Ana Sayfa Blog Sayfa 54

WISH FOR NISH’den %50′ye varan YILBAŞI İNDİRİMİ

0
blank

Sınırlı Sayıda El Yapımı Hazırladığım Tüm Tasarımlar
şimdi çok kısa bir süre için ve
sadece Yılbaşına Özel %50’ye varan İndirimlerle

Online Satış Mağazası

www.wishfornish.com’da…

WISH FOR NISH NewYear2

Valla “İlaç” niyetine: CEM YILMAZ FUNDAMENTALS :)

3
blank

Cem YilmazCem Yılmaz’ı ilk olarak, bundan
yıllaaaaar yıllar önce bir TV kanalında Ana Haber bülteni’nde görmüştüm. Bir
dergide karikatüristlik yaparken, bir yandan da, eşe dosta anlatarak başladığı mini stand up
gösterilerinin çok beğenildiğinden ve artık gitgide ününün yayıldığından
bahsediyorlardı.

İyi ama sahneye nerede çıkıyordu ki ?
İşte bu kısmı ya ben haberde kaçırmıştım ya da reklam olmasın diye o
Kültür Merkezinin adını vermemişlerdi. Ama çekimlerden Beyoğlu’nda ara bir sokağa girince, hemen sağda bir yerlerde olduğu belliydi. O da ne? Bir kaç
saniyeliğine fark ettim ki sözü edilen sokak, Beyoğlu’ndaki eski Vakko
binasının tam karşısına denk geliyordu. Olleeyy! Bu ip ucu bana yeter de
artardı bile…

leman kulturHemen gidip keşif yaptım ve Leman Kültür’ün kapısından girer
girmez dosdoğru, sadece son birkaç tane kalan biletlerden almaya koştum:)

Gösteri günü geldiğinde en üst kata
çıkıldı. Köşede 2 metrekarelik bir platform üzerinde sahneye çıkan Cem
Yılmaz’ı, alan darlığı nedeniyle kısıtlı sayıda seyyar sandalyelerde oturulan ve içinde bol bol ünlü simaların da yer
aldığı özel bir izleyici topluluğuyla birlikte izleme şansım oldu. Düşünün artık,
sene 1995…

cem supermanCem Yılmaz herkesi kırdı geçirdi gülmekten… Ünlü dediğim
isimlere de tek tek takılmadan durmadı tabi. Bu ilk şovundan en çok aklımda kalanlar,
herhalde çoğunuzda da olduğu gibi Superman esprileri oldu… 18 sene olmuş dile kolay:)

Sonrasında Cem
Yılmaz kendini daha da geliştirdi ve üstün hafıza yeteneği ve zekasıyla tüm
şovlarına 3’er 5’er gittiğim, bunlarla da yetinmeyip her fırsatta ezberleyene
kadar DVDlerini izlediğim bir fenomene dönüştü.

Bir keresinde annemi de elinden tutarak “hadi Cem Yılmaz’a gidelim, çok komik, çok eğleneceksin!”dedim ve Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki oyununa gittiiiik. Gelin görün ki, salonda ses düzeni bi rezalet. Orta
sıralarda sağda bir yerlerde oturuyoruz ve sadece mırıltı tadında bir şeyler
duyuyoruz. Ben tabi oyunları ezbere bildiğim için o mırıltılar benim için
bir şeyler ifade ediyor, çünkü beynim onun el kol hareketleri ve o alttan alttan
gelen sesleri tamamlıyor ve ben hala devamlı gülüyorum…
Hastane

Ama bir ara anneme
bakma gafletinde bulundum ki, o da benim gibi halinden memnun mu acaba, diye… Ah
canım ya… Elini işaret parmağı yanağında olacak şekilde çenesine koymuş,
Şirin Dede’nin ikizi “Kim 500 bin İster”in Kenan Işık’ı misali, TV’de bir
tartışma programı izler ciddiyette duruyor… Başımdan aşağı kaynar sular
döküldü tabi. Kadıncağız haklı, hiç bir şey duyulmuyor ki… Neye gülsün…
Durum böyle olunca benim de keyfim kaçtı tabi. İşin kötüsü bir daha ona ne
zaman Cem Yılmaz desem, “aman bana hiç komik gelmiyor ne buluyorlar onda
anlamıyorum ki” dedi hep… “İyi de annecim duyamadın ki adamı, o yüzden de doğal
olarak komik gelmedi, gelemedi” dedim durdum, yıllarca savundum:)

Sanırım ilk filmi “Her şey çok güzel olacak”tı. Mazhar Alanson’la ağabey-kardeşi
oynadıkları da harika bir filmdi. Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile. Selim Naşit’i de burdan rahmetle analım bu vesileyle… Eğer bu filmi hala izlemediyseniz, kesinlikle tavsiye ederim.

hersey

cemySonrasında Gora da olukça iyiydi, Organize İşler’deki rolünde de beğenildi. Vizontele’de de çok şekerdi.vizontele
Ama Arog’tan şahsen hiç
keyif almadım, hatta Yahşi Batı’da film esnasında yarım saat kadar filan horul horul uyumuşum:) Dolayısıyla o ne yapsa körü körüne hepsine bayıldığımı söylemiyorum. Mesela son dönemdeki yüksek prodüksiyon bütçeli o banka reklamları beni pek cezbetmiyor ne yalan söyleyeyim, olmasa da olur sanki… Ama konu stand-up’sa, kabul edelim ki o bir tane…

Geçenlerde bir gün annem, büyük
ihtimalle, günlerdir süren lodos’un da etkisiyle, tansiyon dalgalanmaları
yaşayınca, doktora götürmek istedim. Ama hangi özel hastaneyi arayıp, o güne randevu almak istesem, saatlerce telefonu, o ona, bu buna bağlaya bağlaya, nihayetinde hepsi ağız
birliği etmişcesine, aynı gün için randevu vermelerinin, prosedürleri gereği
yasak olduğunu, bunun ancak ertesi gün için mümkün olabileceğini söyledi. Doktorun boş saati
varken, aynı güne randevu vermemelerini, çok saçma bulduğum bu prosedürlerine
sinir olarak, ne yapsam, ne yapsam düşünmeye başladım…

“Hadi hazırlan gidiyoruz” dedim ve doğruca bir alışveriş merkezi içindeki sinema gişesinden biletlerimizi
alarak, Cem Yılmaz’ın son gösterisine annemi apar topar götürdüm. “Ya ama ben pek komik bulmuyorum onu, kem küm” filan demeye çalıştı ama dinleyen kim? “Yahu” dedim “ben izledim, çok da güldüm. Senin de başarabileceğine inancım sonsuz:) Yapabilirsin ha gayret! Hem bak bu sefer Tiyatrodaki berbat ses düzeni
gibi olmayacak, maşallah “dolby surround” sistemle gümbür gümbür duyacağız Cem
Yılmaz’ın sesini”:)

cmy

Neyse gittik yerleştik yerimize.
Yaklaşık yarım saat süren reklamlar esnasında, koltukların da rahatlığıyla,
baktım biraz fazla kaykılmaya, hatta ufaktan uyuklama moduna girmeye hazırlanıyor bizimkisi…


Uykusunu kaçırmak için devamlı sohbet açıp, her türlü şaklabanlığı yaptım ve gösteri boyunca benim
hatırım için uyumamasını ve biraz olsun beğeni standartlarını, normal
insanlar seviyesine indirerek, sadece anın tadını çıkarmasını rica ettim. “Tamam” dedi anlaştık ve film başladı. Benim
gözüm ekrandan ziyade, annemde tabi. Uyuyor mu, dinliyor mu, gülüyor eğleniyor
mu?…Valla 2,5 saat boyunca devamlı kahkahalar atarak güldü. O güldükçe benim içim ferahladı.
Çıktığımızda ne tansiyon kalmıştı, ne baş dönmesi 🙂 “Ay ben Cem Yılmaz’ın böyle komik olduğunu bilmiyordum” deyip deyip, yine güldü 🙂

cem yilmaz 1

Pek çok hastane, ilaç ya da doktorun yapamayacağı bir tedavi yöntemiyle, “gülerek iyileştiğine tanık
olduğum anne” örneğinden de sonra, bir standup komedyeni olarak Cem Yılmaz’ı başka kimseciklerle kıyaslamamanın, en doğrusu olduğuna inancım sonsuz…

Cem Yılmaz esprilerini Hollandalı’ya anlatma gafletimiz:)

2
blank

Kendinin de sık sık vurguladığı gibi, Cem Yılmaz’la ilgili en tuhaf şey, 3 saat boyunca izlediğiniz şovdan sonra, aklınızda anlatacak doğru dürüst pek bir şey kalmaması ya da hadi bir şeyler hatırlıyorsanız da, bunu oyunu izlemeyen birine, onu taklit ederek anlatmaya çalıştığınızda, hiç de komik gelmemeniz… O kadar çırpınırken, soğuk bakışlara maruz kalmak an meselesi. Denedim biliyorum. Hem de Hollanda’da… Hollandalı arkadaşımıza…”Hem kültür farklı, hem dil farklı… Senin neyine esprileri İngilizceye çevirmek de, bir yabancıya anlatmak için uğraşıp durmak?” demeyin valla… Önce bir dinleyin… Durun bak şimdi anlatıyorum, hak vereceksiniz 🙂

cem

Cem Yılmaz’ın son dönemde TİM’de sahnelediği CM101MMXI Fundamentals gösterisinin, Avrupa Turnesini; Megastar Tarkan, Komedi Dükkanı Tolga Çevik, Ajda Pekkan ve Sibel Can gibi bu tarz başarılı konser ve şovları Avrupa’da pek çok noktaya taşıyan ünlü organizatör arkadaşımız Seyfi Atçeken yapacaktı.
heineken

heineken1

Amsterdam’daki şovu ise, tam da bizim oradaki tatilimize denk gelince, bunun farklı bir deneyim olacağına karar vererek Heineken Music Hall’da VIP’deki yerimizi rezerve ettirdik.
Cem Yilmaz Amsterdam

palladiumAmacımız şovu izleyip, arkasından hep beraber biraz after Party’de zaman geçirdikten sonra Palladium isimli gece klübüne geçmek ve bir de Hollanda gençliğinin nasıl eğlendiğine tanık olmaktı.

