Ana Sayfa Blog Sayfa 53

Tanıyor Olabileceğin Kişiler -Kahkaha Garantili Kabare Tadında

5
blank

Size, Tiyatro Kılçık‘ın her Pazartesi akşamı Taksim Old City Comedy Club’da sahne alan ve bir kabare mantığıyla performans sergiledikleri “Düğünde Panik” oyunundan  bahsetmiştim hatırlarsanız… “Yahu ben akşam yemekte ne yediğimi hatırlamıyorum” diye düşünen, benim gibi balık hafızalılar için işte o yazımın linki de burada:) 
dugundepanik1
Hani anlatmıştım ya… Taksim’dekine ilaveten, CKM’de de sahne alacaklarını öğrenir öğrenmez, yanı başımıza kadar gelen bu eğlenceli oyunu, “artık görmek farz oldu” diyerek, hiç üşenmeden gidip izlemiş ve koca bir salon dolusu, keyif ve mutluluktan mest olmuş insanla beraber, gülmekten gözlerimizden yaşlar gelmişti… Heh işte hafızanız tazelendi! 🙂

tiyatro Kilcik Afis
Bu memnuniyet üzerine, bu kez yine Tiyatro Kılçık’ın aynı zamanda tiyatro eğitimlerinin de verildiği Kadıköy’deki Kılçık Sahne’sinde ve yine kabare mantığında oynanan “Tanıyor Olabileceğin Kişiler” gösterisini izlemek için yola koyulduk.

Oyunun kendi web sitelerindeki tanıtımı aynen şöyle:
“Seviyor olabileceğin kişiler: Annen, baban, sevgilin, halan, dayın, kardeşin…
Kızıyor Olabileceğin Kişiler: Kaynanan, başbakan, Futbol Federasyonu Başkanı, eski sevgilin, Justin Bieber…
Arıyor Olabileceğin Kişiler: Kankin, yeni sevgilin, deden, ilkokul arkadaşın, kefil…
Dinliyor Olabileceğin Kişiler: Tarkan, Metallica, Müslüm, Mozart, baban…
İzliyor Olabileceğin Kişiler: İnek Şaban, Messi, Battal Gazi, Rocky 4, kedi videosu…
Tırsıyor Olabileceğin Kişiler: Fredy, Dracula, Chucky, Testere’deki Maskeli Adam…
Gülüyor Olabileceğin Kişiler: Bir kişiyken üç kişiler, üç kişiyken tek gibiler…
İzliyor Olabileceğin Kişiler: Tiyatro Kılçık
Aslında Hepsi Tanıyor Olabileceğin Kişiler…”Kadıköy’e artık arabayla gitmek, tam bir işkence… Sebebi anlaşılmaz şekilde tek araba zar zor geçecek kadar daraltılan yollar, tıka basa dolu otoparklar malumunuz… Neyse atladık taksiye. Altıyol’da Boğa’nın orada indik. Hava süperdi. Süreyya Operası yönüne doğru yürüdük ve ilerden sağa döndük. Köşede meşhur Rexx sinemasını görünce, artık Kadıköy’ün nam-ı diğer Barlar Sokağı’ndasınız demektir. Gerçekten başka bir dünya… Hemen solumuzdaki Kadife Sokağa girip, “Bahane Kültür”ü sorduk… Nihayet üst katında yer alan Kılçık sahne’deydik işte!

tiyatro Kilcik3
Perde önünde kurulan bir platform ve onun yanlarına ve karşısına yerleştirilmiş sandalye düzeninde bir yer burası… Bir “drink” almayı arzu ederseniz, içeceğinizi sipariş verip, yerinize oturuyorsunuz.

tiyatro Kilcik1Derken oyun başlıyor.
Yazlıktan çoook eski arkadaşım ve o zaman bile sitemizin en yakışıklı ve düzgün çocuklarından biri olan Tiyatro Kılçık’ın Hocası Cenk Tunalı’yı görüyoruz önce sahnede…

Eğlenceli sohbetlerle tek kişilik Stand-up tadında başlayan gösteriye, bir anda dansçı kız kostümleriyle Onur Rüştü Atilla ve Doğan Akdoğan da dahil oluyor.

tiyatro Kilcik9

Derken bununla da yetinilmiyor ve seyirciler arasından da birkaç kişi seçip, bu interaktif oyuna katıyorlar.  Hep birlikte kılıktan kılığa girerek, onların da içinde gizli saklı kalmış oyunculuk yeteneklerini ortaya çıkaran çok komik ve samimi bir şov sahneliyorlar.

tiyatro Kilcik4

Oyunu gidip yerinde görebilmeniz için, bomba gibi esprilerden bahsedip, işin keyfini kaçırmamak uğruna kendimi zor tutuyorum tabi.. Zaten o ambiyansta bulunmayan birine “şöyle oldu”, “böyle oldu” diye kendimi paralayıp anlatsam, yine hiç bir şey ifade etmeyecek.. Nerden mi biliyorum? Öğrendimmm dedim ya! Hani geçen günkü yazımda? Bakınız: Bir Hollandalı’ya Cem Yılmaz esprilerini tercüme ederek anlatma gafletim… 🙂

tiyatro Kilcik5

Ama genel olarak oyunu nasıl bulduğumu merak ediyorsanız, kısaca şöyle söyleyebilirim: Oturduğum müddetçe ağzım kulaklarımdaydı:D

tiyatro Kilcik7

Hele Onur Rüştü Atilla’yı o inanılmaz mimikleriyle bu kadar yakından izlemek, tamamen başka bir keyif… Kabarenin de güzelliği burada işte. Hem zaten o hiç bir şey yapmayıp, sadece sahnede dursa bile komik olmak için doğmuş Allah vergisi bir yetenek! 🙂

tiyatro Kilcik2

tiyatro Kilcik8Doğan Akdoğan’da spor spikerliği konusunda aşmış… Çıkışta fazla gülmekten şakaklarım ağrımıştı… Bir de Barlar Sokağı’ndan geçerken, etraftaki insanlarla dolup taşan salaş cafeler ve etrafa yayılan mis gibi kokoreç kokuları kalmış aklımda… “Tam da acaba buralarda bir şeyler yesek, bizi, öldürür mü yoksa süründürür mü?” diye soruyordum ki, ayaklarım benden önce davranmış ve içeri geçilip oturulmuştu bile:)

Tam köşedeki şu an ismini hatırlayamadığım bir Kokoreççiden iki çeyrek, iki de ayran ısmarladık. İyi pişirmelerini, acelemiz olmadığını söylememize rağmen, tabi ki öyle gelmedi:) “Neyse artık, Cadde’ye gittiğimizde bildiğimiz bir yerden sevdiğimiz bir şeyler atıştırır ve bunu unuttururuz sana” dedim zavallı miğdeciğime:)

islakhamburgerFast foodla başlayan gece, yine fast foodla ama bu sefer, Kızılkayalar’da ekstra soslu Kaşarlı Dürüm Dönerle sürdü. Kapısında ne zaman baksam sıra olan bu mekanın, eskiden fena gelmeyen ıslak hamburgerlerinden artık hiç hoşlanmıyorum, baharatı yerken fena değil ama sonradan çok ağır geliyor…

kasarlidurum
Ama şu kaşarlı dürüm dönerleri, eğer dediğim gibi ekstra soslu yapılırsa bayağı güzel oluyor:)

Ne yaptım ettim Tiyatro oyunundan girip, yine konuyu yemeğe getirdim ya, pes yani bana:D

Sadede geleyim hemen… Tiyatro Kılçık’ın hem “Düğünde Panik”, hem de “Tanıyor Olabileceğin Kişiler” oyununu tavsiye ederim, gidin izleyin. Gülün eğlenin ki, biraz da ruhunuzu besleyin 🙂

Bu son gittiğim oyunun gösteri programından edindiğim bilgiye göre, şimdilik sadece 15 Şubat ve 22 Şubat’ta akşam 20:30’da Kadıköy Kılçık Sahne’de sahnelenecek gibi gözüküyor. Buradaki oturma düzeni yaklaşık 50 -60 kişi alabiliyor. Ona göre yer dolmadan hemen biletinizi ayırtın:)

tiyatro Kilcik6

Yazan : Kılçık
Yöneten : Cenk Tunalı
Oynayanlar : Cenk Tunalı-Doğan Akdoğan-Onur Rüştü Atilla
Dekor – Kostüm : Gizem Gürsel
“Tanıyor Olabileceğin Kişiler” Oyunu


Yakındaki Gösteri Tarihleri: 15 Şubat ve 22 Şubat 2013Kılçık Sahne Adres: Kadife Sokak (Rexx Sineması Sokağı)
Bahane Kültür’ün Üst Katı- Kadıköy/İstanbul

Rezervasyon: (216) 345 54 49
(Biletler, gösteri öncesinde Kılçık Sahne’den temin edebiliyormuş.)

