Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Zuma İstanbul – Modern Japon Mutfağı ağırlıklı Uzak Doğu Lezzetleri

3

D.ream grubu restoranları içersinde Zuma’nın yeri benim için ayrıdır. Özellikle ilk açıldığı Ortaköy sahilindeki lokasyonundayken, eşsiz Boğaz manzarası ve Uzakdoğu mutfağının en güzel yorumlarıyla gönlümde taht kurmuş ve yerli-yabancı misafirlerimi en çok ağarladığım bir kaç favori mekanımdan biri olmuştur hep. Geçtiğimiz Yaz Yalıkavak Marina’da açıldığında da, Zuma Bodrum’u ilk ziyaret edenlerden birisiydim hatırlarsanız. Ortaköy’den İstinye Park’a taşındığında da, lezzet kadar, üstün servis kalitesi ve ambiyansıyla beni etkileyen Zuma İstanbul’da Pazar brunch’ı yapmaya karar verdiklerinde, yine ön-tadım yapanlardan biri olarak, adeta “sofistike bir Uzakdoğu brunch”ı olarak nitelendirdiğim bu deneyimi tabi ki sizlerle paylaşmak isterim.

Irrashaimase! Japonca’da “Hoşgeldiniz” anlamına gelen bu kelimeyi, Zuma’nın kapısından girdiğiniz anda tüm çalışanlardan, hep bir ağızdan duymaya hazırlıklı olun.

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
Böylesine sıcak bir karşılamadan sonra, işte artık modern Japon mutfağının uluslararası temsilcisi ve ödüllü restoranı olan Zuma’nın, Japonya’nın geleneksel sokak yemeklerini dünyaca ünlü, elegan bir menüyle sunduğu brunch’ıyla tanışmak üzeresiniz.

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
Zuma şefleri, Pazar brunch’ı için klasik menülerini bir kaç ilave sürprizle beraber açık büfe olarak sunmayı tercih etmişler. Ana konsept; Füzyon mutfağı, Japon ağırlıklı Uzakdoğu yemekleri olunca, kafamızdaki klasik Pazar kahvaltısı/brunch anlayışımızı unutuyoruz tabii ki.:) Öyle çeşit çeşit ekmekler poğaçalar, omletler, menemenler, çaylar, kahveler gibi bir brunch, zaten Zuma’ya da yakışmazdı. Ondan her yerde, istemediğimiz kadar çok var. Önemli olan “Zuma” farkını ortaya koymasıydı ki, bunu da iddialı bir şekilde yapmış.

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
Brunch’a sushi ve tempura çeşitleri ağırlıklı bir tabakla başlangıç yapıyorum. Masamıza edemame servisi yapılıyor. Bu arada yemek boyunca, brunch’a dahil olan çeşit çeşit Bloody-Mary kokteyl ikramları, daha önceden Vogue Restaurant’dan tanıdığımız, ödüllü barmen Engin Yıldız tarafından tek tek hazırlanıyor.

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon

Enfes sushi’lerin yanında Japon waffle’ı ve közlenmiş mısır en beğendiğim lezzetler oluyor. Sadece açık büfe de değil, menüden sipariş edilebilen, sıcak ana yemekler de var bu konseptte. Mesela yine bir Zuma klasiği olan Baharatlı Bonfile bunlardan sadece biri… Görüntüsü kadar, Uzakdoğu dokunuşları içeren tadı da çok lezzetli. Arpalı miso tavuk ve Somon Teriyaki, diğer A la carte seçeneklerden bazıları…

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon-bonfile

Beraberinde gelen 4 mantarlı Japon Pilavı, masamızla ilgilenen servis görevlisi tarafından, yanımızda özel kabında karıştırılarak kıvamına getirilip, sunuluyor.
zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon-pilav
Bu sunumu ve brunchın ambiyansını yakından görmek isterseniz videosu işte tam da burada


Açık büfede canlı pişirme istasyonlarında taze taze hazırlanıp servis edilen lezzetler kadar, menüden kendi tercih yaptığınız en sevilen Japon klasikleriyle, kendinizi Tokyo sokaklarında gibi hissetmeniz an meselesi. 🙂

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-sushi-japon
Böyle zengin lezzetlerle donatılmış bir Brunch’a yine kendi gibi zengin bir tatlı tabağı yakışır. Yanında da tabi ki, yeşil çay ve espresso… Çikolata fondan, vanilya çekirdekli ve yeşil çaylı dondurma, cheesecake, makaron gibi tatlılar ve pitahaya, ananas gibi tropikal meyvelerden oluşan bu resim gibi tabakta, benim en favorim yeşil çaylı muzlu kek. Aynı şekilde trüf çikolatalar, hem hafif acılı, hem de inanılmaz lezzetli. Acı-tatlı bir arada, insanı çok şaşırtıyor, gitmişken bu eşsiz deneyimi muhakkak yaşamaya bakın derim 🙂

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-tatli-japon
Eşim Zuma’nın brunch’ını, pazar sabahı erken kalkıp, güzel bir yürüyüş yaptıktan sonra, müsli tarzı hafif bir öğünle “kahvaltı” altlığı yapıldıktan sonra; uzun ve keyifli sohbetlerle keyfi çıkarılacak, daha çok öğlen yemeği konseptinde bir brunch olarak nitelendiriyor. Bence de haklı:)

zuma-istanbul-pazar-brunch-kahvalti-usengec-sef
6 Kasım’dan itibaren, her Pazar 12:00-16:00 saatleri arasında hizmet verecek açık büfeden, sınırsız bloody-marie, çay, kahve sunumu da dahil, tüm bu yemeklerden oluşan Zuma Pazar brunch’ından kişi başı 198 TL ile faydalanabilirsiniz.

Zuma İstanbul
İstinye Park No:461 Sarıyer/Istanbul
Tel: (0212) 232 22 96

Paris’te Sonbaharda Neler Yapılır?

0

Avrupa’da en sevdiğim şehirlerden biri olan Paris benim için romantizm ve melankolinin şehri olmuştur daima. Hafiften dökülen yapraklar, fonda bir akordiyon sesi, sokak arası ufak cafe’lerde yudumlanan bir fincan kahve ya da bir bardak şarap ve özellikle Fransızlar tarafından mimari olarak sevilmeyen ama benim için Paris’i “Paris” yapan ikonik yapı Eiffel’in manzarası… İşte o Paris, özellikle de sonbaharın gelişi ile birlikte yine tatilcilerin ve yakın destinasyonlara bir hafta sonu kaçamağı yapmak isteyenlerin başlıca aranan şehirlerden biri… Hem bu aramaları gözönünde bulundurunca, hem de uzuuun zamandır takipçilerimden gelen “Bir Paris yazısı bekliyoruz sizden şefim” türü ricaları kıramayarak sizlere Paris gezi rehberi niteliğinde, anahtar teslim, her dakikası planlanmış ve oldukça memnun kalacağınıza gönülden inandığım bir Paris yazısı hazırladım.

Yazımda ideal bir Cuma’dan Pazar’a, yani 2 gece 3 gün sürecek bir hafta sonu tatilinde, Paris’te neler yapılır, nerelere gidilir ve en önemlisi ne yenir içilir sizler için bir bir anlattım. Haydi o zaman, hazırsanız başlayalım!

Paris’de Nerede Kalınır?

İlk olarak Paris Otel tavsiyem geliyor. Öncelikle bilmelisiniz ki, Paris otelleri genelde ufak ve odalar bizim alışık olduklarımıza göre oldukça küçük. Ama konaklama konusunda size harika bir tüyo vereceğim hazır mısınız? Bugüne kadar 3 kez kaldığımız ve tavsiye ettiğimiz tüm arkadaşlarımızın da memnun kaldığı bir otel var ki, ismi “Saint Petersbourg Opera”. “İyi de Paris’e diyorduk, şimdi Rusya ne alaka?” demeyin sakın! 🙂 Meşhur opera binası ile de anılan ve Paris’in en merkezi yerlerinden biri olan Opera bölgesinde, özellikle alışveriş seven hanımları çok mutlu edecek kadar Printemps ve Galerie La Fayette’e yakın konumda bulunan ve Louvre Müzesi’ne 5 dakika mesafede bir otel burası. Odalar gayet geniş, temiz ve otel yakın zamanda yenilenmiş. Önceden Paris’te başka otel denemelerimiz de oldu ve inanın burası diğerlerine kıyasla bi’ harika…

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-merkezi-otel-tavsiye

Bu arada biz rezervasyonu otelin kendi sitesinden yapıyoruz, fiyatlar daha uygun oluyor ve sabah kahvaltısı da fiyata dahil oluyor. Üstüne üstlük sabah kahvaltısı dediğim öyle klasik Fransız kahvaltılarındaki gibi sadece kahve, portakal suyu ve croissant’dan oluşmuyor. Bayağı da biz Türklerin sevdiği cinsten bir sürü peynir, reçel, nutella ve taptaze ekmek ve unlu mamüller barındıran bir açık büfe. Paris’de böyle bir kahvaltı, gerçekten bulunmaz nimet! 🙂 Otelde sıkça Türk müşteri kaldığı için bizlere de alışıklar ve eğer müsaitlik varsa odanızı upgrade de yapıyorlar. Resepsiyondan bir rica edin bence:)

Paris’de Konaklama için:
Hotel Saint Petersbourg Opera
Adres: 33-35 rue Caumartin 75009 Paris – France

Tel: +33 1 42 66 60 38 | Fax: +33 1 42 66 53 54

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-merkezi-iyi-otel-tavsiye

Bu arada Paris ile ilgili enteresan bir bilgi olarak, internette arama yapanların çoğunluğunun Fransa başkenti olarak ararken, Paris Las Vegas adlı otelle ilgili sonuçlar bulduğunu biliyor muydunuz? 🙂

Paris Hava Durumu

Eğer aranızda “Kasım’da Aşk bir başkadır” diye, tam da bu mevsimde Paris hava durumu nasıldır diye merak edenleriniz varsa, bu linkten kolayca Pariste son durum bilgisine ulaşabilir.

