Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Kedisinin Tavuğundan Yiyen Kız

4

Evet evet biliyorum beni çok özlediniz. Son zamanlarda yokluğumu çok hissettiniz. Ama şunu bilin ki, ben de yazılarımı ve sizi öyle özledim ki…

Kısalı-uzunlu tatiller, iş seyahatleri ve diğer projeler derken, arada blogum için bol bol done biriktirmeme rağmen, maalesef kafamı toplayıp, istediğim şekilde, yani hakkıyla bir yazı yazacak ortama ulaşabilmek, biraz zamanımı aldı. Ama işte geldim, buradayım!

Bu arada neler neler oldu, nerelerde gezildi-dolaşıldı, neler yapıldı, neler yenildi-içildi, memnun kalındı mı, hayal kırıklıkları yaşandı mı, hepsini size her zamanki gibi en eğlenceli şekliyle yazacağım. Hiiiç merak etmeyin. O cepte!

“Hadi ama! Keyifli yazılarına çok alıştık, yenilerini bekliyoruz” diyen mesajlarınızı aldıkça, demek ki yokluğum hissediliyormuş, aman ne güzel diye de pek çok sevindim.

Dün çok komik bir şey oldu. Blogumun sıkı bir takipçisi, akşam yemeğinde, bir arkadaşının yaptığı Paella’dan yemiş. “Paella” da neydi ki diyenler için kısaca açıklamak gerekirse, hani şu İspanyol mutfağından, içinde genelde deniz mahsulleri bulunan, safranlı bir çeşit pilav var ya…Ondan!

Paella

Geçen sene Amsterdam’dayken, orada yaşayan yakın dostlarımdan biri yapmıştı bize bu Paella’dan. Hem de inanılmaz şekilde çok kısa bir süre içerisinde… Hala tadı damağımda!

Önce gittik taze deniz mahsullerini seçtik, aldık beraber. Sonra eve geldik. Öncesinde de bütün gün alışveriş yapmaktan ve müze gezmekten bitmiş halde koltuklara serilip, müzik dinleyerek dinlenmeye çalışırken, o bi’ 20 dakikalığına filan ortadan kayboldu. Bir geldi ki Paella hazır! Becerikli olmak ve bir işi severek yapmak başka bi’şey, ne diyeyim:)

Neyse bizim konuya dönecek olursak; şu aralar sıkı diyette olduğu için ve Paella da pirinçle yapıldığından, doğal olarak fazla yemek istememiş bizim kız…

Sonra olmuş saat gecenin bir yarısı… Açmış Üşengeç Şef’i ve başlamış Lazanya resimlerine bakmaya…

Lazanya13

Etler, Börekler, onlar bunlar derken, ufaktan gözü dönmeye başlamış.
gunaydin
En sonunda da Kumpir’le ilgili yazımı okurken, artık iyice acıkmış ve başlamış mutfağı karıştırmaya, ama şansa da yiyecek hiç bi’şey yok.

Kumpir

Dedim ya, sıkı diyette! İşi biliyor ki ilk olarak dolaplardan abur cuburları kaldırmış.

En sonunda gecenin bir yarısı şöyle bir mesaj yazmış Facebook’dan:

“Gecenin bu saatinde aç karnına yemek bloglarında gezinip sonunda da yiyecek bir şey bulamayıp kedinin tavuğundan yedim ya; kendime söyleyecek kelime bulamıyorum…”

Dün öğlen karşılaştık, nasıl komik anlatıyor. “Kızım, senin yüzünden dün gece yarısı ne yapacağımı şaşırdım, ama olmaz ki” diye…

“Facebook’da böyle yazınca, millet de sanki Kedinin kabından beraberce tavuk yemişiz gibi anladı. Aslında onun yemesi için haşladığım tavuktan bir lokma aldım işte” diyor:)

cat 1

E neden olmasın yani?

Evde beslenilen kedicikler, köpecikler, yüz bulduğu her fırsatta, sahiplerinin yemeklerine ortak çıkmaya çalışırken, geçip karşısına lokmalarını sayarken oluyor da; kırk yılda bir de, sahibi, kediciğinin mamasından biraz ödünç almış, çok mu? 🙂

kedi kopek

kedicik1

Hem iki gıdım tavuğundan yedi diye ne olacak canım? Bu jestin altında kalmaz… O da yarın, diyet yemeklerinden ikram eder, ödeşirler.

Bakın, haşlanmış brokolileri tabağında gören köpecik, en az benim brokoli yediğim anlarımdaki kadar mutlu ve iştahlı:))

diyet yemek

WISH FOR NISH’den Özel Tasarım Aksesuarlarda %50 + %20’ye varan İndirim Fırsatını Kaçırmayın

0

El işçiliğiyle ve her birinden “Bir Tek” olarak
Erkek ve Kadınlar için hazırlanan
eşsiz benzersiz tasarımlarıyla
WISH FOR NISH’den Bahar Kampanyası Fırsatı…

Yeni Sezon Dahil TÜM ÜRÜNLERDE
%50 + %20’ye varan İNDİRİM!!!