Bilet Fiyatları: Tam: 20 TL, Öğrenci: 15 TL

Daha Ayrıntılı Bilgi için:
www.tiyatrokilcik.com
www.facebook.com/tiyatrokilcik
www.twitter.com/tiyatrokilcik

Sevgililer Günü yaklaşırken Sevdiğiniz Erkeğe Çok Özel Hediye Önerilerim

3
blank

SevgililerGunuEl yapımı ve sınırlı sayıda özel takı ve ev aksesuar mağazası WISH FOR NISH, yine her zaman olduğu gibi sevenleri düşünmüş ve %50’ye varan harika fırsatlar sunan Sevgililer Günü Kampanyası başlatmış bile… Kızlar için yüzlerce harika hediye seçeneği var. Kolyeler, bileklikler, anahtarlıklar, küpeler… Yok yok!

Güzel şık bir aksesuar zaten biz hanımları her zaman mutlu eder:)
N0068 sd1
Erkeklere ise dönüp dolaşıp, gömlek, saat, kol düğmesi,cüzdan, parfüm, atkı vesaire alıp duruyoruz ne yapalım, başka pek de bir alternatif yok ki… Hele de bu erkek “genç”se, durum daha da zor…Hazır Sevgililer Günü’ne sayılır günler de kalmışken, özel günlerde Erkekler için hediye seçimi konusunda sıkıntı yaşayan ve dönüp dolaşıp, hep aynı şeyleri almaktan bıkanlar için de müjdeli bir haber vereyim madem…

Artık bizi, “ne hediye alsam” diye kara kara düşündüğümüz bu vahim durumdan bir kurtarıcımız var. Olleeeyy! 🙂

WISH FOR NISH “For Men Koleksiyonu” her yaştan erkeğe hitap eden ve fiyatları çok uygun olan aksesuar alternatifleriyle kısa sürede gönlümdeki yerini aldı…

M0053 sd1Neler yok ki bu koleksiyonda… 🙂

Erkekler için hiçbir yerde bulamayacağımız çelik kilitli Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş Takım bileklikleri…
Aynı zamanda paracord bileklikleri olarak da bilinen, Paslanmaz Çelik kilitli halat bileklikler…Şu anda da Sevgililer Günü’ne özel %50’ye varan indirimler sunuluyor. Hepsi www.wishfornish.com’da…

Benim Outdoor sporlarıyla ilgilenen arkadaşlarımın sayısı bayağı çok. Onlarınki gibi doğayla iç içe yapılan Trekking, Yelken, Dağcılık vs. gibi macera sporlarıyla ilgilenenler, bazen bir yere tırmanmak, bazen kesilen, kırılan bir yere sarmak için ya da zor bir durumda kaldıklarında çadır kurmak için bile sağlam ve kaliteli halatlara ihtiyaç duyduklarını anlatıyorlar.  İşte bu gibi özel durumlar için süper bir öneri geliyor:Wish for Nish’in erkek koleksiyonundaki bu örgü bileklikler, herhangi bir ihtiyaç ya da tehlike anında, örgüsünün açılmasıyla 2-3 metrelik halat haline dönüyormuş. 200 Kg’a kadar da taşıma kapasitesi varmış bu özel tasarım bilekliklerin… Dolayısıyla baktığınızda hem çok fonksiyonlu hem çok şık. Modanın sıkı bir takipçisi olarak biliyorum ki şu anda tüm dünyada da çok trendy:)

M0035 sd
Mesela ben en çok bu “gizli kalp motifli” Kırmızı Mavi halat bilekliğe bayıldım. Erkekler bizim gibi kalpli, çiçekli kelebekli şeyleri takmazlar tabi.. Onun için gizli zaten bu motif. İlk bakışta oradaki kalbi ayırdedemiyorsunuz:) Bilen biliyor:) Aranızda! :))

Paslanmaz çelik kilidiyle de “Spor bir şıklık sergiliyor” derler ya magazin dergilerinde 🙂 işte tam da onun karşılığı.. Hatta artısı var… Aynı zamanda çok da romantik… Açık açık aşkınızı itiraf edemediğiniz bir erkek varsa, Sevgililer Günü’nde bu bileklikten hediye ettiğiniz anda, mesajı alır artık 🙂

M0046 sd1Tüm bu sportif modellere ilaveten, WISH FOR NISH “For Men” Koleksiyonu’nda öne çıkan bir diğer ayrıntı da Altın ve Gümüş renkli objelerle tasarlanan ve ağırlıklı Siyah, Gümüş, Lacivert gibi daha maskülen renklerden oluşan elegan bileklikler…

M0045 mHediye almak istediğiniz erkeğin, sık sık kullandığı, en favori saatlerini çaktırmadan inceleyin. Bakın bakalım hangi renk metal daha hakim… Altın mı, gümüş mü, yoksa daha bakır tonlarımı? Onun renklerine uygun şekilde diğer koluna takacağı bilekliği www.wishfornish.com sitesinden hemen sipariş verip, ertesi gün şık kutu ve kesesi ile elinizde olduğunda “ay ben Sevgililer Günü için ne alcam, ne alcam, diye düşünmekten kurtulun işte ne güzel:)

Eğer bu hediye seçenekleriyle ilgileniyorsanız, her birinden sadece 1’er adet bulunduğunu unutmayın. Eşsiz ve benzersizler yani… Aynı bizler gibi…

Sevdiğinizi özel hissettirmenin bundan güzel bir yolu var mı? Ona özel bir aksesuar…

www.wishfornish.com’un diğer avantajları da şöyle:
Hızlı gönderim ve ücretsiz iade imkanı sunuyor. Kredi kartına taksit yapılıyor. Havale veya Eft yapmak isteyene ekstradan %5 İndirim daha yapılıyor ki, bu harika!Bundan daha harika ne olabilir ki derseniz, Kredi kartı olmayanlara veya online alışverişte kullanmaya çekinenler için Kapıda Nakit veya Kapıda Kredi Kartı ile ödeme seçeneği de varmış ki işte bu, kart sahibi olmayanlar için “fevkaladenin de fevki” bir haber 🙂

Görme Engelliler için Sesli Kitap Projesine Gönüllü oldum:)

9
blank

gozBütün gün notebook karşısında olmaktan, gözlerimin ferinin söndüğü bir anımda, aniden aklıma geliverdi. “Yahu”, dedim kendi kendime, “canın istediğinde açıyorsun istediğin kitabı, dergiyi, gazeteyi okuyorsun, TV, sinema, tiyatro gösterilerini izliyor, hangi konuda bilgi almak istiyorsan hemen bakıp internetten araştırıyorsun da”… “ya gözlerin hiç göremeseydi, o zaman nasıl bir yer olurdu bu dünya?”…
Biliyorum bu tarz karamsar konular insanın en son düşünmek istediği şey, ama, içinde her gün bin tur attığınız ve avucunuzun içi gibi bildiğinizi sandığınız evinizde bile, bi 5 dakika kadar gözlerinizi kapatıp, hiç açmadan dolanmaya, mutfak dolabından bir şey alıp, salona geçmeye, göremeseniz bile sadece sesini dinlemek için TV Kumandasını arayıp, üzerindeki tuşları hissederek doğru kanalı bulup açmaya filan çalışın… Ne uçsuz bucaksız, ne derin, ne fena bir karanlık o, değil mi?
Bir de gözleriniz görmeden ve tek başınıza yemek hazırlamak zorunda olduğunuzu farz edin. Bir şeyler kesmek, doğramak, hatta altındaki ateşi yakarak, ocağı çalıştırmak… Yemeğin pişip pişmediğini görmeden anlamaya çalışmak…

Bundan yaklaşık 2 sene kadar önce Kadıköy Belediyesi Bünyesinde Görme Engelliler Sesli Kütüphane uygulaması olduğunu duyar duymaz, kendileriyle irtibata geçtim ve gönüllü olduğumu bildirdim.

Picture 029Meğer aslında bu konuda çok başvuru olmasına ve okunmayı bekleyen milyonlarca kitap olmasına rağmen, yeterli sayıda “Kayıt odaları” bulunmadığı için, bugüne kadar herhangi bir geri dönüşte bulunamamışlar.

Geçen Cuma günü nihayet Konuşan Kitaplık Ekibinden gönüllülük başvuruma teşekkür eden bir e-mail geldi. Başvuruların yoğunluğu ve okuma kabini sayılarının kısıtlılığı nedeniyle uzun süre dönüş yapamadıklarını, ancak süreci hızlandırmak ve kaliteli okuma yapabilecek gönüllüleri seçmek amacıyla, yeni bir uygulama başlattıklarını ve vurgulara dikkat ederek, dil sürçmesi olmadan akıcı bir şekilde kitap seslendirerek, hatalarını silip, düzeltecek kadar bilgisayar bilgisine sahip olanları tespit etmek amacıyla, deneme kaydı almak üzere kütüphanelerine davet edildiğimi bildirdiler. “Olleeey” diyerek, hemen kendim ve benim gibi her koşulda eğitim ve sosyal sorumluluk deyince hemen orada olmak için can atan yakın arkadaşım Şebnemcim için stüdyoyu rezerve ettirdim.



Pazartesi günü sabahın 8’inde stüdyoda kayıda girmiştik bile:) Söyledikleri gibi, henüz, hepi topu 2 tane Kayıt Odaları mevcut… Bunlar ses geçirmeyen özel kabinler…

Picture 030Sağolsunlar Kadıköy Rotary Kulüp tarafından bağışlanmışlar öğrendiğim kadarıyla… Bundan yaklaşık 3 sene önce kadar her biri yaklaşık 15bin TL’ye mal olmuş.