Neyse gösteri günü geldi çattı. Biz ve Hollanda’da yaşayan yakın dostlarımız, “nasıl gideriz kaçta orda oluruz”u konuşurken… Bir anda aklımıza dank etti… Yahu bu çocuklardan biri Hollandalı! Tamam yıllar içinde o kadar bizden oldu, o kadar bizden oldu ki, son geldiği durumu şöyle açıklayayım…

hollandaHani “Dutch Way” denilen herkesin kendi hesabını ödediği, başka da bir şeye karışmadığı sistem vardır ya… Nedense bizim dilimize “Alman usulü” olarak çevrilmiştir, ama aslında “Deutsch Way” değil, “Dutch” yani Hollanda usulüdür o! Çünkü gerçekten de standart bir Hollandalı için bu çok normal bir durum… Ama gelin görün ki, bizim Hollandalı arkadaşımız yıllar içinde bir Türk’den çok daha eli açık ve bonkörlükte sınır tanımayan bir insana dönüşüverdi yanımızda zaman geçire geçire…

Her hesap ödenme anı geldiğinde, herkes birbirinin cüzdan tutan ellerini yakalamaya, hesap pusulasını alıp kaçmaya, hiç olmadı diğerlerinin cüzdanını kapıp, hesabı kendisi ödeyene kadar saklamaya giden bir sürü komik hareketler silsilesine giriyoruz topluca…
alman usulu
Güya hepimiz birbirimizden akıllıyız ya, yemeğin sonlarına doğru “ben bir lavaboya gideyim” deyip masadan kalkan, hooop garsonun yanına koşuyor, hesabı ödeyip dönüyor. Yemek bittiğinde de bir başka akıllı, eliyle diğerlerine çaktırmadan “imza” hareketi yapıp, hesabı istediğinde, çoktaaan ödendiğini garsondan öğrenip, şok geçiriyor. Çok eğlenceli, değil mi ama? Valla artık gerçekten ihtiyacı olanı bile, hesap ödenene kadar tuvalete göndermeme noktasına geldi durumumuz, düşünün artık:)

sozlukİşte bu bahsi geçen Hollandalı arkadaşımız, seneler içerisinde sayemizde büyük sempati duyduğu Türk kültürüyle iyice haşır neşir olarak, her uzun tatilini Türkiye’de geçirerek, bir de üzerine belli bir süre orada, Türkçe dersleri alarak, normalde topluluk içinde Türkçe konuşmaya çekinse bile, bayağı birşeyler öğrendi. En azından kelime hazinesi gelişti. Yalnız bir şey söyleyeyim, Türkçe; gerçekten de, sonradan öğrenilmesi hiç de kolay olmayan bir dil… O fiillerin sonları her seferinde değişiyor ya, akıl sır erdirmek imkansız…

HT BayrakBiz onun yanındayken, ayıp olmasın diye çoğunlukla İngilizce sohbetler ederken, ara sıra da kendimizden geçip ve onun da şikayetçi olmamasından yüz bularak bazen Türkçe konuştuğumuz da oluyor tabi. Sanırım işte bu yüzden olacak ki, onun Türkçe bir standup gösterisinden hiçbir şey anlamayacağını ve dolayısıyla çocukcağızın hiç eğlenemeyeceği bir salonda, kahkaha atan binlerce Türk’ün arasında kendini çok kötü hissedeceğini fark etmemiz ,biraz zaman aldı.Ona bu işkenceyi yapmadık tabi ve evde kalmayı tercih etti.  Dolayısıyla biz şovu izlemeye, aklımız biraz da onda kalarak gittik. Çünkü o ana kadar her etkinliğimizi, her zaman, hep birlikte yapıyorduk.

beyonceEn basitinden, bizim için Amsterdam’daki MadameTussauds müzesine bile gelmişti. Beraber ünlülerin balmumu heykellerinin etrafında çılgınlar gibi eğlenip, komik danslar etmiş, hatta korku tüneline dalıp, çığlık çığlığa koşuşturmuştuk içeriden çıkana kadar:)
mm tussauds

Oysa şimdi onu tek başına bırakıp gitmiş ve gittiğimiz yerde tam 3 saatlik şov boyunca ağzımız kulaklarımızda, gözlerimizden yaşlar gelerek, saatlerce kahkaha atmıştık… Hepimiz şov bittiğinde, estetikli gibi gerilen yüz kaslarımızdan ve  gülmekten ağrıyan çenemizden dem vurup, ister istemez, yüzümüze masaj yapar haldeydik:D

Türkiye’deki gösterisine ilaveten, yurt dışında yaşayan gurbetçi Türklerle ve Hollanda kültürüyle de ilgili esprileriyle de geceye damgasını vurdu tabi. Adam müthiş bir yetenek:)

cem yilmaz

Ertesi gün kahvaltı esnasında, yeterli Türkçesi olmadığı için böyle süper bir şovdan mahrum kalan biricik Hollandalı dostumuzun da bizim gibi gülmesini, eğlenmesini istediğimizden, best friendim’le birlikte başladık aklımıza gelen esprileri İngilizce’ye çevirip, taklit ederek anlatmaya…Bir – iki- üç derken çocukcağız nezaketen “Aaa.. Yes!, Ow Okay! ” filan diye zoraki tepkiler vererek, hafiften gülümsüyor naapsın… Biz de “hah şimdi, bak esas şunu dinle, bak bu tam bomba!” diye başka bir tane anlatıyoruz, biz hala kikirderken o “hı hı” diye tüm ciddiyeti ve nezaketiyle, anlattıklarımıza ilgili davranmaya çalışıyor.

cmylmz 1

En sonunda dayanamadı ve yaptığımız bir espri çevirisinden sonra ingilizce olarak şöyle dedi: “hmm ve siz de buna güldünüz mü?”

Uppsss! Hahaha çocuk haklı yaw… Neyse daha fazla işkence yapmadık ona. Anladık ki olmuyor olamıyor. Cem Yılmaz’ın bu konudaki yerini hiç kimse tutamıyor.

Olleeey! Yılbaşı Kampanyam Başladı :)

0
blank

Biliyoruz ki çoğumuz karakter olarak biraz son dakikacıyız… Yılbaşı için sevdiklerimize hediye almamız gerekeceğini, aylaaaar öncesinden bilmemize rağmen,  yine de ne yapar, eder, rahat rahat takılırız.

Sonrasında artık sayılır günler kala, işin ciddiyetinin farkına varmaya başladığımız o en son dakikalarda, tutuşur paçalarımız… Ama o anda da, neredeyse herkes aynı durumda olduğu için, hem mağazalar ve alışveriş merkezleri ana-baba günü gibidir ve hem de güzel ve zevkli şeylerin tamamı çoktaaaan kapılmıştır bile…

İşte tam da bu umutsuzluğa kapıldığınız noktada devreye WISH FOR NISH girer ve Kadınlar için olduğu kadar Erkekler için de birbirinden güzel ve özel tasarım ürünleriyle “ah ne hediye alsam?” diye kara kara düşünürken size, harika seçenekler sunar.
ana sayfa
Sadece Hanım ve Beyler için değil, genci yaşlısı, hatta ve hatta çocuklar için bile el yapımı ve sınırlı sayıda takı ve ev aksesuarı alternatifleri sunan www.wishfornish.com Online Satış Mağazası, internetten alışveriş yapmayı henüz hiç denememiş olanların bile aşırı rahatlıkla, adım adım kullanabileceği şekilde, en basit ve en güvenli şekilde sizin için hazırlanmış.

Kredi Kartına taksit şeçenekleri yanında,arzu ederseniz %5 ekstra indirimle Havale veya Eft ile de ödeme yapabileceğiniz gibi, “Aaa benim kredi kartım yok ki ama:(” derseniz eğer, ürün teslimi anında kendi evinizin veya ofisinizin kapısında Nakit ödeme de yapabilirsiniz.

Ya da kartım var aslında, ama yine de Kapıda Ödemeyi tercih ederim derseniz, Kapıda Kredi kartı ile Ödeme seçeneği de var. Yani her türlü kolaylık burada ve sadece bir tık ötenizde! Eh daha ne olsun? 🙂

yilbasi deneme2

Erkekler için hiçbir yerde bulamayacağınız çok cool bileklikler, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi Takım bileklikleri ve aynı zamanda paracord bileklikleri ya da survival bileklikleri olarak da bilinen, Paslanmaz Çelik kilit sistemli bileklikler, hem de %50’ye varan indirim fırsatlarıyla www.wishfornish.com’da…
N0068 sd1

M0087 sd2
Outdoor sporları gibi doğayla iç içe yapılan Trekking, Yelken, Balık Avlama, Dağcılık vs. spor dallarıyla ilgilenen Erkekler için 200 Kg’a kadar taşıma kapasitesi ile herhangi bir ihtiyaç ya da tehlike anında, bilekliğin örgüsü açılarak, elde edilen 2-3 metrelik kordonlardan faydalanılabilen “Halat bileklikler” aynı zamanda hem çok şık hem de tüm dünyada çok trendy.

