçle kaplatıyor. İşte 10 dakikada giyinmiş kuşanmış ve hazırım! Ehem ben diyeyim 10 dakika, siz anlayın 1 saat:)

IMG 8789

Hava iyice kararmış, artık akşam yemeği zamanı gelmiş ve karınlar ufaktan acıkmış halde restraurantın olduğu kata çıkıyoruz.

IMG 8791

IMG 8824

IMG 8793

Önce açık büfeyi hızlıca bir turluyor ve bir kaç kare fotoğraf çekiyor, o esnada da gözüme kestirdiklerimi belirliyorum.

IMG 8794

IMG 8795

IMG 8797

Zeytinyağlısından, ana yemeğine,ara sıcağından, soğuk mezelerine, tuzlusundan-tatlisina çok çeşitli, farklı zevklere hitap eden zengin bir sunumla karşılanmak hoşumuza gidiyor.
Ben fazla yemek yememeye kararlıyım. Açık büfelerde boşu boşuna alınan kilolar konusunda nasıl hassas olduğumu bilenler bilir… 🙂
IMG 8813
“Şu kremalı mantar soslu Ravioliler de bayağı davetkar görünüyor” düşüncesiyle biraz ondan alıyorum.

Derken Mantar Soslu Bonfile’nin de oldukça iyi göründüğü duyumu geliyor. Hadi hatırı kalmasın diye, paylaşmak üzere ondan da alıyorum.

Bonfile benim standarlarım için biraz fazla sert ama olsun, ne de olsa çeşit bol. Hem zaten içimden daha çok, bu akşamı tatlılara ayırmak geliyor.

Eşim o esnada bir Apple Pie deniyor ve bayılıyor. “Ah keşke yanında bir top dondurma olsaymış” diye düşünürken, ben tatlıların arasında kaybolmuş halde, zor bir seçim yapmaya çalışıyorum.

IMG 8798
Resim çekerken yanıma bir Şef yanaşıyor ve ona “şu boş olan tabakta, hangi tatlı varsa, demek ki çok güzel yapmışsınız ki, her şey dururken, o silinip süpürülmüş” diyorum.

Pastane Şefi olduğu öğrendiğim Hasan Bey, Tiramisularının çok beğenildiğini, sırf onu yemek için gelen misafirleri olduğu söyleyince, “o zaman bi’dahaki sefere inşallah” diyorum.

IMG 8801

IMG 8803

Ama sağolsun bize bir sürpriz yapıp, içeriden koca bir servis daha hazırlatıp getirtiyor. Bütün sevdiğimiz tatlılara bir şans vermek ve tadım yapmak istediğimizden, hep beraber paylaşmak üzere sadece 1 dilimin yeteceğini söylüyoruz.

IMG 8809
“Apple Pie’ın yanına bir top sade dondurma yakışırmış” dememizle masamıza dondurmalar geliyor. Dondurmanın hatırına ikinci bir dilim daha Apple Pie masadaki yerini alıyor.

IMG 8807

Hepsi birbirinden lezzetli olmakla birlikte tadım yaptığımız favori tatlılarımızdan sonra, gecenin yıldızları bizim için Apple Pie, Cevizli Kabak Tatlısı ve Fıstıklı Kadayıf oluyor.

Güya ana yemeği az yeyip, sonrasında biraz ondan biraz bundan derken, çatlayana kadar yediğimiz tatlılar yüzünden, kımıldayamaz hale geldiğimiz için, dışarıda yağmur çiselemesine rağmen, bahçedeki yürüyüş kulvalarlarında hafif hafif turlayarak sohbet ediyoruz.

Sonrasında Göl kenarındaki masalarda oturuyor, eğlenceli bir muhabbete dalıp, gülmekten bütün yediklerimizi erittiğimizi hayal ederek mutlu oluyoruz:)

Şu ana kadar otelle ilgili içinize sinmeyen bir şey var mıydı derseniz, odalardaki minibarda bulunan ekstra Su şişesinin 6 TL olması bence ülkemiz koşullarında, gereksiz derecede abartılı bir fiyat. İnsanın en önemli ihtiyacını 6 TL değil belki 2-3 TL’ye sağlasalar, bence çok daha sempatik bir ortam sunmuş olurlar ziyaretçilerine…

İkinci günümüz de aşağı yukarı ilk günün programında dinlenerek geçiyor. Artık tam indoor faaliyetlerden yeterince hevesimi aldığımız düşündüğümüz, oteldeki 3. ve son günümüzde ise, odamızın perdesini açınca gördüğüm pırıl pırıl güneşe ve capcanlı manzaraya inanamıyorum.