Ana Sayfa INDIRIM1

Büyük Etki Yaratan, Küçük Dokunuşlar İçin,
Siz de Hemen Alışverişe Başlayın!
www.wishfornish.com

Aşk Gemisi, Meryem Ana Evi, Efes ve Caretta Carettalar’ıyla Kuşadası

0

Önce İzmir’e uçup, oradan Kuşadası’na gitmeye ve 1-2 günlüğüne de olsa, buranın havasını, ilk kez soluduktan sonra, arabayla Bodrum’a geçmeye karar verdik. Evet! Bu sene de leyleği havada gördük 🙂

Kuşadası, çocukluğumda, Bodrum ve Antalya’dan sonra, ismi en çok anılan, en popüler tatil merkezlerindendi. Ama sonra, ne olduysa, bir anda popülerliğini yitirdi ve unutuldu gitti. İşte şimdi bunun sebebini bizzat öğrenerek, gözlem yapmak üzere buradayım.

kusadasi
Ege Denizi kıyısında, İzmir’e komşu, ama Aydın ili sınırları içerisinde yer alan “Kuşadası”; milattan önce 3000’li yıllardan beri Lelegler, Aioller, İonlar, Persler, Romalılar, Selçuklular, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Kurtuluş Savaşı döneminde önce İtalyanlar, sonra Yunanlılar tarafından ele geçirilmiş ve 1922 yılında düşman işgalinden kurtulmuş bir turizm beldesi…

Antik çağlarda “Neopolis” adıyla, Anadolu’nun Akdeniz’e açılan başlıca limanlarından biri sayılan Kuşadası’nın şimdi de en önemli gelir kaynaklarından biri; Kruvaziyer Turizm… Yani her gün limana yanaşan devasa Cruise gemileriyle, günü birlik olarak akın akın gezmeye, görmeye ve alışverişe gelen yabancı turistler.

İlk adımlarını attığı senelerde “Aşk Gemisi” dizisini izleyerek büyüyen biri olarak; böyle gemiler görünce hemen, bir “Kaptan Stubing” gelir gözümün önüne:) Bu arada öğrendiğime göre; bu efsane dizinin çekildiği “Pasific Princess” isimli gemi, yarım asırdır açık denizlerde seyrettikten sonra, artık hurdaya çıkmış ve geri dönüştürülmek üzere İzmir’e getirilmiş. Hey gidi günler, hey! 🙂

ask gemisi

Kuşadası’na yoğun turist akımı var dedim ya, işte bunun en başta gelen sebepleri; İzmir Selçuk’a 9 km uzaklıkta, Bülbül Dağı üzerinde yer alan Meryem Ana Evi ve Efes Harabeleri…
MERYEM ANA EVİ

Hristiyanlığın ilk yıllarında, İsa Peygamber’in annesi, Meryem Ana ve havarilerinden St. Jean’ın (Yuhanna), Efes’e gelip yerleşmesiyle, Katolik Kilisesi’nin önceleri çekimser kalmasına rağmen, Papa 23. Jean’ın bu kiliseyi, kutsal “Haç” yeri ilan etmesi sonucu, Meryem Ana Evi, tüm Dünya’dan her yıl on binlerce Hristiyan’ın ziyaret ettiği ve Müslümanlarca da kutsal sayılan dini bir merkez haline gelmiş.

Bu satırları yazdığım andan yaklaşık 1 hafta sonra kutlanacağı için unutmadan belirteyim ki; Meryem Ana’nın göğe yükseldiğine inanılan 15 Ağustos tarihi, her yıl, gün boyu gerçekleştirilen ayinleriyle, bu kutsal mekan için, ekstra özel bir gün…

meryemana

Hristiyan inanışına göre; dünyaya günahlarıyla gelen bebekler, burada bulunan Anahtar şeklindeki Vaftiz Havuzu’nda vaftiz ediliyor ve bu anahtarla ona, cennetin kapısının açılacağına inanılıyormuş. Eve giden patika yolda biraz ilerleyince, zeytin ağaçları altında, elleri açık şekilde bronz bir Meryem Ana heykeli görüyoruz.

meryem ana evi
Meryem Ana Evi’ni ziyaret ettikten sonra merdivenlerden inince “aşk, para ve sağlık” getirdiğine inanılan 3 çeşmeden su içenler, yanındaki dilek duvarına dileklerini bağlıyorlar. Aynı Vatikan’da olduğu gibi, dini bir mekana uygun şekilde ziyaretçilerin omuz ve dizlerini açıkta bırakmayan kıyafetler giymesi isteniyor.

EFES ANTİK KENTİ

Turist akınının bir diğer önemli sebebi de Kuşadasına 18 km ve İzmir’in Selçuk ilçesine 3 km. mesafedeki “Efes Antik Kenti”… Buradaki kalıntıların geçmişi, M.Ö. 6000 yıllarına yani “Neolitik Dönem de denilen “Cilalı Taş Devri”ne kadar uzanıyor.

efes antik sehir

Roma İmparatorluğunun törensel merkezi olarak kullandıkları Roma Forum’u, geçen sene 38 C güneş altında, askılı t-shirtle saatlerce dolaşmış ve aldığı tüm önlemlere rağmen, bir nevi “amele yanığı”na maruz kalmış bir turist olarak, edindiğim tecrübelerle size bir tavsiyem olacak; Yazın en sıcak günlerini geçirdiğimiz bu sezonda, eğer Efes Antik Kenti’ni ziyaret etmeyi planlıyorsanız, özellikle öğlen saatlerinde, antik kalıntılardan yansıyan güneş ışınlarıyla, daha da dayanılmaz hale gelen sıcaklığı da hesaba katarak, ziyaret saatlerinizi buna göre ayarlayın:)

efes antik kent

Ayrıca en iyisi,  açık renkli uygun kıyafetler giyinin. Bol bol yüksek faktörlü güneş koruyucuları sürün. İyi bir güneş gözlüğü, olabildiğince büyük ve güneşten koruyucu bir şapka ve rahat spor ayakkabıları giyin ve yanınızda su bulundurmayı da ihmal etmeyin:) Kısaca; ben yandım, siz yanmayın:)

celsus kutuphanesi24.000 kişilik kapasitesiyle, antik çağın en büyük açık hava tiyatrosu olan Görkemli Amfi Tiyatrosu, Celsus Kütüphanesi, duvar freskleri ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı ile illa ki gezilip görülmesi gereken ve yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiği, 2-3 km’lik alana yayılan Efes Ören Yeri’ne giriş için 25 TL ücret ödeniyor.