Paris uçak bileti fiyatı nasıldır?

Paris uçak bileti fiyatı nasıldır diye merak edenleriniz için ise, bu yazıyı kaleme aldığım tarih için söyleyebilirim ki, Paris İstanbul uçak bileti fiyatları, kendinizi önceden programlayıp da erken almanız durumunda, gidiş-dönüş, hem de önde gelen havayolları ile bile ortalama 300-350 TL’lerden başlayabiliyor ki, bence gayet uygun.

Paris içinde ulaşım

Paris’te havaalanları şehrin ciddi manada dışında yer alıyor. Durum böyle olunca, şehire ulaşım için metro (RER) ile merkeze, oradan da yine metroda aktarma yaparak, otelinize gitmeniz gerekiyor. Özellikle de ilk defa Paris’e geliyorsanız, inanın ki metro sistemini anlamak, cidden karışık bir mesele. Çünkü bizim metrocuğumuz gibi kolay anlaşılır değil, akıl almaz bir “örümcek ağı” sanki mübarek. Adamlar bir asırdan fazla süre önce çözmüşler ulaşımı, olacak o kadar:)

“RER + metro” ile ulaşım, kişi başı yaklaşık 12 € gibi bir rakama geliyor ve yer altına inip çıkarken, tünellerde valizini taşımanız da işin cabası. Bu eziyete katlanmak istemezseniz, size son seyahatimizde keşfettiğimiz ve inanılmaz memnun kaldığımız, hatta videosunu şuradan seyredebileceğiniz muhteşem bir alternatif transfer seçeneğini paylaşıyorum, ismi: “Paris Dolmuşu“.

“Paris dolmuşu” da neymiş? “Orada da mı sarı dolmuşlardan var?” dediğinizi duyar gibiyim:) Yok yok, dolunca hareket eden sarı dolmuşlar gibi değil bu! Türk girişimcilerin Paris’te kurdukları özel bir shuttle servisi kendisi… Mercedes Vito veya muadili araçlarla sizi havaalanı çıkışında karşılayıp, otelinizin kapısına kadar bırakıyorlar. Daha da güzeli şöförler de Türk, yani Fransızca bilmeniz ve derdinizi anlatmak için uğraşmanız gerekmiyor. Fiyatlar da özellikle 4 ve üstü kişi iseniz gerçekten çok çok uyguna geliyor. 2 kişi için de bence elde valizlerle metroya in-çık, merdivenlerde bavul taşı gibi zorlukları da düşününce, kesinlikle o farka değer.

Paris’de Havaalanı Transferleri için:
Paris Dolmuşu
Havaalanı – Otel tek yön 2 kişi 60 €
4 kişi 70 €

fransa-gezi-paris-dolmusu-havalani-transfer-usengec-sef

Evet! Paris dolmuşu sayesinde konforlu bir yolculuk sonrası otelimize geldik. Odamıza yerleştikten sonra, haydi günümüzü en güzel şekilde değerlendirmeye zaman kaybetmeden başlayalım.

Benim size önereceğim planlar ve lokasyonlar otele yürüme mesafinde olacak. Bu sayede hazır Paris’e gelmişken hem etrafı doya doya, içinize sindire sindire gezebilmeniz, hem de aralarda çekeceğiniz yemek ziyafetlerini de, “Eyvah! Tatilde yine kilo alacağım” derdiniz olmadan, içiniz rahat şekilde yapabilmeniz için, parkuru yürüme rotasında çıkarmaya özen gösterdim.

İlk gün, otelimizden çıkıp sadece 50 m ötedeki Opera Binası önünde hemen selfie’lerimizi çekerek gezimize start veriyoruz. Eh yani, Paris’e kadar gelmişiz, eş dost akraba hatta sosyal medya takipçilerimiz bekler:) Opera’dan güneye doğru yürüyüp 5 dakikalık bir yürüyüş ile Louvre Müzesi’ne varıyoruz.

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-louvre-muzesi

İfadesi hala sırrını koruyan ikonik eser “Mona Lisa”nın da bulunduğu Louvre müzesi, ünlü cam piramidi ve Dan Brown romanlarına konu olmasıyla bu listede illa ki bir havasını solumak isteyeceğiniz noktalardan olacaktır diye düşünüyorum. Kapıdaki kuyruktan da anlayacağınız üzere, gerçek bir sanat aşığıysanız, hakkıyla yapacağınız uzun uzadıya bir müze ziyareti için başka bir seferde yapacağınız daha geniş zamanlı bir Paris gezisi uygun olacaktır bence.

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-eiffel-kulesi-usengec-sef
Hemen bir sonraki durağımız Tuileries Bahçeleri. Bu bahçeler, mevsiminde Parisliler’in çimenlerin üzerine uzanıp güneş keyfi yaptığı yerler. Aynı zamanda da spor ve dinlenme alanları… Burasının sonunda, uzaktan da dikkatinizi hemen çekecek olan bir dönme dolabı ve bizim Sultanahmet’teki dikilitaşın bir benzeri ile Concorde Meydanı yer alıyor. Buraya kadar gelmişken, Tuilerie bahçelerine paralel olan “Rue de Rivoli“deki souvenir (hatıra eşya) dükkanlarını da değerlendirebilirsiniz.

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-concorde-meydani-usengec-sef
Paris’in Meşhur Caddesi Champs Elysees

Concorde Meydanı’ndan yine yaklaşık 5 dakika yürüme ile o meşhur “Champs Elysees“ye geliyoruz. Fransızcanın azizliği işte! Bu kadar çok harf yazıp, sadece “Şanzelize” olarak okunuyor bilesiniz 🙂 Sağlı-sollu dünyanın en büyük markalarının mağazaları ve cafe-restaurantlar ile bezenmiş bu çok geniş cadde, Paris’in buluşma noktası. Yılbaşlarında yol trafiğe kapatılıyor ve halk burada yeni yıla girişi kutluyor. Evet bir keresinde bizim de yapmışlığımız var da oradan biliyorum:)

Paris’de Ne Yemeli?

Buralara kadar yürüdük ve yorulduk değil mi? Size sunacağım 2 yemek alternatif var:

Eğer klasik “ben et yemek istiyorum” diyenlerdenseniz, Paris’e gelen her Türk’ün haç vazifesi gibi gittiği L’entrecote’u tavsiye ederim. Evet restaurant lüks değil, yemek de müthiş değil ama, Paris’e gelip de “Cafe de Paris soslu antrikot”u bir sefer de yerinde yemez mi insan değil mi? 🙂 Salata, et ve kızarmış patatesten oluşan set menüsü, adam başı 35-40€’lar civarı.

“Yoo! Et şart değil, farklı bir lezzet de olur” derseniz, işte benim favorim “Leon de Bruxelles“. Belçikalıların meşhur yemeği olan kum midyesini, ister tenecerede sulu, ister pizza gibi tavada tercih edebiliyorsunuz. Her ikisi de çok başarılı. Mekanda tatlılar vasat ama patates kızartması gayet güzel.

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-belcika-midyesi
Yemek faslı bittiğine göre, bir kahve eşliğinde yine Paris’in biz Türkler için sembollerinden biri olan (ama nedense bizim ülkemizde açılınca iş yapmayan) “La Duree“de ister rengarenk makaronlar, isterseniz de çeşit çeşit tatlılarından, kendinize bol kalorili de olsa bir ziyafet çekin derim. Buraya kadar yürüyerek, bunu çoktan hakettiniz 🙂

Champs Elysees’de en iyi araba markalarının devasa dükkanlarını, 2 günlük bu geziye bu seferlik sıkıştıramadığımız için gidemediğimiz Euro Disney’in, hediyelik eşya mağazasını ve özellikle çanta düşkünleri için bir cennet olan Louis Vuitton’u gezebilirsiniz.

Paris Gezilecek Görülecek Yerler

Caddenin sonu Napoleon’un şehre giriş yaptığı meşhur “Arc de Triomphe” yapıtının (Zafer Anıtı) yer aldığı meydan… Zamanınız olursa üzerine çıkabilirsiniz. Manzarası gerçekten hoş ama “yok, Eiffel’e çıkacağım” derseniz hiç zorlamanıza gerek yok.

Sırada benim en sevdiğim yerlerden biri olan Trocadero var. Oraya gitmek için Arc de Triomphe’dan Avenue Kleber’i takip ediyoruz. Trocadero benim favorim olan Le Malakoff dahil, bir çok Eiffel Kulesi manzaralı cafe-restaurant’ı ile çok keyifli bir nokta. Burada bir Cafe Viennois tavsiye ederim.

Musee Nationnal de la Marine, yani milli denizcilik müzesi’nin olduğu ikiz yapı ve merdivenlerden oluşan, yine Eiffel manzaralı yol vasıtasıyla Sen Nehri üzerinden Eiffel ve hemen arkasında Champs de Mars’a geliyoruz. Eiffel’e eğer çok kalabalık olmayan biz zamana denk gelirseniz maksimum 15 dakikalık bir bekleme ile yaklaşık adam başı 19€ karşılığında yukarı çıkabiliyorsunuz. İlk asansörler ile 2.kata kadar çıkabiliyorsunuz. 3.kata çıkmak isterseniz hava müsait olmalı ve aktarma yapmalısınız. Yalnız şunu söyleyeyim, kule yükseliği 300m’nin üzerinde ve hissedilir derecede salınım yapıyor. Bu sebeple yükseklik korkusu olanlara 3.katı pek tavsiye etmem.