Picture 031İçinde özel program yüklü bir masa üstü bilgisayar, bir kafa mikrofonu ve kulaklıktan oluşan bu küçük kabinin içine, okuyacağınız kitaplarla giriyorsunuz.

Picture 035Programın nasıl kullanıldığı size kısaca anlatılıyor. Kapıyı kapatıp, o sessiz ortamda konsantre olup, başlıyorsunuz kitabınızı okumaya..

Nihayet aldığım Diksiyon Eğitiminde edindiğim farkındalıkları, hakkıyla kullanabileceğim bir ortamdayım:) Aman sanmayın ki illa Diksiyon eğitimli olmak şart…Picture 032Eğer okuma esnasında hata yaparsanız veya diliniz sürçerse, hemen müdahale edip, silme ve tekrar okuma imkanınız var. Yalnız belirtmeden geçmeyeyim ki eğer, böyle bir konuda adım atmayı siz de düşünüyorsanız ama kapalı alan fobiniz varsa, aman diyim…

Deneme kayıdım için Türkçe ve İngilizce kitap okumayı istediğim için, “Dedikoducu Kız” ve “The Left Hand of God” kitapları çıktı listeden benim bahtıma.
 

Picture 037
“Dedikoducu Kız”, Cecily von Ziegesar’ın Amerikan gençlik romanı serisi, sonradan dizi filmi de çekilen meşhur kitabı “Gossip Girl”.

Picture 034New York’un Yukarı Doğu Yakası’da yaşayan bir grup zengin genç arasında yaşanan acayip olayların anlatıldığı “Dedikoducu Kız”, çoğu zaman komik ve eğlenceli, kimi zamansa bütünüyle insancıl ve son derece duygusal bir roman olarak tarif edilmiş.

kucuk sirlar1
Hiç izlemesem de bir ara sanırım bu dizinin Türk versiyonu da “Küçük Sırlar” ismiyle yapılmıştı ve Arda Turan’ın müstakbel eşi Sinem Kobal da rol almıştı.

Paul Hoffman’ın yazdığı ve “Tanrının Sol Eli” olarak çevirebileceğimiz “The Left Hand of God” ise yazarın epik üçlemesinin ilk kitabı…”Kurtarıcılar Tapınağı, umudun ve neşenin hoş görülmediği metruk bir yer. Tapınak’ta yaşayanların çoğu, oraya küçücük birer çocukken zorla getirilmişler.

Picture 038
Bu çocuklar, zalimlikleri ve hiddetleri tek bir amaca hizmet eden Kurtarıcı Efendilerin idaresi altında sindirilmişler. Tapınak’a bir giren, bir daha çıkamaz.” şeklinde kısaca tanıtabilirim size…

Her iki kitaptan da toplamda yaklaşık yarım saat kadar bir süre belirli pasajlar okuyup kaydettikten sonra, Şebnem ile birlikte oradan çıktığımızda, küçük bir sessiz kalışımızdan sonra konuşurken fark ettik ki; ikimizin de içinde tuhaf bir mutluluk oluştu. Yaptığımızın, çok önemli bir şey olduğundan değil, ama… Şu bencil dünyada 40 yılda bir hayırlı bir iş için, en ufağından da olsa, bir adım atmış olmak, insana sanki ruhunu arındırmış gibi bir his veriyor gerçekten. Artık, haftada 2 saat olmak üzere belirli bir gün ve saatte stüdyoya kayıda girmek için randevulaşmaya kaldı sürecimiz:)Hatta yetkililer “eğer evinizde sessiz bir ortamda kayıt yapabileceğinize inanıyorsanız, notebook’unuzu bir seferliğine bize getirmeniz halinde, içine gerekli programı yükleyebiliriz ve sesli kütüphanede henüz okunmamış olduğunu teyid ettiğimiz kitapları seslendirerek, bir kulaklık ve kafa mikrofonu sayesinde, evinizin konforunda da kayıt yapabilirsiniz dediler” ki ben bu alternatife de çok sıcak bakıyorum.

“Aman canım, kitap da neymiş, hem okunsa ne olur, okunmasa ne olur? Mesela ben okumayı sevmiyorum ve eksikliğini de hiç hissetmiyorum” diye düşünenler için çok anlamlı bir mesaj içeren şu görsel gelsin o zaman 🙂

Picture 028
Boğaziçi Üniversitesi’nde en son tamamladığımız “Kadın Girişimci Yönetici Sertifika Programı” dolayısıyla, son dönemde Boğaziçi kampüsünde oldukça zaman geçirmiş biri olarak, beyaz bastonlarıyla okulun her yerinde çok sayıda olduğuna tanık olduğum Görme Engelli öğrencilerden çok etkilendim. Bu nasıl mucize bir başarıdır, bilemedim. Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuarı-GETEM bu konuda çok etkinmiş. Görme engelli üyeleri, okunmasını istedikleri kitapları kendilerine bildirdiğinde en kısa zamanda temin edip, sesli online kütüphanelerine yüklüyorlarmış. Hatta bilgisayarı olmayanlar için ise Türk Telekom işbirliği ile Türkiye’nin ilk ücretsiz Telefon Kütüphanesi projesini başlatmışlar. Köklü üniversite olmak böyle bir şey olmalı…

Babam da bazen anlatır… Hukuk Fakültesi’nde okuduğu dönemlerde, okulun en başarılı öğrencileri arasında Görme engelliler de varmış.

AltinoktaAlfabeHem de o zaman şimdi olduğu gibi sesli kitap alternatifi de olmadığını ve Braille alfabesi denilen Altı nokta alfabesiyle yazılı ders kitaplarının da ne kadar kısıtlı sayıda olabileceğini göz önüne alırsak, bu başarı örneklerini gördükçe, duydukça, “asıl engelli olan kim?”, insan merak ediyor valla…

Görme engellilerin ev ortamı dışındaki dünyaları, daha da tehlikelerle dolu. Gözümüz açıkken bile yürümeye zorlandığımız yollarda, bir de onların yerine koysanıza kendinizi. Sadece görme engelliler değil, bedensel engelliler için de durum çok vahim…

engeller4
engellerİlk yağmurda deve hörgücü gibi inişli çıkışlı hale gelen ve modern dünya ülkelerine göre çok çok yüksek yapıldıklarından, çıkabilmek için adeta bir Dağcı gibi tırmanmak gereken kaldırımları bir düşünün… 20-30 santimlik kaldırımlar… El insaf!

Ve onların üzerinde, her biri birbirinden alakasız modelde ve zevksizlikte dikilmiş “baba” tabir ettiğimiz o küçük tuhaf demir direkleri…

agacYetmezmiş gibi, kaldırım ortalarına, henüz fidanken dikilip, sanki yarın- öbür gün hiç büyümeyeceklermiş gibi, etrafında çok az bir toprak alan bırakılan zavallı ağaçları ve onların kökleri ve gövdesi genişledikçe daha da yamulttuğu kaldırım taşlarını…

engelliye engel
Ya da “engelli kaldırımı” diye yola sıfır başlayan ama meyilden az sonra, hemen önüne elektrik direkleri veya tabela dikilen kaldırımları…

Bunu görünce insan, “acaba bu kaldırımı yapanlar bunu hiç mi görmüyorlar?” diye düşünmeden edemiyor. En basitinden, Belediye Başkanları ve çalışanları, oylarını aldıkları o yörenin halkını, sokaklarını, parklarını bir daha hiç mi çıkıp ziyaret etmiyor, etrafına bakınmıyor, sorunlarını dinlemiyor, bunu merak etmemek işten değil.

Tuhaflıklar say say bitmez ki.. Çoğu engellinin dışarı çıkmaya çekinip, kendi dünyalarına kapanıp, asosyal birer birey olması, aslında ne kadar da kaçınılmaz, değil mi?

engeller3
Ara sıra görüyorum, yeni bir uygulama olarak son dönemde Kaldırımların üzerine sarı ve kabartılı bir sistem uygulaması başlatıldı. Amacı engelli yürüme parkuru olmasıymış. Gelin görün ki durum şaka gibi. Engelliyi ya bir ağaca, ya bir direğe, ya da otobüs durağının yan camına çarptırmak üzere tasarlanmış gibi…Yapmayın etmeyin…

engellerGöstermelik ve şekilcilikten yana uygulamalarla bir yere varamayız. Yapılması gerekenler gün gibi ortada; En kısa zamanda Kent merkezindeki cadde, meydan ve bulvarların kaldırımları, engellilerin kullanımına uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmeli. Özürlü rampaları; tekerlekli sandalyelerin kaymasını önleyen, uzun ömürlü ve aşınmaya karşı dirençli olmalı. Kaldırımların genişliği ve yüksekliği, yaşlı ve engelli vatandaşların kullanımına uygun şekilde yeniden düzenlenmeli ve bizler de bunların takipçisi olmalıyız.