Bülbül Dağı eteklerindeki teraslar üzerinde inşa edilmiş olan ve dönemin zenginlerinin ikamet ettiği, yerden merkezi ısıtma sistemli Yamaç Evlerini de ziyaret etmek isterseniz, ayrıca 15 TL’lik bir ücreti var.

Peki…Biraz da Kuşadası’nın kumsalları nasıl ondan bahsedeyim madem…KUŞADASI SAHİLLERİ ve CARETTA CARETTALAR

caretta1Caretta Caretta kaplumbağalarının, yumurtalarını bırakmak için seçtiği sayılı mekanlardan biri olan Mavi Bayraklı Kuşadası sahillerinde genelde kumlu yapı hakim. Çoğunlukla rüzgarsız ve sakin havasıyla tanınmasına rağmen, bazen dalgalı olan denizi, sığ sayılır.

Caretta Caretta’lar, iğrenç deniz analarını yeyip, denizleri temizlediği için, deniz ekosistemi açısından büyük önem arz ediyor. Ancak maalesef sayıları gittikçe azaldığından, neslinin tehlike altında olması sebebiyle, koruma altına alınmış durumdalar. Böyle bir mucizeye tanık olanların, hemen ilgililere haber vererek, yaklaşık 40-50 gün süren kuluçka döneminde bırakılan yumurtaların, kumun altında, sağlıklı şekilde muhafaza edilmesinin sağlanması da önemli. Çevre halkından bu konuda çok duyarlı olmaları bekleniyor. Yumurta bırakmak üzere kumsala çıkan kaplumbağaları, etrafında meraklı kalabalıklar oluşturarak, gürültü yaparak veya birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeye çalışarak korkutup kaçırmaları, en istenmeyen hareketler…
kusadasi 5
KADINLAR PLAJI

En ünlü plajı olan ve 900 metrelik sahil şeridiyle, Kuşadası merkeze 4 km uzaklıkta yer alan, “Kadınlar Plajı”; oteller bölgesinde yer alıyor. İsminden ötürü burada, sadece kadınların güneşlenip, denize girebildiğini düşünmeyin.
Çünkü plaj, tüm halka açık ve (şemsiye ve şezlonglar hariç) ücretsizmiş. Hafta sonu biz, etrafı gezip tanıma amacıyla arabayla geçerken, gördüğüm kadarıyla, kalabalıktan dolmuş taşmış, iğne atsan yere düşmez haldeydi. O sıcakta, klimalı arabadan inip, resmini çekmek bile, içimden gelmedi valla. Dolayısıyla daha sakin bir anda çekilmiş aşağıdaki fotoğrafla idare ediverin:)

kusadasi

Anlatıldığına göre, eskiden bakir ve doğal bir güzelliğe sahip olan Kuşadası, popülerliği arttıkça, birbiriyle tamamen ilgisiz, çarpık yapılaşmayla, çirkin ve betonarme bir hale dönüştürülerek, neredeyse yeşile hasret kalınan bir görüntüye kavuşmuş. Uzaktan baktığınızda 3 yerde filan ağaç görüyorsunuz değil mi? Ne acı…

kusadasi 2

Bulunduğumuz yer, yeni Marina’nın tam karşısında ve muhteşem bir manzaraya sahipti. Sağımız Marina, solumuz Güvercin Adası, karşımız mavinin her tonuyla harika bir deniz ve gökyüzünde pırıl pırıl bir güneş…GÜVERCİN ADASI

guvercin adaİsmini, üzerinde yer alan ve geçmişi Bizanslılara kadar uzanan ve Osmanlı döneminde, korsanlara karşı bir karakol gibi de kullanıldığı için, “Korsan Kalesi” de denilen, “Güvercin Kalesi”nden alan bu ada, zamanla bir menderekle karaya bağlanması sonucu artık tam bir ada sayılmasa da, özellikle geceleri yapılan ışıklandırmayla büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.

NE YENİR? NERELERE GİDİLİR?Kaldığımız 2 akşam da balık restaurantlarını tercih ettik. Birisi Marinanın içindeydi, diğeri deniz manzaralı başka bir mekandı. Genel olarak her ikisinden de orta derecede memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Detayları ayrıca yazacağım.

Ardından çarşısında biraz dolaştık. Kervansaray ve Kale İçi’ndeki mekanlar genellikle en sık gidilen yerler. Sahilde yürüyen aileler ve turistler yanında, çok fazla sayıda kozmopolit diyebileceğim kesim gözüme çarptı.

dilek balonu
Bir de sahildeki yürüyüşümüz boyunca, neden bir anda bu kadar fazla yaygınlaştığına ve kontrolsüz şekilde satıldığına bir türlü anlam veremediğim Aşk veya “Dilek Balonu” da denilen ve yakılarak, gök yüzüne bırakılan balonların fazlalığı rahatsızlık verdi.

5-10 TL’ye satılan ve altından ateşlenerek, havaya bırakılan bu balonlar, eğer o an rüzgar doğru yönden esmez ve işler ters giderse, salına salına uçarak bir ağaca takılıyor ve mazallah yangına davetiye çıkarıyor. Ne zaman bir yetkili bu duruma el atar bilemiyorum ama ben buradan şahsi düşüncemi söylemek isterim ki; dileğimizin tutması  bu kıytırık balonlara kaldıysa, işimiz iş…

kusadasi 3

Balkonumuzdan, Kuşadası Marina’nın gündüz ve gecesini çektiğim fotoğraflarla şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyorum.

kusadasi 2 1

Turkuaz Taşı (Firuze Taşı) ve Faydaları

2

Doğal Taşları araştırdıkça, ilginizi çekeceğini düşündüğüm için, bu konuda öğrendiklerimi, sizlerle de paylaşmak isterim.