IMG 1337
IMG 1339
Hasan Şef sağolsun, gece yeterince tatlı yemediğimizi düşünmüş olacak ki, odamıza da sürpriz yapıp, kalp şeklinde çikolatalı bir Pasta göndermiş. Sabah sabah bu tatlı sürprizi görüp, hemen kahvaltıya doğru hareketleniyoruz.

IMG 8818
Aklınıza gelen-gelmeyen ne varsa, pancake’inden, sosis, sucuk, böreğine, yumurta çeşitlerinden, reçellere, peynirlere kadar kallavi bir kahvaltı hazırlanmış.

IMG 1348
Yine kendimi ekmekler arasında dolanırken buluyorum. Hemen yanındaki makinede poğaçaları  ısıtarak, bize güzel bir tabak hazırlıyorum.

IMG 1375
Kahvaltı boyunca, Nutella ile tereyağ, nutella ile beyaz peynir ve nutella ile kaymak… “Acaba hangisini daha çok seviyorum” diye çeşitli denemeler yapıp, bir türlü kesin bir karara varamıyorum:)

IMG 1376
Dışarıda enfes ötesi bir hava olduğu için kahvaltıyla fazla zaman kaybetmeden, hemen kendimizi bahçe kısmına atıyoruz.

IMG 1377
Önce herkes iç ısıtan pırıl pırıl güneşin altında, biraz çimlerin üzerindeki sandalyelere serilip, gazetelerini okuyor.

Sonra göl kenarında ve yeşil alanda biraz yürüyüş yapıyoruz.

IMG 1378
Ortam, hiç bitmesini istemeyeceğimiz bir rüya gibi.

IMG 1379
IMG 1380

IMG 1388

En sonunda üşenmeyip, mayolarımızı giyip geliyor ve tembel-tombul kedicikler gibi şezlonglarda sıcağın etkisiyle mayışıp, uyuyakalıyoruz. Ardından da bu harika havuzun tadını çıkarıyoruz.
IMG 1393

Baydöner’den Gelen Mesaja Memnun Oldum…

2

Sıkı takip edenleriniz hatırlayacaktır; Haziran ayında Kadıköy’de Baydöner isimli restaurant ile ilgili izlenimlerimi anlatırken, “Allah Korudu da Baydöner İskender’inden “Elektrik” Alamadım” başlığını kullanmak zorunda kalmıştım.

Baydoner5

Çünkü leziz bir İskender Kebabı ardından gittiğim lavabosunda, ıslak ellerimi uzattığım havlu makinası çalışmayınca, kağıt parçası sıkışmış sanarak çektiğim beyaz şeyin, ucu açık ve sadece bir bantla gelişigüzel sarılmış beyaz bir elektrik kablosu olduğunu fark edince şok geçirmiştim.

IMG 7123

Geçtiğimiz gün bu konu ile ilgili Baydöner’in Müşteri İlişkileri Yönetimi’nden bir bilgilendirme mesajı geldi.

Naçizane mekan izlenimlerimde yer verdiğim olumlu ve olumsuz konuları, işletmelerin kendilerini daha da geliştirmeleri için bir fırsat olarak görüp, gerekli adımları attıklarında memnun oluyorum.

İşte bunlardan biri de Baydöner’le gerçekleşti ve uyarılardan sonra bu tehlikeli durumu hemen ele alıp, gerekli aksiyonları gerçekleştirdiklerini belirtmişler.

Baydöner Müşteri ilişkilerini bu manada tebrik ediyor ve objektif yayın prensibim gereği kendilerinden gelen yazıyı aynen yayınlıyorum:

————————————

Değerli Misafirimiz Üşengeçsef,

Öncelikle Kadıköy şubemizde yaşamış olduğunuz sıkıntıdan dolayı sizlerden özür dileriz.

Bloğunuzda paylaştığınız nazik değerlendirmeleriniz için teşekkür eder, bahsi geçen konu ile ilgili sizleri bilgilendirmek isteriz.

Olay günü Kadıköy şubemizin lavabosunda yaşanan talihsiz olaydan; Aynı gün misafirlerimizin telefon ve mail yolu ile bizlere geri bildirimi sayesin de haberdar olduk ve aynı günün akşamı yaşanan aksaklık giderildi.