Yoksa, Ankara’da 30 cm’lik kaldırıma çıkamadığı için, yoldan gitmek zorunda kalarak, geri geri gelirken kendini fark etmeyen çöp kamyonunun altında hayatını kaybeden engelli kardeşimiz için “ah ah, vah vah” demekten öteye gidemezsek, onun arkasından “kaldırımı kullanmalıydı ama!” diyerek sıyrılmaya çalışanlardan ne farkımız kalır ki?

Not: “Görme engelliler için bizim de yapabileceğimiz bir şey var mı?” diyenleriniz için, bahsettiğim gibi faydalı ve etkin faaliyetler gösteren Kulüp ve Vakıflar, yeni kayıt kabinleri bağışı yapabilir. Daha düşük maliyetli yardımlar yapmayı arzu edenler ise, TÜRGÖK “Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı” web sayfasında yer alan ihtiyaç listesinde göreceğiniz üzere, bilgisayar, kulaklık, program, kayıt cihazı vs. gibi bütçenize uygun ne varsa bağışlayabilirsiniz. İhtiyacı olana bir şekilde destek olabilmek ne güzel 🙂

Her genç kızın rüyası… Bir dikiş makinası:)

3
blank

Hamarat annelerin çocukları bilirler… Küçükken çoğumuzun evinin, en önemli demirbaşlarından birisiydi Singer Dikiş Makinaları… Kullanılmadığı zaman, makina kısmı, ahşap dolabının içine girer, üzeri de örtüldü mü, uzaktan mini bir masa gibi dururdu öylece.

Singer

Örtüsü kaldırılarak, makina kısmı yukarı döndürülüp, dikiş esnasında, ayakların bir ucuna – bir topuğuna basıldığı zaman çıkkıdı çıkkıdı sesler çıkaran, altındaki pedal bölümü de ortaya çıkınca, hooop diye yine bir dikiş makinasına dönüşüverirdi!
55456 1
Sonra mezura, makas, kalıp kağıtları, toplu iğneler, desen desen kumaşlar ve renk renk iplikler derken, bir bakardınız ki oturma odası, bir anda moda atölyesi haline gelmiş:)

O yılları biraz hatırlıyorum da, canım sıkıldığı zamanlarda, annemin Singer makinasının üstü kapalı bile olsa, sandalyeyi yanaştırır, pedalına basarak dikiş dikiyormuş gibi oynamak isterdim. Ama sandalyedeyken ayaklarım pedala ulaşmadığı için, bu sefer yerde oturarak, ne yapar eder, o pedala basmayı başarır ve bu keyiften geri kalmazdım. Evet çok saçma olduğunun farkındayım ama eminim ki, o yaşlarında bunu yapan pek çok çocuk vardır. Hadi itiraf edin de beni yalnız bırakmayın 🙂

Okul öncesi çağlarda, oyuncak bebeklerle oynamaktan ziyade, üstlerine elbise tasarlamakla ilgiliydim.sebnem bebek2sebnembebekO dönemleri yaşayanlarınız bilir; “Şebnem Bebek” isimli karton bebekler vardı… Onların üstlerini giydirebilmek için, aynen Boyama kitabı mantığında, sayfalarında elbise ve aksesuar resimleri bulunan karton kitaplar satılırdı.

Bu kıyafet ve aksesuarları düzgünce kesip kitaptan çıkararak, kenarlarındaki kulakçıklar sayesinde Şebnem Bebek ile şimdi ismini hatırlayamadığım, müstakbel damadımız olan, o zamanın Ken’ine giydirip dururdum…

dolls1
Stil
Sonra stilistliğe özenip, renkli kalemlerle modeller çizmeye merak sardım. Elde dikiş dikmeyi de çok küçükken öğrendim. Bir şeyler yaratma fikri her zaman bana çok cazip geldi ve uykulardan uyandıran bir heyecan verdi. Hiçbir şey yapamasam artan kumaşlardan saç tokası yapar, arkadaşlarıma hediye edermişim. Ben değil ama, onlar hatırlatıyorlar bana bunu. Artık o yaşlarda içimden gelerek hazırladığım el yapımı böylesine bir hediye, ne kadar önemli bir şeyse, yıllar geçse de unutamamışlar. Ne mutlu:)

Bir rivayete göre Dikiş makinasının icadının temelinde bir aşk öyküsü varmış. Denilen o ki: En büyük aşkı olan karısı; geçimlerine katkı olması açısından gece gündüz çalışarak, zengin aileler için elde dikiş dikerken, eşi de onu gözlemleyerek, bu zahmetten kurtarmanın yollarını araştırması sonucunda, bir dikiş makinası geliştirme fikri ortaya çıkmış.

Singer logo old
Tasarım, tekstil, askeri ve ticaret alanında büyük bir devrim yaratan bu buluşun sahibi Isaac Merritt Singer, ilk dikiş makinesinin patentini, 1851’de almış ve o günden itibaren Singer, en popüler dikiş makinesi haline gelmiş.

singer1967
Yeni üyesi olduğum Hürriyet’in Bumerang Ekibi tarafından davet edildiğim ilk buluşmaya giderken, “Kendi Modanı Yarat” sloganıyla ortaya çıkan “Singer” gibi dünya devi bir markanın, bu etkinliğe ev sahipliği yapacağını bildiğim için, çok keyifli bir gün geçireceğimden çok emindim.

Singer Genel Merkezi’ne getirildiğimizde, hepsi birbirinden genç, dinamik ve güler yüzlü bir ekip karşıladı bizi.

SewCafe
Açılış konuşmasını Singer Türkiye’nin gencecik Genel Müdürü Sinem Kınran Parlak yaptı. Hobi ve beceri adı altında ilköğretim okullarında eskiden olduğu gibi Ev ekonomisi dersini tekrar müfredata sokmaya çalıştıklarını ve bu şekilde yeni neslin ilköğretim çağında makina ile tanışacağını belirtti.

sewoveritpicAyrıca internet cafe mantığında, yakında pek çok noktada dünyadaki benzerleri gibi Dikiş Cafe’ler açma projelerinin olduğundan, ilk şubesinin açıldığından bahsederek, devamının da geleceğinin müjdesini verdi.

Sonrasında mesleğine aşık olduğu her halinden ve tüm yardımseverliğinden anlaşılan, o hoş ve zarif bayanla tanışıp, sohbet ettik… Singer’in göz bebeği olan değerli Dikiş Hocalarından İlknur Eşiz Hanım’dan bahsediyorum.

ilknur hanim
Derya Baykal’ın Kanaltürk’de 15:00-18:00 arası yayınlanan “Deryalı Günler” programında, her Çarşamba onu kesin izliyor ve ortaya çıkardığı örnek çalışmalara tanık oluyorsunuzdur zaten…

Pek çok kumaş alternatifi arasından ilk bakışta en sevdiğim renklerden Gül kurusu rengi, ipek bir kumaş seçtim kendime…
koltuk
El oyması eski klasik koltukların, bu aralar tekrar çok değer görmesi nedeniyle, yeni evlerine taşınmadan önce annemlerin koltuklarına bizzat gidip İMÇ’de Epengle’nin en yeni, en şık ve en kaliteli, Gül kurusu renkli kumaşını seçtiğimi anlattım İlknur Hanım’a ve koltuğun yeni kaplanmış halinin bir fotoğrafını gösterdim.

Sonrasında da masa üstüne bir “runner” tasarlamak üzere seçtiğim o ipek kumaş parçasını… Renk uyumu konusundaki algıma şaştı kaldı ve seçimimden ötürü tebrik etti beni. Kendisi süper pozitif bir insan… İşini severek yapan böyle birine bayılmamak elde değil…

Aslında Singer’in artık özel bir TV Kanalı açması ve orada İlknur Hn’ın da programlar yaparak, Home TV mantığında hem dikiş makinalarının tüm özelliklerini tanıtması, hem de o makinalarla neler neler yaratılabileceğini detaylı örnekleriyle göstermesi harika olmaz mıydı sizce de? Dünyada 160. ve Türkiye’de 107. yılını kutlayan Singer gibi köklü bir markaya böyle bir konuda da öncülük etmek yakışırdı bence 🙂



IMG 3181
İlknur Hanım’ın güleryüzlü desteği, Singer’in son teknoloji makinası ve benim ortaya koyduğum o tatlı hevesin birleşimiyle harika bir sinerji yakaladık.

Uygun ipliğimizi seçip, makinanın başına geçtik ve çok çok kısa bir süre içerisinde bu asil ve sade Runner hazır oldu hemencecik. (Resimde pembe ya da  yavru ağzı gibi göründüğüne aldırmayın siz 🙂
IMG 3460

IMG 3194
Yılllar önce o eski Singer Makinayı, benim ısrarımla, evde çok yer kaplıyor diye, ihtiyacı olan birisine hediye etmiş ve anneme yeni model bir Singer dikiş makinası aldırmıştım.

Uzun süre dokunmaya çekindi, “bunu öğrenmem ve alışmam zaman alacak” dedi, deneye yanıla şimdi daha rahat kullanıyor ama meğer Singer artık son 3 yıldır, yeni makina alınca yanında, aletin nasıl prize takılacağına kadar tüm detaylarıyla anlatan bir tanıtım CD’si de veriyormuş. Bu da yeni başlayanlar için çok yararlı oluyordur eminim. Hatta “arzu ederseniz, her zaman derslerimize de katılabilirsiniz” dediler.