Enerji veren yarı değerli doğal taşlardan olan ve
özellikle Başak, Kova, Yay ve Boğa burçlarıyla eşleştirilen, aynı zamanda
Firuze taşı olarak da bilinen mavi-yeşil renkli Turkuaz Taşı, Antik Mısır’dan
beri mücevher yapımı için kullanılıyor.

turkuaz tasi

İsminin
“Türk” kelimesinden gelmesinin rastlantı olmadığı ve Avrupalılar’ın
Haçlı seferlerinden dönerlerken, yanlarında bu taşı da hediye olarak götürdükleri ve
Fransızlar’ın bu sebeple bu taşa, Türk Mavisi anlamına gelen
“Turquoise” ismini verdiği ileri sürülüyor.

Turkuaz kupe

turkuaz
Volkanik aktivitelerin yüksek olduğu coğrafyalarda daha
sık görülen Turkuaz Taşı, içeriğindeki bakır miktarı yüksek ise “mavi”,
demir miktarı yüksek ise “yeşilimsi” renk alıyormuş.

tturkuaz
Kızılderililer dahil, pek çok kültürde, Tanrıların insanlara hediye ettiği
kutsal bir taş olduğuna inanılan Turkuaz’dan yapılmış tılsım ve kolyelere,
arkeolojik kazılarda da sıklıkla rastlanılıyor.

 Turkuaz kolye

Öne sürülen faydaları ise şöyle;

-Nazara karşı
etkilidir.

-Vücuttaki
kan akışını ve tansiyonu düzenler.-Kalp damar hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

-Kadını daha gösterişli yaparak cinsel cazibeyi ve kadınlık özelliğini artırır.

-Kaygı hissini teskin eder.

-İhtiyaç duyulan huzur ve dinginlik hissini verir.

-Kişinin bilgelik yeteneğini artırmaya yardımcı olur.

VAV Harfinin Derin Manaları…

11

Özel tasarımcılığa olan ilgim, malumunuz…Biraz dikkatliyseniz, bu aralar yoğun şekilde takı ve aksesuarlarda, sizlerin de karşısına çıktığına inandığım, “Vav” harfinin, aslında çok daha derin manalar yüklenen sembolik anlamından, biraz dem vurasım geldi bugün:)

Özellikle Ebru ve Hat Sanatında sıklıkla
kullanılan ve “secde eden insan”la teşbih edilen “Vav”
harfi, inananların kulluğunu simgeleyerek, yaratıcısına en yakın olduğu hali
betimliyormuş.

B0096 sd3

Bu sebeple kullanılan “Vav gibi olmak”
tabiri; “kulluğunu bilmek ve secde etmek” anlamına geliyor.

vav gibi ol

vav cenin

Ayrıca “anne
karnındaki cenin”e de benzetilen Vav harfi, Allah’ın Vahid ismini ve
“bir” olduğunu da simgeliyormuş.

Vav

Arapça’da en çok kullanılan bağlaç
olarak, iki cümle ya da özneyi bağlayan ve Ebced hesabına göre Arap Alfabesinin
6. harfi olan Vav’ın, imanın 6 şartını temsil ettiğine de inanılıyor.

Bu konuda yaptığım tasavvufi anlam araştırmalarında en çok şu sözden, tüylerimin diken diken olduğunu belirtmek isterim:

“İnsan “vav” şeklinde doğar,
doğrulunca kendini “elif” sanır. Hayatı boyunca hep iki büklüm yaşar, oysa
en doğru olduğu gün, ölür.”

elif ve vav

” Allah’a kulluğun manası “Vav”dadır. “Elif” uluhiyetin (ilahilik sıfatının, Tanrılık vasfının) ve ehadiyetin (“bir”liğinin) simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi, “Elif”le başlar. “Elif”; kainatın anahtarı ise, “Vav” kainatın kendisidir.”

Düdüklü Tencerem Var Ama Kullanmaya Cesaretim Yok Diyenlere…

9
fissler düdüklü tencere nasıl kullanılır? fissler düdüklü tencere yorumları

Eminim ki çoğunuzun evinde henüz kullanmaya cesaret edemediği, ama bir şekilde, ya ev hediyesi ya da çeyiz olarak dolapta kocaman yer kaplayan düdüklü tencereleriniz vardır. Hadi itiraf edin, gıcır gıcır duruyor orada bi’yerlerde, değil mi? :)Merak etmeyin, ben de birkaç yıl hiç dokunmadan sakladım durdum, ama nihayetinde pes ederek, özellikle et yemekleri ve zeytinyağlıları pişirirken kullanmaya çok alıştım. Çünkü büyük kolaylık! “Düdüklü Tencere nasıl çalışılır ve normal tencereye göre avantajı nedir?” derseniz… Buharın dışarı çıkmasına izin vermeyerek, içindeki buhar basıncının artmasıyla, suyun kaynama noktasını yükseltip, bu sayede de yemeğin suyunun daha geç kaynamasını sağlayarak, normalden daha kısa bir sürede pişiriyor.