M0035 sd

Tüm bunlara ilaveten, Deri Bileklikler ve Altın ve Gümüş renkli elegan objelerle tasarlanan ve ağırlıklı Siyah, Gümüş, Lacivert gibi daha maskülen renklerden oluşan bileklikleri de içeren WISH FOR NISH “For Men” Koleksiyonu, tanıtıldığı ilk günden çok büyük ilgi görmüş.

M0046 sd1

M0045 m

Eğer bu hediye seçenekleriyle ilgileniyorsanız, her birinden sadece 1’er adet bulunduğunu unutmayın. Yani eşsiz ve benzersiz… Aynı sizin gibi…

Yılbaşı Arifesinde Nişantaşı Işıl Işıl

0
blank

Yılbaşının bir gün öncesi, arkadaşlarımızın ailesine yeni katılan dünya tatlısı bebeklerine “hayırlı olsun” ziyareti yapmak için yolumuz Nişantaşı tarafına düştü.
Hazır gitmişken, bu vesileyle Nişantaşı’nın son birkaç senedir çok iddialı olduğu yılbaşı dekorasyonuna bir göz atmak ve City’s Alışveriş Merkezi’nin en üst katında açılan İzzet Çapa’nın en yeni mekanı ‘Mahalle’yi bir şereflendirmek de şart oldu:)
‘Mahalle’den başka bir yazımda detaylı bahsedeceğim ama şunu belirtmeliyim ki oradan çıktığımızda Nişantaşı’nda keskin bir kar soğuğu olmasına rağmen sokaklar deli gibi insan kaynıyordu. Hatta tam da City’s’in çıkışında, belli ki semtin uzuuuun yıllardır sakinlerinden olan bir teyze, yanındakilere “Caağnım Nişantaşı’nı ne hale getirdiler, adım atılmıyor!” diye dert yanıyordu.
Atiye Sokaktaki tıkkka basa dolu cafe ve restaurantların arasından, üzerini süsleyen led ışık selinin altından geçerek nihayet, en afilli süslemelerin olduğu Abdi İpekçiye geldik.
Atiye“Yaşat bize o ışık selini!” derseniz, sokağın yağmurlu ve boş bir anında, (büyük ihtimalle sabaha karşı filan) çekilen bir fotoğrafını sizinle paylaşayım madem:)
Bu sene A46 organizasyon ile Şişli Belediyesi birlikte, “Nişantaşı Oyuncak Fabrikası” konseptli bir yılbaşı dekorasyonu ve etkinlik programı organize etmiş.
NUTÇaykovski’nin 1891 yılında bestelediği Fındıkkıran Balesi’nden esinlenilerek; dev kurşun askerlerden oluşan led ışıklı taklar, oyuncak ayıcıklar, hediye paketleri gibi objelerden oluşan süslemelerle Nişantaşı ışıl ışıl bir görüntüye bürünmüş.
bale
Fındıkkıran Balesi
2010 yılında dünyanın önde gelen defilelerinde bıyık ve şalvarlarıyla podyumda salınan maço konseptli modellerden sonra, iyice yaygınlaşıp, bu sene tavan yapan “Pala bıyık” trendine uygun şekilde Kurşun Askerler de pala bıyıklı tabi.
kursunasker
Yakından aynen şöyleler:
IMG 2521
Ayrıca Beymen Brasserie’nin karşısındaki Nişantaşı meydanına, tam Cartier Mağazasının yanına, 7 metrelik dev bir yılbaşı ağacı kurulmuş…
IMG 2508
Ağacın hemen yanında yer alan sahnede gerçekleştirilen DJ müzikleri ve canlı performanslar, kalabalığı Yılbaşı havasına sokmuş bile şimdiden.
Özellikle etrafta yoğun miktarda dolaştığına tanık olduğum turistler, meraklı ve hayran gözlerle, büyülenmişcesine ortamın tadını çıkarmaya ve bu keyifli anı ölümsüzleştirmeye çalışıyordu.
IMG 2518
Vali Konağı Caddesi’ni Abdi İpekçi Caddesi’ne bağlayan noktadan, Brandroom mağazasının olduğu bölgeye kadar tüm sokak, yaklaşık 300 metre uzunluğunda bir Kırmızı Halı ile kaplanmış ve daha yılbaşına bir gün daha olmasına rağmen, üzeri hınca hınç, bu görsel şölen altında hatıra fotoğrafı çektirmek isterken, buzzz gibi soğuğu hiç dert etmeyen, mutluluktan ağzı kulaklarında çocuklar ve aileleriyle doluydu.
IMG 2525

Erkeklere Özel Aksesuarlar WISH FOR NISH’de…

0
blank

Eşinize, erkek arkadaşınıza, kardeşinize,oğlunuza veya iş arkadaşlarınıza…

Yılbaşlarında ve tüm özel günlerde Gömlek, Kravat, Atkı, Saat, Cüzdan, Kol Düğmesi vs. almaktan bıktınız mı?

Emin olun Beyler de bu hediyeleri almaktan bıktı artık…

”İyi ama geriye alternatif olarak başka ne kaldı ki?” diyenlere…

www.wishfornish.com

erkek

Bolonez Soslu (Kıymalı) Lazanya Tarifi

30
blank

Biliyorum işin içine önce Tasarım işlerim, derken onların marketing çalışmaları, sonra Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitimim, derken biricik eşimin diyeti de girince, en sevdiğiniz Blogun yazarı Üşengeç Şef, yeni yazacağı tarife bir türlü fırsat bulamaz oldu diye sabırsızlanıyorsunuz…

Tamam tamam işte kendimi affettirecek muhteşem bir Lazanya tarifiyle buradayım. Hem de öyle böyle değil, adım adım fotoğrafları ve en açık şekilde anlatımıyla, sadece yutkunup okumayacaksınız, tam tersine çok kolayca siz de yapabileceksiniz bu Lazanyadan…

adim-adim-resimli-lazanya-tarifi

Veee dosta düşmana aslında içinizde ne cevherler olduğunu, canınız istediğinde ne harika yemekler yapabilecek kapasitede olduğunuzu gösterme fırsatı bulacaksınız, e daha ne duruyoruz? 🙂

resimli-lazanya-tarifi

Gerekli Malzemeler:

resimli-lazanya-tarifi

-Önceden Haşlama Gerektirmeyen Barilla Lasagne paketinden 12 Yaprak Lazanya

-1 Su Bardağı Rendelenmiş Kaşar Peyniri

Bolonez Sos Malzemeleri

-350 gr. Kıyma

-1 yemek kaşığı Tereyağ

-1 Kuru Tatlı Beyaz Soğan
-1 Yeşil Biber
-1 Kırmızı Biber
-1 Havuç
-4 Domates
-4 Diş Sarımsak
-Yarım çay kaşığı kadar Karabiber
-1 Silme Çay kaşığı kadar Pul Biber
-1 Çay kaşığı kadar Tuz

Beşamel Sos Malzemeleri

-3 su bardağı süt

-2 yemek kaşığı un
-1 Yemek Kaşığı Tereyağ
-1 Çay kaşığı kadar Tuz
-İstenirse 1 Silme Çay Kaşığı Hindistan Cevizi

Bolonez Soslu Lazanya Tarifi

Küçük bir tencerede bir yemek kaşığı kadar zeytinyağı ile Kıymanın tamamını karıştıra karıştıra önceden pişirmiştim. O yüzden direkt yağın içine çiğ haldeki kıymayı atıp, o piştikten sonra soğan ve diğer malzemeleri de eklemek yerine, Kıyma hazır olduğu için ben bu sefer ilk olarak soğanla işe başlıyorum.

resimli-lazanya-tarifi

Şimdi, ister 1 adet soğanı daha önce anlattığım şekliyle “Yemeklik Soğan Nasıl Doğranır” yazısına bakarak doğrayın ya da isterseniz, siz de benim gibi hiç bu zahmete girmeyerek, Superfresh’in hazır doğranmış Donmuş Soğanlarından göz kararı yaklaşık 1 Soğan kadarını kullanın.

İlk iş, minik bir tencerede Tereyağını eritiyoruz, sonrasında doğranmış soğanı içine atarak pembeleşene kadar kavuruyoruz.

3

4

Eğer daha önceden Kıymayı pişirmeseydik, bu aşamada ilk önce onu pişirecektik. Ama o artık hazır olduğu için kenarda bekliyor ve ilk olarak pişme zorluğu sırasına göre Soğanla başlıyorum kavurma işlemine:) Kolay ve anlaşılır bir mantığı var bu işin, değil mi?

resimli-lazanya-tarifi

Sonra içine rendelediğim Havucu, küp şeklinde doğradığım Kırmızı ve Yeşil Çarliston Biberleri ve zarlarını soyarak, ekleyip, karıştırarak pişirmeye devam ediyorum.

2

Domateslerin önce kabuklarını soyup, sonra resimdeki gibi ikiye bölüp, düz kısımları kesme tahtasına bakacak şekilde diziyorum.

resimli-lazanya-tarifi

Sonra da aynen Soğan doğrarken uyguladığım mantıkla küçük küpler haline getiriyor ve domateslerle beraber, minik minik kestiğim Sarımsakları ve önceden pişirdiğim kıymaları da bu aşamada ekliyorum.

resimli-lazanya-tarifi

resimli-lazanya-tarifi

Suyunu çekene dek karıştırarak yaklaşık bir 20 dakika kadar orta ateşte pişirmeye devam ediyorum.