Eiffel kulesi ile ilk günümüzü noktalıyoruz. Buradan otele metro ile dönebilirsiniz. Hazır buradasınız, Paris metrosuyla da tanışmanın tam zamanı! Aşağı in, doğru durakları ara-bul, makineden bilet almayı anla, gerekiyorsa aktarma yap gibi dertlerle uğraşmak istemezseniz, Uber de bir seçenek.

Akşam yemeği için bence bu geceyi Tracodero’daki cafe’lerden birinde değerlendirin derim.

İkinci gün için ana hedefimiz, filmelere de konu olan meşhur Notre-Dame Kilisesi ve Saint Michel bölgesi. Merkezi konumuyla büyük avantaj sağlayan otelimizden Louvre Müzesi’ne yürüyerek, buradan Rue de Rivoli’yi ters yönde aşarak bilindik markaların mağazaları arasından Sen Nehri boyunca, doğu istikametinde ilerliyoruz. Gittiğimiz yerler, yine yürüyerek 5-10 dakika mesafede. Sen Nehri’nde ilerlerken mutlaka, aşk kilitleri ile meşhur Pont des Art’ı ziyaret etmeden geçmeyin. Zaten rotamız üzerinde yer alan köprü Notre-Dame katedralinin de üzerine kurulu olduğu “Ile de la Cite” manzarası ile de uğramadan geçilmeyecek yerlerden… Paris’te aşk neden başka öğrenmenin tam zamanı, aşıksanız hemen bir kilit ile bunu ölümsüzleştirin 🙂

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-printemps-alisveris-outlet

Notre-Dame Katedrali üzerindeki her biri birbirinden farklı olarak yapılmış heykelleri, filmlere konu olmuş yapısıyla dünyanın dört bir yanından turistleri kendine çekiyor. Burada bir soluklandıktan sonra, kendimizi Saint Michel’in ara sokaklarına atıp buradaki irili ufaklı cafe’ler arasında, “tripadvisor” üzerinden yapacağınız küçük bir araştırma ile damak zevkinize en çok uyan Paris sokak lezzetleri ile tanışabilirsiniz

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-printemps-alisveris

Nehrin tekrar geldiğiniz tarafına geçtiğinizde “Paris’in Cihangir’i” olarak tanımlanan “Rue des Archives” yer alıyor. Ben bugünün kalan kısmını özellikle alışveriş düşkünlerini de düşünerek, biraz alışverişe ayırma amacıyla serbest bırakmayı tercih ediyorum. Özellikle otelimize yakın olan Galerie La Fayette ve Printemps’ı gezmek, zaten günün kalan kısmını bitirecektir. Burada sabah ve öğlen programını yer değiştirebilirsiniz. Akşam yemeği için de eğer bizim gibi bir peynir aşığı iseniz, size muhteşem bir restaurant tavsiyem olacak. Yemeğimiz “Raclette ve fondue”. Restoranımız ise : Le Marivaux opera (Harita üzerinde lokasyon bilgisi için üzerine tıklayın)

fransa-paris-tatil-gezi-rehber-restaurant-tavsiye
Otelimize 5 dakika yürüme mesafesinde bulunan bu restaurantı yıllar önce şansına deneyip, çok memnun kalınca, her Paris gezimizde gider olduk. Raclette ve fondue çeşitleri ve geniş şarap kavındaki alternatifler arasından, tercihinizi yapıp, kendinize müthiş bir lezzet şöleni yaşatın derim. Ha unutmadan odanızda gece için bol bol su olmasına dikkat edin. İlk seferde hazırlıksız yakalandığımız için, bu kadar peynir tükettikten sonra, gece uykularımızdan uyanıp, odadaki suları kana kana içip bitirerek, google’dan “Paris’te musluk suyu içilir mi acaba?” diye araştırmışlığımız vardır 🙂

Pazar günü için, gün içinde uçuşunuz olduğunu farz ederek sabah saatlerini en iyi şekilde değerlendirmek için size tavsiyem, erken kalkıp Sacre Coeur ve Montmartre tarafına gitmeniz. Metro sayesinde tek bir seferle gidebiliyorsunuz. Hem de bu sayede katedraldeki Pazar sabahı ayinini de görme fırsatınız olur. Montmartre ile Kilise arasında füniküler sistem var. Onca merdiveni tek tek tırmanmakla uğraşmamak için, çıkışta bunu illa ki kullanmanızı tavsiye ederim. Kilisenin önündeki terasın manzarası süper. Arka tarafında ise Ressamlar Tepesi bulunuyor.

Paris’de Outlet

Bu arada Paris’te outlet soranlar için şu bilgiyi paylaşmak isterim. Şehir dışında yine RER tarzı, raylı bir sistem ile gidilen uzun süren bir yolculukla, “Valle d’Europe” adlı alışveriş merkezi ve outlete ulaşılıyor. Hatta aynı zamanda EuroDisney’e de gidilen tren bu! Alışverişe gidiyorsanız, EuroDisney’den bir önceki durakta iniliyor. Ancak outlet bizim gördüğümüz en başarısız ve vasat outlet’lerden biri çıktı. Ne çok iyi ve bilindik markalar var, ne de uygun fiyata birşey bulabiliyorsunuz. O yüzden de gidip zaman öldürdüğünüze değmez derim naçizane… 🙂

Paris ve EuroDisney

Bu arada zamanınız biraz daha geniş olursa ya da alışveriş yerine eğlenceyi tercih ederseniz, mutlaka Eurodisney’e özellikle de Universal Studio kısmına gitmenizi tavsiye ederim. Çocuk ya da büyük olun hiç fark etmez, çok eğleneceğinizi düşünüyorum 🙂

Yürüyüş Rotası ve Gezilecek Yerler

1.gün: (Toplamda 7.7 km)  – Harita

1)Opera Binası
2)Louvre Müzesi
3)Jardin de Tuileries
4)Place de la Concorde
5)Champs-Elysees (Şanzelize)
6)Franklin de Roosevelt (Arc de Triumph) (Zafer Anıtı)
7)Avenue Kleber
8)Trocadero
9)Eiffel Kulesi

2.Gün:(Toplamda 5.6 km) – Harita

1)Opera Binası
2)Louvre Müzesi
3)Rue de Rivoli
4)Ile de Cite (Ada)
5)Notre-Dame Katedrali
6)Saint Michel
7)Jardin Anne-Frank

İlave gezilecek yer önerileri:

Sacre Coeur – Montmartre – Ressamlar tepesi
Galerie La Fayette Alışveriş Merkezi
Printemps Alışveriş Merkezi ve çatısı

O zaman şimdilik au revoir! (Görüşmek üzere)

Chef Mezze Gümüşsuyu – Harika Manzarada Nefis Mezeler

2

Popüler mekanlarda size bu hafta öyle bir mekandan bahsedeceğim ki, insana adeta “Sana dün bir mezeden baktım aziz İstanbul” dedirtiyor: “Chef Mezze”! Gümüşsuyu’nda Opera Hotel’in roof’unda bulunan mekanın, tarihi yarımadadan başlayıp, Adalar, Kız Kulesi ve Boğaz Köprüsü’ne kadar uzanan tam anlamıyla panaromik bir İstanbul manzarası var. Minik bir seviye farkı ile iki katlı şekilde tasarlanan mekan, bu sayede tüm masalarına bu eşsiz İstanbul panoraması eşliğinde yemek keyfi sunabiliyor.
chef-mezze-usengec-sef-deklancheur-istanbul-bogaz

Biz Chef Mezze’ye gittiğimizde saat henüz 18:00 civarıydı. Akşam yemeği için erken olsa da, mekana özellikle de bu mevsimde kesinlikle bu saatlerde gidip, en azından bir aperatif ile gün batımını mutlaka izlemelisiniz. Çünkü tarihi yarımadının arkasından güneşin alçalması ve ortaya çıkan muhteşem renk ve ambiyans anlatılmaz yaşanır cinsten.

chef-mezze-sef-populer-mekanlar-istanbul-bogaz-manzarasiBir de üzerine akşam boyunca, birbirinden şahane şarkılarla kulaklarımızın pasını silen müzikler eklenince, değmeyin keyfimize! 🙂

chef-mezze-usengec-sef-populer-mekanlar-istanbul-bogaz
Yeme içme sektöründe, özellikle de İstanbul’da olanlar arasında, Gazi ve Bilal Ateş kardeşleri duymayan yoktur. 25 yıldır İstanbul’u doyurduklarını söyleyen kardeşler, gerçekten açtıkları her mekanla A’dan Z’ye ilgilenip, mutlaka mekanlarının başında durmayı da prensip haline getirmişler. Ateş kardeşler için ürün tedariği en önemli nokta… Senelerdir aynı kadrolarla çalışan Gazi ve Bilal Ateş kardeşler’in adeta 3.kardeşi gibi olan mekanın Executive Şefi Mehmet Ali Çelik, bu konuyu “Kötü malzeme ile iyi yemek olmaz, ama iyi bir malzemeyi bile kötü bir şef mundar edebilir” cümlesi ile özetliyor. Mekandan yaptığım canlı yayınlara buradan ulaşabilirsiniz.

Instagram’da @usengecsef hesabımdan dün akşam yaptığım Instastories yayınlarında da izleyebildiğiniz gibi, mekanın dünya şekeri genel koordinatörü sevgili dostum Ozan Teköz’ün anlattığı şekliyle Chef Mezze, Girit ve Lübnan mutfaklarının bir sentezi… “Mezelerde klasik bir meyhanede/balıkçıda ne varsa bizde de aynıları var” diyen Ozan “ancak hiçbir yerde bulamayacağınız dokunuşlar ile kendimize özelleştiriyoruz” diye de ilave ediyor. Gerçekten de o dokunuşlar muazzam bir fark yaratmış.

