Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Sen Bağıştan Haber Ver, Bir Kova Suyu Herkes Döküyor…

15

Henüz 12-13 yaşlarındaydım. O dönemde asosyalliğim tavan yapmış halde olduğundan, misafirlere “hoş geldiniz” demek için bile odamdan çıkmak bana işkence gibi gelirdi. Sırf bu yüzden, kapı çalındığı an, uyuyorum sansınlar da, kimse beni içeri sohbete çağırmasın diye, hemen koşup odamın ışığını ve kapısını kapatır, televizyonumun sesini iyice kısardım:)) En çok da yanıma gönderiyorlar ve eşyalarımı karıştırıyor diye misafir çocuklarından haz etmezdim.

Neyse efendim, o sıralar apartmana Şenay ve Cengiz isminde genç bir çift taşınmış ve daha yeni de, bir bebekleri olmuş, ismini Gizem koymuşlardı.

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi
Benim için mucize sayılabilecek bir şekilde ilk görüşte bu neşeli aileye öyle kanım kaynamıştı ki, bir tek onlar gelsin ister ve sadece o zaman ortalıktan kaybolmazdım. Bir aradayken devamlı kahkaha sesleri olurdu evimizde… Sohbet muhabbet derken, bir de üzerine bizimkilerle eşli iskambil kağıdı oynar, her seferinde de “Boğaz’da yemeğe götürmecesine ama!” diye iddiaya girerlerdi şakacıktan. Zaten her fırsatta beraber bir şeyler yapmaya bayılırdık, iddia tamamen bahaneydi anlayacağınız…

Anne-babasının minik bir kopyası olan Gizem, güldüğünde yüzünde güller açan, hayatımda gördüğüm en şirin bebeklerdendi. Başka komşu çocuklarına bir saniye tahammül edemeyen ve daha geleceklerini haber alınca, ortalıktan hemen “arazi” olan ben, bir tek onu sever, güldürmek için türlü şaklabanlıklar yapardım.

gulen-kiz-bebek-komik

Zamanla bu tatlı aileye, bir de oğulları Buğra katıldı. Çocukları için, tüm imkanlarını seferber ediyor, iyi bireyler olarak yetişmeleri için ellerinden geleni yapıyor, hayatın tüm zorluklarıyla birlikte başa çıkıp, mutlu mesut yaşıyorlardı. Bir gün, bizim binadan taşınsalar bile hiç bir zaman dostluk bağımız kopmadı.

Yıllar yılları kovaladı. En mutlu günümüz, tabi ki de onlarsız olamazdı. Düğünümüzde baş  köşede  yerlerini ayırmıştık. Cengiz Abimi ilk defa o gün bastonla yürürken gördüm. Ayağında uyuşma, seyirme ve ağrılar başladığı için, doktorları Fıtık’tan şüpheleniyordu.Yaklaşık 3 sene boyunca, başka başka hastalıklarla karıştırıldığı için (Fıtık, Parkinson, MS gibi) bir türlü teşhis konulamayan ve çare bulunamayan rahatsızlığının aslında ALS hastalığı olduğuna karar verilmesi hiç de kolay olmadı.

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi
Aynı zamanda bir Onkoloji Hemşiresi olan melek eşi Şenay Abla, kızının ve oğlunun da desteğiyle, her zaman güçlü, moralli ve şevkatli olarak, ona en güzel şekilde refakat edip, iyi ve mutlu olması, tekrar eski sağlığına kavuşması için umudunu hiç yitirmeden senelerce çabaladı.

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Tam 8 yıl boyunca ALS’ye karşı verdiği mücadeleyi sürdüren, maalesef geçen sene aramızdan ayrılarak, Hak’ka yürüyen Cengiz Abimiz, artık şu fani dünyada fiziksel olarak yanımızda olamasa da, kalbimizin sevdiklerimize ayırdığımız o en özel köşesinde her zaman yaşatılıyor ve dualarımızda sevgi ve özlemle anılıyor…

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Dünyaya bıraktığı eserleri biricik oğlu ve kızı ile her zaman birbirinin gözlerinin içine aşkla baktıkları değerli eşi, onu çok ama pek çok özleseler de, sevgi dolu yürekleri ve başarılarıyla onu cennette de gururlandırmaya devam ediyorlar.

universite-mezun-kep-toreni

Ailesinden birinin ya da yakınlarının başına gelmediği müddetçe pek tanınmayan ALS Hastalığı, dünyada başlatılan “Ice Bucket Challenge”/ “Bir Kova Buzla Meydan Okuma” kampanyası ile son günlerde ünlü isimlerin başından aşağı bir kova buz dolu su dökerek, bu konuya dikkat çekmeye ve farkındalık yaratmaya çalışmasıyla, bilinirliğini biraz biraz artırmaya başladı.

Ülkemizde de ilgi gören bu kampanya sayesinde “Bir kova buzlu su dökmek ya da 24 saat içinde ALS Derneğine bağış yapmak” şeklinde birbirine meydan okuyan insanlar sayesinde, bu eylem toplumda bir şekilde popüler hale gelerek, yaygınlaştı ve binlerce video çekildi. Her moda olan şey gibi, konuyu bilip bilmeden, işi biraz da eğlenceye dönüştürerek videolar çekenler de oldu görüyoruz ama olsun… “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” sözünü hiç sevmem ama biraz da böyle düşünüp, ucundan kıyısında da olsa, “yahu şu ALS de nedir ki?” diye en ufak bir merak uyandırıyorsa bile yanımıza kardır.Yine de bu etkinliğin, gerçekten amacına ulaşması için, işin magazinel kısmı kadar, bağış yapma kısmının da ciddiye alınması ve gücü el verdiğince herkesin, bu zorlu süreci birebir yaşamak zorunda kalan hasta ve hasta yakınlarına maddi ve manevi destek vermesi gerekiyor. Düşünsenize ailenin direği hastalanıp, artık çalışamayınca, eşi ya da çocuğu da, 7 gün 24 saat yanında ayrılamadan, onun bakımını üstlenince, o aile artık nereden ve nasıl gelir sağlayabilir, nasıl geçinir ki?

Bir de bunu daha önce hiç düşünememiştim ama yeni öğrendim ve üzüldüm… Şöyle ki normal evlere her ay örn: 100 TL’lik elektrik faturası geliyorsa, ALS hastalarının olduğu eve belki 500-600 TL’lik faturalar geliyormuş. Çünkü yaşamaları için bütün gün bağlı olmaları gereken bir sürü cihaz var ve hepsi elektrikle çalışıyor. Devamlı çalışan nefes cihazı, aspirasyon cihazı, kliması ve daha bir sürü aleti düşününce bunun zaten, ilaç, gıda ve diğer masraflara ilaveten ne kadar büyük maddi külfet olduğuna inanabiliyor musunuz? :(( Belki şu anda ütopik gelecek ama keşke devletimiz bu tarz elektrikli cihazlarla yaşatılan hastalara, küçük bir ayrıcalık tanısa ve en azından faturalarında belirli bir iskonto yapılsa… Ne bileyim sadece bir fikir işte…

Çocuk denecek yaşlarında, bir anda büyümek ve sorumluluk almak zorunda kalan Gizem ve Buğra da arkadaşlarıyla ALS’ye dikkat çekmek için, Ataköy’deki ALS Derneği önünde Ice Bucket Challenge’a katıldılar. Onlar bu zor hastalığı babalarıyla birlikte birebir yaşamış gençler olarak, üzerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Artık sıra bizlerde…

Bize akıl veriyorsun da “peki sen ne yaptın?” derseniz, ben hiç “buzlu su dolu kova” ile meydan okumaya girmeye gerek görmeden, az önce bilgisayardan Eft ile bir tıkla Derneğe bağışımı yaptım. Sizlerden de ricam, karınca-kararınca sizlerin de elinizi taşın altına koymanız…Yaz günü bir kova suyu dökmek hiç de büyük cesaret işi değil diye düşündüğüm için, eğer kampanyanın şanındandır diye illa bir meydan okumak gerekiyorsa da, buradan hepinize meydan okuyorum ve olayın formatını biraz değiştirmeyi öneriyorum:

İster bağış yapın, ister hiç bir yerinizi kımıldatamadan, konuşamadan, yiyemeden, yürüyemeden, elinizi, kolunuzu, hiç ama hiç bir yerinizi hareket ettiremeden, sadece ama sadece gözlerinizin çalıştığını hayal ederek 1 gün geçirin. Düşünün ki, aslında zihniniz hala yerinde, ama göz kırpmak hariç hiç bir tepki veremiyorsunuz. Emin olun ki, nefes almak ve beslenebilmek için bile hortumlarla cihazlara bağlı olarak hayatta kalınan bu durumu, bırakın yıllar boyu çekmeyi, eğer mecbur olmasa sadece bir kaç saat bile katlanamaz insan… Bütün gün yatmaktan, yatak yaraları oluşuyor. Bu oluşmasın diye, havalı yataklar kullanılması gerekiyor ama bunlar hep ekstra eksta masraf demek…

Öyle oturduğunuz yerden “Ah ah, vah vah” “ay ben hiç dayanamıyorum bakmaya, çok üzülüyorum”  demenizin, kimseye bir faydası yok… Bu insanların biraz daha konforlu bir hayat sürebilmesi için, işte size imkanlarınız ölçüsünde “gerçek” bir yardım yapabilmeniz için ALS MNH Derneğinin Banka Bilgileri…

bagis-als-dernegi-hesap-bilgileri

PEKİ NEDİR BU ALS HASTALIĞI?