13

14

15

Son olarak içine 1 çay kaşığı kadar tuz, 1 silme çay kaşığı kadar pulbiber ve yarım çay kaşığı kadar Karabiber ekleyip, karıştırıyorum ve işte Bolonez Sosum hazır bile…

17

Bu sosu, önceden hiçbir işleme tabi tutmadığım Barilla Lazanya’larımı yumuşatmak için kullanacağımdan, sos, mantık olarak biraz daha akışkan kalmalı. O yüzden de normal Beşamel Sos kadar koyu kıvamlı olmasını istemiyorum.

18

Beşamel sos için Tereyağını başka bir küçük tencerede eritiyorum.

19

Tereyağ hafiften köpürmeye başlayınca içine 2 tepeleme yemek kaşığı Un ekliyorum ve topak topak olmaması için devamlı karıştırarak, un sarı renge dönene kadar birazcık kavuruyorum.

20

Şimdi bir yandan karıştırmaya devam ederken, bir yandan da 3 bardak Sütü yavaşça ilave ediyorum.

25

22

Süt kaynamaya başlayınca da Tuz ve arzu ediyorsam çok az Hindistan Cevizi ve Hint Cevizi (Muskat) de ekleyerek kıvamı biraz daha koyulaşana kadar karıştırmaya devam ediyor ve kaynayıp fokurdamaya başladığı zaman ocaktan altını kapatıyorum.

26

Hindistan Cevizi ve Hint Cevizi de (Muskat) ne alaka diyebilirsiniz ama şaşırtıcı şekilde Beşamel Sos yaparken de Patates Püresi yaparken de, içine çok az miktarda katınca tadı daha güzelleşiyor:) Beşamel sos hazırlarken, tadı hafifletici katkısından dolayı ve beşamel sosda un kokusunu gidermesi için her ikisinden de çok az miktarda faydalanılabilir. (Şart değil tabi ki:)

Şimdi dikdörtgen bir fırın kabını ya da isterseniz benim gibi siz de ortaboy bir dikdörtgen Borcam’ın tabanını sıvı yağla yağlayın. Yani bir yemek kaşığı kadar yağ döküp, bunu bir kağıt peçete yardımıyla tüm tabana ve yan taraflarına yayabilirsiniz.

7

İlk olarak ince bir tabaka halinde Kıymalı Harçtan yani Bolonez Sostan ve üzerine yine az miktarda Beşamel Sostan dökerek en alttan itibaren Lazanyanın katlarını çıkmaya başlayabiliriz.

2930

31

Bu Lazanyanın imar izni 3 kata kadar, ona göre! 🙂

8

Şimdi resimde gördüğünüz gibi, tepsinin ebadına göre Barilla’nın önceden haşlanması gerekmeyen Lazanya Paketinden 3 tam yaprak kullanınca, kenarlarda boşluklar kalıyor. Şekline uygun şekilde 4. yaprağı kırıp doldurarak o boşlukları da tamamlayabilirsiniz.

32

Yine üzerine bir miktar Bolonez Sos, üzerine aynı şekilde Beşamel Sos ve yine Lazanya yaprakları olarak 2. katını da tamamlıyoruz.

33

34

35

36

Şimdi 3.kat için aynı işlemi bir kez daha yapıyoruz. Yani özetle önce Kıymalı harç, sonra Beşamel sos, sonra Lazanya yaprakları sıralamasını 3 kere tekrarlıyoruz.

37

38

45

En üstüne son kez Lazanya yapraklarını kapatıp, üstüne Beşamel sos döküp, 3 katlı Lazanya Binamızın çatı kısmını da kapatmış oluyoruz:)

39

40

41

Onun üzerine de rendelediğimiz kaşar peynirinden serperek, Borcam’ın üzerini Alüminyum folyoyla kaplayıp, önceden ısıtılmış 200°C fırında yaklaşık 20 dk. kadar pişiriyoruz.

27

28

42

43

Bu sürenin sonunda folyoyu çıkarıp bir 10 dakika da üstü kızarsın diye folyosuz haliyle pişiriyoruz.

44

Lazanyayı servis yapmadan önce eğer sabredebilirseniz yaklaşık 10 dakika kadar dinlendirmenizi tavsiye ederim. Fırından yeni çıktığında aşırı sıcak oluyor, aman diyim:)

Sonra da sevdiklerimizle birlikte afiyetle şapur şupur yerken, iltifatları topluyoruz:)

Lazanya1

Üşengeç Şef, “Elle Style Awards” Gecesindeydi

0
blank

Şu yıl bir hayırlısıyla bitsin de, tek hayalim yılbaşı gecesine sessiz sakin bir şekilde girmek…

Hani derler ya nası başlarsa, öyle devam edermiş. Eh boşa söylenmiş olamaz herhalde… En ufağından da olsa gerçeklik payı varsa, bunu değerlendirmek isterim. Zira 2012 yılında “To Do List’imdeki maddeleri temizleyip, rahat nefes alabildiğim, kafamı yastığa koyup, Oh deyip hemen uykuya dalabildiğim bir an hatırlamıyorum. Tabi bunda benim mükemmeliyetçi karakterimin ve düzen konusundaki takıntımın da etkisi var. Huylu huyundan öyle kolay vazgeçemiyor işte, ne yapayım? 🙂

Tüm bu uğraşlar içinde ise, Sevgili Blogum “Üşengeç Şef”i bir ayrı seviyorum. Buraya yazmak terapi gibi geliyor. Bu arada etrafımdan, bol bol, Logomdaki kız ile ne kadar benzediğimi söyleyen iltifatlar alıyorum. İşte bunlar duymak istediğimiz sözler… Gelsin! gelsin! :))

elle UsengecSef

Bu kadar iş güç yoğunluğu ve koşturmaca arasında, geçenlerde Elle Dergisi Editörlerinden bir telefon aldım ve 7 Aralık’ta gerçekleştirecekleri “Elle Style Awards” (Elle Dergisi Yılın Stil Ödülleri) Gecesine Özel olarak davet edildim.

Bu arada henüz bilmeyenler için ufak bir bilgi mahiyetinde yazayım. “Elle” diye yazılıyor ama Fransızca bir kelime olduğu için “El” diye okunuyor. Neden niçin diye sormayın işte! Fransızcada en sonda yazılan ve üzerinde herhangi bir aksan işareti, şapka filan olmayan “e” harfleri okunmuyor. “E okunmuyorsa madem, neden boş yere yazılıyor o zaman o “e”ler?” gibi sorular sorarak konuyu uzatmak istemezsiniz herhalde:)  Eşyaları dişi-erkek diye ayırıp, zaten çok kolay bir dilmiş gibi iyice karmaşık hale getirip, zamanlara göre ve şahıslara göre fiil çekiminde sonları da her seferinde değişiklik gösteren ve doğru düzgün sabit bir mantığı olmadığı için, ezberlenerek öğrenmek zorunda bırakılan bir dil işte, ne bekliyorsunuz? 🙂

Elle’in hepsi birbirinden stil sahibi, profesyonel ve canayakın ekibi, günler öncesinden styling konusunda bazı alternatifler sundu ve aralarından tercih ettiğim kıyafet üzerinde ilerledik.

Bu aşamalarda Tuba Ünsal’ın tasarladığı kıyafetlerden bir kısmı, seçim yapmam için getirildiğinde, 36 Beden kıyafete girdim. Kendi kendime inanamadım!

O olmasın, bu fazla iddialı olur, ötekisiyle assolist gibi olurum, bu çok transparan derken en nihayetinde, bu yılın en asil moda trendlerinden olduğumu düşündüğüm “Peplum” detaylı ve yakasında yine bu senenin öncelikli trendlerinden “Dantel” bulunan siyah straplez tek parça elbisede karar kıldım. Tercihimden de çok memnun kaldım, sonra elbise, üzerime tam olacak şekilde hazırlanmak üzere son çalışmalar yapılması için atölyeye gitti.

Büyük günün sabahında Ortaköy Radisson Blu Hotel’de Elle Ekibiyle buluştuk. Saç ve makyaj konusunda işinin ehli bir Nars ekibine teslim edildim.

Akşam saat 19:30 gibi Radisson Blu’dan özel araçla Esma Sultan Yalısı’na ulaştırıldım. Kırmızı Halı üzerinde bol bol resimlerim çekiliyor ve üst kata, ödül töreninin yapılacağı salona gelip, yerimi alıyorum. Geceye en sevdiğim handmade aksesuar markası WISH FOR NISH tasarımı olan Kurukafa, siyah-altın ve gümüş rengi zincir detaylı Siyah Deri Bileklik ile katılıyor ve çok güzel övgüler alıyorum.

Tören kısmını zaten ilgilenenleriniz izlemiştir diye tahmin ediyorum. Kısaca, sanat, iş ve cemiyet hayatından stil sahibi adayların arasından bazen Juri, bazen halkın internet üzerinden verdiği oylarla en yüksek puanı alan kişiler ödüllendirildi. Gecenin sonunda Oya Eczacıbaşı, Burcu Esmersoy, Demet Evgar, Mehmet Günsür, Nil Karaibrahimgil, Murat Boz, Ali Koç, Bora Aksu, Tolga Turan gibi Oyuncu, Tasarımcı, Şarkıcı ve İş adamı isimler, Elle Style Awards ödülüne layık görüldüler. Hepsini tebrik ettim, bu vesiyle tekrar ediyorum:)

Sunucu Tanem Sivar’ı çok başarılı bulmasam da, gündüz kuşağından birlikte program sunduğu Burcu Esmersoy’da gerçekten sahne ışığı var. Yakından da buna şahit oldum. Burcu ödülünü alırken, kendisinden önce, ödülünü sevgilisine adayıp, herkesin arasına evlenme teklifi eden Tasarımcı Tolga Turan’dan rol çalıp, elinde bir tek taş yüzükle George Clooney’e olan aşkını itiraf ederek, evlenme teklif etti.