Düdüklü tenceredeki yüksek basınç sayesinde aniden artan sıcaklık, gıdalara hızla nüfuz ettiğinden, hem daha kısa sürede, hem de vitamin, mineral gibi maddelerin yapısını bozulmadan ve besin değerinde herhangi bir eksilme oluşmadan yemeğiniz pişmiş oluyor.
adim-adim-resimli-yemek-tarifi

Ocağa bir şey koyup, başka odaya geçtiğimde, çabucak unutan bir insan olduğum için ve düdüklüde yemekler çok çabuk piştiği için, özellikle dikkat ettiğim şey, onunla yemek pişirirken mutfakta, yanında bir yerlerde olmak… İlla gözlerinizi dikip tam zamanlı ona bakmanız gerekmiyor ama, pişerken müdahale etmeniz gereken (yani altını kısmanız ya da kapamanız gereken) anlarda etrafında olmanız önemli:)
zeytinyagli-tabagi

Benim kullandığım düdüklü tencere markası Fissler. Dolayısıyla size bugün bunun nasıl kullanıldığını anlatarak, aynı zamanda genel kullanımında dikkat edilmesi gerekenleri de bildiğim kadarıyla aktarmaya çalışmak istedim.

Öncelikle, düdüklü tencerelerin içinde MAX diye belirtilen ve içine maksimum ne kadar Su konulması gerektiğini belirten bir çizgi var. Markası ve modelinize göre, bu çizgiyi dikkate alın ve daha fazlasını asla doldurmayın. Konulacak malzemelerin de tencerenin yarısını geçmemesine özen gösterin. Patlama riskine karşı bu gibi dikkat edilmesi gereken noktalara uymak önemli… Kullandığınız contanın sağlam olmasına da ayrıca dikkat gösterin lütfen… Yoksa buhar kaçırır ve zaten kullanmanın da bir anlamı kalmaz… Size tavsiyem kendi düdüklü tencerenizin marka ve modeline göre, ilgili kullanım kılavuzunu dikkatlice okumanız ve uyarı ve tavsiyelere harfiyen uymanız.

Düdüklü tencerede standart bir Zeytinyağlı Sebze yemeği yapıyorsanız, çok özel şartlar haricinde genelde mantık aynı…

En alta bol bol soğan doğrayıp koyuyorsunuz, üzerine hangi yemeği yapacaksanız (fasulye, barbunya, vs) onun malzemesini koyuyorsunuz. Arzu ederseniz, 1-2 diş sarımsak ekliyorsunuz. Onun üstüne bol bol domates rendesi, genelde 1 küp şeker, bir çay kaşığı Tuz, ve arzu ettiğiniz miktarda zeytinyağı koyup, karıştırıp, kapağını güzelce kapatıp, ocağın altını açıyorsunuz.

Su ilave etmeye gerek olmayabiliyor bazen… Çünkü bazı sebzeler kendi suyunu bırakıyor (Taze Fasulye gibi) ve domates de  sulu olduğundan, ekstra su eklemeye bile gerek kalmıyor. Ama susuz bir yemekse tabi, (Barbunya gibi, yemeğinizin ne kadar sulu olmasını tercih ettiğinize göre yaklaşık 1 bardak kadar su ilave etmek gerekebiliyor.

En basit şekliyle mantık aslında bu…

Bir örnek üzerinden, resimlerle özetlemek gerekirse; Diyelim ki Düdüklüde Zeytinyağlı Barbunya Yapıyoruz;
Küçük küçük Doğranmış Soğan ve Zeytinyağını koyuyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir

Üstüne de ayıklayıp, yıkadığımız Barbunya tanelerini döküyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Varsa diğer ekstra malzemeleri de (Havuç- Kırmızı Biber vs) doğrayıp ekliyorum. Küçük doğradığım domatesleri de üstüne döküyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi
duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

 İçine, bir adet de kesme şeker atıyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Tuzunu, (istiyorsam) Salçasını ve yaklaşık 1 su bardağı kadar Kaynar Suyu ekliyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi
duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi
duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Şimdi bir kaşıkla güzelce bir alt üst ederek karıştırıp, artık düdüklü tencerenin, lastiğinin takılı ve kullanıma hazır olduğunu kontrol ederek, kapağını kapatma zamanı geliyor.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Dediğim gibi ben Fissler marka bir düdüklü tencere kullanıyorum. Her bir model ve markanın kullanım şekli farklılık gösterecektir. O yüzden kendi tencerenizin özelliklerini tanımak için, en iyisi kullanım kitapçığına illa ki dikkatle bir göz atın.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Kendi kullandığım model üzerinden, tarif etmem gerekirse, kapaktaki ve tenceredeki "Daire" şekilleri birbiriyle yan yana gelecek durumdayken, kapağını üstten bastırarak iyice kapatıp, sonra ok işaretine doğru kapağı döndürüyorum. Bu sayede alt ve üst kapağın sapları zaten üst üste gelmiş oluyor.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Sonra da sap kısmının üzerinde yer alan şekillerden de anlaşılacağı gibi, mavi sürgülü düğmeyi, kapağı iyice kilitlemek için "Kapatma" konumuna çekiyorum. Artık tencerenin altını açarak pişirme işlemine geçebilirim.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi
duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi
duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

İlk başta Ocağın altını yarımdan daha fazla açıyorum. Biraz sonra (yaklaşık 5-7 dakika sonra filan herhalde) tencerenin en üstündeki mavi kısım (düdük dedikleri bu olsa gerek ama, ötmüyor tabi eski tencereler gibi) 1 beyaz çizgi gösterecek seviyeye çıkıyor, içinde basıncın yükselmesinden dolayı hafiften "tıs... fıs..." sesleri geliyor ama hiç tırsmıyorum. İnsan zamanla bu sürece alışıyor:)O andan itibaren hiç tencerenin yanından ayrılmıyorum. Çünkü çok çok kısa bir süre içinde ikinci beyaz çizgi de görünür hale geliyor ve tencerem beni, artık altını kısmam gerektiği konusunda uyarmış oluyor.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Bu aşamada altını hemen "en kısık" seviyeye getiriyorum. Yani 10 tane basamak varsa ben 1'e getiriyorum sıcaklığın seviyesini. Bu aşamadan sonra hemen saate bakıyorum ve Barbunya için 6-7 dakika kadar süre tutuyorum.