Amyotrofik Lateral Skleroz”(ALS) veya Motor Nöron Hastalığı (MNH)” olarak da adlandırılan bu hastalık, ülkemizde en çok eski Galatasaraylı ve Fenerbahçeli futbolcu Sedat Balkanlı’nın hastalığı olarak biliniyor.

sedat-balkanli-als-hastaligi-nedir

Dünyada ise ALS denilince, ilk akla gelen isimlerden biri Astronomi ve Kozmoloji bilimcisi, ünlü teorik fizikçi Stephen Hawking… 21 yaşında yakalandığı bu hastalıkla tam 50 yıldır mücadele ediyor.

stephen-hawking-als-hastaligi-nedir

Normalde beyinden kaslara sinyal iletildiğinde, kasları hareket ettiren motor nöronlar, aynı zamanda yutma ve nefes alma gibi otomatik hareketlerimizi de sağlarken, ALS hastalığı, merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede, motor sinir hücrelerinin yani nöronların kaybıyla ortaya çıkıyor.Bir şey anlamadım diyenler için biraz daha basite indirgeyerek anlatmak gerekirse, yani siz bir kasınızı hareket ettirmek istediğinizde, önce beyin ona “hareket et!” diye emir verirken, bu hastalıkta bu emir mesajını taşıyan kablolar (sinirler) düzgün çalışmıyor ve kaslar, siz isteseniz de hareket edemiyor. Hareket edemedikçe de kullanılamayan kaslar gittikçe eriyor.

Bazı güçlü hipotezler olsa da, henüz tıp dünyası, maalesef motor nöronların neden fonksiyonlarını yitirmeye başladığından emin değil… Araştırmalara göre beyin veya omurilikteki proteinlerin tamir edilememesi en güçlü sebeplerden biri kabul ediliyor.

ALS konusunda uzman bir Nörolog tarafından yapılacak belirli testlerle teşhis edilebilen bu durum, kaslarda güçsüzlük ve erimeye yol açarken, zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise bozulmuyor. Yani aklınız yerinde, her şeyin farkındasınız ama genelde göz kırpmak hariç hiç bir tepki veremiyor, hiç konuşamıyorsunuz. Kendi iç dünyanızda hapsedilmiş halde, birisi sizinle bir göz göz gelsin de, göz kırpmalarınızdan ne demeye çalıştığınızı, neye ihtiyacınız olduğunuz anlasın diye bekliyorsunuz.

RİSK FAKTÖRLERİ NELER?

Sigara içenlerin, tekrarlanan kafa yaralanması geçirenlerin, tarım ilaçlarına maruz kalanların, yağ oranı yüksek beslenme alışkanlığı olanların ve belirli kimyasallara maruz kalanların daha yüksek risk taşıdığı belirtilen bu hastalıkta, ayrıca %10 oranında genetik faktörler de söz konusu…. Hastalık her kesimden ve yaştan insanda görülebilmesine karşın genelde erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanıyor.

ALS ÖN BELİRTİLERİ NELER?

Başlangıçta belirtiler çok hafif olduğunda genellikle fark edilmesi kolay olmayabileceği gibi, her hastada bu belirtiler aynı da olmayabiliyor. Bazen hasta ayaklarını kaldıramadığı için, halıların kenarlarına takılıp tökezliyor, bazen hafif şeyleri bile kaldıramıyor, bazen de konuşurken, kelimeleri yuvarlamaya başlıyor.

Eğer bacak kaslarında güçsüzlükle başlarsa, benzer şikayetlerden ötürü bu aşamada fıtıkla karıştırılabiliyor.

Kas güçsüzlüğü, kramplar ve seğirme kollarda da görülmeye başlarsa Parkinson veya MS hastalığıyla karıştırılabiliyor.

ALS NE TÜR RAHATSIZLIKLARA SEBEP OLUYOR?

Hastalığın şu anda bilinen onlarca çeşidi bulunduğundan, ilerleyişi de çeşidine göre farklılık göstermekle birlikte, bir sonraki adımda genellikle konuşma, çiğneme ve nefes alma etkileniyor. Yutmanın bozulması sonucu, ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırıyor.

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Sinirler çalışmadığından, kasları uyarma işlemini yerine getirmedikçe, kasların yapısı bozulup, kullanılmadıkça erimeye yüz tutuyor ve zamanla çalışamaz hale gelen kol ve bacaklar gittikçe inceliyor. Yüz kasları eridiğinde, artık ağzını bile kapatamaz hatta kafasını dik tutamaz hale geliyor. Bunun için, başını bir bantla sandalyesine sabitlemek zorunda kalıyorlar.

Kas güçsüzlüğü önce bir kas grubundan başlayıp, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılıyor. Solunum kaslarının etkilenip, buna bağlı solunum güçlüğü yaşanması, hastalığın ilerleyen evrelerinde ortaya çıkıyor. Bu aşamada hastaya  solunum ve beslenme desteği verilmesi hayati önem taşıyor.
als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi
Hastalıkta genel olarak en son etkilenen kas, “Göz” kasları olduğu için, bu aşamada hastalar, başka hiç bir yerini kımıldatamayan, ama her şeyi gören ve idrak eden şekilde yatağa bağlı bir hayat sürmek zorunda kalıyorlar.

als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Dışarı çıkarılmak istenildiğinde, kendilerine uygun bir tekerlekli sandalyeleri olsa  bile, bu tekerlekli sandalyeler için hiç de uygun olmayan yollarımızı ve kaldırımlarımızı düşününce ne güçlükle bir yerden bir yere götürülebileceklerini, hele de asansörü olmayan bir apartmanda yaşıyorlarsa, merdivenlerden aşağı indirilmelerinin neredeyse imkansız olduğunu tahmin edebilirsiniz… Bir de yanınızda hastanın kendisi ve ihtiyaç olabilecek şeyler yanında, bağlı bulunduğu cihazlarını da taşımanız gerekiyor.
als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Tüm vücudu felç gibi hareketsizken, çiğneyemediği için, ağızdan beslenemediğinden, mideye yerleştirilen bir sonda borusu ile hiç bir yemeğin tadını bile bilemeden, sadece yaşamak için besin almak zorunda kalan, solunum kasları çalışmadığından, aletler takılarak nefes aldırılması gereken bu hastaların, yakınlarının da hastalarına bakabilmek için yeterli maddi ve manevi destek alması büyük önem taşıyor. Bunun Yazı var Kışı var… Sadece moral olsun biraz hava alsın diye Ataköy’deki dernek binasına hastanızı ayda yılda bir götürmek isteniz bile tam bir işkence…
als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

ALS MNH DERNEĞİ

Türkiye’de ALS hastalığı konusundaki tek dernek olan ALS-MNH Derneği’nin en önemli amacı; kader ortaklarını bir araya getirerek umut ve güç birliği yapmak, dernek çatısı altında toplanan hastalara, maddi ve manevi yardım köprüsünü oluşturarak, dayanışma ortamını sağlamak…

Sedat Balkanlı gibi yine eski futbolcularımızdan olan, kendisi de 15 senedir bu hastalığı bizzat yaşayan ve şu anda konuşamadığı için, bilgisayar destekli olarak, söylemek istediklerini sese dönüştüren bir cihaz kullanan Dernek Başkanı İsmail Gökçek ve en büyük destekçisi eşi Adalet Hanım tarafından, hasta ve hasta yakınları ile birlikte 2001’de kurulan bu dernek, ALS hastalığının dermanının bulunabileceği günlerin yakın olduğuna inancın kaybedilmemesi için çabalıyor.
als-hastaligi-nedir-teshis-tedavi

Bu konuda daha detaylı bilgi almak ve bağış yapmak için www.als.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Bu da Gelir… Bu da Geçer! Ne Ağlayacak mışım? :))

3

Müjdemi isterim!
Nurtopu gibi bir blogumuz daha oldu!:)))

Sevinçten ve heyecandan ağzım kulaklarımda:)) (Bknz: Şekil-A) Sizi bu sefer de, başka diyarlara alıp götürmeye karar verdim.