IMG 1647
Bilim ve araştırmalar öylesine gelişmiş ki, yeni teknoloji makinalarda, arzu ettiğiniz bir fotoğrafı USB ile makinaya aktarıp, nakış olarak kumaşın üzerine işleyebiliyorsunuz. İplik değiştirilmesi gereken zamanlarda makina her bir aşamada size bunu adım adım belirtiyor.

IMG 3195Hatta Yılbaşı veya özel günleriniz için davetiye kartı hazırlarken bile üzerine, istediğiniz bir modeli, nakış olarak işlemeniz mümkünmüş. Bu yanda gördüğünüz çalışmalar da Dikiş makinası ile hazırlanmış. İnanılmaz değil mi?  Bu kadarından benim de haberim yoktu valla…

kendimodaniyarat

Sınırlarımızı genişleten ve ilham veren bu Bumerang Deneyim Günleri etkinliğinde emeği geçen Hürriyet Bumerang ve Singer’in değerli ekibine çok çok teşekkürler:)
Singer

Bir de son olarak eklemek istediğim : Böyle hamarat bir kedicik istiyorum!!! :)))

kedicik

Cook Point’te Yaşadığım Hayal Kırıklığı

1
blank

Taksim’de Sıraselviler tarafına sapınca, yol üzerinde daha önce gittiğimiz başka bir Cafe’ye tekrar mı gitsek acaba derken, Cook Point isimli ve masaları tamamen dolu mini bir cafe gördük.

cook-point-sikayet-manti

IMG 3277Vitrininde Omlet, Kahvaltı Tabağı filan gibi şeyler yazdığından, burasının da aradığım o yer olamayacağını düşünürken, içeriden bir Bey “Sadece kahvaltı değil, harika yemeklerimiz var. Eşim Turizm Otelcilik Mezunu ve tüm yemeklerimizi o hazırlıyor.” deyince; “en çok hangi yemekte iddialısınız?” diye içeri girmeden kapısından sordum. “Özellikle Mantı” dedi ve şöyle bir kalakaldım. “Hadi bir menüye göz atalım madem” derken, şansımıza bir masa kalktı ve hemen geçerek “Tereyağlı Gül Mantısı” siparişimizi verdik.


yogurtMantı geldiğinde özel seremoni eşliğinde her zaman yaptığım gibi, önce yoğurt, sonra tereyağında kızarmış salça ve ardından Nane, Pulbiber ve Sumaktan oluşan baharatlarını üzerine ekledim.

pulbiber-nane-tuz-baharatResmini çeker çekmez, iyice merak ettiğim için, hemen tadına baktım ve işte o an, tam o saniyede zamanın durmasını istedim. Dursun ki bu tereyağında kızartılmış, içi kıymalı bu mantı hiçbir zaman bitmesin, bitemesin… 😉

yagda-kizarmis-manti

brovni-brownie-tatli-pasta-cikolataArdından da siparişimiz üzerine hazırlanarak Tarçınlı Krema Sosu ve Mini Meyva Tabağı ile sunulan Ilık Çikolata Soslu Brownie ve Çayımız geldi.
——————–
Tarih: 26 Haziran 2014

Yukarıda geçen sene yazdığım güzel izlenimlerimden sonra bu cafe dün beni çok fena hayal kırıklığına uğrattı. Her zaman objektif olduğum için iyiyi olduğu gibi, kötü izlenimlerimi de yazmak durumundayım. Merak edenleriniz için neler yaşadığımı kısaca anlatayım.

Dün işim gereği Taksim taraflarındayken, bildiğim bir yerde sevdiğim bir şey yemek umuduyla Cook Point’e geldim. Karşımda bu sefer bomboş bir cafe ve 2 çalışan vardı. Temiz ve lezzetli bir yemek istediğim için kendilerine geldiğimi belirttiğim hanım, köftenin daha bu sabah hazırlandığını söyleyince Izgara köfte ve gül mantı siparişi verdik.

Yemekler hazırlanırken, içerisini öyle bir duman kapladı ve kızartma koktu ki, dışardaki sandalyelerde oturmamıza rağmen, sanki kendim ocağın başındaymışım gibi üzerimize sindi bütün koku.

Sonra mantı geldi masaya… Yanmış ve simsiyah bi’halde! Gözlerime inanamadım. “Tamam, yenisini yapalım” deyip geri götürdüler.

Biraz sonra köfteler ise geldi. Çatalı bıçağı elime aldığım anda, bıçağıma, köfteleri hazırlayan hanımın “saçı” takıldı. İyice miğdem bulandı bu durumdan:( Kendisine durumu gösterince de “sabah klima bozuldu zaten” dedi. “Yanmış mantıları hiç çekinmeden servis etmeye kalkmalarının ya da köfteden saç çıkmasının, sabah bozulan klimayla alakasını anlayamadığımı, bunun bir bahane olmadığını, daha önce mekanları hakkında güzel yazılar yazmış, 3 ayrı gazetede bu yazıları yayınlanmış ve binlerce kez okunmuş bir blogun yazarı olarak, şu an ekstra hayal kırıklığına uğradığımı” söyleyerek, hesabı istedim ve kalktım.

Bu yaşadığım talihsiz olayı, sizlerle de paylaşmak gereği gördüm. Mekanın sahiplerinin eminim ki bu yaşananlardan, bir şekilde illa ki haberi olmuştur ama bir arama, özür dileme gereği bile duymadılar ki bu da ayrıca üzücü maalesef… Yok eğer haberleri olmadıysa, o daha da fena zaten.
usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Celal ile Ceren’e gittim bile. Nasıl mı buldum?

4
blank

Şahan Gökbakar’ı ilk olarak TV 8’deki antimedya skeç şovu “Dikkat Şahan Çıkabilir” ile tanıyıp, sevmiş ve sonrasında iyice ünlenip, beyaz perdeye atladığında ilk çalışması olan  Recep İvedik 1’i de oldukça beğenmiştim.

2.sinde ise durmadan bağırıp çağıran Recep karakterine, bir de gerekli gereksiz küfürler savuran büyükanne eklenince benim için bayağı bir hayal kırıklığı olmuştu. 3.sü ise ilki kadar olamasa da nisbeten fena diildi…

Bende bu kadar kredisi olduğu için Fragmanını gördükten sonra aslında beklentilerimi oldukça azaltmama rağmen, yine de Vizyona girdiği ilk akşamdan Şahan Gökbakar’ın “Celal ile Ceren” filmine gitmeyi istedim.

Film öncesi birşeyler atıştırmak için, nereye gidelim diye düşünüyorduk… Henüz sizinle paylaşma fırsatı bulamasam da Bağdat Caddesi’nde yeni açılan Polonez Brasserie bu aralar yeni favori mekanım. CKM’ye de yakın olduğu için her türlü kültürel aktivite öncesi ya da sonrası illa ki bir uğrayıp, güzel yemeklerini tadıyoruz.

Bir gece öncesinde orada olduğumuz için, bir ara verelim istedik ve canımız da köfte çektiği için, bunca yıldır gitmeye direndiğim, Brasserie’nin tam karşısındaki Ramiz Köfte’ye bir şans verelim bu sefer dedik.

Denemek için birer porsiyon Ramiz Köfte ve Kaşarlı Köfte siparişi verdik. Yanında da bir salata paylaşmaktı dileğimiz… Ama açık salata büfesindeki malzemelerin, içi geçmiş halde olduklarını görünce, bundan vazgeçtik. Köftelerin tadı tuzu yoktu, aynı plastik birşey yemiş gibi hissettik valla. Normalde köftecilerde gelen salçalı bir sostan da vardı yanında ama o bile hiç lezzetli değildi. Neyse, nihayetinde 19:15 seansına gidiyoruz, çıkışta güzel bir şeyler yeriz diyerek sinemaya doğru yola çıktık.
Ezgi Mola’yı “Canım Ailem” dizisindeki tatlı, naif aile kızı karakteriyle tanımış ve güzel yüzüne, şeker hallerine sempati duymuştum bayağı. Dizide bayağı gerçekçi bir performans sergiliyor, oldukça doğal geliyordu bana o halleri…

Hurriyet Celal ile Ceren

Celal ile Ceren filminde ise ilk sahneden itibaren, sinemada olduğumu unutup, filmin içine girmeyi arzulasam da, oyunculukları konusunda o umduğum şeyi nedense bulamadım:(

Hani şu filmlerin en sonunda gösterilen ve oyuncuların çekim esnasında dayanamayıp birbirine güldüğü için kesilip tekrarlanan bölümleri hariç, film bende sanki tek seferde ve çok kısa bir süre içerisinde çekilmiş gibi bir intiba yarattı. Açıkcası kahkahalarla gülmeyi çok istedim, bayağı bir heveslendim ama film boyunca 3-4 kere gülümseyebildim sadece…

Celal ile ceren

Sanmayın ki öyle süper zor beğenen, üstün bir espri anlayışına sahip biri iddiasındayım, valla alakası yok. Ama komiklik olsun diye devamlı tükürülen, kusulan vs. bir film de yani sanki ancak toplumun belli bir eğitim ve yaş düzeyine hitap ediyor gibi, öyle değil mi?

