Ana Sayfa Blog Sayfa 29

Terazi Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Terazi Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta burcunuzda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Teraziler ve yükselen Teraziler. Güneş tutulması ile birlikte günlük rutininizde önemli değişiklikler meydana gelebilir. Daha fazla çalışmak durumunda kalabilirsiniz.

Venüs’ün burcunuza geçiş yapması ile birlikte kendinizi çok daha keyifli ve mutlu hissedeceksiniz.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması ile birlikte iletişim konularında sorun yaşayabilirsiniz. Sözlü ve yazılı iletişiminize çok özen göstermenizi tavsiye ederim.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Başak Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Başak Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta burcunuzda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Başaklar ve yükselen Başaklar. Güneş tutulması ile birlikte kişisel hedef ve amaçlarınıza ulaşmak noktasında güçlü destekler alacaksınız.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte maddi kazanımlarınız artacak. Paranızı moda ve güzelleşmek gibi konulara harcayacaksınız.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması ortaklıklar ve ikili ilişkilerde önemli kararları Eylül ayı sonuna bırakmanızın isabetli olacağına işaret ediyor.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Aslan Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Aslan Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta Başak burcunda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Aslanlar ve yükselen Aslanlar. Güneş tutulması ile birlikte yatırım, para kazanmak vb. maddi konular odak noktanız haline gelecek. Bu konularda önemli başlangıçlar yapabilirsiniz.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte iletişim, anlaşmalar gibi konularda önemli gelişmeler söz konusu olabilir.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması yatırım ve para kazanma konularında kafanızı bir miktar karıştırabilir. Önemli kararlar almadan önce Eylül ayını beklemenizi tavsiye ederim.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Yengeç Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Yengeç Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta Başak burcunda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Yengeçler ve yükselen Yengeçler. Güneş tutulması ile birlikte kişisel gelişim odaklı yeni bir eğitime başlamanız olası görünüyor.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte ev, aile ve yerleşime ait konularda dengeyi ve güzelliği sağlayacaksınız. Ev içindeki olası sorunları çözen kişi olacaksınız.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması iletişim kazalarına açık bir dönemden geçtiğinizi gösteriyor. Sözlü ve yazılı iletişiminize çok özen göstermenizde fayda var.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

İkizler Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 İkizler Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta Başak burcunda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili İkizler ve yükselen İkizler. Güneş tutulması ile birlikte iş hayatınızda bazı hayal kırıklıkları yaşayabilirsiniz.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte ciddi aşk ve ilişkilere adım atmak açısından koşullar hayli elverişli hale geliyor. Eviniz, ev alım satımı ve aile hayatınız gibi konular odak noktanız olacak.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması ev alım satımı gibi konularda önemli kararlar almayı Eylül sonuna bırakmanızın isabetli olacağına işaret ediyor.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Boğa Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Boğa Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta Başak burcunda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Boğalar ve yükselen Boğalar. Güneş tutulması ile birlikte aşk, size keyif veren hobiler, çocuklar ve yaratıcı işler odak noktanız haline gelecek.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte iş ve çalışma ortamınız da dengeyi bulacak, işinizi yapmaktan büyük bir keyif alacaksınız.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması eski ve bitmemiş aşkları ve flörtleri gündeme getirebilir.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Koç Burcu Haftalık Astroloji Yorumu

0

Koş Burcu astroloji yorumu

29 Ağustos – 4 Eylül 2016 Koç Burcu Astroloji Yorumu

Bu hafta Başak burcunda bir güneş tutulması gerçekleşiyor sevgili Koçlar ve yükselen Koçlar. Güneş tutulması ile birlikte sağlığınız, işiniz ve çalışma ortamınızda bazı sorunlar oluşabilir. Özellikle sağlığınıza özen göstermenizi tavsiye ederim. Bağışıklık sisteminiz güçten düşebilir.

Venüs’ün Terazi burcuna geçiş yapması ile birlikte ilişkilerde rahatlayacak ve dengeyi bulacaksınız. Bir ilişkisi olmayanlarınız ise yeni bir aşka yelken açabilir. Gözünüzü dört açmanızda fayda var.

Merkür gezegeninin geri harekete başlaması yeni iş ve projelere başlamak için uygun bir zaman diliminde olmadığınızı gösteriyor. Eylül sonunu beklemenizde fayda var.