Sonrasında After Party’ye katılmak için giriş katına inildi. Kokteyl yemeklerinden pek hazetmem… Alengirli ve tuhaf kokulu bir şeyler getirirler tepside ve yanında bir kürdan…. Çoğu zaman bir peçete bile olmayabilir garsonda… Ne gerek var şimdi riske girmeye…Yemem daha iyi…

Bol bol tanıdık sima, Dünyaca ünlü Moda Blogger’ı Bryanboy, ordan oraya koşturup herkesle tek tek ilgilenen Elle’in güzel editörleri ve Yönetim Ekibi, iş adamları, sanatçılar derken saatler geçiverdi..

Artık ayrılmaya karar verdiğim anda, bir de üzerine TV için çekilecek bir Dönem dizisi için oyunculuk teklifi almaz mıyım? 🙂 Maalesef ilgilenemeyeceğimi, haftanın 6 gününü alacak bu tarz bir proje için şu anda hiç zamanım olmadığını anlattım…

Mekandan ayrıldığımda hava buzzzz gibiydi. Biricik eşimle hemen gidip yemek ziyafeti çektim… Yok yooook o diyetine aynen devam… Yemek ziyafeti çektim dememin sebebi bu… Ben yedim o da yanımda eşlik etti sadece sağolsun… Kızarmış patatesler harika ve sıcacıktı. Bayılıyorum şu patatesin her haline. Yok böyle bir sebze herhalde… Haşlanmış hali de güzel, kumpiri de harika, yemeği de leziz, kızarmış hali de muhteşem, püresi deseniz dillere destan, çipsi süper ötesi… Hergün olsa hergün yerim hiç şikayet etmeden herhalde… Şekere dönüştüğünü ilk öğrendiğimde şok geçirmiştim o zamanki küçük aklımla. Nasıl ama yahu ne alaka, tatlı bile değil ki filan gibi gerzek bir tepki vermiştim. Fazla yememeye çalışıyorum ama çok seviyorum valla ne diyim:)

Yine ne yaptım ettim, Elle Gecesinden başlayıp, konuyu yemekle bitirdim ya, inanamıyorum kendime… Bütün günü, akşama kadar bir tostla, bir prebiyotik yoğurtla geçiren bir insan olarak artık buna bir dur demem gerektiğinin işaretleri bunlar işte.. Sonra akşam yemeğinden sonra, doymadım daha ne yesem diye mutfaktaki dolapların etrafında dolanıp duruyorum kasap kedileri gibi… 2013’de daha güzel ve düzenli besleneceğim, Söz! 🙂

Zeytinyağlı Barbunya Tarifi (Düdüklü Tencerede)

7
blank

Boğaziçi Üniversitesinde kabul edildiğim Kadın Girişimci Yönetici Sertifika Programı sayesinde, bana yeniden Üniversite yolları göründü.

Her gün 5-6 saat aralıksız alınan Hukuk, Dış Ticaret vesaire derken, bir ton yorucu ve itiraf ediyorum ki “sıkıcı” dersten sonra, akşamın karanlığında eve varınca, tek istediğim bir mucize olması ve buzdolabında leziz ve sağlıklı bir yemeğin beni hazır bekliyor olması ama, nerdeeee? :))

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Neyse şikayet yok! Şikayet yok! Eğer siz de işten, güçten, okuldan veya gezmeden dönünce benim gibi hissedenlerdenseniz, Çözüm: Üşengeç Şef ve onun adım adım fotoğraflı, açık anlatımlı kolay yemek tarifleri di mi ama? 🙂

Üstünüze çok gelmeden, sizi bir anda tariflere boğmadan, tam da olması gereken miktarda olduğunu düşündüğüm şekilde tarifler vermeye devam ediyorum.

Ayrıca her fırsatta “o cafe senin, bu restaurant benim” gezerek, bir yandan da mekanlardan izlenimlerimi, sizlerle en objektif ve eğlenceli şekilde paylaşmaya bayılıyorum:) İşin en keyifli tarafı ise Bloguma gösterilen inanılmaz ilgi ve sizlerden gelen harika tepkiler…

Bulunduğum farklı farklı ortamlarda, yeni tanıştığım insanlar bile, şansıma, sıkı bir “Üşengeç Şef takipçisi” çıkıyor. Mekan izlenim yazılarımın, Google’da 1 Numara’ya yükselmesi ile de iyice farkediyorum ki, Üşengeç Şef efsanesi aldı başını gidiyor. Tutabilene aşk olsun! 🙂

usengec-sef

Biliyorsunuz internette bir ton yemek tarifi sitesi var ama çoğunluğu hanımların “hamaratlığına hamaratlık katmaya yönelik” siteler… Aralarından bazıları güya “resimli tarif” diye geçinseler de aslında sadece bitmiş ve sunuma hazır halini gösteren tek bir fotoğraftan ibaret 🙂

Oysa Üşengeç Şef, adı üstünde, yemek yapmaya üşenen, çok da bayılmayan, genelde dışarıda yemeyi ya da eve sipariş vermeyi tercih eden, ama arada sırada da olsa “iki lokma da sağlıklı ve lezzetli ev yemeği yapsam hiç de fena olmaz artık” diye içten içe düşünen, meşgul ve zaman yoksunu hanım ve beylere yönelik…  Gerçekten de Hanımlar kadar Beyler de Üşengeç Şef’in en meraklı takipçileri olmuşlar ne mutlu bana:)

Hiç yemek yapmayı bilmeyenlerin bile çok başarılı sonuçlar alıp, cesaretlenmesine vesile olacak basitlikte, adım adım fotoğraflar ve açık açık anlatımıyla, diğerlerinden tamamen farklı bir bakış açısı benimkisi:) Belki de bu kadar kısa sürede bu şekilde fenomen olmasının sebebi de bu olsa gerek:)))

Bugün yine sizlerden gelen yoğun isteğe kulak vererek, güzeeel bir Zeytinyağlı Barbunya tarifi ile ilk zeytinyağlı tarifimize başlayalım istiyorum. Hem de Düdüklü tencerede! Amanın! 🙂

Eminim ki çoğunuzun evinde henüz kullanmaya cesaret edemediği, ama bir şekilde ya ev hediyesi ya da çeyiz olarak dolapta yer kaplayan düdüklü tencereleriniz vardır. Hadi itiraf edin gıcır gıcır duruyor orda biyerlerde di mi?

Merak etmeyin, ben de birkaç yıl hiiiç dokunmadan sakladım durdum ama nihayetinde pes edip, birgün biricik kayınvalideciğimden, düdüklünün nasıl kullanılacağını bana bir örnekle, beraber yaparak ve her anında mutfakta yanımda durarak göstermesini rica ettim ve o günden sonra kendim birkaç deneme yaptım ve artık alıştım çünkü büyük kolaylık!

Ocağa bir şey koyup, başka odaya geçtiğimde, çabucak unutan bir insan olduğum için ve düdüklüde yemekler çok çabuk piştiği için, özellikle dikkat ettiğim şey, onunla yemek pişirirken mutfakta, yanında bir yerlerde olmak… İlla gözlerinizi dikip tüm zamanda ona bakmanız gerekmiyor ama pişerken müdahale etmeniz gereken (yani altını kısmanız ya da kapamanız gereken) anlarda orada olmanız önemli:)

Bu kadar sohbet yeter, hadi gelelim malzemelerimize:)

Düdüklü Tencere ile

ZEYTİNYAĞLI BARBUNYA YEMEĞİ için MALZEMELER

    1 adet Düdüklü Tencere 🙂

    Yarım kilo Barbunya

    1 çay bardağı Zeytinyağı

    2 adet kuru Soğan

    1 adet Havuç

    1/2 adet Kırmızı Biber

    1 adet Domates

    1 tepeleme çay kaşığı Domates Salçası

    1 tepeleme çay kaşığı Biber Salçası

    1-2 diş Sarımsak

    1 adet küp Şeker

    1,5 su bardağı Kaynar Su

    1 silme çay kaşığı Tuz

    1/4 Demet Maydonoz

Öncelikle Barbunyaları güzelce ayıklamamız gerekiyor. İçi boş olan uç kısmını kopararak ya da yandan hafifçe bastırarak ikiye ayırınca, içinden barbunya taneleri çıkıyor hemencecik. Çürük çarık olanlarını almıyoruz tabi:)

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Kolaylık olsun diye bir süzgeçin içine doğru ayıklayabilirsiniz taneleri.
resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Hepsi tamamlanınca, akan suyun altında bol bol, elinizle de alt üst edip, iyice karıştırarak yıkıyor ve süzüyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Bir diğer tarafta da düdüklü tencerenin içine 1 çay bardağı kadar zeytinyağı döküp, zar büyüklüğünde doğranmış 2 kuru soğanı da ilave ediyoruz.