usengec-sef-adim-adim-resimli-yemek-tarifleri
Şekil A 🙂

Hayat mücadelesinde, kendini yalnız ve şanssız hissedenlerle, yaşadıklarımı olabilecek en neşeli haliyle paylaşarak, biraz moral vermek istedim aslında:)

bu-da-gelir-bu-da-gecer-komik-bebekler

Dertler tasalar vız gelir bize, tırıs gider. Mottomuz; Nietzsche’nin meşhuuuur sözü “Bizi öldürmeyen şey, bizi güçlendirir” olsun! 🙂

Çünkü yalnız ve şanssız filan değilsiniz. Bu olumsuzluklar sadece sizin başınıza da gelmiyor. Önce bir orada anlaşalım! Hiç boş yere kendinize acımayın, kimseye de kendinizi acındırmayın!:)

bu-da-gelir-bu-da-gecer-sarisin-kiz

Size rahatsızlıklarla nasıl başa çıktığımı, daha mutlu olmak için neler yaşayıp, neler hissettiğimi, hiç içinizi daha da sıkmadan, yine her zamanki gibi eğlenceli ve şapşal

hallerimle, en ama ennn önemlisi de, olabildiğince doğal ve samimi şekliyle anlatacağım bu yepyeni blogumun ismini de çok beğeneceğinizi umuyorum:

Bu da Gelir… Bu da Geçer…

Blog Adresim: www.budagelirbudagecer.com

Haydi hemen göz atın, Üyelik kısmına tıklayarak, ona da kolayca 2 dakikada üye olun ve bana ilk izlenimlerinizi yazın.

Aa bu arada sakın merak etmeyin, Üşengeç Şef’i ihmal etmeyeceğim. O aynen adım adım resimli tariflere, yeme-içme ve gezme tozmalarına devam ederken, yakında size güzel sürprizler hazırlama peşinde… 🙂

Bu tatlı heyecanımı benimle paylaşan herkese, çooook teşekkürler.

Kucak dolusu sevgilerimle,

Üşenmek nedir bilmeyen ve bilmek de istemeyen
Üşengeç Şef 🙂

www.budagelirbudagecer.com
www.facebook.com/budagelirbudagecercom
www.twitter.com/HepsiGelirGecer
www.instagram.com/budagelirbudagecer

Alaçatı Plajlarından Solto Beach’deyiz

2

Bir önceki yazımda anlattığım gibi, Aya Yorgi’deki Cafe Pi Beach’de ertesi gün bize yer ayırması için üzerine yüklüce ekstra bahşiş verdiğimiz eleman, ertesi gün işe bile gelmediği gibi, bizim rezervasyonumuzu kimselere haber vermediği için, oradan hemen çıkıp, arkadaşlarımızın “burası bi’ harika dostum!” telefonu üzerine, Alaçatı Liman Mevkii’ndeki Solto Beach’e geçtik.

alacati-beach-deniz-gunes-bronzluk

Yeşillikler içinde sıra sıra dizilmiş binalardan oluşan 75 odalı Solto Alaçatı Hotel’in sahilinde yer alan bu beach, hem Alaçatı merkeze arabayla 10 dakika mesafede olmasıyla da güzel bir alternatif oldu bizim için.

alacati-beach-deniz-gunes
Giriş ücreti hafta içi ve haftasonu kişi başı 30 TL olan mekanda, ince kumlu sahilde hasır şemsiyeler ve ahşap şezlonglar hakim.

Bir de üzerine akvaryum temizliğinde akua mavisi bir deniz ile gürültü patırtıdan uzak, huzurlu bir ortam olunca, işte tüm bunlar insana, günün o anına kadar yaşadığı tüm olumsuzlukları bir anda unutturuvermek için ideal 🙂

alacati-beach-deniz-gunes
Herkes keyfine göre rahat ve minderli şezlonglarına havlularını serip, ister güneşlendi, ister kitabına daldı, ister uyukladı.

alacati-beach-deniz-gunes-tatil
Arada Çeşme tatillerinin olmazsa olmazı Midye dolmalar ısmarlandı, hemen hüpletildi.
alacat-deniz-gunes-tatil-midye
Tertemiz ve buzzzz gibi denizde ellerimiz buruşana kadar yüzdük.

Sevilen simalardan başka kimler vardı derseniz, Burcu Esmersoy da arkadaşlarıyla güle eğlene tatilin tadını çıkaranlardandı. Bu kız hem çok güzel, hem çok sempatik Allah için:)

alacati-beach-burcu-esmersoy
Görsel Kaynağı: Rota Haber
Yorulunca da hep beraber gölgedeki Cafe kısmına geçip, yemek yiyerek, biraz enerji topladık.
alacati-beach-tatil-peynirli-salata
Biz böyle sağlıklı bir Beyaz Peynirli salatayla efendi efendi doymaya çalışırken, bazımız Noodle, bazımız Etli Taco denedi.
alacati-beach-sebzeli-noodle
Herkes genel olarak yediklerinden memnun kaldı.

alacati-beach-taco-meksika-yemek

…ve en edepsizimiz(!) ise Sigara Börekleri, Elma Dilimli Patates ve Sosisten oluşan kızartma tabağını tercih etti:)

alacati-beach-patates-sigara-boregi

İki kulaç attı diye, tek başına bu koca kızartma tabağını gömen zihniyete ne denir ki? “Tatilde de kiloya mı dikkat edeceğiz canım” diye düşünüyor insan, kendince haklı olarak tabi, ama bir de bunun geri dönüşünde tartı ile yüzleşmesi var:)

Yemekten sonra biraz dinlenip, yine güneş ve denize döndük. Arada isteyen, sırf değişiklik olsun diye mekandaki havuza da bir daldı çıktı. “Pes yani, böyle deniz varken, ne havuzu?” demedik işte. Keyif onun değil mi? 🙂

Gönlümüzce bir Cumartesi geçirdiğimiz Solto, sonraki yıllar için de tercih edeceğimiz güzel bir beach alternatifi olarak aklımızda ve gönlümüzde güzel hatıralarla yerini aldı.

Alaçatı Beachlerinden Haberler :)

2

Hazır yazın en güzel zamanlarını yaşıyorken, size Alaçatı’da bir-iki beach’ten bahsedeyim dedim. Tatile gidemeyenler hiç nispet yapıyorum sanmasınlar. Bu sene ben de henüz güneşli, denizli tatil açılışımı yapamadım. Dolayısıyla aynı durumdayız. Bu anlatacaklarım geçen seneden ama yakından takip ettiğim için biliyorum durumlar hala aynı:)

Bir Cuma günü başladığımız Çeşme tatilimize keyifli bir giriş yapmak amacıyla en güzel koylarından olan Aya Yorgi Mevkii’ndeki Cafe Pi Beach’e sabah 10:30 gibi gittik.

Alacati-aya-yorgi-beach
Bu seneki güncel giriş ücreti kişi başı 35 TL olan bu mekana, eğer arabanızla geldiyseniz ayrıca 20 TL otopark ücreti de ödüyorsunuz. İçeride gün boyu yeyip içtiğiniz her şey tabi ki de ekstra…  Kapıda bazılarına dışarıdan yiyecek içecek bir şey getirmediklerinden emin olmak için, çanta kontrolü de yapıyorlar ki bu da çok nahoş bir muamele…

İstediğimiz konumda 4 kişilik şezlongların bizim için ayarlanmasından sonra, şemsiye altında olmamıza rağmen ilk günden haşlanmayalım diye hemen 50 koruma faktörlü güneş kremlerimi sürdüm. Kocaman bir şapka ve güneş gözlüğümü de taktım. İsteyen gazetesini, isteyen kitabını, isteyen iPad’ini aldı ve kendini hafif hafif esen rüzgarın getirdiği huzura bıraktı hemen…

Tabi ki kısa sürede hızlı yanmak isteyen arkidişler, yağlı güreşe doymaz bir pehlivan edasıyla, direkt 10 faktörlü güneş yağlarına, hatta iyice abartıp, kakao yağına buladılar kendilerini…

Aaaa olacak şey değil! Bu kadar açık tenli olup, ilk günden kızgın güneşin altında saatlerce öylece döner misali döne döne yayılıp, yanmaya çalışanlar, gece alev alev olup, ertesi gün piliç gibi kızarıp, bir kaç gün sonra da soğan gibi soyuluyor. Yüzü, omzu filan hep yama yama kalıyor valla benden söylemesi 🙂 Sonra bu farklı farklı cilt tonları çirkin görünüyor diye, o ölü deriden kurtulmak için keselen dur, ne anladım ben o işten:))