Harika bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Sıcağı Sıcağına Bir Midilli Yazısı…

16

Sıkı takipçilerimin bildiği gibi yakın zamanda yapmış olduğum Alaçatı-Bodrum otel turu kapsamında bir çok oteli gezip tesis ve hizmetleri deneyimleme ve sizlerle paylaşma fırsatım olmuştu. Senelerce Yunan adalarını eş-dosttan dinledikten sonra yine eşimin sürpriz son dakika organizasyonu ile yakın olduğu için Midilli ile bir başlangıç yapalım dedik.

yunan-adalari-usengec-sef-greek-goddess-model

Valla arkadaşlar, baştan bir tek şey söyleyeyim, bizim ülkemizde gerçekten tesis, hizmet, lezzet, lüks, imkanlar inanılmaz derecede gelişmiş durumda. Kendi tesislerimizde en basit ve ufak bir eksiklik ya da hatayı kabul etmezken, konu yurtdışı ve özellikle de Yunanistan olunca nedense alışık olduğumuz yüksek standartlarımızdan bir anda ödün verip, eksikleri görmezden gelmeye ve “ama oteller çok ucuz”, “yemekler ucuz ve çok daha lezzetli”, “doğa bir harika” gibi cümleler kurmaya başlıyor herkes. Bence burada biraz kendimize haksızlık ediyor ve elmalarla armutları karşılaştırıyoruz sanki. Haydi detaylara geçeyim de, neden böyle düşündüğümü daha iyi anlatmış olurum sanırım:)

Başta da bahsettiğim gibi eşimin bir anda karar vermesi ve gün içinde hızlıca planlamasıyla, aynı günün akşamında kendimizi Pendik-Yalova feribotunda Ayvalık’a doğru yola çıkarken bulduk. Hayatımda bu kadar hızlı bavul hazırladığımı hatırlamıyorum.
Eşim Midilli’yi araştırırken adanın özellikle kuzeydeki Molyvos denen bölge ve güney doğusundaki merkez olan Mytilini(yani Midilli) arasında kaldığını anlattı. Mytilini’yi Bodrum merkez, Molyvos’u da Türkbükü gibi kabul ediyormuş genelde gidenler… Görelim bakalım:)

Molyvos’taki oteller daha pahalı, kendi beach’i olan oteller. Alternatifleri inceledik ve nihai olarak Molyvos’takileri değil, hem merkeze yakınlığı, hem ziyaretçi yorumlarındaki pozitif anlatımlar, hem de havuzu olması gibi sebeplerle 4 yıldızlı Heliotrope’yi tercih ettik. Çünkü zaten adada 5 yıldızlı otel ya yok, ya da bizim baktığımız bölgelerde yoktu.

Sabah hızlı feribotla 45 dakikada Ayvalık’tan Lesvos Adası’nın (Lesbos diye okunuyor) Midilli Limanı’na ulaştık.

ayvalik-midilli-yunan-adalari-feribot-usengec-sef

Gümrükten geçtikten sonra, çıkışta hemen karşımıza denk gelen bilindik bir araba kiralama şirketine girip, bir araç kiraladık. Bütün belgeleri doldurduktan ve arabada hiç bir sorun olmadığını söylemelerinden sonra, kendi yaptığımız kontrolde, aracın arka lastiğinin inmiş olduğunu görmemiz üzerine, 3 günlüğü normalde 140 Euro olan ve daha 1000 km’deki bir aracı, hiç pazarlık bile teklif etmememize rağmen, bize önceki aracın fiyatı olan 120 Euro’dan kiraladılar. “Yunanlılar, Türk misafirperverliğinden bile nasibini almış kardeşim” diye kendi kendimize kikirdedikten sonra, gıcır gıcır ve daha yeni kokan arabamızla motive şekilde yola koyularak, sadece 5 dakikada otelimize vardık.

Bu otel, merkeze sadece 10 km uzaklıkta, havaalanı yolu üzerinde, Ayvalık’ın karşısında denk gelen bir noktada yer alıyor. Denizle arasından incecik bir yol geçiyor. Denizin çok albenisi yok. Odalar temiz, klimalı, lcd’li, yeterince geniş ve deniz manzaralı balkona sahip.
mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari

Otele yerleştikten sonra bir sosyal medya müptelası olarak farkettim ki, otelin odalar dahil, her tarafında full internet olmasının yanısıra, kendi hattımız da aynı evimizdeymiş gibi iyi çekiyor 🙂 Bu sayede aynı Türkiye’deymiş gibi, tüm konuşmalarımızı rahatça yapabildik. Hatta eşimin doğumgününe denk gelen bu tatil boyunca, tüm tebrik telefonlarını da sıkıntısızca alabilmesi, büyük kolaylık oldu tabi:)

İlk günümüzü koştur koştur olmadan, otelde geçirmeye karar verdiğimiz için, hem otelin sakin havuzunun keyfini çıkarttık, hem de biraz dinlenip gece ve ertesi günlerin planlarını ve rezervasyonlarını yapma fırsatı bulduk. Teker teker gidilecek mekanları tespit ettikten sonra, her birine rezervasyon yaptırdıkBu arada gerek otelde, gerek diğer mekanlarda karşılaştığımız herkes İngilizce biliyordu, illa ki yerel bir kaç kelime de öğreneyim derseniz, zamanında “Yabancı Damat” dizisini benim gibi her hafta severek izleyenlerdenseniz zaten Kalimera (Günaydın), Kalispera (İyi akşamlar), Efharisto poli (Çok teşekkürler), Ohi (Hayır), Ne (Evet), Endaksi (Tamam), Ti kanete? (Nasılsınız?) Poli kala (İyiyim) gibi kelimeleri Niko ve ailesi, özellikle de  Memik dedenin “kuyu cadısı” dediği büyükannesi sayesinde hatırlarsınız belki:)