Yanı sıra kağıt havlu makinesinin arızası için gelen firma hakkında, çalışanlarımızın ve sizlerin hayatını tehlikeye atacak şekilde tedbirsiz davranması ile ilgili gerekli cezai işlemler uygulanmıştır.

Baydöner olarak her öneri ve şikayeti bir fırsat olarak değerlendirdiğimizi bilmenizi isteriz.
Göstermiş olduğunuz bu hassasiyet için teşekkür eder,sizleri tekrar aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isteriz.

Saygılarımızla

Özgür DOĞANAY

Müşteri İlişkileri Yönetimi

APAZ Gıda ve Enerji San. Tic. A.Ş.

————————————

Yılın En Büyük İndirimine Davetlisiniz!

0

Sale6

www.wishfornish.com
sonbahar

Buram buram duman altında hızlıca yenilen bir yemek

0

Bir önceki yazımda izlenimlerimden bahsettiğim, Güney Koreliler’in “FLYING” isimli gösterisini izlemek üzere Harbiye’ye doğru yola koyulduğumda, seyahat boyunca hava ve trafik, şansıma harikaydı.

bogaz koprusu
Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde 20:00’de başlayacak şov öncesinde, hızlıca bir şeyler yemeye de zamanımız kalsın diye biraz erkenden Maçka’ya ulaşarak, o yakınlarda aklımıza ilk gelen Chocolate Cafe’ye gittik.

İçerideki masalardan birine geçtiğimizde, sadece en ön bölümün camları açık olmasına rağmen, rahat rahat fabrika gibi dumanlar çıkararak, sigara içen insanlar dikkatimizi çekti.

Chocolate
Yan masamızda oturan ve bundan aşırı rahatsız olan bir grup, durumu garsona şikayet etti ama “burada içiliyor, sorun yok” cevabı alınca, “Ama 3 tarafı kapalı yerde içirilmemesi gerekir” diye söylenerek yerlerinden kalktılar.

Biz ise zamanımız kısıtlı olduğundan ve durduk yere gerilmemek için, üzerinde durmamaya özen göstererek, yemeklerimize konsantre olmaya çalıştık. Bu esnada da göz yaşartacak derecede yoğun sigara dumanına ve üstümüzün, başımızın, saçımızın leş gibi kokmasına maruz kaldık. İçenler kusura bakmasın ama her türlü zararı bir yana, iğrenç kokuyor, hadi kabul edin…

Sadece ön taraftaki camlar açık diye, bütün mekanda sigara içirilmesi konusundaki, bu derece rahatlığa ise vallahi ne diyeyim bilemedim…

Tamam, belki maalesef artık azınlığız, ama sigara içmeyenler için de, mekanların içlerinde ve dış kısımlarında ayrı bir bölüm belirlenmesi gerektiğine inananlardanım. Yani dışarıda hava alıp bir şeyler yemek içmek isteyen insan, yan masadan gelen buram buram sigara ve ya puro kokusuna neden maruz kalmak zorunda ki? Açık hava diye, kokmadığını, rahatsız etmediğini mi zannediyorlar gerçekten? İnadına dönüyor dolaşıyor, içmeyen insanı buluyor o zıkkımın dumanı, nasıl yapıyorsa…

Neyse biraz da bu sebeple, olması gerekenden de hızlıca yeyip kalktığımız yemek tercihlerimizden bahsedeyim madem. Menüden incelememiz sonucunda, Chocolate’da “Piliç Snitzelli Salata” ve “Beğendili Et Sote” siparişi verdik.

Kişnişli Sezar soslu marul yaprakları üzerinde pane edilmiş piliç dilimleri ve parmesan peyniri ile sunulan salata, kişnişten ötürü sonlara doğru iyice yoğunlaşan acımsı tadı haricinde oldukça lezzetli ve tazeydi. (Fiyatı 24 TL)

Demek ki, en iyisi; çok “kişniş” meraklısı değilsek, üstlerini afiyetle yeyip, kişnişe iyice bulanan orta ve son kısımlarına gelince durmakmış:) Ya da baştan hiç kullanılmamasını istemek de bir alternatif tabi:) Bu derece yoğun olacağını bilse insan, illa ki bi’ müdahale eder sanırım:)

snitzel salata
Beğendi yatağında soğan ve taze biberlerle sote edilmiş Beğendili Et Soteyi ise burada oldukça güzel yapıyorlar. Etin tadı, yumuşaklığı, içinde muhafaza ettiği suyu, patlıcan beğendinin lezzeti, herşey gayet olması gerektiği gibi… Kesinlikle tavsiye edebilirim. Fiyatı 29 TL filandı sanırım, tam hatırlayamadım şimdi. Düşünürseniz, menüden bi’ zahmet bakarsınız 🙂

begendi
Bu arada aklıma geldi de; geçen sene Şaşkınbakkal Sahil Yolu’ndaki Chocolate’a bir Pazar Brunch’ı için gitmiştik.