Ben de geçmişte aynısını çok yaptığım için, sonradan yüzümde güneş lekeleri ve kılcal damar çatlamaları olunca ve tek sebebinin güneş olduğunu Dermatologdan duyup da öylece kalınca, şimdi biraz hassas davranmaya çalışıyorum işte aklımca… Ama ona kalsa sadece yazın güneşin altında değil, kışın, hatta hava kapalı ve yağmurluyken bile 50 koruma faktörlü güneş kremi sürmek gerektiğini savunuyor ki, işte bu bana da biraz zor geliyor açıkcası…

Neyse biz yine tatilimize dönersek… Bol bol su içmek çok önemli biliyorsunuz güneşlenirken… Az sonra soğuk ve naneli ayranlarımızı da sipariş verdik.  Ara ara üşenmeyip, buz gibi denize kendimizi attık çıktık. Oh mis!:)

Etraf bir anda deli gibi kalabalıklaştı. Sadece sahil kenarı değil, daha yukarı bölümlerdeki ağaç altı, çimenlik hatta taşlık yerler bile doldu doldu taştı. Yaş ortalamasını görseniz herkes 18-25 arası gibi bir şey…

Öğle yemeği zamanı gelince, ister uzandığınız yere getirtebiliyorsunuz, isterseniz de restaurant kısmına gidip, masada gölgede yemeğinizi yiyebiliyorsunuz. Biz de üşenmedik ve kalktık. Hadi protein alayım dedim nedense, canım köfte çekti. Bekle babam bekle sipariş gelmez. En sonunda neredeyse 35- 40 dakika olmuş, geldi önüme bu içi henüz pişmemiş ama dışı kömürleşmeye başlamış köfteler… Yoğunluklarını düşünün artık.

alacati-aya-yorgi-cafe-kofte-pilav

Neyse gün boyu orada olunca, bütün gün durmadan bir şeyler illa ki yeniliyor içiliyor… Meyve tabakları, kokteyller, sular, limonatalar, colalar derken, saat 16:00 gibi olunca eh artık yeter deyip kalkmaya ve Alaçatı’nın başka yerlerini de değerlendirmeye karar verdik.

Çıkarken, gün boyu bizimle ilgilenen ve şezlongların etrafında çalışan elemanlara hesap yanında, oldukça iyi de bir bahşiş bırakarak, yarın yani Cumartesi günü çok erken kalkıp, iyi yer bulmakla uğraşmak istemediğimizi belirtip, bize aynı yerleri rezerve etmesinin mümkün olup olmadığını sorduk. Cevap olarak “tabi en güzel yeri tutarım, şemsiyelerinizi hazırlarım, şöyle yaparım böyle yaparım ben siz hiç merak etmeyin!” deyince, tatilde en son ihtiyacımız olan strese gerek kalmadan, yarın yine burada güzel güzel müzikler dinleyip, deniz keyfi yapacağımız için mutlu mesut şekilde oradan ayrıldık.

Ertesi gün aynen anlaştığımız gibi tekrar mekana girişimizi 11:40 civarı yaptık. Dün içeride bizimle ilgilenip, rezervasyon yatırdığımız arkadaşı arattırdık. Bugün çalışmıyormuş meğer! Eh pes yani! O kadar attı tuttu, “siz hiç merak etmeyin” dedi. Peeehhh, ne anladım ben bu işten!

Tabi sahilde her yer dolmuş… Haftasonu diye  taa kaç merdiven yukarılarda taşların üzerinde bir iki minder, anca boşta kalmışsa kalmış ki, oraların da denizle filan alakası yok. “Arkadaşı cebinden arayın sorun lütfen” dedik, “bize söz verildi çünkü, ona göre fazla fazla ödeme yaptık.”İçeri girişte yine 4 kişilik ve otopark ücreti vermişiz, adamlar bizi öğle güneşi altında ortada bekletiyor. O ona suç atıyor, bu buna. O diyor ki “bana söylenmedi”, öteki diyor ki “bana söylendi ama ben de bilmem kime söyledim”, “o ayarlayacaktı unutmuş herhalde”… Yahu siz çocuk mu kandırıyorsunuz? Açık açık “siz dün çıkar çıkmaz biz sizi unuttuk gitti” desenize:)

Olanlar karşısında düzgün bir muhatap bulamamış ve bu kadar planlı programlı olmamıza rağmen, mağdur edilmiş olmamıza kızdık ve küstük tabi. Otopark ücretini olmasa da, içeri giriş ücretlerimizin iadesini istedik.Biz hiç yer yok diye mekandan çıkarken, kapıda sıra sıra dizilmiş insanlar hala ödeme yapıp, içeri girmeye çalışıyorlardı ve tabi ki kimse onlara içeride yer kalmadığını söylemiyordu.

alacati- beach-aya-yorgi-cafe-pi

Bu saatten sonra başka nerede iyi bir beach bulunabilir ki? Hangisine gitsek de günün bundan sonrasını sakin geçirsek diye alternatifler arasında planlar yaparken, arkadaşlarımız bizi Alaçatı’daki Solto Beach’ten aradılar. “Gelsenize, burası tam bir cennet” diye… Hadi inşallah deyip, yeni rotamızı belirledik.

Onu da ayrı bir yazıda dolu dolu anlatayım madem:)

Yeşil Mercimek Salatası Tarifi

17

Bu aralar en favorilerim arasında yer alan hem sağlıklı, hem diyet, hem de bol proteinli bir yemekten bahsetmek istiyorum bugün size.

Kendisi öylesine doyurucu ki, akşam yemeğinde tek başına fazla fazla hem midenizi, hem gözünüzü doyurmaya yetiyor. Meziyetleri saymakla bitmiyor anlayacağınız. Instagram hesabımdan her paylaştığımda takipçilerimden büyük ilgi gören ve tarifleri ısrarla istenen bu leziz ve kolay salataya geldi o zaman bugün sıra:)

yesil-mercimek-zayiflatan-salata-tarifi

Adım Adım Resimli Tarifi ile

YEŞİL MERCİMEK SALATASI

Malzemeler:(3 kişilik)

    1 su bardağı Yeşil Mercimek

    Kaynar Su

    1 Kırmızı Biber

    1 Çarliston Biber

    2-3 Kornişon Turşu (Eğer arzu etmezseniz kullanmayabilirsiniz)

    1 Orta Boy Domates (ya da 4-5 Cherry Domates)

    1 Salatalık

    Konserve Haşlanmış Mısır

    1 Avuç Maydanoz

    Zeytinyağı

    Limon Suyu

    Pul biber

    Kuru Nane

    Tuz

İlk iş olarak Yeşil Mercimeği hızlıca bir taşlarından filan ayıklamanız gerekebilir. İyi bir marka alınca artık eskisi gibi bu işlemden geçirmek gerekmeyebiliyor.

1 bardak Yeşil Mercimeği, tel süzgeçe döküp, akan su altında güzelce yıkıyorum ve uygun bir tencereye alıp, üzerini biraz geçecek miktarda kaynar su ve 1 çay kaşığı kadar Tuz ilave ederek ve taşmasın da ocağı batırmasın diye kapağını tam kapatmayarak, kaynatmaya başlıyorum:)

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Arada alt üst ederek, her yerinin aynı kıvamda pişmesini sağlıyorum. Suyunu çekmesine yakın, içinden bir kaç mercimek tanesi alıp, istediğiniz kıvamda yumuşamış mı kontrol ederek, biraz daha kaynar su ilave ede ede tam istediğiniz hale geldiklerinde artık altını kapatabilirsiniz.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Şimdi koyu renkli suyunu akıtmak ve soğuk sudan geçirerek süzmek için, tekrar tel süzgece döküyorum.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

O bir kenarda süzüledursun, ben içine ekleyeceğim malzemeleri hazırlamaya koyulabilirim.

Bu konuda çok serbestsiniz. Canınız ne istiyorsa ekleyebilirsiniz.

Ben size elimdeki mlalzemelerden üzerinden anlatacak olursam,Kırmızı Biber, Çarliston Biber, Domates, Salatalıkları ilk olarak güzelce yıkadım.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

İstediğim miniklikte doğradım.

IMG 0727

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Evde o anda bulunduğu için bir kaç Kornişon turşu da küp küp doğrayıp ekleyiverdim.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Bol bol Mısır sevdiğim için, bir kutu konserve mısırı güzelce sudan geçirip, onu da ilave ettim.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Son olarak bir avuç dolusu kadar Maydanozu iyice yıkayıp, ince ince kıydım ve salatama ilave ettim.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

IMG 0763

Bol soslu olması için, sulu bir limon sıktım.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Üzerine istediğim miktarda Sızma Zeytinyağı ilave ettim.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Zevkinize göre sevdiğiniz baharatları ilave etmeye geldi sıra.

Ben sosuma biraz Pul Biber ve Nane ile Tuz da ekledim ve hepsini güzelce karıştırdım.