Tam 9 çeşit ot ile hazırlanan mücver, beyaz peynir ve kavun ile başlıyor lezzet yolculuğumuz. Sohbete dalıp mücveri soğuk yememize rağmen, hala koruduğu çıtır çıtırlığı az sonra yaşayacağımız şölene de adeta referans niteliğinde oluyor. Zencefilli levrek marin, ahtapot salatası, kabak çiçeği dolması (İstanbul’da yediğim en lezzetli dolma), avokadolu somon ve kuru cacık gerçekten çok çok lezzetli.chef-mezze-mucver-meze-levrek-marin-kabak-cicegi-dolmasi

Ama mezelerden 2 tanesine özel bir paragraf açmam lazım:

Fava ve üzeri kızarmış nohutlu humus gerçekten efsane. Aslında fava çoğu mekanda adeta bıçakla kesilecek kadar sert gelen, biraz tatsız ve gereksiz bulduğum bir mezedir. Ancak burada humus gibi insanı yormayan bir kıvamda ve üzerinde soğan ve kayısı yahnisi sosuyla yapılmış ki, bunu mutlaka denemeniz lazım. (Porsiyonu 18 TL) Çıtır nohutlar ise, klasik humusa basit ama sofistike bir dokunuş olmuş. Benim gibi her gece nohut-pilav yese bile bıkmayacak bir nohut delisine, bu Beyrut usulü yorumuyla da harika geldi:) (Porsiyonu: 15 TL)

chef-mezze-ahtapot-meze
Ara sıcaklardan ise ızgara ahtapot ve pastırmalı karides (Porsiyonu 38 TL) denedik. İkisi de gerçekten lezzet patlamasıydı. Takipçilerimin bildiği gibi balık ile çok aram yoktur ancak meze ve ara sıcaklardan referansla bunların da lezzeti ve özgünlüğü hakkında tereddüdüm yok.
chef-mezze-pastirmali-humus-meze
chef-mezze-ahtapot-izgara
Mekan bana son lezzet şokunu tatlı konusunda yaşattı. Kısa süre evvel yaptığımız Antep seyahati sonrasında İstanbul’da katmer beğenemeyen bendeniz; ortaya gelen ve eşimin bir çatal aldığı Katmer’i silip süpürmüşüm 🙂 Eh afiyet olsun bana ne diyelim, onlar da bu kadar güzel yapmasalarmış 🙂 Ayva tatlısı ve tahinli kireçte kabak, her gün taze taze hazırlanan diğer tatlı alternatiflerinden…
chef-mezze-usengec-sef-fistikli-katmer
chef-mezze-usengec-sef-ayva-tatlisi-kirecte-kabak-tatlisi
Chef Mezze, popüler mekan bölümümüzde olmayı fazlasıyla hakediyor, çünkü haftanın her günü tamemen dolu. Eğer gelmek istiyorsanız benden tavsiye, mutlaka önceden rezervasyonunuzu yaptırın, hem de çok önceden… 🙂
Chef Mezze Gümüşsuyu

Adres: Ömer Avni Mh., İnönü Cd. No:26, 34427 Beyoğlu/İstanbul
Telefon: (0530) 067 5040

Çiğdem Akın’dan “Something Stupid”le Moda Haftası Kapanışı

0

Zamansız tasarımlarına tek kelimeyle bayıldığım, canım arkadaşım Çiğdem Akın’ın bu sezonki Mercedes-Benz Fashion Week (MBFW)  İstanbul davetiyesinde, sergileyeceği 2017 İlkbahar-Yaz koleksiyonuna “Something Stupid” (Aptal bir şey) ismini verdiğini görür görmez, Frank Sinatra’nın, asalet sembolü Grace Kelly ile muhteşem kareleri eşliğinde, insanı içine alıp, o romantik yıllara alıp götüren şarkısı “Something Stupid” takıldı hemen dilime. Aşka; ama insanı aptallaştıracak kadar naif ve temiz aşklara adanmış eşsiz bir kreasyonla karşılaşacağımızı adım gibi biliyordum.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Günümüzün materyal odaklı dünyasında, artık öyle filmlerdeki gibisi, kolay kolay bulunamasa da, insanı heyecanlandıran, mantığını kaybettiren, anlamsızca gülümseten, elini ayağına dolaştıran, yani sözün özü “insanı aptallaştıran” aşklar hala etrafınızda kaldıysa, onların değerini bilin derim. İşte bu koleksiyon tam da o az bulunan aşklara adanmış ve 70’lerin naif romantizmini genelinde hissettiren bir çalışma olmuş.

Koleksiyonun başlangıcındaki “siyah renk”, aşk yolculuğundaki bireyi simgeliyor. Ne istediğine emin olmadan sarıya, kırmızıya, maviye ve yeşile dolanıyor. Kreasyonda renkler zaman zaman tek başına, zaman zaman ise birbirleri ile eşleşerek kendini gösteriyor.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Beyaza ulaşma hedefindeki bu serüven, aşkı yakaladığında sonsuz bir harmoni ile krem rengi ve ekrularda devam ediyor.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Önceki aşklardan miras duyguların, tıpkı bir “patchwork” (yama) gibi üst üste işlenerek koleksiyonun kimliğini oluşturması amaçlanmış.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Bu koleksiyonunda “Altın rengi ışıkların altında, kendi aptallığını kutlayan aşk, ne siyah kalmakla mümkündür, ne de beyaza dönmekle… Aşk ancak yoğunluğunu feda etmeden yeni bir rengi, “griyi” yaratmakla mümkün olacaktır” diyor değerli tasarımcı kreasyonunu tanımlarken…

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

“Eteğinde olanca renk umuduyla, siyah bir başlangıçtı aşk

Biraz kırmızıya, sarıya,

Biraz maviye meftun…

Avare gençlik gibi umarsız, ilk bakış gibi ürkek.

Neşeli, utangaç, aptalca bir şey… ”

Mercan, buz mavisi, ekru, nude ve fıstık yeşilinden oluşan bir renk paleti ve mat dore detaylarla kendini gösteren koleksiyon 50 parçadan oluşuyor.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Kreasyonda “Çiğdem Akın” denilince hemen akla gelen zengin kumaş portfolyosu göz kamaştırıyor. İpek karışımlı şifon ve organze, koton karışımlı, dantel ve ketenler… Bunların dışında kullandığı üç boyutlu patch dantellere, kendisiyle özleşmiş asimetrik kesimlerle, Victoryen esintileri buluşturmasına, onun adeta “kumaslarla dansı” diyorum ben… Bu işi çok çok iyi yapıyor. Zaten her sene Paris’de gerçekleştirilen Tranois Fuarına katılan ve ülkemizi temsil eden, benim bildiğim kadarıyla tek Türk Modacıdır Çiğdem Akın.

Koreografisini Ferhan Aral’ın gerçekleştirdiği bu moda şovu, bu sezondaki Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul için görkemli bir kapanış olmuş. Beklenti ve standartları çok yükseltse de, bir sonraki sezonda kendisini “açılış defilesi” olarak görmeyi çok isterim.

cigdem-akin-istanbul-moda-haftasi-mbfw-defile

Çiğdem Akın- Fashion Designer
Nişantaşı Abdi İpekçi Cad.Erkan Apt No :28 Kat :4
Şişli/ Istanbul TURKEY
Tel:+90 212 2481177

Amsterdam Gezi Rehberi ve Lezzet Durakları

4

Yeni evimize taşınma, iş yoğunluğu ve de canım ülkemin yaşadığı talihsiz olaylar sebebiyle, normalde sık ziyaret ettiğimiz Amsterdam’a bu sene henüz hiç uğrama fırsatı bulamamıştık ki, uzun bayram tatili sayesinde, kendimize 10 günlük doya doya bir seyahat planlayabildik. Üşengeç Şef’in ikinci vatanının Amsterdam olduğunu yedi cihanda ve Orta Dünya’da sanırım duymayan kalmadı artık. Gerçekten de “Orta dünya”… Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi masalsı yerlere gittik, merak etmeyin hepsini az sonra okuyacaksınız, az birazcık sabır! 🙂

amsterdam-usengec-sef-pegasus-giethoorn-gezi

Yıllardır yazıyorum, artık biliyorsunuzdur ki, eşimin de benim de en yakın arkadaşlarımız Amsterdam’da yaşıyorlar. Eh durum böyle olunca, şu ana kadar hep onların rehberliğinde gezdiğimiz için malesef şehri tam anlamıyla harita üzerinde içimize sindirememiştik. Onların yanında olmanın verdiği rahatlıkla, yavru ördekler gibi peşlerinde gezinmek de işimize geliyordu başlarda tabi 🙂
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Bu sefer ise bizde bayram ve tatil olmasına rağmen arkadaşlarımızın işleri güçleri olması sebebiyle, hafta içi gündüzleri mecburen yanımızda olamadılar. Bu da bizi, kendi kendimizin rehberi olma durumda bıraktı. Böyle olunca “araştırmacı-gazeteci” eşim cep telefonuna her türlü harita ve yeme/içme rehberi programını indirip başladı inceleme ve planlamalarına. Sağolsun bayılır! 🙂 Bu amaç için size, bizim de çok memnun kaldığımız “maps.me” adlı uygulamayı kesinlikle tavsiye ediyoruz. Offline da çalışabilen uygulama, gittiğiniz şehrin haritasını bir kereliğine telefonunuza indiriyor ve sonrasında sizi her türlü popüler mekan, restoran, müze, cafe gibi noktalarla ilgili bilgilendirip, harita üzerinde yol tarifleri ve erişim zamanları gibi detaylar vererek, büyük bir kolaylık sağlıyor.