Otele dönecek olursak, havuzu ufak ama yeterliydi. Ancak ikinci gün, ne olduysa, dışarıdan da girişe açık olduğundan herhalde, fazlaca çocuk ve gençle doldu. Ortaya çıkan gürültünün bazen insanın tahammülünü zorladığı anlar oldu valla. 🙂 Tabi düşününce İstanbul’daki Su Ada ya da Fenerbahçe’deki Dalyan Klübün çocuk kalabalığı ve gürültüsünün de aslında buradan eksiği yok. Oradaki “anne bak! anne bak!”lar, burada “luk maaamiii” seslerine dönüştü 🙂

mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari-heliotrope-havuz
,
Bu sakin hali, akşam üstüne doğru, metrekareye 3 kişi düştüğüne şahit oldum havuzda. Belki çok az abartmış olabilirim, 2 filandır:)

Akşam aracımıza atlayıp, “Mytilini” (Midilli) diye gecen adanın merkezine indik. Burası “C” şeklinde bir liman kenti… Kordon boyu gibi, etrafta çeşitli kafe ve restoranlar var. Sugar House isimli pastanenin Tiramisusu güzeldi bak, aklıma geldi şimdi 🙂

mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari

mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari-sugar-house-tiramisu

mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari-usengec-sef

mytilini-sahil-midilli-yunan-adalari

Boydan boya yürüdükten sonra, rezervasyon saatimiz yaklaştı ve pek tavsiye edilen “Paratairon” adlı Yunan Meze restoranına gittik. Bu arada unutmadan söyleyeyim, akşam saat 8 ya da 9 gibi gelmek istediğinizde, mekanın 10:00’dan önce boş olacağını ve ancak bu saatle birlikte hareketlenip, dolduğunu söylüyorlar. Bizim için normalde geç sayılabilecek bir saat olan akşam 10’da yemek yeme konusu, sanırım öğlenleri yaptıkları 3 saatlik “siesta” sebebiyle, onlar için çok olağan:)

Gerçekten de saat 22:00 gibi mekan bir anda dolmaya başladı. Burası sokak arasında “cozzy” ve biraz salaş bir mekan. Baktığı manzara da yıkık dökük bir binanın boş arazisi gibi bir şey. İnternette ve arkadaşlar arasında bize çok övülmüş olmasına rağmen, biz mezelerden memnun kalmadık. Ana yemek olarak da genellikle domuz haricinde hep tavuk çeşitleri olması nedeniyle bizi pek çekmedi. En nihayetinde ana yemek olarak körili tavuk isteyip de onun da plastik gibi olduğunu görünce, daha fazla zaman kaybetmedik. Aynı esnada bir Türk grubu daha yan masamıza oturdu ve onlar da tavsiye üzerine geldiklerini, ama menüden bir şey beğenemediklerini söyleyerek, hiç sipariş bile vermeden kalktılar hatta.

Yemekten sonra, sahil yolunda yürüyüş yaparken “Enjoy” isminde bir dondurmacı kesfettik. Dondurmalarını öyle sevdik ki, ikinci gece de Molyvos dönüşü, bizi tekrar getirtecek kadar kalbimizi çaldı:)

Sonrasında gençlerin doldurduğu ve internette de en popüler mekanlar arasında geçen Monkey Bar’da birer drink aldıktan sonra, artık yorgun olduğumuzdan, ertesi günki ada turumuz için dinlenmek üzere otele döndük.

heliotrope-hotel-midilli-yunan-adalari

Ertesi sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı oteldeki açık büfede yaptık. Baktığınızda bir Avrupa kahvaltısı olmasına rağmen, bize son derece yakın bir kahvaltı olduğu rahatça söylenebilir. Yumurtasından reçeline, kaymağından balına, peynirinden zeytinine her türlü alternatif vardı diyebilirim. “Feta Cheese” olarak dünya çapında üne kavuşan Beyaz Yunan Peyniri, bizim Ezine Peynirlerine kıyasla daha yağsız, tatsız ve biraz süngerimsi. Zeytinleri de sanki erken hasat edilmiş gibi, acımtırak. Ama diyorum ya, beklentileri düşük tutunca, en azından bildiğimiz usulde bir kahvaltı bulduğuna dua ediyor insan:)

Kahvaltı sonrasında hava çok sıcak olmasına rağmen, planladığımız gibi yola koyulup, arabayla deniz kıyısından, sahile paralel, dar Midilli yollarından kuzeye doğru çıkmaya başladık. Ada genelde çok bakir ve yollar gerçekten yer yer en fazla 1,5 araba anca sığacak kadar dar, fazla engebeli ve yılan gibi devamlı virajlı. Bazı yerlerde resmen uçurum kenarından gidiyorsunuz ve özellikle gece karanlığında, hiç bir ışık olmayan bu yolları, hele de acemi şöförlere pek tavsiye etmiyorum:)

Molyvos’dan yaklaşık 35 km yol katederek, bu dapdar virajlardan sonra, adada bizi en cok etkileyen yerlerden, ufak bir balıkçı kasabası olan “Skala Skamenia”ya vardık.