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Tam yemeğe başlamadan önce sosunu salatanıza dökerseniz, daha memnun kalacağınıza eminim. Öbür türlü malzemeleriniz içinde yumuşayıverip, tazelik ve diriliklerini yitirebiliyorlar:)

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

İşte enfes bir Salata hazırladık beraber.
Gözünüzde büyüttüğünüz kadar var mıymış? 🙂

resimli-yesil-mercimek-salatasi-tarifi

Son anda aklıma geldi. Dolapta taze Ay Çekirdeği içi de vardı. Ondan da ilave ettim. “Yeme de yanında yat” bir lezzet oldu valla:)

yesil-mercimek-zayiflatan-salata-tarifi

Afiyet olsun. Ellerinize sağlık:)

————————————————–
Değerli Okuyucularımdan Minik bir Rica:

Eğer yorum yazmak ya da soru sormak isterseniz, öncelikle şuraya tıklayarak, bloguma üye olmayı unutmayın ki, yazılarınız “Adsız” çıkmasın, ben de sizi tanıyabileyim, olur mu? 🙂

Güllerin Savaşı ve Ulan İstanbul

8

Drama dizileriyle pek aram yoktur. Entrikalar ve göz yaşları dolu yüzlerce dizi, beni pek enterese etmez açıkçası…

En çok gülmeye ve güldürülmeye ihtiyacım varken, 3 saat sürsün diye “yok artık!” dedirten senaryolarıyla, yere atılmış ve sıcaktan erimiş sakıza basmış misali, “uzatılan da uzatılan” dizilerdeki kahramanların başına gelen saçma sapan olaylar için, neden davul gibi gerileyim ki diye düşünürüm. (Of! Bu nasıl bir tasvirdir böyle. Dur tekrar bi’ okuyayım :))
gullerin-savasi-gulru-gulfem-omer-caner
Buna rağmen, tavsiye
üzerine, geçenlerde sıcaktan bunalıp bir türlü gözüme uyku girmeyen bir
gecede, laf olsun diye açıp, arka arkaya 2 bölümü oldukça severek
izlediğim bir dizi var ki, ben bile kendime inanamadım. Oldukça
klişelerle dolu olmasına rağmen, oyunculuklarla beni pek etkileyen bu
dizinin adı: “Güllerin Savaşı”…

Kanal
D’nin Salı akşamları yayınladığını öğrendiğim bu yeni dizisinin 3.
bölümünü de dün iPad’den izledim, heyecana daha fazla dayanamadım.
Senaryosu dediğim gibi çok bilindik ama Gülfem karakterinin o soğuk ve
kibirli hali, yıllar önce bir bebekken kıskandığı için, kalıcı zarar
verdiği kardeşi Cihan’ın yaşadıkları derken, diziden bayağı
etkilenmişim. Hem de bayağı bir drama olmasına rağmen..

Durum böyle olunca geriye sadece komedi programları kalıyor ki en çok” Arkadaşım Hoşgeldin”i seviyorum. Tolga Çevik “Komedi Dükkanı”yla tam da artık kendini fazla tekrarlama başlamışken, akıllıca bir ara verip, bu programla tekrar dönüş yaptığından beridir çok seviyorum kendisini…

Bir de “Güldür Güldür”e kikirderken buluyorum bazen kendimi… Aylin Kontende’nin “Ahey! Ahey!” deyip durduğu doğu şiveli karakteri, “Basmışım Aminoasidi taş gibiyim” deyip duran Adonis İsmail karakteri ve saç modeli önden ve arkadan aynı görünen çatlak Aşk Doktoru Bilal karakteri şu sıralar en favorilerim:) Ali Sunal’ın skeçler arası sorduğu sorulara deli dolu cevaplar veren izleyiciler ise gerçekten çok eğlenceli olabiliyor. Bu programa bir kere izleyici olarak katıldık, ama sanırım montajla farklı farklı bölümlere kahkalarımızla serpiştirilmişiz ki, her gün tekrarlarını izleyen bir kaç arkadaşım “sizi Güldür Güldür’de gördük” diye arıyor maşallah:)

usengec-sef-guldur-guldur

Eskiden ennn sevdiğim komedi dizisi “Avrupa Yakası”ydı.  Espri anlayışımız birbirine çok yakın olduğu için Gülse Birsel’e çok büyük sempatim var. Bir Burhan Altıntop, bir Şahika kolay yetişmiyor bilmez miyim “bebişim”?. Bazı fenomen olmuş bölümleri hala açar açar, tekrar-tekrar izler ve hala çok büyük keyif alırım. Burhan Altıntop’un Şahika’ya özenip, ön dişlerini dişlek yaptırıp, susuz kaldığı ve dediklerinin anlaşılamadığı o bölüm bi’ tanedir mesela:)

Yalan Dünya’yı da o umutla, baştan çok sahiplendim ama aynı tadı alamadım ve ne yalan söyleyeyim, bir yerden sonra izlemeyi bıraktım… Kadıncağız da haklı! Saatlerce süren komedi dizisine her hafta senaryo yetiştirmek gerçekten imkansızı istemekle aynı… Komediler format gereği genelde 20 dakika olur, hadi olsun 40 dakika…

Bu aralar “Ulan İstanbul” dizisine ufaktan göz atmaya başladım da, tabi senaryodaki abartılara filan takılmadan, çıtır çerez tadında baktığınızda, pek de fena diilmiş valla… Erkan Koçak Köstendil’in canlandırdığı “Karlos” ve Almanya doğumlu oyuncu Demet Gül’ün hayat verdiği “Maşuka” karakteri şu aralar en favorilerim:)

Ama “ennn ama en çok” kimi seviyorsun derseniz, valla benim adamım camdan devamlı gençlere laf yetiştiren dünya tatlısı Servet Amca! 🙂 Bu büyük oyuncuyu en çok “Lüküs Hayat” müzikaliyle özdeşleştirmişim hafızamda. Yılların büyük tiyatro, sinema ve dizi sanatçısı Zihni Göktay, Servet Amca karakteriyle, o kadar candan ve doğal ki, sanki rol yapmıyor da, adeta “oluyor” bu filmde. Bir de o kadar uzun replikleri nasıl ezberinde tutuyor, bir balık hafızalı olarak benim aklım sırrım ermiyor bu işe valla 🙂

Kandemir’e ilk görüşte aşık olduktan sonra, bir daha karşılaşınca “Oh Mein Gott!” deyip dururken şu tatlılığına bir baksanıza Almancı kızımızın…
ulan-istanbul-carlos-masuka

Gördüğüm kadarıyla Karlos ve Yaren hayranları da bi’ hayli çok… Özellikle “Yanarım” adlı şarkıya yaptıkları düet fazlasıyla beğenilmiş. Hadi o zaman, kavuşamayan aşıklara gelsin bu şarkı madem:)

Sizin sevdiğiniz dizi karakterleri kimler merak ediyorum. Başka güzel önerileriniz varsa onlara da şans vereyim ama mümkünse yine komedi olsun biraz içinde… Yoksa, ben bir milyonuncu kere de olsa Comedy Max’de caaanım Friends’imi izlemeyi tercih ederim. Ne de olsa kahkaha garantili 🙂 Hele de şu Joey’nin oyuncu seçimleri için Fransızca öğrendiği bölüme defalarca kere de izlesem, ayılıp bayılmamak elimde değil…:)))

usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Cacık Tarifi

13

Artık yeni haftaya başladığımıza göre, yine düzenli ve dengeli beslenmeye dönme zamanı:) Bugün Cacık nasıl yapılır? onu anlatayım diyorum. Biliyorum çoğunuzun bir fikri var ama bilmeyenler de çok… En çok yurt dışında yaşayan öğrenciler, yeni evli hanımlar, bekar beyler ve kendine bakmak durumunda olan gençler, bu tarz iki dakikada hazırlanan doyurucu tarifleri benden ısrarla istiyorlar madem, onları kırmak olmaz. Hadi o zaman hemen Cacik tarifini anlatmaya başlayalım:)

Adım Adım Resimli CACIK Tarifi

Malzemeler: (2 kişilik)

  • 3 küçük Salatalık
  • 4-5 tepeleme yemek kaşığı Yoğurt
  • 1 yemek kaşığı Kuru Nane
  • 1/2 çay kaşığı Pulbiber
  • 1/3 çay kaşığı Tuz
  • 1-2 yemek kaşığı Zeytinyağı
  • 1/2 çay bardağı Su

En başta Salatalıkları güzelce yıkıyorum. Çünkü kabuklarıyla birlikte kullanınca daha lezzetli oluyor. “Yok efendim ben kabuklarını yemem” derseniz, tabiki de ince ince soyup, sadece içlerini de kullanabilirsiniz. Keyif sizin! 🙂
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Uç kısımlarını kesip attığım salatalıkları, büyüklüğüne göre birbirine paralel şekilde boylamasına 3-4 parçaya dilimliyorum.