Çıktığımda seyircilerin yüzünde ve vücut dilinde öyle bir ifade vardı ki sanki herkes çok daha fazla gülesi varmış da hevesi kursağında kalmış gibiydi…

Kültür Merkezi’nin 4. katından itibaren inilen yürüyen merdivenleri boyunca, uzun süre etrafımdakilerin de yorumlarına ister istemez kulak misafiri oldum ve edindiğim izlenim onların da benzer kanıda olduğu yönündeydi.

Filmi izleyecek olanlarınız için, konu hakkında hiçbir detay vermemek adına, tabi ki de içeriğini paylaşmıyorum ama, “Dikkat Şahan Çıkabilir” şovundan “Dişi Yakarış”, “Tehlike Çanı”, “Kim 500 bin istemez ki” skeçlerindeki başarılı performansını onlarca kere izlemiş biri olarak, Şahan Gökbakar’ın isterse çok daha iyisini yapabileceğini düşünüyorum.

Beho Usta’nın Enfes Omleti’nin Çok Gizli Tarifi

7
blank

Çok sevdiğimiz dostlarımızla bu Pazar kahvaltısında bizdeydik.

Üşengeç Şefiniz olarak, üşenmeyip hazırlıklarını yaptığım bugünle ilgili detayları tabi ki de ballandıra ballandıra sizlerle bilahare paylaşacağım. Akıllardan çıkmayan Kolay Su Böreğim bunlardan sadece bir tanesi… Tarifi pek yakında burada 🙂

Ama ona gelmeden… Maharetli arkadaşımız Behram’ın, ilk kez İsviçre’deki evinde tattığımız ve bizim için fenomen haline gelen enfes omletinden sonra, onu tekrar mutfağa davet edip, biraz zahmet versek de, sizler için tüm aşamalarını fotoğraflama şansı edindiğim Omletinin tarifi geliyor. Oleeeeeyyy!!! 🙂

Omlet

Onun tarafından tamamen spontane ve çok hızlıca yapılan bu harika şeyi, ayrıca uzun uzun anlatmaya aslında hiç gerek yok, çünkü fotoğraflar her şeyi açıkça tarif ediyor ama… Yine de kısa kısa açıklamalar eklemekte fayda var sanki 🙂

6 Kişilik Omlet için Malzemeler:

6 Yumurta
4 Yemek kaşığı Süt
1 Silme çay kaşığı Kabartma Tozu
1 Yemek kaşığı Tereyağ
2 Dilim Dana Jambon
3 Dilim Çedar Peyniri
1/4 Çay Kaşığı Kırmızı Pulbiber
1 Çay Kaşığı Çörek Otu
1/4 Çay Kaşığı Karabiber
Tuz

ADIM ADIM FOTOĞRAFLI OMLET TARİFİ

Önce derince bir cam kaba, 6 adet yumurtayı kırıyoruz ve üzerine Sütü ve Kabartma Tozunu ekliyoruz.

Picture 028 1

Picture 025

Diğer tarafta da Teflon bir tava veya tencerede 1 kaşık Tereyağını eritiyoruz.

Picture 033

Kesme tahtasında 2 dilim Jambonu 1’er santimlik şeritler halinde kesip, birbirlerinden ayırıyoruz.

Picture 032 1

Picture 034 1

Yumurta, Süt, Kabartma Tozu karışımına, Çörek Otu, Tuz, Pulbiber ve Karabiber ilave ederek, çatalla köpürtene kadar karıştırıyoruz.

Picture 031 1

Tereyağının üstüne bu karışımın yarısından biraz daha fazlasını döküyoruz. Ocağın altı bu esnada yarım açık…

Yumurtalar yavaş yavaş pişerken, üzerine Dana jambonları da serpiştiriyoruz.

Picture 037 1

Kabararak pişmesi ve o hacmini kaybetmemesi için, bu aşamadan sonra kapağını kapatıyoruz.

Picture 035 1

Alt kısmı belli bir katılığa ulaşmaya başlayıp, Omlet de iyice kabararak pişmeye devam ederken, üzerine küçük parçalara ayırdığımız Çedar Peynirlerinden de serpiyoruz.

Picture 038 1

Picture 041

Şimdi de geri kalan yumurtalı karışımı ilave ederek, tekrar kapağını kapatıyoruz.

Picture 036

Picture 042

Picture 043

Yeni eklediğimiz kısmın da kabararak pişmesi için, yine kapağını kapalı tutarak ve orta ateşte pişirmeye devam ediyoruz.

Sonradan ilave ettiğimiz bu kısım, daha sıvı halde olduğu için, kapağı kapalıyken, zaman zaman tava ya da tenceremizi, sağa sola yatırarak sosun kenarlara doğru hareket etmesini ve onların da pişmesini sağlıyoruz.

Sonlara doğru, artık Ocağın altını kısıyoruz.

Picture 044

Ara sıra Tahta kaşıkla kontrol ederek, altının yanmamasına dikkat ederek, her tarafının istediğiniz kıvamda piştiğine emin olduğumuzda artık ocağın altını kapatabiliriz.

Picture 045

Arzu ederseniz, bu aşamada birinci alternatif olarak, uygun boy bir tabağa Omletimizi kaydırabiliriz.

Picture 046

Ya da siz de bizim gibi bundan vazgeçerek, tavanızdan daha genişce bir tabağı üzerine kapatarak ve ellerinizi yakmadan, hızlıca ters çevirerek omletin şeklini şemalini riske etmeden kolayca bu tabağa geçirebilirsiniz.

Picture 048

Picture 047

Picture 049

Picture 050

İşte karşısınızdaaaaa ÜŞENGEÇ ŞEF’den …

Picture 053

Beho Usta’nın dillere destan Omleti’nin hiçbir yerde bulamayacağınız, hatta kendinin bile ezbere bilmediği gizli formülü…

Picture 051

 Değerim biline 🙂

Picture 056

Söylememe gerek yok ama hadi ben yine de belirteyim… İlla Çedar Peyniri ya da illa Dana Jambon şart değil tabii ki..

Siz  isterseniz Kaşar Peynirle ve Salamlı yapın. Çeşitlendirmek sizin elinizde..

Hem zevk sizin değil mi? Kim karışırmış ki:)

Picture 057

Kocaman bir Pancake gibi duruyor, değil mi? 🙂
Herkese afiyet şeker olsun:)

Erenköy “Bistro 33” mü? Aman ben almayayım

0

Tam kafa dengim olan, çok sevdiğim dostlarımdan birinin daha önce çeşitli sebeplerle ertelenen doğum gününü de kutlamak bahanesiyle, geçenlerde bir akşam üstü buluştuk.

Bu güzel etkinlik vesilesiyle, nereye gitsek diye düşünürken, o gün İstanbul’da sisten ötürü çalışmayan vapurlardan dolayı, yollarda çok fazla trafik olduğundan, “yakın bir yerler olsun yollarda heba olmayalım zaten zamanımız kısıtlı” dedik. Alternatifleri bir düşündük. Önce “House Cafe’nin somonları süper” dedi, “Budur!” dedik “House Cafe!”…

Sonra sıkışık trafiği görünce sahile sapmaktan çekindik. “Buldum!” dedim “ilerde Polonez Brasserie var, yeni açıldı, yemekleri bayağı iyi”… Ama o esnada Cadde’de de trafik durma noktasına geldi…

Derken sanki kader ördü ağlarını ve bir baktık ki mecburen kendimizi Bağdat Caddesi Erenköy’deki Bistro 33’de bulmuşuz…

Bu mekana geçen Yaz bir kere gitmiş ve bir Pazar brunch’ı esnasında servislerini tecrübe etmiştim.

Menüden içinde Tulum, Beyaz, Kaşar, Dil Peynirleri, Tereyağ, Zeytin Nutella, Reçel, Bal, Salatalık, Domates, Yumurta, Izgara Sucuk bulunan birer “Türk Kahvaltı Tabağı” ısmarlamıştık. (Porsiyon fiyatı 35 TL)

Ama mekandaki pervaneler öyle gürültülüydü ve öyle güçlü  bir rüzgar yapıyordu ki zatürre olmamak için birkaç masa değiştirmek zorunda kaldık, çünkü derece ayarı yapılamıyormuş nedense… Ya zatürre olacaksın. Ya kurdeşen… Seç- beğen-al yani 🙂

Bu yemekten ve garsonların yaklaşımından memnun kalmayınca bir daha da gitmeyi açıkçası hiç düşünmüyordum ama mukadderat işte… Yine yolumuz düştü, dedim ki “hadi bir şans daha vereyim” 🙂

Neyse gittik yerleştik yerimize. Menüyü incelerken kendi aramızda da ondan mı denesek, bundan mı muhabbeti yapıyoruz malumunuz…

Arkadaşım, “ben aslında bayağı acıkmışım, salatadan vazgeçtim, somon filan istemedim şimdi… Şöyle tavuklu bir şeyler çekiyor canım” dedi.