Yolculuğumuza karar verir vermez, uzun bayram tatilinin, herkes gibi, tüm İstanbullular’ı da, şehirden bir yerlere kaçmaya teşvik edeceğini bildiğimiz için, Pegasus‘un internet sitesinden, kalabalığın nispeten daha az yoğun olacağı düşüncesiyle biletlerimizi,  Cuma sabahına aldık.amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Yine de bizim gibi düşünerek Cuma gündüzden yola çıkanlardan oluşacak yoğunluğu da hesaba katarak, direkt web sitesinden online check-in’imizi yaptığımız gibi, uzun seyahatlerde bizim gibi uzun boylular için bulunmaz nimet olan, ön sıralardan geniş aralıklı koltuk seçimini de gerçekleştirdik.  Hatta Sabiha Gökçen için geçerli olan “Fast Track” hizmetini bile satın aldık. Bu arada sizin de aklınızda bulunsun, Pegasus’un  sitesinden alınca “Fast track” hizmeti, %25 daha ucuz. Harç pulumuzu da önceden bankadan alınca, işte tüm bu erken alınan önlemler sayesinde, havaalanında, Bayram öncesi son Cuma olmasının verdiği ciddi bir yoğunluğa rağmen, diğer yolculara oranla, çok daha hızlı şekilde geçişimizi sağlamış olduk. Koltuğumuza kurulup da “Cabin Cross Check” anonsunu duyduğumuzda, yaklaşık 3 saat 15 dakika sonra Amsterdam’a tekrar kavuşacak olmanın heyecanı kapladı ikimizi de…

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Geçenlerde bir makalede CNN International tarafından en iyi yemek hizmeti veren low cost havayolu firması olarak Pegasus’un seçildiğini okumuştuk. Yemeklerinin Do&Co tarafından tedarik edildiğine de, ilk kez o anda dikkat etmiştim. Uçakta yemek servisi başladığında, beni bir sürpriz bekliyordu. Bu haberi unutmayan eşim, benim gibi bir lezzet düşkünü için, online siteden yemek siparişi verirken, çok sevdiğim Japon mutfağını, bir de gökyüzünde deneyimlemem gerektiğini düşünmüş olmalı ki, kalkıştan kısa bir süre sonra hostes elinde sushi ve chopsticklerle gelince bendeki şaşkınlığı görmeliydiniz.
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-ucak-sushi

Kendisine de ızgara bonfile siparişi vermiş ki, o da başarılı marinasyonu ve yumuşacık kıvamıyla ikimizden de tam not aldı. İşte o an yaptığım Instastories yayınlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Daha önceki Hollanda gezilerimizde, yılın hangi ayı gidersek gidelim,  istisnasız her seferinde soğuktan donduğumuz için, biz yine tedbiri elden bırakmayarak, günlük/haftalık hava tahminlerini ve son dakika sıcaklık değişikliklerini çılgınlar gibi inceleyerek bavulumuzu hazırlamıştık. Meteoroloji, ilk defa neredeyse her gün güneş gösteriyordu, ama gel de güven! Biz yine de bir kaç ceket ve uzun kolluyla önlemimizi almıştık ki, Amsterdam Schiphol havaalanına adım attığımız andan itibaren, bizi Yaz’dan kalma bir hava ile kucaklaması karşısında gerçekten büyük şok yaşadık. Ağustos ayında bile insanı üşütmeyi becerebilen Amsterdam’da, Eylül ayında “30 derece” hava sıcaklığı ve ışıl ışıl parlayan bir güneşle karşılanmak gerçekten muhteşemdi. Bunca Amsterdam seyahatimizde ilk defa güzel havaya denk geldiğimiz için, mutluluktan tatil boyunca ağzımız kulaklarımızdaydı ve zaman zaman bunaltan güneşten hiç ama hiç şikayet etmedik desem yalan olmaz:)
amsterdam-usengec-sef-pegasus-dam-square-mekan

Havaalanı transferimiz için, Hollanda’daki arkadaşlarımızın tavsiyesiyle telefonumuza Uber uygulamasını indirmiştik. Her zaman aynı benim gibi konforuna önem veren ve tedbiri elden bırakmamaya özen gösteren sevgili eşim, programı telefonuna indirmekle kalmayıp, gideceğimiz adresleri de önceden giriş yapmıştı ki, bu bize seyahatimizde büyük rahatlık sağladı. Bagajlarımızı alır almaz hemen bir araç çağırdık ve 3 dakika sonra Mini Van aracımız geldi, hem de şansımıza genç bir Türk  şöförle. Avrupa’da, artık çok da şaşırmıyoruz tabi bu duruma:) Uber uygulaması nasıl çalışıyor derseniz, gerçekten çok pratik ve kolay. Hatta şöförle aynı dili konuşamasak bile kolay… Çünkü gideceğiniz adresi giriyorsunuz, önceden tanımladığınız kredi kartınız sistemde kayıtlı… Şöför geldiğinde sizi alacağı yeri, götüreceği yeri, her türlü bilgiyi bildiği için dil bilmenize hatta şöförle muhatap olmanıza bile gerek kalmadan işiniz görülüyor. Ücreti de sistem kendisi hesap edip, kartınızdan çekiyor. Biz bu rahatlığını çok sevdiğimiz için, Amsterdam’da Uber’i çok fazla kullandık ve gerçekten memnun kaldık. Ortalama ücretler gideceğiniz yere göre 8-20 € arası değişiyor, ki bence Türkiye’deki Uber’e göre çok daha makul.
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Amsterdam dümdüz ve küçük bir şehir… Yine de kolay keşfedilmesi için şehri East, West, North, South, City Center, Pijp ve Nine Streets şeklinde bölgelere ayırmışlar. Her yer birbirine bisiklet, tram, araba ya da metro ile maksimum 5-10 dakika mesafede. Yürümek isterseniz bir uçtan bir uca maksimum 1-1,5 saat filan sürer. Biz bu sefer Amsterdam’ın batısında oturan arkadaşlarımızda kaldık. Büyük bir keyifle her gün ortalama 10 kilometreye yakın yürüyerek gezdiğimiz Amsterdam’da karşımda çocukluğumuzun masal kahramanları Hansel ve Gratel’in ismi verilen cafe’yi ve kıyafetimle ne kadar uyumlu olduğunu görünce tabi ki hemen bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal edemezdim 🙂
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Önceki yazılarımdan da bildiğiniz üzere Amsterdam’ı turistik değil de, daha yerel bir şehirli taşında yaşamayı seviyoruz. O sebeple de genelde Amsterdam’a ilk defa gelen turistlerin gittiği Dam Meydanı gibi yerleri ya da Red Light gibi noktaları tercih etmiyoruz. Herkesin Amsterdam deyince ilk aklına gelen Coffee Shop’lar ise ilgi alanımıza hiç mi hiç girmiyor. Ünvanında “Şef” kelimesini bulunan ve aslında “hayata” ama en çok da “güzel yemeğe” atıfta bulunan bir kişi olarak benim işim, yeni lezzet duraklarının keşfiyle… 🙂
Sosyal medyada beni @usengecsef ve eşimi de @deklancheur hesabından yaptığımız anlık yayınlarla izlediğiniz, bol bol yeme-içme ve güzel havanın tadını çıkardığımız günlerimizin hızlıca bir özetini geçersek, en çok aklımızda kalanlar şöyle;

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Museum Plein:Müzeler bölgesi olarak geçen ve “IAMSTERDAM” ikonik yazısı ile de tanınan bu bölgede, Rijksmuseum’u ziyaret ettikten sonra, güzel havada yemyeşil çimenlerin üzerinde yayılıp, vücutta birikmiş kötü enerjileri toprağa vermeden olmaz:)

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-museum-plein

Kanallar:Su seviyesinin altında bulunan ve bisikletleriyle özdeşleşmiş bu şehirde, sağımız-solumuz, önümüz-arkamız kanal… 🙂 Bu harika ambiyans, hele de rengarenk çiçeklerle bezenmiş ikonik köprülerle bir başka güzel…

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-bisiklet-kanal

Vleminckx:Adım başı patates kızartması satan dükkanlar karşınıza çıksa da, şehrin en iyi patatesi, bundan 60 sene önce “Spui” bölgesinde açılan ve 25 çeşit sos alternatifiyle, Belçika patatesi konusunda uzmanlaşmış Vleminckx. Zaten önünde devamlı kuyruk var, gözünüzden kaçmasına imkan yok:)

Van Stapele Koekmakerj:”Amsterdam’ın en iyi kurabiyesi” olarak geçse de, böylesini başka yerde de yememiş olma ihtimaliniz yüksek… Hatta “Eğer bu bir kurabiye ise diğerleri nedir?” diye soruyor insan. İçi kremamsı beyaz çikolata dolgulu bu yoğun bitter çikolatalı leziz cookie’lerden mutlaka denemelisiniz.

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-cikolata

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-cookie9 Straatjes:
Burası Amsterdam’ın en sevdiğimiz noktalarından biri… Birbirinden şirin cafe’ler, butikler, sanat atölyeleri ile birbirini kesen bu kanal/sokaklar bölgesi gerçekten çok keyifli. Gelmişken Singel404’te mutlaka kahvaltı edin, oldukça başarılı!

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-kahvalti-tavsiye

Eye Film Museum ve A’dam Toren:Amsterdam North’ta bulunan ve Centraal’deki tren istasyonunun arkasındaki ücretsiz feribotlar ile 3 dakikada geçilen bu iki nokta, bence hem mimarisi hem de içindeki sergiler, film gösterileri ve cafe/restaurantındaki müthiş manzarası ile mutlaka görmeniz gereken yerlerden…

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-mekan

Pasta e Basta:
Amsterdam’daki en ilginç ve keyifli durağımız bu İtalyan lokantası oldu. Geceleri 3 saatlik bir programları oluyor. 18:00-21:00 ve 21:00-24:00 saatleri arasında olmak üzere, 2 ayrı seansla hizmet veren bu mekanda, garsonların her biri, aslında aynı zamanda şarkıcı… Bizdeki “O ses Türkiye” yarışması gibi, aralarında Hollanda’nın ses yarışmasında finale kadar yükselmiş isimler var ve gerçekten çok başarılılar.
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-lezzet-gezi-italyan

Servis yaparken bir anda şarkı söylemeye hatta dans etmeye başlıyorlar ve seyircilerin de katılımıyla çok keyifli bir gece yaşamanızı garanti ediyorlar. Yemekleri de mezeler/makarnalar/tatlı şeklinde basit ama çok lezzetli bir menü. Kesinlikle gitmeye değer. Hepimiz tek kelimeyle bayıldık! 🙂

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-pasta-e-basta

Jordan ve Winkel34:Bu bölge, pazar yeri kadar, yine cafe ve dükkanları ile de çok şirin bulduğum yerlerden biri. Bu arada Winkel34’ün efsane bir Apple pie’ı var. Tadına bakmadan dönerseniz, Amsterdam turunuz tamamlanmış sayılmaz, söyleyeyim 🙂

Bagels and Beans:

Amsterdam’da pek çok lokasyonda olan bu cafe zincirinde, Brie peyniri, bal, biberiye ve cevizle hazırlanan bu bagelı çok sevdim.