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Sonra kestiğim dilimleri elimde toplu halde tutmaya devam ederken, 90 derece açıyla yine boylamasına dilimlemeye devam ediyorum.

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Görüntüsü aynen şekildeki gibi oluyor.
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Artık bıçağı dikkatlice yatay pozisyonda tutup, minik minik keserek, kendime küp küp ve zar büyüklüğünde doğranmış salatalıklar hazırlamış oluyorum.
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Oleeey işte bu kadar basit! 🙂

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
“İşin zor kısmı bitti bile” desem inanır mısınız?

Üstüne istediğim yoğurttan kaşık kaşık ilave ediyorum.
adim-adim-resimli-cacik-tarifi

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
ve iyice karıştırıyorum.
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Tercihime göre Kuru Nane ve Pulbiberleri de ekliyorum. Sevmiyorsanız tabiki de pulbiber kullanmak zorunda değilsiniz ama nane bence olmazsa olmazlarından…

Bazıları dereotu filan da ekliyor ama baskın bir aroması olduğu için ben çok tercih edenlerden değilim:)
adim-adim-resimli-cacik-tarifi

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Tuzunu da ekleyip, zeytinyağını da üzerinde dolaştırıyorum.
adim-adim-resimli-cacik-tarifi

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
adim-adim-resimli-cacik-tarifi

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Yazın bu hararetli günlerinde, içme suyu yerine, buz küpleri de ekleyebilirsiniz. O da enfes bir tat oluyor:)
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Ah unutmadan bunun çok kolay bir tarif olduğunu ileri sürüp,” aman canım onu bilmeyecek ne var?” diyenlere tek bir sözüm var: Her zaman söylediğim gibi, benim tariflerim her şeyi bilen hamarat hanımlara yönelik değil, yemek yapmayı bilmeyip, gerçekten bir şeyler öğrenmek isteyenlere kolaylık sağlamak için… “Allah sizden razı olsun” dilekleri ile dolu, öyle güzel teşekkür mailleri alıyorum ki, inanın çok mutlu oluyorum. Dolayısıyla bu polemiğe hiç girmeyelim ne olur:)

adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Birilerine yardımcı olabildiysem, ne mutlu bana!
adim-adim-resimli-cacik-tarifi
Afiyet olsun:)


www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Fırın Sütlaç Tarifi

37

Bu aralar sevgili takipçilerimden sık sık tatlı tarifi talepleri geliyor. Madem öyle, hazır mübarek Ramazan ayındayken bugün size, iftardan sonra sohbetlerinizi tatlandıracak, keyfinize keyif katacak en sevdiğim sütlü tatlılardan Fırın Sütlaç Tarifini, yine her zamanki gibi, herkesin anlayabileceği kadar basit bir dille ve yine adım adım resimlerle anlatmak istiyorum:)

resimli-firin-sutlac-tarifi-usengec-sef

Adım Adım Resimli

Fırın Sütlaç Tarifi

Malzemeler

(8-10 kişilik)

    • 1/2 su bardağı Kırık Pirinç

1 su bardağı Kaynar Su

5 su bardağı Süt

2 çorba kaşığı  Pirinç Unu ya da Mısır Nişastası

1 paket Vanilya

1,5 su bardağı Toz Şeker

1 yumurta sarısı

“Kırık Pirinç de ne ola ki?” diyenleriniz için hemen küçük bir açıklama yapayım, kenarları kırık olan ve şekilsiz olan bir pirinç çeşidi ve marketlerde “kırık pirinç” diye arayınca kolaylıkla bulunuyor aslında. Daha çabuk pişip, nişastası daha çabuk çıktığı için, Sütlaç yaparken bu pirincin kullanılması öneriliyor ama elinizin altında yoksa ve bulmaya üşeniyorsanız, pilavlık pirinçle de deneyebilirsiniz 🙂

Gelelim Fırın Sütlaç’ın nasıl hazırlandığına…

İlk iş olarak, pirinci ılık suda 15-20 dakika kadar bekletip, sonra tel süzgeçle bol suyla yıkayıp süzüyorum.

resimli-firin-sutlac-tarifi-usengec-sef

Süzdüğüm pirinci tencereye alıp, üzerine 1 bardak kaynar su ekleyip, kapağını kapatarak, kısık ateşte suyunu çekene kadar pişiriyorum.

resimli-firin-sutlac-tarifi-usengec-sef

resimli-firin-sutlac-tarifi-usengec-sef

Suyunu çekmiş pirinç şöyle görünüyor:

resimli-firin-sutlac-tarifi-usengec-sef

Yani kaşıkla kenara çektiğinizde dibinde artık su görünmeyecek duruma gelmiş olması yeterli:)

Şimdi içine ekleyeceklerime geçebilirim.

İlk olarak 1,5 su bardağı toz şeker ilave ediyorum.

“Yok efendim ben fazla tatlı olmasını istemiyorum” derseniz, buna göre şeker miktarını arzununa göre daha az tutabilirsiniz. Keyif sizin! 🙂

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Sonra içine bir paket Vanilya (yani Şekerli Vanilin) ekliyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Ardından da 5 su bardağı Süt ilave edip, iyice karıştırıyorum

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

ve kapağını kapatarak kısık arası ateşte pirinçler iyice yumuşayana kadar pişiriyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Sıra geldi Pirinç Unu ya da Mısır Nişastası ekleme aşamasına… Elinizde hangisi varsa olur. Ama “normal un” olmaz, çünkü aynı şey değil, baştan söyleyeyim de hiç pazarlık etmeyin, e mi? :))

Mısır Nişastasından 2 yemek kaşığını, 1 bardağa döküyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Üzerine de 2 yemek kaşığı kadar kaynar su ekleyip, bir çatal yardımıyla iyice karıştırarak sıvı kıvama getirip, onu da tencereye ilave edip, iyice karıştırıyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Fırın Sütlacın, normal sütlaçtan en büyük farkı, üzerinin yanık olmasıdır. Bazıları sırf o bölüme bayılır, iyice yanık olanlarından seçer kendine. 🙂

İşte Fırın Sütlaçın bu özelliğe kavuşması için, içine 1 yumurta sarısı katılarak bir işlem yapılması gerekiyor. Yumurtanın beyazı ile sarısının nasıl kolayca ayırıldığını, bildiğim en iyi ve temiz yöntemle daha önce size şurada anlatmıştım hatırlarsanız.

Aynı yöntemle yumurtanın ucundan küçük bir delik açıp, ordan beyazını akıtıp, sonrasında bana gerekli olan Sarı kısmını bir bardağa alıyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Çatalla iyice çırptığım yumurta sarısına, tenceremdeki Sütlaçtan bir kepçe kadar alıp, karıştırıyorum

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

IMG 6231

ve yine iyice çırpıp, bu karışımı da tencereye ilave ediyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Kapağını kapatıp, bir taşım daha kaynattığımda, artık Sütlacım, fırına girmeye hazır hale geliyor.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Benim kullandığım fırın çok güçlü olmadığından, Fırını yaklaşık 190C- 200C’lere getiriyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Siz de kendi fırınınızın gücüne göre bir dereceye ayarlayın ve ön ısıtmaya başlayın.

Sütlaç kasesi olarak, fırına girmeye uygun borcam veya porselen kaseler kullanabileceğiniz gibi, eşe dosta dağıtacaksanız ve daha sonra kase toplamakla uğraşmak istemiyorsanız, pratik olması için, marketlerde satılan şu metal kaselerden kullanabilirsiniz.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

İşte şimdi Sütlacı kaselere pay ediyorum. Bu miktardan yaklaşık 10 kase Sütlaç çıkıyor.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

İçine kaseleri yerleştirdiğimde yarılarına gelecek kadar miktarda yani yaklaşık 1 cm kadar soğuk su doldurduğum fırın tepsisinin içine, Sütlaç kaselerimi yanyana diziyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Önceden 10 dakika kadar ısıttığım fırında, 190 C- 200 C’lerde Sütlaçların üzeri istediğim kızarıklığa gelene kadar pişiriyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Derin fırın tepsime dizdiğim ilk parti Sütlaç piştiğinde, tekrar aynı tepsiye su ilave edip, ikinci partiyi de fırına veriyorum.