Pişirme süreleri de tencerenin marka ve modeline ve özellikle de içinde ne pişirdiğinize göre değişiklik gösteriyor. Bunun için yanında gelen kullanım kitapçığı size yol gösterecektir.

Süre dolunca altını kapattığım tencereyi, ocakta zemini sıcak olmayan, başka bir bölümün üzerine alıyorum ve içindeki yüksek basıncın, kendi kendisine zaman içinde çıkmasına süre tanıyorum.

Düğmeyi zorlayarak veya akan soğuk su altına tutarak buharını çıkartma gibi yöntemleri hiç denemiyorum ve tavsiye de etmiyorum.Hem zaten, kendi kendine buharını atma aşamasında da içindeki sıcaklıkla pişmeye devam ediyor ve tam kıvamını bu sayede buluyor.

Kendi kendine beklerken geçen süre sonunda, 2 beyaz çizginin göründüğü mavi kısım, en aşağıdaki haline inince anlıyorum ki; artık tencerem normale dönmüş. Şimdi içinde kalan son buharla elimi yakmamaya özen göstererek dikkatlice kapağını açıyor ve yemeği bi' karıştırıyorum :)

Bu haliyle hemen Buzdolabına koyarsam, buzdolabımı ve içindeki diğer yiyecek ve içecekleri bozacağını bildiğim için, öncelikle sıcağa dayanıklı bir kaba dökerek, zeytinyağlımı, pencere kenarı gibi soğuk bir yerde, biraz soğumaya bırakıyorum.

Oda sıcaklığına geldiğinde ise, saklama kabının kapağını kapatarak buzdolabında birkaç saat bekletiyorum.

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

İşte o hayalimdeki sağlıklı yemek... Enfes bir zeytinyağlı Barbunya artık dolapta beni bekliyor. Ollley :)

duduklu-tencere-nasil-kullanilir-barbunya-tarifi

Eve Geldiğinizde Yemeğin Hazır Olması, Nasıl Harika Bir Duygu Ama! :)

0

Eğer siz de işten, güçten, spordan, okuldan veya gezmeden yorgun argın eve döndüğünüzde, bir mucize gerçekleşmesini ve buzdolabında leziz ve sağlıklı bir yemeğin, sizi hazır bekliyor olmasını arzu edenlerdenseniz…

Buzdolabinda yemek
Çözüm: ÜŞENGEÇ ŞEF ve onun adım adım fotoğraflı, açık anlatımlı kolay yemek tarifleri 🙂

Ipadle tarif

Unutmayın ki; Mucize, “SİZ”siniz!

usengecsef.com

Galatasaraylılara Gururla Taşıyacakları Özel Bir Aksesuar

0

Lig şampiyonu Galatasaray ile, Türkiye Kupası şampiyonu Fenerbahçe’nin Kayseri’de Süper Kupa için karşılaştığı ve normal süresi 0-0 biten maçı, yıldız oyuncusu Didier Drogba’nın 99. dakikada attığı gol ile kazanan Galatasaray, bu sayede 7. kez düzenlenen Süper Kupa’nın da sahibi oldu.

Süper Kupa finalinden sonra yaşattığı zafer coşkusuyla, gönül verdikleri takımın güzel, şık, kaliteli ve sıradışı bir aksesuarını gururla taşımak isteyen hanımlara “WISH FOR NISH’den harika bir haber…

Galatasary Anahtarlik

Kısır Tarifi

104

Çocukluğumdan beri güzel yapılmış Kısır’a bayılırım. Misafir gelsin gelmesin, her fırsatta içinden gelerek, kekler, börekler, sarmalar, dolmalar, poğaçalar, pastalar, hatta hiç üşenmeden dondurmalar bile hazırlayan annemin mutfağında, Kısır’a bi’ türlü sıra gelemediğinden olsa gerek; başkalarının evine bir davete gittiğimizde, ikramlar arasında, başka hiçbir şey değil ama, layığıyla hazırlanmış, bol malzemeli bir Kısır olması için dua ederdim:)

Şimdi size, öz anneciğinizin yapmayacağı bir jest yapıp, kendimi bildim bileli en sevdiğim şekliyle, tadına bir bakanın bir daha unutamadığı ve illa tarifini istediği “Kısır“ımı, yine her zamanki gibi adım adım fotoğraflı, en basit anlatımlı tarifiyle paylaşıyorum.

adim_adim_resimli-kisir-tarifi

Adım Adım Resimli Kısır Tarifi             

MALZEMELER

(8-10 Kişilik)

  • 2 su bardağı İnce Bulgur (Köftelik Bulgur)
  • 1 çorba kaşığı Domates Salçası
  • 1 çorba kaşığı Biber Salçası
  • 2-3 bardak Kaynar Su (ben kısırı çok kuru kuruyken sevmiyorum, buna göre su miktarını zevkinize göre kendiniz tercih edin)
  • 1 Kuru Soğan
  • 2 diş Sarımsak
  • 1-2 Kırmızı Biber
  • 3 adet Yeşil Biber
  • 1/2 Demet Maydanoz
  • 1/2 Demet Taze Nane
  • Kornişon Salatalık Turşusu
  • 2 adet Salatalık
  • 2 adet Domates
  • 6-7 Taze Soğan
  • 2 Limon Suyu
  • 1 kahve fincanı Zeytinyağı
  • Arzu ederseniz Nar Ekşisi
  • 2 yemek kaşığı Kuru Nane
  • 1 yemek kaşığı Pul Biber
  • 1 tatlı Kaşığı Tuz