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci-usengec-sef

Burası minnacık, şipşirin limanı, bizdekine benzeyen çay bahçeleri ve sakin Cafe’siyle bizi inanılmaz etkiledi. Eşim aradığı huzuru ve dinginliği, tam da o gün bastığı yeni yaşının hediyesiymiş gibi burada buldu :))

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci-usengec-sef
Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci

Bahsettiğim Cafe’de adanın, adeta resmi içeceği olan soğuk kahve frappe’den ve kremalı apple pie’dan tattıktan sonra, biraz dolaşmak üzere kalktık.

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-apple-pie

Tam o esnada masaların ortasında, açıkta duran rengarenk bir papağan dikkatimi çekti, kendi içine kapanmış uyuklama ile uyanık kalma arasında gidip gelen bu tatlı şeyin yanına gelip de, ben de uyuyor gibi pozlar verirken, telefonuma gelen mesaj sesiyle kuşun kısık duran gözleri bir anlığına hayretle açıldı. Uykusunu kaçırdığım için özür üstüne özür diledim kendisinden. Görseniz halim tam bir komediydi:)

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-papagan-usengec-sef

Tam instagramlık diyebileceğim kareler bulmanın verdiği mutlulukla, sevgi kelebeği modunda elimde kameram dolanırken, denizin berraklığını çekiyordum ki, bir yengeçle göz göze geldim. Ben diyeyim pavurya, siz deyin canavar! :))

Çocukluğumdan beri yengeçlerden çok korkarım, hatta hatırlıyorum da bir ara, bi’ karış bile olmayan suda bile, kıyıya vurana kadar yüzerdim yere basmamak için:))

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci-yengec
İşte bu çığlığı attıktan hemen sonra, henüz tüylerim hala diken dikenken çekilen, “hareket eden yengeç gören masum köylü” halim! :))

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari

Az sonra çamaşır gibi ipe serilmiş ahtapotlarla da denk gelince, “ıyyykk” diye zıplayıp, girdiğim şekilleri çekecek bir kamera ise henüz icat edilmedi:)

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci-ahtapot

Skala-Skamenia-midilli-yunan-adalari-balikci-usengec-sef

“Skala Skamenia”dan işte böyle şapşikliklerim sayesinde, komik ve keyifli anılarla ayrıldıktan sonra, bize adanın “Türkbükü” diye lanse edilen kısmı olan Molyvos’a dogru tekrar yola çıktık. Yarım saatlik yine dolambaçlı bir yol ile vardığımız Molyvos, bir kale etrafında kurulmuş bir liman kenti.

kale-castle-molyvos-midilli-yunan-adalari

Öncelikle gitmemiz tavsiye edilen, “Congas” adlı beach&bar’ı bulduk, ama burası çok yüksek volümlü latin müziği, fazlaca genç populasyondan oluşan piyasa ortamı, bir de üzerine, plaj kısmının bir şezlong bile sığmayacak kadar dar ve taşlı olması sebebiyle, bize pek hitap etmedi. O yüzden şunu söylemek isterim: Molyvos’ta plaj gerçekten aşırı dar, hem plajın kendisi, hem denizin içi çok taşlık ve bu özellikleriyle hiç de Türkbükü plajlarına benzemiyor. Kanmayın! 🙂

usengec-sef-congas-var-beach-molyvos-midilli-yunan-adalari

Hazır buraya kadar gelmişken, bize “konaklama için iyi” diye tavsiye edilen bir başka otel olan “Olive Press”in beach’ine de göz gezdirdik. Aslında burada da plaj aynı özelliklerde olmasına rağmen, en azından ortam daha gürültüsüz ve güneşlenmek için çimenlik bölümü ve havuzu bulunduğundan, giriş ücretini ödeyerek çimlerin üzerindeki şezlonglara geçtik.

olive-press-molyvos-midilli-yunan-adalari

Denize girmeye değer mi diye baktık ama o kadar çalkantılı ve taşlıydı ki, ne deniz, ne de pek temiz görünmeyen havuz hiç albenili gelmedi bize. Aşırı soğuk olan açık duş ve soğuk bir limonata ile ferahlamayı seçtik mecburen.