(İtiraf ediyorum ben yine SuperFresh’in  dondurulmuş Tatlı Beyaz Soğan’ından göz kararı 2 soğan kadarlık miktarda kullandım, ne uğraşıcam soğan doğramakla ağlaya ağlaya:)

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Üstüne de ayıklayıp, yıkadığımız Barbunya tanelerini döküyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Şimdi de 1’er adet havuç, domates ve kırmızı biberi yıkıyoruz. Kesme tahtası üstünde Havucu diklemesine tutup, iyice sabitleyip, bıçağı havuca dik olarak dayayıp, yukarıdan aşağı doğru hızlı hareketlerle tarayarak, en dışındaki kısmından kurtuluyoruz. Kalanı da önce yandan ikiye bölüp, sonra yarım santim kalınlığında dilimliyoruz. Eğer seçtiğiniz havuç zaten ince ise o zaman ortasından bu şekilde ikiye bölmenize gerek yok tabi:)

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Domatesin önce kabuklarını soyup, onu ve aynı şekilde yarım Kırmızı Biber’i de zar kadar doğruyoruz ve hepsini tenceredeki Barbunyanın üzerine döküyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

1-2 diş kadar sarımsak soyup, ortasından 2-3’ye keserek onları da yemeğe ekliyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

İçine, tüm zeytinyağlı yemeklerde yapıldığı gibi, bir adet de kesme şeker atıyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

1 silme çay kaşığı kadar Tuz, 1 tepeleme çay kaşığı kadar Domates Salçası, aynı miktarda Biber Salçası ve 1,5 su bardağı kadar Kaynar Su ekliyoruz.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Şimdi bir kaşıkla güzelce bir alt üst ederek karıştırıp, artık düdüklü tencerenin, lastiğinin takılı ve kullanıma hazır olduğunu kontrol ederek, kapağını kapatma zamanı geliyor.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Ben Fissler marka bir düdüklü tencere kullanıyorum. Her bir model ve markanın kullanım şekli farklılık gösterebilir, dolayısıyla bu konuda ahkam kesecek en son kişi Ben’im heralde:) O yüzden kendi tencerenizin nasıl kullanıldığını siz en iyisi ya o hiç anlaşılmayan kullanım kitapçığından anlamaya çalışın ya da benim gibi işin Pir’i olan güvendiğiniz birine danışın:)

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Kendi kullandığım model üzerinden, bana da öğretildiği şekilde tarif etmem gerekirse, kapaktaki ve tenceredeki “Daire” şekilleri birbiriyle yan yana gelecek durumdayken, kapağını üstten de bastırarak kapatıp, sonra ok işaretine doğru kapağı döndürüyorum. Bu sayede alt ve üst kapağın sapları zaten üst üste gelmiş oluyor.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

Sonra da sap kısmının üzerinde yer alan şekillerden de anlaşılacağı gibi, mavi sürgülü düğmeyi, kapağı iyice kilitlemek için Kapatma konumuna çekiyorum. Artık tencerenin altını açarak pişirme işlemine geçebilirim.

resimli-zeytinyagli-barbunya-tarifi

zeytinyagli-barbunya-tarifi-duduklu-tencere

zeytinyagli-barbunya-tarifi-duduklu-tencere

İlk başta Ocağın altını yarımdan daha fazla açıyorum. Biraz sonra (yaklaşık 5 dakika sonra filan herhalde) tencerenin en üstündeki mavi kısım (düdük dedikleri bu olsa gerek ama ötmüyor tabi eski tencereler gibi) 1 beyaz çizgi gösterecek seviyeye çıkıyor, içinde basıncın yükselmesinden dolayı hafiften tıs fıs sesleri geliyor ama hiç tırsmıyorum, artık sürece alıştım tabi:)

O andan itibaren hiç tencerenin yanından ayrılmıyorum çünkü çok çok kısa bir süre içinde ikinci beyaz çizgi de görünür hale geliyor ve tencerem beni, altını kısmam konusunda uyarmış oluyor.

zeytinyagli-barbunya-tarifi-duduklu-tencere

Bu aşamada altını hemen en kısık seviyeye getiriyorum. Yani 10 tane basamak varsa ben 1’e getiriyorum sıcaklığın seviyesini. Bu aşamadan sonra hemen saate bakıyorum ve Barbunya için 6-7 dakika kadar süre tutuyorum.

Süre dolunca altını kapattığım tencereyi, Ocakta altı sıcak olmayan başka bir bölümün üzerine alıyorum ve içindeki yüksek basıncın, kendi kendisine zaman içinde çıkmasına süre tanıyorum.

Düğmeyi zorlayarak veya akan soğuk su altına tutarak buharını çıkartma gibi yöntemleri hiç denemiyorum ve tavsiye de etmiyorum. Hem zaten kendi kendine buharını atma aşamasında da içindeki sıcaklıkla pişmeye devam ediyor ve tam kıvamını bu sayede buluyor. 2 çizginin göründüğü mavi kısım, en aşağı inince anlıyorum ki artık tencerem normale dönmüş ve artık içinde kalan son buharla elimi yakmamaya özen göstererek dikkatlice kapağını açıyor ve karıştırıyorum.

Sıcağa dayanıklı bir kaba dökerek, pencere kenarı gibi soğuk bir yerde soğumaya bırakıyorum.

Oda sıcaklığına gelince üzerine, yıkayıp,süzüp, minik minik doğradığım çeyrek demet kadar Maydonozu serpip, buzdolabında birkaç saat bekletiyorum.

zeytinyagli-barbunya-tarifi-duduklu-tencere

İşte o hayalimdeki sağlıklı yemek… Enfes bir zeytinyağlı Barbunya artık dolapta beni bekliyor. Ollley 🙂

zeytinyagli-barbunya-tarifi-duduklu-tencere

————————————————–
Değerli Okuyucularımdan Minik bir Rica:

Eğer yorum yazmak ya da soru sormak isterseniz, öncelikle şuraya tıklayarak, bloguma üye olmayı unutmayın ki, yazılarınız “Adsız” çıkmasın, ben de sizi tanıyabileyim, olur mu? 🙂

TAKANİK – Uygun fiyatlı balık restaurant’ı

3
blank

Evimize ve fırınımıza kokusu sinmesin diye, evde balık pişirmiyoruz:) Sonra aynı fırında bir kek yapsam, balık kokucakmış gibi geliyor bana, ne yapayım? 🙂

Takanik

Omega 3 yağ asidi ihtiyacımızı haftada bir gün, sevgili babacığımın tanıdık balıkçısından özel olarak temizleterek aldığı ve anneciğimle beraber, yeşil biber yatağında, defne yaprakları ve üzerine biraz zeytinyağı ile, sağlıklı ve lezzetli şekilde pişirdikleri Levrekler sayesinde gideriyoruz Allahtan… (-ciğim.. -ciğim.. aman ne yağ çekmişiiim, pes!:)

images?q=tbn:ANd9GcSN5tBApdRn4WUKksEQTT367V1zirFTFqBrsm Bh5ZrPxrcRhSIElwTQ Dh

Küçüklüğümde de Balık konusunda biraz “armut pişsin de ağzıma düşsün” modundayım. Sağ olsun bizimkiler, nazıma katlanır ve devamlı ayıklayıp yedirirlerdi mis gibi oh…

Hele o zamanlar bir Hamsi furyası vardı ki, Pazardan alınır, bin bir zahmetle temizlenir, una bulanıp, kızartılınca tüm balık kokusu, değil sadece eve, tüm apartmana, hatta ve hatta mahalleye yeterdi… Günlerce kapı pencere açıp havalandırsan da, evin her köşesine oda spreyleri boca etsen de kar etmezdi o kızartma kokusuna:)

Hamsinin kılçıklarıyla yenmesinde bir sakınca olmadığı söylense de, ben yine de, boğazıma takılmasını bir şekilde başarır, ekmek içlerinden koca koca parçalar koparıp, yutarak ve ara gazı verilmiş motorsiklet sesleri çıkartarak, o illet kılçıktan kurtulmaya çalışırdım:)Şimdi ise, kendim ayıklamaya çalışırken, ameliyat esnasındaki bir cerrah titizliğinde, kan ter içinde tek tek uğraştığım kılçıkların, bir yolunu bulup kamufle olmalarına ve boğazıma bir mızrak gibi saplanmalarına sinir oluyorum. Bu sebeple de zaman içinde sadece kılçık yönünden belli bir kolaylığa sahip olan ve lezzet açısından damak tadıma uygun bulduğum Somon ve Levrek haricindeki balıklardan genelde hep uzak duruyorum…

Arkadaşlarla organize olunup, gidilecek mekan, bir Balık restaurant’ı ise, belki Balık değil ama, bir Kalamar Tava olsun ya da tereyağında pul biberle hazırlanmış bir Karides olsun… Bunlar benim en bayıldığım tatlar işte…Bu tarz taze ve lezzetli deniz mahsulleri konusunda arayışım sürerken, bundan 3-4 sene önce, Arnavutköy Takanik ile tanıştık.

Alkol servisi bulunmayan mekan, balık seven büyük çoğunluk gibi “rakı-balık” takıntım bulunmadığı için, harika yemekleriyle gönlüme bir anda taht kuruverdi.

Başarı hikayeleri de ilginç… Önce 1998’de Yeniköy Limanı’nda 6,5 metrelik küçücük bir tekne ile başlıyorlar işe. Sonra daha büyük bir yüzer tekne ile salaş bir konsepte geçip, çok tutuluyorlar. Derken  “artık karaya çıkalım” deyip, Yeniköy İskele Sokağında bir restaurant açıyorlar.

2008’de Arnavutköy’de ve sonra da yoğun talebi karşılamak için yine Yeniköy’de olmak üzere birer tane daha şubeleri hizmete giriyor.