Şimdi gelelim Yapılışına…

Ah Bu Bayramlar…

0

eski bayramlar

Ah bu bayramlar…
Neden duyguludur ki bilmem bu kadar
Neleri hatırlatır bana neleri
Mutlu çocukluğum gelir gözümün önüne
Ve o mutlu bayram günleri
Hani nerede o güzel bayramlar

Daha arife gecesinden
Başucuna dizilirdi elbiseler ayakkabılar
Bayram yemeği yenirdi ilk gün hep beraber
Dualar edilirdi hayırlı gelmesi için bayramın
Ve sonra eli öpülürdü önce ana babanın
Sonra konu komşunun, tüm akrabanın

Bu arada cüzdanlar bi’ hayli şişerdi
Benim bayram görevim de böylece biterdi
Ondan sonra ver elini bayram yeri
Her türlü salıncaklar, palyaço, dönme dolaplar
Sürer giderdi eğlence, para bitene kadar
Akşam olunca çökerdi bi’ tatlı yorgunluk
Sabaha kadar sürer giderdi rüyada aynı mutluluk

Yıllar geldi geçti aradan… Bugün gene bayram
El öpmeye kalksam, yok ne baba, ne ana
Onlar çoktan göçüp gitmiş
Geri kalan dağılmış, her biri düşmüş ayrı bir yana

Her şeye rağmen bugün bayram
Bayramlar ağlama değil, mutlanma günüdür
Her ne kadar sızlasa da gönlünde bir yer
Şöyle bir bak çevrene
Niceleri var senden besbeter
Şefkate muhtaç şu öksüz yavru
Varlığı unutulmuş şu yaşlı insan
Şu açlıktan nefesi kokan yırtık pırtık gariban
Hadi uzat elini sımsıcak şefkatle
Ta yürekten, ta candan
Bu bir başlangıç olsun, bak bugün bayram
Bugün ölüler bile hasretle yola bakar

Ah bu bayramlar…
Neden duyguludur bilmem bu kadar…                           Nursen Deliktaş
(“Heyamola” isimli Şiir Kitabından…)

Özel Tasarım Ayak Aksesuarlarıyla, Bu Yaz da Beach’lerde Tüm Gözler Üzerinizde!

0

Ayak Bilekligi1
Bu yaz beachlerin en renkli ve trendy Arzu nesnesi;
WISH FOR NISH ayak bileklikleri…

Özel tasarım bu bileklikler, özellikle Happy Hour Party’lerinde, şıklığınıza şıklık katacak cinsten…

F0003 m

Alura Boutique Hotel – Alaçatı

8

Her yıl Alaçatı’ya en az bir kere gideriz.  Bu da artık, senelik tatil ritüelimizin bir parçası haline geldi…

alacati

Aradığımız kriterlere göre yeni bir yer araştırırken, okuduğumuz olumlu yorumlarla ve sunduğu hizmetlerle, dikkatimizi çeken bir butik otelde karar kılarak, rezervasyonumuzu yaptırdık.

Alaçatı Çarşısı’nda Tuval Restaurant vardır, bilenleriniz bilir… İşte onun yanından girince yaklaşık 50 metre yürüme mesafesinde bulunan otelimize geldik. Bizim gibi bu çarşıyı ve içindeki dükkan ve restaurantları sevenler için, konumu bi’ harikaymış gerçekten!

IMG 8431
“Alura” isimli bu butik otelin, sokak kapısından içeri girdiğimiz andan itibaren, beyaz ve akua mavisi tonlarında ve aşırı özenle dekore edilerek, çiçeklerle cennete döndürülmüş bir mekana adım atmış olduk.

Hepsi birbirinden misafirperver ekibiyle bizi karşılayan, otelin güler yüzlü ve nezaket abidesi sahibesi İpek Hanım, ilk olarak bizi bir yorgunluk kahvesi teklifiyle, o muhteşem çiçek aranjmanlarıyla göz alan kamelyalarında ağırladı.

IMG 8170
İpek Hanım’ın da, ailemizin “frankofon” özelliğine uygun olarak, yine aynı alt yapıdan geliyor olması ve ince zevkiyle otele kattığı detaycılığı bizi çok etkiledi.

Kendisinin bir numaralı sağ kolu olan ve aynı zamanda üniversitede yüksek lisans öğrencisi olan Erkan Bey ise, normalde günler öncesinden rezerve yaptırılması gereken restaurantlara bizim gibi müşterilerini önceden düşünerek, yer ayırtmasıyla ve gerekli bütün organizasyonları bizim için asiste etmesiyle kalbimizi fethetti ve hemen aileden biri oldu bizim için…

Alura otel 1
Mesela neresi diye merak edenleriniz için “Asma Yaprağı” desem??? En az 4-5 gün öncesinden rezervasyon gerektiren bu restauranta, otelimizin düşünceli işletmecileri sayesinde, önceden yerimiz ayrıldığı için, hemen  o Cumartesi akşamı, imkan bulup gidebildik. Peki, nasıl mıydı? Durun, onu da daha sonra anlatacağım. Gezme hızımıza yetişemiyorum ki ama haksız mıyım? 🙂

Odalarımıza çıktığımızda yine aynı kalitede bir ortamla karşılaştık. Geniş, ferah ve tertemiz, zevkle döşenmiş bir oda ve banyo…

IMG 8164
Hatta odanın bir köşesinde, eskilerin “Cumba” dediği, pencere hizasında dışarı doğru ekstra bölümden oluşan yastıklı bir köşe bile mevcut.İstersen kurul oraya ve oku kitabını işte! Mis gibi sakin bir ambiyans. Tabi, bu bahsettiğim özellikler, otelin 2. katında yer alan ve nispeten daha büyük olan odalara ait…  Alt kattaki, single yataklı odalarda ise, bahçe ile bağlantınız ve kendi kullanımınıza özel ferforje masa ve sandalyeleriniz var.