Genel olarak denizi ve hizmet kalitesini gördükten sonra, “iyi ki de burada kalmıyoruz diye düşündük” ve otel kararımızda çok isabetli olduğumuzu bir kez daha anladık. Bu arada Molyvos’ta Yunan şebekeleri bile doğru düzgün çekmiyor. Mekanın wifi şifresini almıştık ama, o bile çalışmayınca, o gün bizim için pek geçmek bilmedi:)

Akşamüstü Petra’ya doğru yola çıktık ve adanın popüler gece mekanı Oxy’e uğradık.

usengec-sef-oxy-bar-petra-midilli-yunan-adalari

Demir kafeslerin üzerine yerleştirilmiş, enteresan bir mimarisi var. Akşam Yunanlı ünlü bir pop yıldızı burada sahne alacağı için 4-5 bin kişinin geleceği söylendi. Manzara sanki açık denizde bir gemi güvertesindeymişsiniz gibiydi ama 5bin kişilik kalabalığı çekmeden, Oxy’nin keyfini biraz çıkarıp, çocuklara akşam için kolaylıklar dileyip oradan ayrıldık:)
usengec-sef-oxy-bar-petra-midilli-yunan-adalari

Buradan tekrar Molyvos’a dönüp, tepeye çıktık ve buradaki Panorama Kalesi’nde gün batımını seyrettik. Gerçekten manzara uğruna çıkmaya değen, etkileyici bir nokta burası. Oradaki Cafe’de birer çilekli buzlu içecek yudumlarken, bütün gün otel dışında olduğumuzdan dolayı, az da olsa, telefonumu şarj edebilmenin mutluluğunu yaşadım.

usengec-sef-sunset-molyvos-midilli-yunan-adalari

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-adalari

Akşam için dar bir yoldan geçerek, Molyvos’un limanına ulaştığımızda, ambiyans bize aynı Asos’u andırdı. Yanyana bir sürü balık restoranı, çoğunlukla Türkler tarafından doldurulmuştu. İnsan kendini Yunanistan’da değil de, Türkiye’de Yunanlı turistlerin de olduğu kalabalık bir Ege kasabasında gibi hissediyor burada.

O akşam eşimin doğum günü kutlaması olduğundan, buraya gelen Türkler’in “muhakkak gitmelisiniz” dedikleri bir başka mekan olan The Octapus’ta, tam da deniz kenarındaki en güzel masa için rezervasyon yaptırmıştım.

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-adalari-ouzo

Menüden önce başlangıçlar, ardından ara sıcaklar seçmek üzere bakınırken, yanımıza aynı bize benzeyen, bildiği Türkçe yemek isimlerini de oldukça aksansız telafuz eden bir garson gelip, bir de menünün arkasında yer alan Türkçe kısmını göstermesin mi? Valla bu Yunanlı bey, bizce Kumkapı’da çok rahat iş bulur:)

İçecek olarak “Barbayanni” denilen (Varvayanni diye okunuyor sanırım) ouzo markasının, yeşil renklisini denedik ve az alkollü olduğu için, içimi çok hafif ve lezzetli geldi.

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-barbayanni-ouzo

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-adalari

Kabul etmek lazım ki, bizimkilerin çok benzeri olan mezeler tat olarak zayıftı, ama deniz mahsulleri aynen söylendiği gibi inanılmaz lezzetliydi. Yunan salatası denilen çoban salataya benzer salatanın üzerine, tam da benim en sevdiğim lezzette bir kalıp Ezine peyniri olduğuna yemin edebileceğim süper bir peynir konulmuştu:) Bildiğimiz Feta Cheese’la alakası yoktu gerçekten:)

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-salatasi

Bizim favorilerimiz Kalamar tava, saganaki denilen tavada pişirilmiş Yunan peyniri ve dereotlu kabak çiçeği dolması oldu. Yan masamızda kalabalık grupdaki hanımlar arasında, burasının özellikle kılıç balığını metheden Türkler olmasına rağmen, porsiyonların bolluğundan ve bir de çok fazla meze sipariş verdiğimiz için, çok istiyor olmamıza rağmen, balığa yerimiz kalmadı.

Tatlı sorduğumuzda sadece “Baklava” var denildi ama Baklava diye verdikleri, elma-tarçın ve fındık dolgulu bu tatlı, lezzet olarak baklavadan başka herşeye benziyordu:))

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-baklava

Sonuç olarak bence ambiyans ve deniz mahsülleri hatırına Octapus’a kesinlikle gidilir:)

octapus-restaurant-molyvos-midilli-yunan-adalari

Karanlıkta virajlar içinde döne döne süren, arada karşıdan karşıya geçen tilkilerle karşılaştığımız, ağırlıklı dağlık alanda geçen, bir saatlik oldukça yorucu bir yolculuktan sonra nihayet otelimize vardık.