Arnavutköy’deki mekana sık sık gidip gelirken, birgün Suadiye Oteli’nin yanındaki bir binada çok yakında bir Takanik Balıkçısı açılacağını fark ettiğim anda, havalara uçtum sevinçten!

Takanik 14Derken o büyük gün geldi ve aynı tadı, aynı lezzeti, hem de bu kadar yakınımızda ve daha büyük, daha yeni bir mekanda alınca, doğal olarak müdavimleri olduk.

Uygun fiyatları ve hızlı servisiyle, zaman içerisinde ailece, arkadaş gruplarımızla ve yurt dışından gelen dostlarımızla sık sık toplanıp gittiğimiz ailemizin balıkçısı haline geldi Takanik:)

Takanik 10

Gittiğiniz zaman göreceğiniz gibi, önce Lahana ve Salatalık turşusu, Patlıcan Salatası ve harika Mısır unu Ekmekleri ikram ediyorlar. Ben özellikle fırından yeni çıkmış halde sıcak olarak getirilenlerinin hayranıyım:)

Takanik 1
Takanik 3

Başlangıç olarak, çok favorim olmadığı için kendim henüz denemedim  ama deneyenlerden biliyorum ki, Balık Çorbaları  çok güzelmiş. (Porsiyon fiyatı :7 TL)

thumb 600

Takanik 12Bundan sonrası sizin vermek istediğiniz siparişe göre şekilleniyor tabi. Mezelerin olduğu Buzdolabının fotoğrafını sizin için çektim. Seçin beğenin işte, çeşit bol:)

Takanik 2Benim buradaki favori salatam; Roka, Beyaz Peynir ve Domatesli Salata…

Nedense evde aynı salatayı yapınca rokalar hep acı acı oluyor ama burada hep memnun kalıyorum bu salatadan. (Tek kişilik Salata fiyatı: 7 TL, Çift Kişilik olanı: 13 TL)

Hemen Zeytinyağı ve Taze Limon suyunu ekleyip karıştırıp, direkt dalıyorum bu süper salataya 🙂

Takanik 8
Takanik 4Sonrasında çok güzel ve tam kıvamında kızartılmış Kalamar Tavalar geliyor. Olmazsa olmaz ekürisi, Tartar Sosu da yanında… (Kalamar Tava Porsiyon Fiyatı: 13 TL)
Takanik 5
Balık Böreği dedikleri, içinde erimiş kaşar peyniri ve mantar da bulunan bu leziz şeyi de yeni keşfettik ve bir daha bırakamadık. (Balık Böreği Porsiyon Fiyatı: 10 TL)
Takanik 6
Çoğu Balıkçıda beni hayal kırıklığına uğratan Balık Köfte, Takanik’te tam hakkını veriyor. Hafiften kaşar peynirli, bol maydonozlu ve çoooook lezzetli…(Balık Köftesi Porsiyon Fiyatı: 11 TL)
Takanik 7

thumb 600Normal şartlar altında bu sofraya Tereyağında Pulbiberle hazırlanmış Karides de yakışırdı ama mezelerle doymaya başladık bile… (Tereyağında Karides Porsiyon Fiyatı: 14 TL)
Bu seferlik onu es geçip, güzeeel ve sağlıklı bir Somon Izgara ısmarlıyoruz. Gelsin Omega 3’ler! 🙂
(Somon Izgara Porsiyon Fiyatı: 20 TL)

Takanik 9

Takanik 15Konuğumuz uzun yıllardır yurt dışında yaşadığı için, canı en çok Hamsi çekiyor ve tercih ettiği Hamsi Tava’dan çok çok memnun kalıyor. Ne mutlu bize! 🙂 (Porsiyonu: 11 TL)
Takanik 16

Sırada yine ortaya söylenilen bir Fener Kavurma var… Kılçıksız harika bir balık… İçinde Cherry Domates, Arpacık Soğanı, Mantar ve Kaşar Peyniri var ve güveçte pişiriliyor. Oldukça başarılı…(Porsiyon Fiyatı: 20 TL)
Hepsi birbirinden lezzetli yemeklerden sonra, seçilmeyi bekleyen Kabak Tatlısından, İncir Tatlısı’na, Tulumba’dan Şekerpare’ye, Ayva Tatlısı’ndan Revani’ye kadar, mevsimine göre pek çok tatlı çeşidi mevcut ve porsiyon fiyatları sadece 7 TL.

Takanik 11

Takanik 13Bu seferlik bol Kaymaklı ve Cevizli Kabak tatlısında karar kılıp, yine çok beğeniyoruz. Yandaki fotoğraf çekilmeden bir kısmı gitmişti bile. Porsiyonun bereketini hayal edin artık! 🙂

Biz Takanik’e neredeyse iki haftada bir giderken, arkadaşlarımız arasında, her hafta 3 akşam Takanik’te yiyenler var.

Yakınlarında bir Takanik Restaurant olduğu için, tüm bu malzeleri tek tek satın almakla uğraşmadan, evde pişirme zahmetine girmeden ve bu derece uygun fiyatlarla, sağlıklı deniz ürünleriyle beslenme imkanı buldukları için kendilerini çok şanslı hissediyorlar…

Sipariş miktarı ve çeşidi çok çok fazla abartılmadığı sürece, adam başı ortalama 25-30 TL’ye çıkılabilen, böyle başarılı bir mekan söz konusu olunca, haksız da sayılmazlar di mi ama:)

Rezervasyon için:


Arnavutköy Takanik:
Adres: Birinci Cadde No. 87 Arnavutköy, İstanbul
Tel: (212) 263 83 46 (212) 263 83 47

Suadiye Takanik:
Adres:Suadiye Plaj Yolu Sok. No:23/B Kadıköy, İstanbul
Tel: (216) 361 52 00 (216) 361 52 01

Ağlamadan Soğan Doğramak Mümkün mü?

9
blank

Hatırlıyorum da çocukken bile yemek yapılırken mutfakta olmaktan hiç hoşlanmamama sebep olan en önemli faktörlerden biri: Soğan, biri ocağın ateşi ve diğeri de tüm eve yayılan yemek kokusuydu… Hele de annemi hüngür şakırt ağlattığı anlarda, Soğandan iyice nefret eder, neden illa ki kullanılması gerektiğini de bir türlü anlayamazdım.

Gel gelelim bu benim için güzel bir bahane oldu ve ortaokul ve lise döneminde, iyi niyetle yemek yapmayı öğretmek isteyen anneciğimin “bak çok kolay aslında, mantık hep aynı, gel ben yapayım, sen sadece izle” demelerine rağmen, “yok yooook üstüme başıma kokusu sinmesin, hem benim gözlerimin soğana alerjisi var” diye uzun süre kaçtım.

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Yıllar içinde teknoloji gelişti ve babam eve birgün bir Mutfak Robotuyla geliverdi ki aman Allahım… Bir Robot! Tüm dilimleme, doğrama işlerinin çözümü olarak bir güneş gibi doğdu mutfağımıza. Üzerinde bi dünya düğme ve değişik değişik aparatlarıyla göz kamaştırıyordu:)

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Kullanım kitapçığına birkaç dakika bakıp hemen sıkıldığımı ve “tamam canım işte şuradan hangi meyve-sebzeyi istiyorsan atıyorsun, buradan da doğranmış olarak çıkıyor” dediğimi ve annemin soyup, elma gibi 4 dilime ayırdığı soğanları, üstten içine attığını ve benim ayda yürüyen ilk insan heyecanıyla, o düğmeye basıp, bir yandan da “oh adamlar yapmış işte anne, artık soğan doğrarken ağlamaya zırlamaya son!” dediğimi hatırlıyorum…

Üstünden kendi özel aparatıyla bastırarak, o soğanlar doğranma haznesine doğru yolculuğa çıktığında yüzümde var olan gülümseme, bir anda yok oldu. Nedenini henüz anlayamadığım bir sebepten ikimizin de gözlerinden akan yaşlardan ne olup bittiğini göremiyorduk ki… O da ne? Soğanları doğraması için güvenip, bağrımıza bastığımız edepsiz Robot, hiç ummadığımız şekilde onların suyunu sıkmış ve mutfağı inanılmaz bir şekilde “ağlama odası”na çevirmişti. Cam, pencere açmak ne çare? Bir kap dolusu “Soğan Suyu” bu! Bööğğkk!

Belli ki o üşengeçlikle kullanım klavuzunu doğru dürüst okumadığımdan, yanlış bir bölümünü kullanmıştık robotun, ama yine de sonuç böyle olmamalıydı. Hem de bana! 🙂 Ceza olarak bir daha da elimizi sürmek içimizden gelmedi… Uzun süre mutfak tezgahı üzerinde koca bir yer tuttu o Robot hiç kullanılmadan… Bir iki havuç, elma suyu filan yaptı annem arada, yine kıyamadı tabi ana yüreği… Sonra verdik isteyen birine, gitti:)
Şimdi bile eğer yemeğin lezzetini veren en önemli unsurlardan biri olmasa, hiç nazını çekesim yok şu Soğan’ın:) Yemeyle değil derdim, daha çok doğramasıyla hala.. Hele makyaj filan varsa o an gözümde, Panda’ya döndüğüm oldu sel olup akan gözyaşlarımla. Boşuna değil yani hasetim:)))

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Gözlerin yaşarmaması için deniz gözlüğü kullanmayı tavsiye eden gördüm yahu, çok tatlı fikir değil mi? Konu komşu görse karşı camdan, rezil olabilir insan, mutfakta deniz gözlükleriyle… Tatil yapamadı heralde bu yaz da hevesini böyle alıyor garibim derler belki de 🙂

Keserken, sakız çiğnemek, mümkün olduğu kadar burun yerine ağızdan nefes almak, mutfakta yanan mum bulundurmak, soğuk suyun altında kesmek gibi pek çok değişik öneri var ama ben hiç birini almiym:)

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Topraktan absorbe ettiği, içeriğindeki sülfür nedeniyle Soğan, aslında kendini koruma mekanizması olarak, kesildiği zaman yaydığı Sülfirik Asitle gözlerimizi ve burnumuzu bu kadar etkiliyormuş. Yeni öğrendim sebebini, tuhaf diil mi?