Koskoca mekanda 1-2 masa doluyken ve diğerlerinde rezervasyonlu olduğuna dair, herhangi bir işaret yokken, garson bizi ısrarla hiç bir şemsiyenin koruyamadığı, direkt olarak en yoğun sabah güneşini alan, mekandaki yegane masaya oturtmaya çalışmış, biz dönüp çıkarken de, pişman olup, peşimizden koşarak, “nereye istiyorsanız oturabilirsiniz” demişti, ama artık bu teklif için çok geç kalmıştı.

Chocolate1
Foto Kaynağı: Gurme Rehberi
Geçen gün arkadaş grubumuzda sohbeti geçerken ortaya çıktı ki, aynı Chocolate Cafe, aynı hareketi, onlara da yapmış ve arkadaşımızın “bu güneşte, bunca boş yer varken, buraya kendin oturur muydun?” sorusuna, sadece öylece bakmakla yetindikten sonra, müşteriyi kaçırdığını anlayınca, aynı şekilde peşinden koşup, isterlerse başka yere oturabileceklerini söylemiş. Ama yine iş işten geçmiş.

Evet, rezervasyon için yerler ayrılmış olabilir ama, Pazar sabahı erken sayılacak bir saatte gelen müşteriyi de, bir şekilde refüze etmemeli, istenmediğini hissettirecek şekilde davranıp, ayağını kesmemeliler sanki… Bu durumu çözmek her zaman basit olmayabilir ama mekan işletmeciliği öyle kolay olsaydı, herkes altından başarıyla kalkabilirdi, değil mi? 🙂

Hayat Kurtaran Dinamik ve Şık bir Trend: Erkek Survival Bileklikleri

3

Dünyada “Survival Bileklikleri” olarak da bilinen ve genelde erkekler tarafından kullanılan bu özel bileklikler, 150-200 kg’a kadar taşıma kapasitesi olan halatlarla hazırlanıyor.
halat bileklik

matthewSurvival Bileklikleri; özellikle kayak, yelkencilik, dağcılık, avcılık, kampçılık, surf, balık avlama, trekking gibi outdoor sporları ile ilgilenen Beylerin, doğada karşı karşıya kaldığı herhangi bir tehlike veya ihtiyaç anında, bilekliğin örgüsünün açılmasıyla elde edilecek yaklaşık 3 metre uzunluğundaki halattan da yararlanabilmesine olanak sağladığı için,” hayat kurtaran” anlamındaki bu ismi almış…

Bu tarz kullanım alanlarına, fikir vermesi açısından örnek vermek gerekirse;Herhangi bir kesik söz konusu olduğunda sararak turnike uygulamada, kırık-çıkık durumunda sabitleyerek askıya almada, giysi ve yiyecek asmada, bir şeyi çekmek gerektiğinde, ayakkabı bağcığı olarak, çadır, barınak kurarken vs. bu halatlar, gerçekten çok kullanışlı.

survival1

Günümüzde sadece bu fonksiyonel amaçlar için olmasa da, şık, dinamik ve sportif giyim tarzına sahip erkekler arasında oldukça trend haline gelen bu bilekliklerin en önemli özelliği bahsi geçen bu özel halatların çeşitli tekniklerle örülmesiyle hazırlanması…

gerard butler

Hollywood erkeklerinin de tercihi olan Survival Bileklikleri, beylerin tarzıyla kendinden emin bir fark yaratırken, dinamik bir görünüme sahip olması için ideal ve aynı zamanda oldukça erkeksi bir aksesuar.

%50+%20’ye varan indirim fırsatıyla, İmajına özen gösteren erkekler için “hayır” diyemeyecekleri çok güzel bir hediye seçeneği… Aynı zamanda  Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray gibi gönül verdiği takımın renklerini taşımak isteyenler için de ideal… El işçiliğiyle ve sınırlı sayıda hazırlanan bu bilekliklerden hemen bir tane edinmeli…