Özetle ilk kez ziyaret ettiğimiz Yunan adası olarak Midilli, “off, bayılırım! Harikadır” diye anlatıldığı kadar, bizde büyüleyici bir etki yaratmadığı için, beklentilerimizi çok da karşıladığını söyleyemem. Bir dahaki sefere daha popüler olan, güneydeki adalara da bir şans verebilirim. Bence ülkemizdeki koylar, oteller, plajlar, restoranlar, cafeler katbekat daha iyi. Pahalılık konusunda gelince, kalitenin de bir karşılığı oluyor tabi… Yeter ki bizimkiler de abartıya kaçmasın:)

Peki, sizin gidip en memnun kaldığınız yurtdışı gezisi neresi oldu? Hadi üşenmeyin ve bana yazın! Tatlı ve içten yorumlarla beni mutlu etmek isterseniz, hiç çekinmeden şuradan bloguma kolayca üye olabilir ve mesajınızı bırakabilirsiniz 🙂

Godiva İle Mutluluk Hormonları Harekete Geçsin!

1

2000 yıllık geçmişi olan çikolataya, onun için “Tanrıların Besini” tabirini kullanan Maya Uygarlığı’ndan beridir gösterdiğimiz özel ilgi alaka malumunuz… Lezzeti bir yana, çikolatanın mutlulukla doğrudan ilgili olduğu, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeğe dayandırılıyor. Çünkü kendisi, içerdiği biyokimyasallar ile mutlu hissetmemizi sağlayan “serotonin” hormonunu harekete geçiriyor sağolsun. Zaten bilinçaltında tatlı yemeyi çoğu zaman kendimize bir “ödül” olarak kodladığımızdan, psikolojik olarak da, insanı ayrıca rahatlattığı da inkar edilemez:)

godiva-cikolata-sosyete-cemiyet-magazin-egitim

En son eşimin güzel kilo verdiği bir diyet haftasının sonunda, diyetisyeninden ödül olarak heyecanla, bir hamburger, bir dondurma veya ne bileyim bir çikolatalı pasta filan beklerken, onun bize “Eveeet, bu hafta 6 kg vermişiz, bir ödülü hak ettik. O zaman size biiiir…taaaaam…ceviz!” dediğinde yaşadığımız şoku ve düşen omuzlarımızı hala unutamaz, herkese o anları, tekrar yaşarcasına anlatırız. Eee o da bunu bize yapmayacak, diyet yapan insanların duygularıyla oynamayacaktı.:))

El yapımı premium çikolata denilince, dünyanın en prestijli markalarından biri kabul edilen ve Belçika’dan ithal edilen Godiva’nın çikolatalarını tek geçerim.

Bundan neredeyse 90 yıl önce, Belçikalı çikolata ustası Joseph Draps’ın, evinin üst katında üretmesiyle başlayan ve o zamanlardan beri, çikolata uzmanları tarafından, Draps’ın mirasına sadık kalınarak hazırlanan Godiva çikolatalarının lezzet sırrı, özel formülü kadar, taze, doğal ve en kaliteli hammaddelerin kullanılmasına da dayanır.

Godiva isminin hikayesine gelince… Çok eskiden, “Lady Godiva” adında, güzelliği ve cömertliğiyle ünlü, hayatını fakirlere ve hastalara adayan örnek bir insan varmış. Halkını umursamayan bir Lord olan ve ülkesine ağır vergiler getiren eşini, bundan vazgeçmeye ikna etmek için, ona bir öneride bulunmuş. Teklife göre kendisi şehrin sokaklarını çıplak şekilde gezerken, eğer halk, sokağa çıkmaz ve ona bakmazsa, Lord da vergileri kaldırmayı kabul edecekmiş. Gerçekten de Lady Godiva dediğini yaptığında, halktan kimse ona dönüp de yan gözle dahi bakmayınca, bu konuda haklı çıkması, kocasına bir cesaret dersi vermiş ve sonucunda o da sözünü tutarak vergileri kaldırmış. İşte Godiva çikolatalarının ismi, Joseph Draps tarafından bu efsanevi kadının cesaretinden esinlenerek konulmuş.
godiva-cikolata-sosyete-cemiyet-magazin-cilek

Geçtiğimiz gün, dünya çapındaki tüm Godivaların en önemli şeflerinden biri olan Belçikalı Çikolata ve Pasta Şefi Philippe Daue ile birlikte, Godiva çikolatalarından yapma şansına sahip oldum. Kendi çikolatamı ortaya çıkarırken, o anda içine neler ekleyeceğime, tamamen spontane olarak kendim karar verdiğim için, sanki ortaya eşsiz bir tasarım çıkarmış kadar mutlu oldum. İşte bunlar hep “serotonin”! 🙂