Üstünün pişmesi gerektiği için, aynı anda iki tepsi koyarsam, altta kalan tepsideki Sütlaçların üzeri istediğim gibi olmaz yoksa:)

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Sütlaçlarımı fırında çıkarttığımda oda sıcaklığına kadar soğuduklarında, artık buzdolabına girmeye uygunlar demektir. Bunun için hem üstlerine buzdolabı kokusunun sinmesini sevmediğimden, hem de hijyen sebebiyle üstlerini tek tek streç filmle kapatıyorum.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Artık servis etme zamanı geldiğinde, iyice sabırsızlanmalar başlıyor evde… Söylememe gerek yok herhalde artık tahmin ediyorsunuzdur ama 1 kase asla yeterli gelmiyor kimseciklere:)

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Arzu ederseniz, böyle sade haliyle ya da isterseniz üzerine ince kırılmış Fındık veya Fıstıklarla da servis edebilirsiniz.

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Hepinize afiyetle, hayırlı Ramazanlar:)

usengec-sef-resimli-firin-sutlac-tarifi

Metal kapla başladı, nasıl seramik kase ile bitirdi diye merak edenleriniz olabilir, hemen açıklayayım: Çekimleri ilk yaptığımda evde sadece metal kaplardan vardı. Sonra heves ettim ve bu fırına da girebilen seramik kaselerden alınca, tekrar Fırın Sütlaç yaptım ve o zaman da bir kaç fotoğraf çekiverdim. Yani oradan alıp, buraya taşımadım, merak etmeyin:)

Sevgilerimle

Bayram Tatili Sonrası Nasıl Kilo Verebilirim?

2

11 ayın sultanı, bir Ramazan’ı daha hayırlısıyla bitirmiş bulunuyoruz. Bu vesileyle geçmiş Ramazan Bayramınız da mübarek olsun efendim:)

Bayramı fırsat bilip, eşiniz, dostunuz, sevdikleriniz ve akrabalarınızla görüşerek hasret gidermiş, belki uzun zamandır burnunuzda tüten memleket havasını tekrar ciğerlerinize çekmiş veya o hayalinizdeki ekstra tatili gerçekleştirmişsinizdir umarım.

bayram-tatili-nasil-kilo-veririm-kolay-diyet-yemek-tarifleri

Bugün bazılarımız ister istemez işinin başına geri döndü. Bu uğurda şehire geri gelebilmek için kaç saatlik trafik çektiniz, yollarda çoluk çocuk nasıl heba olanlarınız oldu kimbilir, ama umarım ki hepsine değmiştir. Güzelce kafa dinlemiş, enerji ve moral depolamış şekilde kazasız belasız yuvanıza dönmeni harika! Diğerleri hala tatilde diye kıskanmak yok:) 3-5 güncük işten sonra, hooop gelsin yine hafta sonu işte, daha ne? 🙂

Bayramda “ikram edileni geri çevirmek olmaz” düşüncesiyle lüplediğiniz şekerleri, çikolataları ve baklava-börekleri düşününce, (ki bunu kendimden biliyorum), şimdi vicdan azabı çekmek yerine, bunlar kalıcı kilo haline dönüşmeden, bir an önce fazlalıklardan kurtulmaya bakma zamanı… “Battı balık, yan gider” demek yok! Hayır efendim bize yakışmaz:)

Eee o zaman ne yapalım derseniz size tavsiyem bu aralar dengeli ve sağlıklı beslenmeye biraz özen göstermeniz…

Bol su içip, mümkünse 3 ana 3 ara öğün yemeye, akşam 20:00’den sonra meyva hariç fazla bir şey tüketmemeye ve en azından bir ana öğünde protein almaya (ızgara et, ızgara balık, ızgara veya haşlama tavuk, yumurta gibi) dikkat ederseniz, eminim faydasınız göreceksinizdir.

bayram-tatili-nasil-kilo-veririm-kolay-diyet-yemek-tarifleri-balık

Kahvaltı için klasik peynir-domates-salatalıklı kahvaltılardan bıktıysanız size probiyotik yoğurt ve meyveli bir kahvaltı önerebilirim. Benim de bayıldığım bu sağlıklı kaseyi hazırlarken, içine bir kaşık da yulaf ve biraz da tarçın eklerseniz, sizi uzun süre tok tutacaktır sanırım. Kışın elmalı yaptığım bu karışımı az önce Snapchat takipçilerimin de gördüğü gibi şeftaliyle hazırladım, enfes bir şey oldu. Ah unutmadan Snapchat hesabım: Usengecsefiniz. Hemen ekleyin ki anlık yaptığım eğlenceli yayınlarımı kaçırmamış olun:)Akşam öğünlerinde ızgara sebzeler de çok leziz oluyor. İnce ince dilimlediğiniz mantar, kabak, patlıcan, çarliston biber, kırmızı biber gibi sevdiğiniz sebzeleri fırınınızın ızgarasında, kolayca pişirip, yoğurt eşliğinde mis gibi de yiyebilirsiniz:)

bayram-tatili-nasil-kilo-veririm-kolay-diyet-yemek-tarifleri

Olur da dışarda yemeniz gerekiyorsa, yine masum tercihler yapmaya gayret edin. Geçen gün, bir yerde Izgara köfte söylemiştim, ama ortasında gelen Elma Dilimli Patateslere dokunmadım mesela:) Kolay değil biliyorum ama bir müddet dikkat edersek, sonrası için kendimize ve sağlığımıza yatırım yapmış oluyoruz ki buna fazlasıyla değmez mi? 🙂 Bu arada Üşengeç Şef’den herkes yapabilsin diye, o dillere destan tekniğiyle üşenmeden adım adım fotoğraflarla hazırladığı, en basit şekliyle anlatılmış çok başarılı bir anne köftesi formülü isterseniz, işte şuraya sizin için bırakıyorum. Anne köftesi tarifi

bayram-tatili-nasil-kilo-veririm-kolay-diyet-yemek-tarifleri

Bir de rica ediyorum, ne yapın edin, şekeri azaltin. Hayır “yiyerek” değil canım, “kullanmayarak”! 🙂 En azından çaya, kahveye şeker atmamaya alışmaya çalışın. En başta “zıkkım” gibi geliyor biliyorum, ama emin olun, zamanla alışılıyor:)

Ramazan boyunca Ramazan pidesinin tadına umarım biraz doymuşsunuzdur. Ben de Yumurtalı pastane pidesine hiç karşı koyamam. Ama şunun güzelliğine bir bakar mısınız? 🙂 Öhem! Neyse bir konumuza dönelim 🙂

bayram-tatili-nasil-kilo-veririm-kolay-diyet-yemek-tarifleri

Şimdi işimiz kilomuza biraz dikkat etme zamanı olduğuna göre, beyaz ekmek yerine daha çok Tam Tahıllı veya Çavdarlı türü ekmekleri ve yine abartıya kaçmadan tüketmenizi önerebilirim.

Metabolizmanızın yavaşladığını düşünüyor ve tekrar harekete geçmesini istiyorsanız, o zaman da size, daha önce anlattığım, diyetisyen Dilara Koçak’ın tavsiyesi olan ve Vicdan Çorbası da denilen Metabolizma Hızlandıcı Çorba Tarifime göz atmanızı öneririm. Hem lezzetli hem faydalı bu çorbayı, üşenmedim ve sizler için adım adım resimlerle tarif etmeye çalıştım biliyorsunuz. Kolayca yapın ve afiyetle hüpletirken, en kısa sürede etkisini görün, fazlalıklar hemencecik erisin gitsin inşallah:)

metabolizma corba

Kabak Yemeği, Yeşil Mercimek Salatası ve ya Nohutlu Pazı da yapabilirsiniz tabi…
Mümkünse bir süre pilavmış, makarnaymış, hamur işiymiş bunlardan uzak durmaya çalışın, muhakkak ki faydasını göreceksiniz. İlla canınız çektiğinde ise Bulgur pilavını tercih edebilirsiniz. “iyi de nasıl yapılacağını bilmiyorum” diyenleriniz, yine adım adım resimli Sebzeli Bulgur Pilavı tarifime göz atabilirler.

bulgur pilavi

Akşamları ise daha hafif şeyler yemeniz size başta doymayacakmışsınız gibi gelse de, bir kaç gün içinde uyum sağladığınızı göreceksiniz. Bu mis gibi bir Zeytinyağlı da olabilir, bir Ispanak yemeği de… İşte size çok kolay bir Yumurtalı Ispanak Yemeği tarifi…

Yumurtali Ispanak

Başka bir akşam da belki Cevizli Yoğurlu Semizotu tarifime şans verirsiniz:) Ama şu 3 dakikada hazırlanan Zeytinyağlı Enginar tarifimi, üşenmeden muhakkak yapın ve yeyin derim 🙂

Semizotlu Yogurt 14

Üstüne de bol köpüklü bir Türk kahvesi arzu edenlere, adım adım resimlerle anlattığım şu tarifim, eminim püfür püfür balkon keyfinize keyif katmanıza yardımcı olacaktır:)

nasil-kilo-veririm-turk-kahvesi-tarifi-nasil-yapilir

Özlem Süer House’daki Banvit Tadım Daveti

0

Geçen ay, en sevdiğim modacılarımızdan Sevgili Özlem Süer’in, Banvit markasıyla gerçekleştirdiği işbirliğiyle organize edilen bir tadım etkinliğinin davetlisiydim.
ozlem-suer-usengec-sef