Allahtan ben çareyi dondurulmuş olarak satılan doğranmış Soğanlarda buldum. Şu anda sadece Superfresh’inkini kullanıyorum. Feast’inkini de bir kere denedim ama içinden olmaması gereken kabuk, kök uçları vs kısımlar çıkınca, şansını kaybetti.

Şimdi tek yaptığım, derin dondurucudan çıkarıp, istediğim miktarını tencereme dökmek.. Saniyeler içinde bitti gitti işte ne uğraşıcam:))

Arada sırada salata filan yaparken de Soğan lazım oluyor. O zaman donmuşunu kullanamıyorum doğal olarak ve mecburen paşa paşa doğruyorum elcağızımla tabi… Ama en azından hergün hergün çekmiyorum bu zahmeti:)

Yakın çevremden de gördüğüm kadarıyla soğan doğramakta zorlanan, yemeklik soğanı nasıl küp küp- tavla zarı gibi keseceğini öğrenmek isteyen çok kişi var. E hadi o zaman bildiğim kadarını sizlerle de paylaşayım:)

YEMEKLİK SOĞAN DOĞRAMA TARİFİ

Öncelikle keskin bir bıçak gerekiyor. Aman elinize parmağınıza dikkat edin dememe gerek yok herhalde:) Bu işin ustaları diyor ki: “Eğer bıçak keskin değilse, bu durum, soğanla boğuşurken, daha çok göz yaşı demek oluyormuş”, demedi demeyin…

Soğanı kesme tahtası üzerine alıp, en uçlarındaki kök kısımlarını kesiyoruz. Çok kalın değil, resimdeki gibi işte…

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

İki tarafını da kesince, artık o meşhuuur “soğan kabuğu” rengindeki kabuk kısımlarını atıyoruz 🙂

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Akan suyun altına tutup yıkadıktan sonra kesme tahtası üzerine alıyoruz ve tam ortasından ikiye kesiyoruz önce…

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

İşte yarı yarıya kestiğimiz tatlı beyaz soğanlar… Bunlar daha az ağlatıyor sanırım…

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Şimdi, düz kestiğimiz yüzü, kesme tahtasının üzerine değecek şekilde yerleştirip, bıçak yardımıyla resimdeki gibi yani yaklaşık yarım santim kalınlığında soğanı dilimliyoruz.

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Sonra kestiğimiz dilimlere 90 derece açıyla bu sefer diğer taraftan dilimlediğimiz zaman, resimdeki gibi küp küp soğanlarımız oluyor.

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Hala aralarında büyük görünmekte ısrar edenler varsa, elinizle müdahale ettiğinizde, hemen birbirlerinden ayrıldıklarını göreceksiniz zaten:)

yemeklik-sogan-nasil-dogranir

Hollanda ile diplomatik ilişkilerimizin 400. Yılı Kutlamalarındayız:)

0
blank

 
Basından takip etmişsinizdir büyük ihtimalle…
2012 yılı itibariyle, Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yıl dönümü kutlanıyor.

400 yil madalyasi

Bu çerçevede yürütülen zengin ortak programlar; karşılıklı üst düzeyde yemek davetleri ve çok sayıda ekonomik, sosyal, kültürel ve akademik faaliyetleri kapsıyor. Konuyla ilgileniyseniz, etkinlik detaylarını şu siteden görebilirsiniz.

Osmanlıların, Hollandalı dostlarına ilk hediyesinin lale olduğuna dair yaygın bir görüş var biliyorsunuz. Bu sebeple yüzyıllardır süren köklü ilişkilerin simgesi de “Lale” olarak belirlenmiş haliyle…

fft99 mf1673246
Türkler’in en fazla sevdiği çiçeklerden biri olan ‘Lale’, Türk Edebiyatı’nda da pek çok yönüyle işlenmiş. Rengi ve şekli açısından sevgilinin yüzüne, yanağına ve bazen de dudağına benzetilen “Lale”, yine rengi dolayısıyla aşığın yanağına ve içindeki tomurcuklarıyla da aşığın gönlündeki yaralara teşbih edilmiş… Lale sembolü ile ilgili de detaylı bir blog yazısı hazırladım. Merak edenler için işte tam burada!

Çok sevdiğim Hollandalı dostlarım varken, iki ülke açısından böylesine değer verilen bir yıl dönümü etkinliğine kayıtsız kalmam yakışık almazdı tabi…

Bu vesileyle biz de Hollandalı şeref konuklarımızın İstanbul ziyareti esnasında sürdürdüğümüz üst düzey davetler sonrasında, ilk resmi olmayan görüşmemizi, ailelerimizi de bir araya topladığımız sıcacık ve samimi bir yemekle gerçekleştirdik:)

Ağırlıklı olarak patates, balık, elma püresi ve peynirden oluşan Hollanda mutfağı malumunuz 🙂

dutchh

Bu sebeple hep beraber Türk yemeklerinin zengin çeşitliliğinin ve doyulmaz lezzetinin tadına sonuna kadar varabilmek için, hizmet ve yemek kalitesinden her zaman çok memnun kaldığımız Küçükyalı Sahildeki “Muazzez Ersoy ve Adanalı Şenol Kolcuoğlu Restaurant”ı seçtik.

Şenol Usta yine hepimizi kapılarda karşıladı ve Hollandalı konuklarımıza Türk mutfağının en güzel örneklerini, her biri birbirinden lezzetli yemekleriyle büyük bir ziyafet eşliğinde sundu.

IMG 1658

IMG 1652

IMG 1655
IMG 1656
IMG 1654IMG 1662
Tek parça olarak şişten özel bir şovla çektikleri 2 metrelik 2 katlı kebap getirildiğinde henüz yemeğin ortalarındaydık sadece. Önce herkes, bu görsel şölenin tadını çıkardı ve sadece bakakaldık bir müddet:) Gözümüz gönlümüzden sonra da miğdelerimiz bayram etti.Devamında yine meyve, tatlı ve çay kahve faslıyla, geceyi kahkahalarla dolu Türkçe, İngilizce, Hollandaca ve hatta Fransızca sohbetler eşliğinde tamamladık 🙂
Gecenin en şık detayı ise Şenol Usta’nın bizzat dekore ettiği masamızdaki Türkiye-Hollanda Bayrağıydı 🙂IMG 1653
400. yıl kutlama etkinliklerimiz sadece yemeklerle geçmiyor tabii ki:)Sosyal ve kültürel faaliyetlerimiz de var sırada… Bu program dahilinde İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)’nin hayata geçirdiği ve İstanbul’un ilk Tasarım Bienali olan “International Architecture Biennale Rotterdam – Making City  Istanbul” isimli Uluslararası Mimari Bienale gidiyoruz.
ist
Bienalin teması “kusurluluk” olarak belirlenmiş. Bu çerçevede iki farklı sergi kurgulanmış: Emre Arolat’ın İstanbul Modern’deki “Musibet” başlığını taşıyan sergisi ile Joseph Grima’nın Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan “Adhokrasi” başlıklı sergisi…”Adhoraksi” (bürokrasinin tam tersini ima eden kavram) sergisinde 120’ye yakın tasarımcı ve mimarın, mevcut ürün ve objelerinin yanı sıra, bienale özel hazırladığı projeler, video ve fotoğraf çalışmaları ile maket ve prototipleri yer alıyormuş.Küratörlüğünü Emre Arolat’ın üstlendiği “Musibet” sergisinde yer alan“Making City Istanbul” ise, kent yapmanın daha iyi yöntemlerini keşfetmek amacıyla; planlama, tasarım ve siyaset arasındaki ilişkiyi inceliyormuş.Gidelim görelim bakalım “bir musibet, bin nasihatten iyidir” diyen Atalarımız, ne kadar haklıymış:)Bu bienalin, her tarafı şantiyeye döndürülen, caaanım İstanbul’umun, bu vahim gidişatından, çok geç olmadan kurtarılabilmesi konusunda, farkındalık yaratması açısından, ufak da olsa bir faydası olması dileğiyle…Bienal ile İlgilenenler için: İstanbul Tasarım Bienali 13 Ekim – 12 Aralık 2012
Galata Özel Rum İlköğretim Okulu> Kemeraltı Caddesi 25, Galata
Pazartesi hariç her gün 10.00-19.00, Perşembe 10.00-20.00 arasında açık
İstanbul Modern> Meclis-i Mebusan Caddesi, Liman İşletmeleri Sahası, Karaköy
Pazartesi hariç her gün 10.00-18.00, Perşembe 10.00-20.00 arasında açık
Sergilere giriş Bileti Fiyatları: Tam 20 TL, İndirimli 10 TL

En Çok Okunanlar

blank

Chef Mezze – Nefis Meze, Müzik ve Boğaz Manzarası

0
Bugün size İstanbul'da en iyi mekanlardan biri olan Chef Mezze ile ilgili izlenimlerimlerinden bahsetmek istiyorum. Yıllar önce ilk gittiğim anda, o enfes...
blank

Titanic Deluxe Belek