Belçika Kraliyet Ailesi’nin 2 Michelin yıldızlı, pasta şefi bir babanın oğlu olarak, bu aile geleneğini aynen devam ettiren Şef Daue, bize ilk olarak, kaliteli bir çikolatanın nasıl anlaşılacağını uygulamalı olarak öğretmekle başladı.
godiva-cikolata-sosyete-cemiyet-philippe-daue

godiva-cikolata-nasil-yapilir

godiva-cikolata-nasil-yapilir

Gerçekten de Godiva’nın en önemli iddiası, eşsiz kalitesini beş duyunuza da hissettirebiliyor olması. Parlaklığını görmeniz, kokusunu almanız, elinizle kırdığınızda çıkan “Tık” sesini duymanız, dilinizde hafifçe eritip, damağınıza yapıştırarak, derin bir nefes aldığınızda içinize işleyen kakao aromasını tatmanızla, benzersiz dokusunu iyice hissedebildiğiniz gerçek bir çikolata deneyimi için Godiva kesinlikle doğru bir adres.
İstanbul sıcaktan kavrulurken ve adeta yaprak kımıldamazken, biz Zorlu’nun püfür püfür esen açık havadaki en üst katında bulunan Godiva mağazasında, Yeme-İçme yazarı önemli gurmelerden Ahmet Örs ve cemiyet hayatından Mine Kalpakçıoğlu, Esin Maraşlıoğlu, Biricik Suden gibi ünlü isimlerle beraber katıldığımız eğitim ve tadım aktivitesinde, çikolata sanatının incelikleriyle başlayıp, yeni trendler hakkında da bilgiler aldık ve nihayetinde ondan izlediğimiz yöntemle, kendi çikolatamızı kendimiz tasarladık:)

godiva-usengec-sef-cikolata-nasil-yapilir

5 duyuyla yapılan “çikolata kalite testi”ne gelirsek, aklımda kalanlardan biraz daha detaylı olarak, size de bahsedeyim de, öğrendiklerinizle sağda-solda etrafınızdakilere havanızı atarsınız madem:)

godiva-cikolata-sosyete-cemiyet-magazin-egitim

Bir kere ilk görev “gözler”e düşüyor. Çünkü “kaliteli ve özenilmiş bir ambalaj gördünüzde, bu büyük ihtimalle içindeki çikolatanın da iyi olacağının ilk işareti olarak kabul edilir” diyor Mr. Daue. Ama bunun devamı da var tabi…Paketi açtığımız zaman, iyi bir bitter ya da sütlü çikolatanın yüzeyi kahverengi olarak tek tonda, parlak, çiziksiz, düz ve pürüzsüz olurmuş. Çünkü üzerinde renk geçişleri olması, yağ ve kakaonun kristalleştiğinin ve fazla sıcağa maruz kaldığının işaretiymiş.

Çikolatayı kırdığınız zaman, “tık” diye sert ve tok bir ses çıkması da iyi kalitede kakao çekirdekleriyle üretildiğini, “kulak”larımız sayesinde onaylamamızı sağlayan başka bir kalite göstergesi…

Sıra geldi “Burun”a…Tat almanın yüzde 80′inin koku almayla bağlantılı olduğunu düşünürsek, bu konu önemli. Nezle olduğunuzda neden canınız bir şey yemek istemiyor sanıyordunuz? 🙂 Daha paketi açtığınız andan itibaren, buram buram çikolata kokusunun etrafa yayılması ve insanda yeme hissi yaratması, uzmanların kaliteli bir çikolatadan beklediği bir başka özellik:)

godiva-sosyete-cemiyet-cikolata-nasil-yapilir
“Dokunma” duyusuna gelince… İyi çikolata, elinizle tuttuğunuzda vücut ısınızla kısa bir süre içinde hafiften erirmiş.

Eh artık, kalan tüm duyuları harekete geçirdiğimize göre sıra geldi tadıma…

“Çikolatadan minik bir parça ısırıp, dilinizin üzerine yerleştirerek, damağınıza yapıştırın ve 5-6 saniye kadar bekleyin. Kakao yağı, vücut sıcaklığıyla erir. Eriyen çikolatayı, ağızda şöyle bir dolaştırıp, nefes aldığınızda hem tat alma hücreleriniz hem de burnunuz, bu zengin aromalarla bayram eder” diyor uzmanımız. Üstüne hemen su filan içmez ya da başka birşey yemezseniz, %72 oranında kakao içeren bir kaliteli bitter çikolatanın lezzeti, yaklaşık 15-20 dakika kadar damaktaki tadını korurmuş hatta.

godiva-cikolata-philippe-daue-usengec-sef

Şef Daue’den çikolata trendleri konusunda aldığım bilgilere bakılırsa, 2016 yılında daha “yoğun kıvamda” çikolata kullanımının artacağını ve bitter’e daha büyük bir ilgi olacağını sizlerle paylaşayım. Kakao oranına göre faydası da yükseldiği için, özel bir sağlık sorununuz yoksa, her gün minik bir miktar bitter çikolata tüketmenin, sağlığa özellikle faydalı olduğu, bilimsel olarak da kabul edilen bir gerçekmiş zaten.
godiva-cikolata-trend-sosyete-kurs

Özellikle 2013 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Kinoa yılı ilan edildiğinden beri ülkemizde de yaygın kullanılan ve Güney Amerika’daki And Dağları’nda yetişen bir bitki olmasına rağmen, besin değeri keşfedilince tahıl gibi değerlendirilen, son yılların mucize protein kaynaklarından “kinoa” da çikolatada kullanılan malzemeler arasına girmiş bile. Girmese şaşardım zaten:) 2016’da ayrıca kuruyemiş, kuru meyve ve baharatlardan oluşan doğal içeriklerle yapılan kombinasyonlarda da artış olacakmış.