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-bagels-and-beans

Giethoorn:

Burası “Hollanda’nın Venediği” olarak anılan ve bu ününü de sonuna kadar hak eden rüya gibi bir kasaba. Amsterdam’ın 1,5 saat kuzeyinde olan bu kasabaya geldiğinizde, ilk iş aracınızı bir otoparka bırakıyorsunuz ve kişi sayınıza göre, ufak kayık ya da botlar kiralıyorsunuz. Kasaba bir göl ve etrafındaki kanallar üzerinde inşa edilmiş ve bunların arasında kayıklarla yolculuk yapıyorsunuz.
amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-giethorrn

Kanalların kenarlarındaki cafelere ilaveten, gölün ortasındaki yer alan ada üzerine kurulmuş olan bir de restoranı da var. Turistik ilgi o kadar artmış ki, özellikle hafta sonları kanalda, bot trafiği oluşabiliyor. Hatta bazen minik çaplı tekne çarpışmaları yaşanması, insanda sanki lunaparkda çarpışan arabadaymış hissi uyandırıyor. Biz “yoğun-akıcı” köprü trafiklerine alışık İstanbullular olarak, güzel havanın da yardımıyla burada harika bir gün yaşadık.

amsterdam-usengec-sef-pegasus-deklancheur-kanal-gezi-tekneVijk Aan Zee:
Amsterdam’ın merkezinden araçla 20 dakika kadar bir mesafede olan ve rüzgar güllerinin altına arabanızı parkedip, hemen sahile koşturduğunuz bir yer burası. Özellikle sörfçülerin ve deniz sevdalılarının buluşma noktası… Bir yanınızda kanal, bir yanınızda Okyanus (Kuzey Denizi) var. Akşam üstü inanılmaz güzel bir gün batımına yetiştik ve kıyıdan uzaklaşmanıza rağmen, hala ayak bileğine gelen bu sakin suda çocuklar gibi koşturup, eğlendik. Hollandalıların sayfiye yeri diyebileceğim bu bölgeyi, siz de gezi programınıza alırsanız, deniz ve plaj voleybolu sonrası, sahildeki Aloha Restaurant’ın rahat minderlerinde Endonezya mutfağından örnekler deneyebilirsiniz.

amsterdam-usengec-sef-pegasus-vijk-aan-zee

Biliyorum yaşatır gibi anlatınca, sizin için de okumak çok keyifli gidiyor ama, şimdilik burada kesiyor ve 10 günlük tatil süresince gökyüzünden eksik olmayan sevgili güneşe de unutmadan buradan tekrar teşekkürü bir borç biliyorum:) Neden devam etmediğime gelince, çünkü Amsterdam seyahatimiz boyunca en beğendiğim lezzet noktalarını sizler için Pegasus Magazine’in Kasım sayısında kaleme alıyorum da ondan! 🙂 Gökyüzünde derginizi keyifle elinize alıp, yazımın devamını bulutların üzerinde, gideceğiniz istikamete doğru süzülürken okuyacağınızı bilmek, benim için heyecan verici bir duygu. O zaman o çok gitmek istediğiniz yer için, Kasım ayında Pegasus’un avantajlı uçuşlarından faydalanarak, kendinize hemen bir rezervasyon yaptırmayı unutmayın ki, biricik Üşengeç Şefinizin yazısının olduğu dergiyi, bizzat okuma fırsatını da kaçırmayın!:)

Audi A3 Cabriolet ile Bodrum Turu

0

Sanırım babamdan da gelen bir alışkanlık ile, tasarım ve güvenlik anlamında, oldum olası Alman araçlarını tercih ederim. Eşimin de tutkulu bir Alman otomobili sevdalısı çıkması ile bu alışkanlık aynen devam etti. Daha önce Alman yapımı araç kullanmamıza veya üstü açık (cabriolet) araç sahibi de olmamıza rağmen, bu iki özelliği birleştiren bir Audi Cabriolet ile tecrübemiz hiç olmamıştı. Bu yazın başında Alaçatı’da Audi A3 ile çıktığımız test sürüşü sırasında öyle keyif aldık ki, yaptığımız snapchat yayınlarında (ki o zamanlar Insta Stories dünyada değildi) sizlerle de deneyimlerimizi paylaştığımızda, canlı yayınlarımız büyük ilgi gördü.   Bu paylaşımlarda televizyonların tematik kanallarında yer alan araç tanıtım programlarını da bol bol ti’ye almış, sunucuların en düşük segment araçların tanıtımı sırasında bile “filanca aracın, eşsiz sürüş keyfi…” gibi klişe cümleler kurmaktan geri kalmadığından dem vurmuştuk hatırlarsanız:) Bahsettiğim çekimlerden çok kısa bir süre sonra, yıllar içinde artık gelenekselleşen Üşengeç Şef lüks segment otel turumuzun, 2016 Bodrum ayağının ilk etabı için, programımız şekillenmeye başladığı sırada, eşimle 5 oteli kapsayacak bir tur programı yapmıştık. Bodrum’un farklı bölgelerinde bulunan tesisler arasındaki transferler, oteller tarafından sağlanacaktı sağlanmasına ama, biz yine de akşamları Bodrum yarımadasının dört bir tarafına dağılmış diğer yeme-içme ve eğlence mekanlarına da kolayca erişim sağlayabilmek adına, yine de özel araç kiralamayı tercih etmiştik. Bekle Bizi Bodruuum! Sana geliyoruz:)

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Daha turumuzun ilk otelindeki ilk günümüzde, az önce bahsettiğim tarzda gerçekleştirdiğimiz neşeli yayınlarımızı izleyip, çok içten ve eğlenceli bulan Audi Türkiye yetkilileri, bizimle irtibata geçip, bu turumuza ulaşım sponsoru olmak istediklerini belirttiler. Bu seferlik zaten bir araç kiraladığımızı ve ulaşım konusunu baştan çözdüğümüzü belirtmemize rağmen; arzu edersek bir kaç hafta önce Alaçatı’da kullanmış olduğumuz, o gıcır gıcır kıpkırmızı Audi A3 Cabriolet’yi, hemen bizim için İzmir’den çekici ile yola çıkararak, Bodrum’daki otelimize göndereceklerini söylemeleri üzerine, artık bu teklifi kabul etmemek olmazdı, değil mi ama? Bildiğiniz üzere, Bodrum’un en lüks otellerini kapsayan turumuzla ilgili kaleme aldığımız izlenimlerimizi, yaz boyunca sıra ile yayınlamış ve bu yazılarda da yine Audi A3 Cabriolet ile yaptığımız gezilerden de kısa kısa bahsetmiştik. Bu güzelim araçla, çok daha zevkli olacağı düşüncesiyle gittiğimiz Bodrum’un en güzel ve en ikonik yerlerini, mesela Matrix filmindeki teknikle çekilen ve paparazzi kameralarının soruları karşısında, A3’deki duygularımı dile getirmekte zorlandığım şu saniyelik teaser videosunu görmediyseniz çok şey kaçırdınız demektir söyleyeyim:)

Toplamda 5 oteli kapsayacak ve 12 gün sürecek yolculuğumuz sebebiyle, 2 büyük valiz, ve 2 notebook çantası ile yola çıktığımız için, başlangıçta açıkçası “Acaba bu kadar çok eşyayla, böyle bir arabaya nasıl sığarız?” diye düşünmedik değil hani… Biliyorsunuz genelde üstü açılan yani “convertible” olarak geçen bu tarz araçlarda, aracın üstünün açılıp da, bagajın içine doğru girebilmesi için, bagaj kısmından bir bölüm, seperatör ile ayrılır. Bu sebeple özellikle üstü açık olduğu sırada, bagaj alanı ciddi derecede daralır. Bir de bunun üzerine bizim selvi boylarımızı da hesaba katınca (ki bu konuda Türkiye ortalamasını bayağı yükseltiyoruz:) doğal olarak bizi hafiften bir panik aldı desem yalan olmaz. Aracı teslim aldığımız anda gördük ki, meğer boşuna evham yapmışız. Kocaman valizlerimize ve notebooklarımıza rağmen, 1.85 boyundaki iki insan için, gayet de ideal boyutlardaymış. Tabi ki bagajda valizlerle beraber, aracı üstü açık şekilde kullanmaya da çalışmadık. O kadar da değil yani!:)

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Eşim daha önce bez tenteli cabriolet araç kullandığı için meşhur Bodrum sıcağını da hesaba katarak “Acaba çok sıcak olur mu, yaşayıp göreceğiz bakalım” diyordu ki, ertesi gün öğlen, güneş tam tepedeyken gezmeye çıktığımızda da, Audi A3 bizi bu konuda yine gayet memnun etti. Aracın kliması o kadar kuvvetli ki, günün en sıcak zamanında, güneşin altında bile kalsa, klimayı açtığınız andan itibaren hemen soğuyor ve bu sayede ferah ve konforlu bir şekilde seyahat edebiliyorsunuz.