Nişantaşı’ndaki Özlem Süer House’da Özlem Hanım’ın ve Banvit’in sahipleri Ömer ve İlgi Görener çiftinin sıcak ev sahipliğinde düzenlenen gecede “moda ve lezzetin” kalbi bir arada attı desem, yalan olmaz herhalde:)
ozlem-suer-house-nisantasi
Havada yağmur beklentisi olması sebebiyle, arka bahçe yerine bu sırça köşkün üst katı, aynen beklenildiği şekilde en romantik objelerle bezenmişti
ozlem-suer-gelinlik-dugun-susleme
Banvit ürünleri, USLA’nın ünlü şefleri tarafından özenle hazırlanan özel soslar ve karışımlar eşliğinde davetlilere sunuldu.

ozlem-suer-house-banvit
Ünlülerin Çocuk Doktoru olarak tanınan Prof. Dr. Hilal Mocan gibi tıp dünyasından önemli isimlerin ve Diyetisyen Selahattin Dönmez’in de dengeli ve sağlıklı beslenme üzerine önerilerini paylaştığı gecede, medya, sanat, moda ve ekonomi sektöründen seçkin bir topluluk bir aradaydı.

diyetisyen-selahattin-donmez-nasil-zayiflarim

Gecenin sonunda ise konuklar olarak, Özlem Süer’in yeni koleksiyonundan mini bir defile izleme fırsatı bulduk.

defile-ozlem-suer-gelinlik-dugun-susleme

ozlem-suer-gelinlik-dugun-abiye

ozlem-suer-gelinlik-dugun-abiye

usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Bu Dönere Döner Yine Gelirsin:)

2

Geçen hafta, enfes dönerlerin sergilendiği, aşırı davetkar bir billboard çekti dikkatimi… Öylesine detaylı çekmişler ki fotoğraflarını, insana “geeeel, gel” yapıyor, konuşuyorlar adeta:)

Her karşıma çıktığında yutkunup duracağıma, bunu hemen denemeliyim diye düşünürken, dün fırsat ayağıma geldi. Yeri aşırı merkezi… Mecidiyeköy Meydan’da, Cevahir’e doğru giderken hemen solda.

doner-stop-mecidiyeköy

İçerisini çok ferah ve modern tasarlamışlar. Girer girmez ambiyans insanı etkisi altına alıyor.

doner-stop-mecidiyeköy

Sipariş bölümüne gelince, seçim yapmak zor ama çalışanlar güler yüzlü ve ilgili.

doner-stop-mecidiyeköy

Klasik döner yanında, farklı lezzetler sevenlere yönelik, Cafe de Paris soslu, Çedar mantarlı ve Jalapeno Biberli dönerler de yapmışlar. Seç beğen al durumu yani.

doner-stop-mecidiyeköy
Ben de ilk sefer için Cafe de Paris soslu dürüm dönerle yaptım açılışı…

doner-stop-mecidiyeköy
Yanında da ennnn ama en sevdiğim çeşit olan Çedar peynirli patates siparişi verdim. Multinet geçiyor bu arada, merak edenlere…
doner-stop-mecidiyeköy-cedarli-patates
Şunun güzelliğine bakar mısınız? Çoook eskiden Taksim’de Borsa’da vardı bunlardan sonra nedense yok oldu bir anda. Yıllardır her yerde aradığım lezzete kavuştum nihayet:)
doner-stop-mecidiyeköy-durum-doner
Cafe de Paris soslu döneri de çok beğendim. Böyle güzel bir lezzete ihtiyacım varmış valla. Dürümü de yumuşacık ve incecik. Tam benlikti. Güzel bir ziyafet çektik kendimize annemle birlikte:)
doner-stop-mecidiyeköy
Yemekten sonra heveslendik, bir de tatlı paylaşalım diye ama ona bu seferlik zamanımız kalmadı, bir dahakine inşallah:)
doner-stop-mecidiyeköy-profiterol-cilek
Broşürlerinden de aldım bir tane. Şimdilik Kavacık’ta da bir şubeleri varmış. Paket servis için de başladı diyorlar. Hadi bakalım hayırlısı olsun:)
doner-stop-mecidiyeköy
usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Bu Hurriyet Çok Sosyal

0

Hurriyet.com.tr’nin yeni uygulaması olan “Hürriyet Sosyal’i” ilk duyduğumda bir an önce kullanmak için hevesliydim. Üyelik gerektirdiğini gördüğümde ise, önce biraz üşenir gibi oldum açıkçası… Sonra düşündüm ki, “Hürriyet , sosyal tabanlı bir haber sitesine dönüşüyorsa, bu yeniliklerden geri kalmamak gerek… Dünyada ilk defa, böyle güçlü bir haber sitesi, sosyal bir platform olma yolunda ilerliyorsa madem, ben de oradaki yerimi, bir an önce almalıyım!:)

Bilgisayarın başına geçtim ve şuradaki kısa tanıtım filmini izledim önce. Baktım ki, sosyal.hurriyet.com.tr linkinden bilgilerimi hemen girerek ya da istersem Facebook, Twitter veya Instagram gibi mevcut sosyal medya hesaplarımı kullanarak kolayca üye olabiliyormuşum, bir kaç satırlık bilgiyi doldurur, doldurmaz, üyelik için kullandığım e-mail hesabıma bir aktivasyon maili geldi, tıkladım ve üye olmuş oldum. Artık kendime ait ve ilgi alanlarıma özgü, kendi hurriyet.com.tr‘mi oluşturmaya hazırdım işte.

İlk olarak, “Bize ilgi alanlarını söyle, biz sana özel haber, video ve içerikleri sunalım” denildi. Hızlıca bir göz gezdirdikten sonra, onlarca seçenek arasından, Yeme-İçme, Müzik, Moda, Spor, Fotoğraf, Sinema, Seyahat, Hava Durumu, Futbol ve Mekanlar kategorilerini işaretledim şimdilik… Ne de olsa istediğim zaman girip, tekrar değiştirebilirim. Keyif benim değil mi? 🙂

Sonra diğer kullanıcıları da eklemek istersem, “Kişi Takip Et” diye bir öneride bulunuldu. “Kullanıcı Sözleşmesi”ni de onaylamamla “bana özel haber akışı” sunan Hürriyet’in bu yepyeni dünyasına ilk adımımı atmıştım işte.

Artık sadece haber okuyup geçmek değil, arzu edersem her gün severek saatler harcadığım ve çok aşina olduğum sosyal medya araçlarındaki gibi rahatça kullanarak, oradaki “Like/Beğen” gibi, burada da “Öne Çıkar” tuşuyla beğendiğim ve ilgi gösterdiğim şeyleri gösterebileceğim yeni ve keyifli bir deneyimin içinde buldum kendimi. Yıllardır sosyal ağlarda kullandığım bu özelliklere, artık hurriyet.com.tr gibi bir haber sitesinde sahip olmak; haber okumayı, okuduklarımı paylaşmayı ve istersem de üzerine kendi fikrimi söylemeyi öyle kolaylaştırdı ki, kullanırken hiç yabancılık hissetmedim desem, yeridir.

Daha da güzeli ise, eğer istersem Anasayfa, Gündem, Kelebek, Spor, Ekonomi gibi tüm bölümleri, hala görebiliyor olmam… Tüm bunlara ilaveten, özel ilgi alanlarımı belirlediğim için artık, sırf anasayfada olmadığı için gözden kaçırmak durumunda kaldığım, ama aslında merak ettiğim tüm kaliteli içerikler, “Bana Özel” kısmıyla, kendiliğinden bana geliyor ve işte bu, gerçekten harika bir haber.

Dahası bildirimlere baktığımda gördüm ki, daha girer girmez takipçilerim de oluşmaya başlamış bir anda. “O da nedir*” diye merak edenleriniz için anlatayım. Bu yeni deneyim sayesinde, artık okuyucular, hem Hürriyet yazarları, hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabilecekleri, tartışma yaratabilecekleri bir platforma sahip olabiliyor. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da okuyucu ile buluşuyor. En sevdiğiniz yazarların, gün içinde neler hakkında paylaşımlarda bulunduğunu da, kolayca takip edebiliyorsunuz. Anlayacağınız bu Hürriyet gerçekten çok sosyal olmuş:)

İçerik: https://usengecsef.com/
Bir boomads advertorial içeriğidir.boomads_offer_client = “1850cb5aecd64c6ba0cf702c3f45ecde”;boomads_offer_id =”434″;