Ben de tam o esnada Avokadolu Karidesli salatalara bakarken, içinde Kokteyl Sos diye geçen bir açıklama olduğunu gördüm ve bunun ketçaplı metçaplı gereksiz bir sos olduğunu masamıza bakan garsondan duyunca direkt vazgeçtim.

Sonra dedim ki madem Karides dedik, şöyle krema soslu lezzetli bir Karidesli makarnanız var mı burada göremedim ben? Garson dedi ki “ah evet şu şu var”… Baktım Domates soslu yazıyor. “Hayır” dedim, “ben beyaz soslu diyorum”. “Ahh evet haklısınız” dedi. “O zaman şu var” diye başka bişey gösterdi. Bir baktım yine domates soslu… Dedim ki “yanlış mı okuyorum burada domates sos diyor yine”… “Evet ama karides sadece domates sosla yapılır zaten, krema ona asla yakışmaz. Biz karides yemeğine Parmesan peyniri bile koydurmayız” filan diye bir şeyler geveledi.

“Ben Karidesi kremalı veya ıstakoz sosuyla pek çok yerde yiyorum ve üzerine bol bol parmesan peyniri de kullanıyorum. Çok da harika oluyor! Neyse ben biraz daha bakayım çünkü görünen o ki siz pek yardımcı olamayacaksınız…” dedim. Hiç de hazetmem ukalalığın böylesinden…Keyfimizin kahyası sanki beyefendi!

O esnada arkadaşım bol mantarlı bir tavuk yemeği istediğini söylerken, menüde, acılı bir Tavuk yemeği gördü ve bu nasıl birşey?” diye sordu..

Garson’da “aa o çok lezzetlidir, Fajita gibi servis ediliyor” deyince “Mexican Chicken Saltato” isimli ve Acılı Şarap Sos ile Piliç parçaları, Kabak Renkli biberler, Soğan, Mantar, Meksika Fasulyesinden oluşan bu yemeği sipariş etti. (Porsiyon Fiyatı: 30 TL)

Hala cozurdamaya devam eden süper bir fajita gelecek filan diye heyecanlandı kızcağız az sonra olacaklardan habersiz…

Ben damak zevkime uygun birşey bakınırken, “o zaman size 4 peynirli Tortellini tavsiye ederim” dedi Garson… “İçinde Karides yok ama Trüf mantarı yağı ve çok leziz bir krema sosu var”…

“Okey hem belki içine ilave Karides eklesek” filan diye aramızda konuşurken, Garson yine ukala bir şekilde girdi araya… “İmkan yok, mutfağımız bunu asla kabul etmez!” demesin mi? “Efendim? dedim. “Ekstrasını ödeyerek ilave Karides istesem makarnama, olmuyor mu şimdi?” “Yok katiyyen olmaz. Ben sipariş alsam da Mutfak kızar ve yapmaz” dedi.

“La havle”… derken neyse uzatmayalım zaten haftalardır yüz yüze görüşemiyoruz, hava kararıyor neredeyse, yeter bu sipariş faslı diye düşünerek “tamam lanet olsun dedim madem bu kadar iddialılar, o gelsin bakalım”

Derken yemekler geldi. Biz canım arkadaşıma Fajita beklerken, Garson bildiğiniz biberli, domatesli ve bol bol olması istendi ya- sanki inadına “eser miktarda mantarlı” cambul cumbul bir güveç yemeği getirdi koydu önüne.. yanına da bol bol yağını çekmiş patates…

Sunum zaten hayal kırıklığı… Tadının da Meksika Fajitası ile uzaktan yakından alakası yok… İki çatal aldı, iki tırtıkladı ve “yok yiyemeyeceğim” dedi bıraktı…

Bana da menüde yazılana göre içinde kremalı sos ile hazırlanan Fontina, Parmesan. Gorgonzola, Mascarpon Peyniri, Trüf mantarı yağı bulunan “Tortellini al quattro formaggi” geldi…

İçinde safi beyaz krema sosunda yüzen 3 cm eninde 5-6 tortellini var. (Bilmeyenler için İtalyan mantısı diyelim, kare şekilli birşey ve içinde mantıdaki kıyma yerine, güya 4 farklı çeşit Peynir var işte) (Porsiyon Fiyatı 24 TL)

Bildiğiniz peynirli tortellini üzerine başka hiçbir şey yapmadan bir kutu Tikveşli Kremayı dökmüş, ısıtıp getirmişler… Krema oturup tek başına yenilecek birşey değil ve tadı da çok ağır ve tatsız tuzsuz…En ufak bir baharat, en ufak bir tad katılmamış valla inanılacak gibi değil.

Sonuçta ne mi oldu?

Bu fiyatlarla bu kadar hayal kırıklığına uğratan yemekler ve bu derece egolu personeli bulunan Bistro 33’e bir daha gitmemecesine veda ettik.

Biz almayalım. Alana da mani olmayalım:)

Tanrı’nın bir Lütfu o bana : Simit :)

4
blank

Diyet şeysinden ötürü bu Pazar, o meşhuur Brunchımızı dışarıda yapmama kararı aldık.

Evdeki malzemelerle en masum şekliyle, nasıl kendimizi ödüllendiririz diye düşünürken, cherry domates, salatalık, Ezine Keçi Peyniri, Cheddar Peyniri ve Roka’dan oluşan bir tabak hazırlayıverdim iki dakikada…

Kahvalti
Gerçekten de üşendiğinize değmez…
>
>Bakıp, bakıp “biri hazırlasa da tepsiyle önüme koysa keşke ama nerdeeee?” diye düşünene kadar, bir zahmet yerinizden kalkıp mutfağa yollansanız, eminim ki siz de iki, hadi bilemediniz üç dakikada böyle sağlıklı bir kahvaltı ortaya çıkarabilirsiniz 🙂 Yaparsınıııızz aslansınıııızz :))

Yanına da bir bardak sıcak çay…

cay
veeee…

simitEn ama ennn önemlisi, her gün yesem de asla bıkmayacağım bir lezzet olan, sıcacık ve taze bir Susamlı  Sokak Simiti!

Pastane simitlerinden aynı keyfi alamıyorum. Arada sırada olunca Çekirdekli simiti de seviyorum ama susamlı simit ilk göz ağrım, canım o benim ya:)

Yakınımızdaki Pastaneden sadece bir seferliğine üstü tahıllı, kendisi kepekli bir simit almıştım. Korktuğumun aksine aşırı lezzetli ve yumuşacıktı ama bir daha yapmadılar.

Ne zaman sorsam “aaah anladım ..bitti o, hay Allah yaa kalmadı” filan diyorlardı. En son birgün “yahu dedim sabah geliyorum bitti, akşam soruyorum bitti, ne zaman var bu kepekli simitten?” Meğer talep olmadığı için yapmıyorlarmış. “E ne saklıyorsunuz, söylesenize kardeşim aslını bilelim de, umutlanmayalım boşuna!” dedim en sonunda o raddeye gelmişim artık düşünün :))

Bakar mısınız Simidin de katılmasıyla, işte şimdi bir anda, tabaktaki tüm dengeler kuruldu benim nazarımda.

Simit Tabagi

Yeme de yanında yat valla…Simit simit demişken, aklım fikrim muzipliğe çalıştığından, değinmeden de geçemeyeceğim bir isim de: Brad Pitt

İlk olarak Pringles Chips reklamında ve sonra da Levi’s Jeans reklamında oynamış ve gönüllere taht kurmuştu hatırladığım kadarıyla…

Ben onu, şu haliyle beğenmiştim en çok…

brad pitt

Nam-ı diğer zamanının Mr. Smith’i…

mr mrs smith 2005
Şimdi bu film 2005 yapımı olduğuna göre, tamam aradan 7-8 sene geçti etti ama…

En son oynadığı Chanel No5 reklamındaki görüntüsünü ben pek sevemedim açıkcası…

Hem yıllar ona da ihanet etmiş, hem de bu reklam görselinde, parfümden hiç hazetmemiş, hatta bayağı rahatsız olmuş da, kokusunu almamak için burnunu kapatmaya çalışır bir hali var sanki… 🙂

chanel

Çoğu ağır ve çiçek kokulu parfüme allerjik birisi olarak, genelde ben de yeni çıkan parfümleri denerken böyle olurum da, kendimden biliyorum.

gucci edpEnnn ama en çok sevdiğim parfümün tedavülden kaldırılmasını da, bu vesileyle huzurlarınızda kınıyorum. Hangisi olduğunu merak eden veya benim gibi onun yokluğunu hisseden bir Allahın kulu varsa, buradan yetkililere seslenelim beraber…Bize Gucci Eau de Parfum’ü geri versinler! Hiç bir parfüm onun yerini tutamıyor:)

Bir o, bir de fırından yeni çıkmış “simit” kokusu 🙂

Mmmm …Bebe bisküvili Süt :)

0
blank

Geçen gece yine bilgisayar başında iş yaparken, acıkan karnımın gurultularını bastırmak için, “ne yapabilirim?” “ne yiyebilirim?” diye düşündüm durdum.