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Cabriolet aracın hakkını esas ne zaman verebiliyorsunuz, söyleyeyim mi? Tam da güneşin alçalmaya ve etrafın hafiften serinlemeye başladığı anlardan itibaren, işte aracın gerçek ruhu o anda ortaya çıkıyor. Sadece bir düğmeye basarak, üstünü açıp, kapatabiliyorsunuz ve o kıpkırmızı, göz kamaştırıcı rengi ile püfür püfür Bodrum sokaklarında dolaşıyorsunuz. A hatta, unutmadan ekleyeyim, sadece park halindeyken değil; araç 50 km/s hızla seyir halindeyken bile, üstünü açıp kapatabilme imkanı sunuyor. Yani diğer convertible araçlar gibi üstünü açmak için, illa ki durma mecburiyeti bulunmuyor.İşte her seferinde Bodrum’a geldiğimin heyecanını ilk yaşadığım noktada çekilen “Bodrum Kanatlarımın Altında” pozuyla başlayan Marina turumuzdan küçük bir kesit size…

 Bodrum’un Güvercinlik’ten başlayan virajlı yollarını bilirsiniz. Yol tutuş açısından da, Audi A3 Cabriolet, bu yollarda bile, bizden tam not aldı. Araç hafif olmasına ve içinde sadece iki kişi olmamıza rağmen, nispeten yüksek hızla girdiğimiz virajlarda dahi, en ufak bir savrulma hissi yaşatmadı.

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

İç göstergeler, vites kolu, klima ve ses sisteminin modern tasarımı ise özellikle benim çok hoşuma gitti. Tasarım minimalist ve tamamen fonksiyonel, bence eksik ya da fazla hiç bir şey yok. Fotoğraf ve videolardan da gördüğünüz üzere, araç dışarıdan da çok dikkat çekici… Oldukça ilginçtir ki, çok daha yüksek segment araçlardan bile, herkesin dönüp dönüp, bizim kırmızı Audi A3’e büyük bir hayranlıkla baktığına kaç kere şahit oldum. Eh tabi bu kadar ilgi görmesinde, içinde bi’tanecik Üşengeç Şef’i fark etmelerinin de biraz payı vardır illa ki diycem ama tüh, onu ben değil siz söyleyecektiniz, ama oldu mu şimdi? 🙂

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Araçla gezerken o kadar eğlendik ki, videolardan birinde eşim “İleri sürüş teknikleri uzmanı” Demir Bükey’e atıfta bulunarak “İleri piyasa teknikleri uzmanı Kerim Zükey” adlı çılgın bir karaktere büründü ve gençlik yıllarını Bağdat Caddesi’nde geçirmiş biri olarak, yılların verdiği Cadde’de piyasa yapma tecrübelerini snapchat izleyicilerimizle paylaştı. “Etrafa nasıl bakınmalı, direksiyon nasıl tutulmalı, camlar hangi hizaya kadar açık olmalı” gibi bu konuda kendini geliştirmek isteyen gençler tarafından en çok merak edilen konulara açıklık getirdi sağolsun:)) İşte o çılgın video

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Aracın ses sisteminin kalitesini de, Bodrum Marina’da gezinirken, 2000’ler, 90’lar, 80’ler diye, geçmişe doğru yolculuk yapan bir müzik programı esnasında deneyimleme fırsatı bulduk. Radyoda önce Snow’dan “Informer”, sonra Dr.Alban’dan “It’s my life”, ardından Modern Talking’den “Chery Chery Lady” çalınca ve biz hepsinin sözlerini ezbere bildiğimiz için şarkılara güle oynaya eşlik edince, “Amanın! Yaşlar çıktı ortaya” diye kendimizle dalga geçip kikirderken, son anda gelen şarkı, hepimize adeta “kapak” niteliğindeydi. Meşhur olduğu yılı, gayet net hatırladığımızı fark edince ne mi yaptık? Canlı yayınımızda takipçilerimize oldukça umutsuz şekilde sorduk: Aralarında “Komançero”yu bizden başka hatırlayan var mıydı acaba? Allahtan bir kaç takipçimiz insaflı çıktı da, sanırım şarkıyı bilmese bile, biliyormuş gibi davrandı. Biz de sayelerinde kendimizi antika olacak yaşta hissetmekten kurtulduk:) O zaman son olarak size Audi A3 Cabriolet ile yaptığımız otel turundan da bir kaç kare gelsin mi? The Marmara Bodrum Hatırası:)

kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Titanic Bodrum Deluxe’den… kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-araba

Lüksün sınırlarınızı zorlayan Mandarin Oriental Bodrum‘a yaptığım bu efsane giriş ise, kolay kolay unutulacak gibi değil:)

  kirmizi-audi-a3-cabriolet-usengec-sef-bodrum-ustu-acik-arabaHiç istemeden de olsa, Audi ile Bodrum Turumuzu,  Caresse Bodrum Resort&Spa’da aynen böyle nihayete erdirmiştik. Sonunda 40 yıllık “Aşk Gemisi” kaptanı misali, havalı bir selam da çaktığım bu video kaçmaz:)

Şimdi demedi demeyin, hatta bakın söylüyorum, şu andan itibaren sizin de rüyalarınızı, kırmızı bir Audi A3 Cabriolet süsleyecek. Nereden mi biliyorum? Ayrılmak öyle zor geldi ki… Tabi ki kendimden!

By Trileçe’nin Fıstıklı Trileçe Tatlısı Fuara Damgasını Vurdu

1

Şimdiye kadarki denemelerime dayanarak, trileçe tatlısı konusunda rakipsiz olduğuna gönülden inandığım By Trileçe’nin, karamelli, çikolatalı, portakallı, çilekli, limonlu, frambuazlı, damla sakızlı, hindistan cevizli ve fıstıklı olmak üzere tam 9 çeşit trileçe tatlısı bulunuyor. Antep Fıstıklısını “Bayim Olur musun Fuarı”nda ilk defa denedim ve instagramda yaptığım paylaşımda izlenimlerimi şöyle dile getirdim:
“Google’da “Trileçe Tarifi” yazıldığında, birinci sırada çıktığım için, her gün yüzlerce evde, adım adım fotoğraflı tarifimle Trileçe Tatlısı yapılsa da, laf aramızda ben @bytrilece ‘nin tatlılarını kimseninkine değişmem. :)”
usengec-sef-by-trilece-fistikli-tralice-mehmet-tarakci

“Geçtiğimiz hafta ziyaret ettiğim “Bayim Olur musun Fuarı”nda By Trileçe standına çok yoğun bir ilgi vardı. 9 çeşit trileçe tatlısı ve 4 çeşit Boşnak Böreği bulunan By Trileçe’de benim yeni favorim, hiç ummadığım kadar lezzetli bu Antep Fıstıklı Trileçe Tatlısı oldu. Yemek sonrası nasıl da güzel giderdi.”

Anlayacağınız ben de “Her Trileçe değil, By Trileçe” diyenlerdenim. 🙂 O keyifli günün ve markanın kurucularından Mehmet Tarakçı ile mini röportajımın videosu için tıklayın

İstanbul’daki By Trileçe Mağazaları İletişim Bilgileri:


By Trileçe Bahçeşehir
Adres: Avni Akyol Bulvarı Sofa Bahçeşehir No:7/9 B16 Başakşehir/İstanbul
Tel: (0212) 608 10 01

By Trileçe Bahçelievler 
Adres: Bahçelievler Mah. Talat Paşa Cad. No:62A Bahçelievler/İstanbul
Tel: (0212) 555 05 15


By Trileçe Bayrampaşa 

Adres : Altıntepsi Mah. İstiklal Cad. No:9/11 A Bayrampaşa/İstanbul
Tel: (0549) 434 43 07 ve (0212) 493 09 99

Diğer illerdeki By Trileçe mağaza ve toptan satış noktaları için tıklayın.

Capricorn Seafood Restaurant Ortaköy’de Açıldı

4

İstanbul Boğazı’nın en güzel ve ikonik noktalarından biri olan Ortaköy’de, bir tarafında “15 Mart Şehitler Köprüsü” eski adıyla “Boğaziçi Köprüsü” ve Ortaköy Camii diğer tarafında Kız Kulesi ve Sultanahmet Camii’ne kadar geniş panaromik bir manzara’ya karşı, önceden yine aynı grup bünyesinde yer alan Zuma’nın yerine yine Doğuş D.ream’den iddialı bir mekan Capricorn Seafood Restaurant açıldı.
Capricorn-seafood-restaurant-ortakoy-usengecsef
Mekan Executive Şef Fehmi Samancı önderliğinde, deniz mahsüllerini modern bir yorumla, Akdeniz mutfağı ile de birleştirerek, bu tadım akşamı için, set bir menü hazırlamış.

Capricorn-menu-usengecsef
Başlangıçlar sıra ile masanıza servis edilirken, ana yemeklerden iki tane seçim hakkınız bulunuyor. Başlangıçlardan en beğendiklerim “deniz mahsulleri salatası” ve “Kalamar carbonara” oldu. Bir not olarak carbonara sosunda menüdeki tek et olan çemensiz pastırma kullanılmış ki enfes bir lezzet katmış. Mutlaka denemelisiniz.

Capricorn-deniz-mahsulleri-salatasi-usengecsef

Capricorn-kalamar-carbonara-usengecsef

Capricorn-levrek-ceviche-usengecsef

Capricorn-sakizli-barbun-pilaki-usengecsef
Ana yemeklerden “Ahtapot Şiş” ve Paella seçiminden öne çıkan tabii ki Pealla oldu.

Capricorn-ahtapot-sis-usengecsef

Capricorn-paella-usengecsef
Tatlı için de oldukça zengin seçenekler var. Türk Kahveli Panna Cotta her yerde bulamayacağınız ve bizim damak tadımızla da çok uyuşmuş bir seçenek olmuş.