IMG 1181
Ben karakter olarak, tatilde de olsam, normal hayatımda her gün kullandığım ürünlerin, kıyafet ve ayakkabılarımın yanımda, etrafımda olmasını isterim. O yüzden biraz fazla eşya taşırım yanımda. Aaa! Ne kadar da tanıdık geldi değil mi, bir çoğunuza bu durum? 🙂 Ama başkalarından farklı olarak, ben hepsini tek tek kullanırım, boşuna getirip, hiç dokunmadan geri götürdüğüm şeyler, pek olmaz yani aralarında…

Girer girmez hemen yerleştik. Artık saat, öğleden sonrayı bulduğu için, daha tatilimizin ilk gününden hiç de öyle koştur koştur beachlere gitmek gibi bir derdimiz olmadı.

IMG 1183Sakin sakin, otelimizin keyifli havuzu etrafındaki şezlonglarımıza yerleşip, 50 faktörlü güneş korumalarımızı sürüp, Pembe güneş şapkamın altında hem biraz güneşlenip, hem de tatil kitabım olan Dan Brown’ın Cehennem kitabına başladım nihayet.

Önceki tatilde, “ilk okuyan” olma hakkını, eşime tanımıştım. İşte şimdi sıra bendeydi. “Cennet gibi” bir ortamda “Cehemmen” isimli bir kitabı okumak… İşte, “paradoks” diye ben, buna derim:)

Temiz hava, bol güneş… Az sonra bi’ acıkma hissettik ve otelin menüsünü inceledik. Mantısından, Makarnasına, Sosis tavasından, Salata çeşitlerine kadar pek çok alternatif arasından Bolonez Soslu Spagetti’de karar kıldım.

IMG 8168
İsmi gibi yüzü ve gözlerinin içi her daim gülen Güler Hanım’ın maharetli elleriyle hazırladığı o taptaze, mis gibi makarnanın tadını çıkarıp, biraz da gölgede şekerlemeden sonra, havuz keyfi yaptık hep birlikte.

Akşam üstüne doğru ise sıcacık kekler ve birbirinden lezzetli kurabiyeler eşliğinde sunulan 5 Çayına geldi sıra… İzzet ikram her seferinde şıklık ve lezzetiyle göz doyurucuydu…

alura otel 2

Tatildeyim diye, evimin konforundan geri kalmak, beni biraz gerebilir. Oysa bu otelde her şey aynen evdeki gibi… Yemekler nefis. Etraf tertemiz ve huzur dolu.

Belki sizin için ufak bir detay ama; Banyodaki Saç kurutma makinesi, başka otellerdeki gibi sık sık durmadan, beni deli etmeden çalışıp, saçlarımı “Kurabiye Canavarı”na döndürmeden kolayca kuruttu. Bu bile benim nazarımda harika bir his işte. Yoksa çok bilirim onca eşyaya ilaveten yanımda, kendi profesyonel makinemi da taşımadığım için pişman olduğum anları:)

Geçirdiğimiz her saniye, daha çok büyüsüne kapıldığımız bu otelin, her sabah farklı lezzetlerle bizi bekleyen kahvaltısının sunumu ise heyecan verici zevk ve güzellikte. Ev yapımı reçeller, çeşit çeşit zeytinler, peynirler, ekmekler, zevkinize uygun şekilde hazırlanan yumurtalar, börekler… İyi bir kahvaltı denilince, aklınıza ne gelirse artık:)

IMG 8294

Tatlı ile tuzluyu karıştırmayı sevmeyenler illa ki vardır ama peynirle reçel, ya da kaymakla nutella, nasıl da yakışırlar aslında birbirlerine… Hiç öyle “ıyk” diye dudak bükmeyin. Aynı tepkiyi annem de vermişti zamanında bu ilginç bulduğu önerime…  Sonra büyük ısrarla “bir lokmacık dene n’oolur” diye peşinde koşturduğumda, beni kırmayıp bir şans verince, hemen ertesi günü Nutella alındı evlerine:)

IMG 8198

Bize rüya gibi bir tatil yaşatan Alura’dan, tatilimizin sonunda ister istemez ayrılırken, düşündüm de… “Hiç mi dezavantajı yoktu burada tatil geçirmenizin?” derseniz, onu da belirtmeden geçemeyeceğim ki; Alura Otel, bizim butik otellerden beklentimizi çok farklı, çok yüksek bir boyuta taşıdı.

Artık buradan sonra, hep buradaki hizmet kalitesini arayacak, kıyaslama yapacak ve maalesef başka bir oteli öyle kolay kolay beğenemeyecekmişiz gibi geliyor bana. Eyvah ki, ne eyvah! Desenize, her gittiğimiz yerde bir Alura olmazsa bundan sonra işimiz iş! 🙂

Eylül ve Ekim’de, Çeşme çok daha keyifli olur şimdi. Popülaritesinin getirdiği o gereksiz kalabalıklardan uzak… Daha dingin… Daha sakin… Çok daha huzurlu…

İlgilenenler olursa, bizim gideceğimiz tarihlerde odaların tamamını doldurmamanız koşuluyla, otel iletişim bilgilerini de veriyorum:)

Alura Boutique Hotel
Adres: Yeni Mecidiye Mahallesi, 3005 Sok. No 3, Alaçatı, İzmir
Tel: (0232) 716 02 77
www.alurahotel.com