Bebe Biskuvi

Mutfak dolapları etrafında, kasap kedileri gibi dolanırken ve buzdolabının kapısını açıp açıp, “o bu saatte olmaz”, “bu şimdi çok ağır gelebilir”, “elma mı? I-ıh”. “Doritos Panço? yok yook şimdi tuzlu tuzlu yersem, sabaha kadar rüyamda, sokaklarda çeşme ararım ” diye düşünürken, aklıma en masum kaçamak olarak, herhalde biraz da mutfak masamızdaki bu, Paris Disneyland hatırası servisin de etkisiyle, bebe bisküvisi ile süt karışımı yapmak geldi.

Mmm leziz ! Şu bebekler ağızlarının tadını biliyorlar valla 🙂

Mama Nişantaşı

0
blank

Yılbaşından bir gün önce, Kanada’dan gelen dostlarımızla, programlarımız fazla yoğun olsa da, kısa, ama çok keyifli ve kaliteli bir zaman geçirme imkanı bulduk.
Muhteşem manzaralı yeni evleri, aynen beklediğim gibi çok şık ve özenle seçilmiş dekorasyonu ile ve ertesi akşam için şimdiden kurulum çalışmalarına başlanan dev Yılbaşı masası ve ışıl ışıl ağacıyla, süper görünüyordu.

Sonra hep birlikte çıkıp, Nişantaşı’nda yapılan hazırlıkları gündüz gözüyle görmek ve hızlıca birşeyler atıştırmak için Cook Shop’a mı gitsek, oraya mı, buraya mı derken, yanından geçerken, Pizzalar’ının cazibesine kapılarak, İstanbul Doors Group’un mekanlarından Mama’yı, çoğunluğun oylarıyla tercih ettik.

mama 1

Belki basından takip etmişsinizdir… Doğuş Grubu’nun bir iştiraki olarak eğlence, yeme–içme sektöründe hizmet vermek amacıyla kurdukları D.ream (Doğuş Restaurant Entertainment and Management) ile Da Mario, Vogue, Angelique, Kitchenette, Zuma ve Gigi gibi yeme-içme sektörünün en iddialı restaurantlarını barındıran İstanbul Doors Group arasında bir ortaklık anlaşması imzalandı. Bu sayede D.ream, bu şirketin büyük hissesine sahip oldu.

mama nisantasi 1

Mama1 1

Mama3 1

Mekanın açık kısmında oturma kararımız neticesinde, yürürken ılık gibi hissedilen ama hareketsiz oturunca insanın yüzünü donduran ayaza inat, birkaç denemeden sonra, tepeden bol bol ısıtıcılı güzel bir masa seçtik kendimize…

Yemek tercihlerine gelirsek, kilosuna her daim özen göstermeye çalışan ve diyeti, bir hayat biçimi olarak benimsemiş masamızın 2 Bey’i; Mercimek ve Akdeniz yeşilliği ile servis edilen Somon Şiş Salatası’nı sipariş verdi. (Porsiyon Fiyatı: 28 TL)

Mantar, taze tarhun, domates, mozzarella peynirinden oluşan Funghi Pizza’yı ise dünya tatlısı annesiyle kızı paylaşmaya karar verdi…(Fiyatı: 22 TL)

Menüyü incelerken, her zamanki gibi en son karar veren yine ben oldum. Ne yapabilirim, gözüm dönüyo bir anda leziz fotoğrafları görünce:))

Neyse nihayetinde, Enginar, mantar, dana jambon, siyah zeytin, kapari, baharatlı sos ve mozzarella’dan oluşan Siciliana Pizza’da karar kıldım. (Fiyatı: 27 TL)

IMG 2468 1

Bakar mısınız onlar somon salatalar, pizza paylaşımlarıyla kendine ve formuna dikkat ederken, ben maşallah tek başıma koca bir pizza. Ne ayıp…! 🙂

IMG 2470 1

IMG 2469 1
Yemeklerin gelmesi biraz zaman aldı. Garsona müdahale edip, “acelemiz var demiştik ama ne zaman geliyorlar acaba?” demek durumunda kaldık…

h g 1 1

Neyse ki az sonra Mama’nın sıcacık mamaları servis edildi. Yemek resimlerinin, neden kırmızı ton ağırlıklı olduğunu hala merak edenler için tekrar açıklayayım, açık bölümde ve tepemizde ısıtıcılarla oturulduğundan, ister istemez herşey kırmızı… Kış sezonu boyunca bu tarz rengi kızarmış yemek fotoğraflarına hazırlıklı olmalısınız sanırım:)

Yoksa Mama’nın normalde pizzalarının görünümü gaaaayet iştah açıcı. Aynen şekildeki gibi yani 🙂

Mama4 1

Somon Şişler biraz kurutulmuş bulunsa da, genel olarak herkes yemeğinden oldukça memnun kaldı. Ben ise enginarlı Siciliana Pizzama bayıldım. Tadı süper geldi bana. Günün bir sonraki programı için söz verdiğimiz diğer arkadaşlarımız bekliyor olmasa, o son 2 dilimi de hayatta bırakmazdım ama neyse 🙂

Mama Tas Firin 1

Derken Pizzaların bu lezzetinin sırrının, mekanın içinde yer alan 2 tonluk odun fırınında pişirilmesi olduğunu öğrendim :))

IMG 2506 1

MamaBrunch 1Bir Pazar günü de Mama’nın brunch tabağını denemek isterim.

Nişantaşı’na ilaveten, Rumelihisarı’nda da bir adet şubesi bulunan Mama’ya arzu ederseniz, Yemek Sepeti üzerinden paket servisi siparişi de verilebiliyor.

mama rumelihisari 1
Mama Rumelihisarı

“Yok ben bunca yazıdan sonra bizzat kendim gider, yerinde keyfini çıkarırım” derseniz de adresi şöyle:

Nişantaşı-Mama Restaurant
Adres: Abdi İpekçi Cad. No:7/2 Nişantaşı

Yılbaşı Davetinde Enfes Tiramisu Etkisi

2
blank

Yılbaşına 2 gün kala evimizde, sevdiğimiz arkadaşlarımızla bir arada olacağımız ve bu vesileyle WISH FOR NISH’in Yılbaşı Kampanyası’nın başarısını da kutlayacağımız küçük bir erken yılbaşı daveti verdik.

IMG 2440a
Herkes yemekte tıkka basa doyunca, Tiramisu servisi için tabi ki de acele etmedim. Bekledim ki biraz hazmetsinler… Hafiften tekrar acıkılsın ki böylece bu eşsiz lezzetin tadına daha çok varsınlar…

Derken bir baktım ki “ara verelim, birazcık acıksınlar” filan derken meğer herkesin şekeri düşmüş, pilleri bitmiş, per-perişan halde koltuklara serilmişler :))

IMG 2441a

IMG 2442a

IMG 2443a
Hemmmmennnn koştum kaptım spatulayı ve Tiramisu’yu dolaptan… Başladım acil servise:)

Tiramisu
IMG 2444a
IMG 2446a

IMG 2447a

Allahtan bünyeleri hemen olumlu tepki verdi. Herkese bir kan, bir can, bir enerji geldi ki sormayın.

IMG 2445a

Yüzler önce gülümsemeye geçti, derken ufak tefek kikirdemeler baş gösterdi…

IMG 2448a
Sonra kahkahalar duvarlarda yankılandı, gece sabah 3’lere kadar sohbetle muhabbetle, o yüksek tempoda şen şakrak sürdü gitti…

IMG 2449a

İşte bu da böyle bir anektod 🙂

Hehehe  Ya ne zaman bu sözü düşünsem aklıma, anılarını anlatıp anlatıp, en sonunda sessizlik olduğunda, kapanış cümlesi olsun diye, “işte bu da böyle bir antrikot (!)” diyen bir amca varmış, o geliyor… Çok tatlı değil mi ama:))

Bunun bir benzerini de, yine, o gece dinledim ama, durup durup gülüyorum…

Arkadaşlar taksiye binmiş, yol tıkanınca taksi şöförü de, her gün maruz kaldığı bu monoton durumdan dert yanmak amacıyla, bir iç çekip, şöyle demiş:
“Offff! Hayat çok molotof” (!)

2013’de, ister koca bir dilim enfes Tiramisu sayesinde, ister sevdiklerinizle paylaştığınız eğlenceli sohbetlerinizde, gülmek ve gülümsetmek için bol bol sebebiniz olsun inşallah…

Herkese Mutlu Yıllar! 🙂

Not:
-“Tiramisu’nun bu kadar kolayca ve adım adım fotoğraflarla anlatıldıgı bir tarif daha görmedim”.
-“Ben de bakarak denedim ve sonuç muhteşem oldu”.
-“Evde Baileys yoktu, onsuz yaptım ama yine de herkes tabakları yemeye kalktı”
gibi söylemleriniz kulağıma geliyor. Ne mutlu bana:)
Hala denemeyen o üşengeçlik abideleri için ise Tiramisu tarifim burada🙂

yilbasi

En Çok Okunanlar

blank

Chef Mezze – Nefis Meze, Müzik ve Boğaz Manzarası

0
Bugün size İstanbul'da en iyi mekanlardan biri olan Chef Mezze ile ilgili izlenimlerimlerinden bahsetmek istiyorum. Yıllar önce ilk gittiğim anda, o enfes...
blank

Titanic Deluxe Belek