Oğlak Burcu anlamına gelen Capricorn Seafood Restaurant, Ortaköy’de Zuma’dan sonra boşalan yeri fazlasıyla dolduracak ve bu kışın en popüler lezzet noktalarından biri olmaya aday.

Adres : Salhane Sokak No:7 Ortaköy, 34347 Beşiktaş/İstanbul

Telefon : (0212) 259 41 00

Moro – Nişantaşı’nın Yeni Buluşma Noktası

0

Eskiden beri Amerikan dizilerinde, insanların iş çıkışında eve gitmeden önce uğrayıp, günün stresini atmak için bir şey içip, ufak tefek bir şeyler atıştırdığı, sık sık gittiği için de ahbap olduğu insanlarla, sıcak bir ortamda sosyalleştiği mekanların, neden İstanbul’da olmadığını merak ederdim. İşte Nişantaşı’nın en yeni mekanlarından biri olan Moro, sıcak ortamı, lezzetli tapas’ları ve birbirinden orijinal kokteylleri ile bu boşluğu doldurup Nişantaşı’nın yeni buluşma noktası olmaya aday.
moro-nisantasi-tapas-bar-usengecsef

Nişantaşı’nın son dönemde Teşvikiye’ye doğru yayılmasıyla beraber, bu bölgedeki ara sokaklarda irili ufaklı bir sürü restaurant, cafe ve barlar görmeye başladık. Moro da işte bu bölgede açılmış ve hızla popüler olan ve merak edilen bir mekan haline gelmiş. İnce uzun yapısı ve sıcak mimarisiyle insanı hemen içine çekiyor. Mekanın tabii ki en keyifli yeri kaldırıma doğru en önde yer alan minderli kısmı. Ancak burada maksimum 2 masa durabildiği için, eğer siz de geçerken burayı gözünüze kestirenlerdenseniz, mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Mekanın arka tarafında üstü açık bir kış bahçesi de bulunuyor.

moro-bar-nisantasi-usengecsef
moro-nisantasi-menu-usengecsef

Mekan tam bir atıştırmalık İspanyol meze ve kokteyl cenneti. Birbirinden lezzetli tapa’lar arasında benim en beğendiğim Ahtapot ve Dana Yanak oluyor. Özellikle menüde “Beef Cheeks in red wine” olarak bulabileceğiniz Dana Yanağı mutlaka tatmalısınız.

moro-patatas-bravas-usengecsef

moro-kum-midyesi-usengecsef

Kokteyller ise gerçekten çok çeşitli ve sunumları ile de birbirinden cazip. Moro’nun kokteyllerinden benim tercihim “Spicy Pineapple” oldu. Satsuma ve Baharatlı Ananas Sos ile gerçekten içimi çok hoş bir tat ortaya çıkmış. Bu arada bence ismini sunumundan ötürü “Alaaddin’in lambası” olarak değiştirebilecekleri “Sexy Touch my Spirit” de denemeniz gereken bir kokteyl.

moro-kokteyl-touch-my-spirit-usengecsef

moro-nisantasi-kokteyl-usengecsef

Biz mekanın az önce bahsettiğim, en keyifli noktası olan kapıdaki minderlerde oturma fırsatı bulduk. Perşembe gecesi olmasına rağmen, mekan ağzına kadar doluydu. Buna rağmen bir de bütün gece mekanın önünden geçen arabalardakilerin de ambiyansın cazibesine kapılıp park yeri bulduktan sonra geri geldiklerine şahit olduk. Anlayacağınız ilk fırsatta Moro’yu bi’ değerlendirebilirsiniz derim.Adres : Teşvikiye Mh, Ahmet Fetgari Sk. No:35, 34365 Nişantaşı/İstanbul
Telefon : (0212) 231 1015

Safilo’nun En Yeni Güneş Gözlüğü Koleksiyonlarında Neler Var?

1

Güneş gözlüğü denilince bende akan sular durur. Hani normalde kıyafet alışverişi yapmayı sevmediğimi biliyorsunuz ya hani? (ki onun da sebebi fiziğime uygun elbiseler bulamamam tabi ki) İşte konu güneş gözlüğü olduğunda, durum tam tersi… Hatta şu anda ciddi bir koleksiyonum var diyebilirim. Seçim yapmak ve karar vermek için denemesi çok keyifli olduğuna göre, tasarımcılar yaratıcılıkta sınır tanımadıkça bende de bu sevda öyle kolay kolay bitmez gibi görünüyor:)safilo optik carrera jared usengec sef

Sevgili Jared Leto son filminde bol bol Carrera gözlük kullanır da ben durur muyum? Bakar mısınız gözlük denerken nasıl da mutluysam, yüzümde güller açıyor:)

Geçtiğimiz hafta, gözlük denilince akla ilk gelen Dior, Carrera, Fendi, Givenchy gibi dünyanın en iyi markalarını çatısı altında barındıran Safilo Grup’un, uluslarararası CEO’su Luisa Delgado ve Türkiye CEO’su Çiler Yıldız’ın, lansman ve tanışma daveti için Venedik Sarayında düzenlenen bir kahvaltıya katıldım.

fendi gunes gozlugu modelleri

İşte Instagram Stories’de bu renkli davetten yaptığım canlı yayınların videosu:

Lansman esnasında şuna bizzat tanık oldum ki, bu dünya devi moda evlerinin öncelikli üretici ve dağıtıcısı olan ve kuruluşu taa 1878 yılına dayanan İtalya merkezli Safilo Group, Türkiye’deki varlığını çok özel koleksiyonlar eşliğinde güçlendirmeyi başarmış.

marc jacobs gunes gozlugu
Dior, Carrera, Fendi, Givenchy yanında, Céline, Jimmy Choo, Marc Jacobs, Hugo Boss, Max Mara, Tommy Hilfiger, Max&Co. gibi dünyaca ünlü markaları çatısı altında barındıran Safilo; ayrıca Carrera, Polaroid, Smith, Oxydo ve kendi adını taşıyan Safilo gözlük markalarının da sahibi. Türk pazarına direkt giriş yapma kararı almalarına çok sevindim. Hayırlı uğurlu olsun. 🙂

MBFW Istanbul DB Berdan Defilesindeydim

0

Bugün Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’da, hem de bundan sadece bir kaç saat önce öyle keyifli ve dinamik bir DB Berdan defilesi izledim ki, hala etkisindeyim 🙂 Her sezon koleksiyonlarıyla ve defile şovlarıyla toplumun farklı bir sosyal problemine dikkat çekmeye çalışan ve bu kez de “Cinsiyet ayrımcılığına hayır” mesajı vermek üzere hazırlanan 2017 İlkbahar-Yaz Koleksiyonu ile Deniz ve Begüm Berdan, anne-kiz yine herkesi rengarenk, cıvıl cıvıl tasarımlarıyla büyülediler.
mbfw-istanbul-db-berdan-defile-moda-haftasi

Aynen koleksiyonun ana temasına da uyacak şekilde, silüetlerde cinsiyet normlarını ortadan kaldırmayı ve ultra feminen ve ultra maskülen dokuları bir potada eritip, onun yerine cinsiyetsiz kalıplar çıkarmayı hedefledikleri koleksiyonda özellikle 90’ların hip-hop havası göze çarpıyor.

mbfw-istanbul-db berdan-defile-ruzgar-erkoclar

Kolaj görünümlü kalıp parçaları, sanki henüz tamamlanmamış gibi görünen dikiş detayları kadar, parlak pop renk tonları üzerinde, sezonun naif çocuksu çizim trendine uygun desenleriyle de imzasını atan koleksiyonun defilesindeki sürpriz isimlerden biri Gonca Vuslateri oldu. Yalan Dünya’daki “Ne çektin be!” sözleriyle aklımıza yer eden Vasfiye Teyze karakterinin tamamen zıttı bir coşku ve sevimlilikle fırladığı podyumda, bir diğer sürpriz isim Rüzgar Erkoçlar oldu.

mbfw-istanbul-db-berdan-defile-gonca-vuslateri

9. İstanbul Moda Konferansı’nda Neler Konuşuldu

0

Dün sabah 9. İstanbul Moda Konferansı’na katılmak üzere Ortaköy’deki Four Seasons İstanbul at the Bosphorus Hotel’deydim. Tüm dünyadan satın alma grupları ile yerel üreticileri İstanbul’da buluşturmayı hedefleyen ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) ev sahipliğinde düzenlenen bu 2 günlük konferansın, ilk günkü açılış konuşmasını Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi yaptı.

istanbul moda konferansi

E-ticaretin önemine değinerek, elektronik ticarette, yüzde 7’lerde olan seviyeyi artırmayı ve mevcut ihracat sayısının en azından yarısını e-ticaret portallarından yapmayı hedeflediklerini belirtti.
moda konferansi ekonomi bakani

TGSD Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Fayat da konuşmasında ülke olarak marka olmanın ve inovasyonun önemine değindi.
moda konferansi usengec sef 1

Tory Burch Kreatif Direktörü Cecile Renna’nın marka deneyimlerini paylaştığı konferansın ikinci gününün tamamı, moda sektöründe yeni işbirliklerine imza atılması amacıyla ikili iş görüşmeleri (B2B) şeklinde, alım grupları ile yerel üreticiler arasında görüşmelerle devam etti.

Bu sebeple ilk gün yapılan konuşmalardan sonra, ben fazla kalamadım ve hemen bir taksiye atlayıp Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’daki Selma State defilesine yetişmek üzere Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne doğru yola koyuldum. Peki acaba zamanında yetişebildim mi? İşte bu sorunun cevabını sadece beni Instagram’da @usengecsef hesabımdan takip ederek, yaptığım canlı yayınları InstaStories’den 24 saat içinde silinmeden izleyenler biliyor:)