godiva-cikolata-kurs-sosyete-cilek

İşte bu da o gün ortaya çıkarılan dayanılmaz lezzetteki çilek, dut, fıstık ve kırmızı biberli bitter çikolata tasarımlarından sadece biri:)

godiva-cikolata-fistik-ezmesi

Bir de Godiva’da, yoğun, taptaze ve yumuşacık fıstık ezmesini alıp, erimiş çikolataya bandırarak hazırlanan “dip” edilmiş çikolatalar var ki, trendler ne olursa olsun benim için bütün zamanların en favorilerinden. Ya sizin favorileri çikolatanızın içinde ne var?

Hadi üşenmeyin ve bana yazın! Tatlı ve içten yorumlarla beni mutlu etmek isterseniz, hiç çekinmeden şuradan bloguma kolayca üye olabilirsiniz:)

adim adim resimli lezzetli çikolatalı kek tarifi

“Ama oldu mu şimdi, bak çikolata çikolata dedin, okurken gözümüz döndü, canımız çekti” diyenlere yine bir Üşengeç Şef hizmeti olarak şu adım adım resimli Çikolatalı Kek Tarifimi hediye ediyorum madem. Kolayca yapınız ve sevdiklerinizle afiyetle yeyiniz, e mi?:)

Kempinski Hotel Bodrum

0

“Halikarnas Balıkçısı”nın hikayesini bilir misiniz? Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden, ünlü roman ve hikaye yazarı Cevat Şakir Kabaağaçlı,1927 yılında üç yıllığına Bodrum’a sürgüne gönderilir. Güzelliğine hayran kaldığı bu şehirden öylesine etkilenir ki,sürgün süresi bittikten sonra, seve seve 25 yıl daha burada yaşar. Kentin antik dönemdeki ismi olan “Halicarnassuss”dan esinlenerek, “kalem adı” “Halikarnas Balıkçısı” olan Yazar, Bodrum’u öylesine tutkuyla anlatır ki, kristal berraklığındaki denizi, dinlendirici havası ve tablo gibi güzelliğiyle, o dönem başta İstanbullular olmak üzere, tüm gezgin ruhlar buraya akın eder. Düzenlenen mavi turlar sayesinde Bodrum, zaman içinde, iyice popüler hale gelir.

Antik çağda İyonyalı ozan Homeros tarafından yazılan “İlyada” ve “Odessa destanlarında  “Ebedi Mavilikler Ülkesi” olarak tanımlanan Bodrum’un, akvaryum görünümlü, buz gibi denizi kadar, az katlı bembeyaz evleriyle ve pespembe begonvilleriyle çocukluğumdan beri, benim gönlümde de yeri çok ayrıdır. Bu yüzden bugün size, “Kempinski Hotel Barbaros Bay”de geçirdiğim ve aslında odamızın balkonundan çekilmiş şu tek bir kare ile bile, “temiz hava, bol güneş ve tablo gibi manzarasıyla”, ne kadar keyifli geçtiğini belli eden tatilden izlenimlerimi anlatayım diyorum.

Bodrum’un güneyinde, Gökova Körfezi’nin hemen girişinde, çevresi çam ormanlarıyla çevrili tepeleri ve muhteşem deniziyle Yarımadanın el değmemiş bölgelerinden Yalıçiftlik mevkiinde yer alan ve Bodrum’da kurulan ilk “uluslararası lüks otel markası” olan 5 yıldızlı Kempinski Bodrum’un kapısından, check-in yapmak üzere giriyorum. Benimle bu güzel deneyimi yaşamaya var mısınız? 🙂

kempinski-hotel-bodrum-beach-usengec-sef

kempinski-hotel-bodrum-loby

Odaya girdiğimiz anda, eşimle en çok merak ettiğimiz şey, balkonumuzdan görünen manzara! Kapıları bir açıyoruz ki, bizi Ege Denizi’nin ve Gökova Körfezi’nin benzersiz maviliklerine bakan, hayal ettiğimizden de öte bir doğa harikası karşılıyor. İşte bu! 🙂

kempinski-hotel-bodrum-beach-manzara

Oda-Kahvaltı sistemle çalışılan bu otelde tamamı deniz manzaralı ve manzaralarına göre Standart, Superior, Deluxe ve Grande Deluxe olarak kategorilere ayrılan 149 oda var. Ayrıca yine deniz manzaralı terasları bulunan 24 süit ve 36 tane de rezidans bulunuyor.

kempinski-hotel-bodrum-beach-manzara

Kempinski’nin dünya genelinde sunduğu lüks ve hizmet kalitesini her köşesinde yansıtan otelin, lobi alanında ve odalarda, gösterişten uzak, otantik Akdeniz mimarisiyle sentezlenmiş, çağdaş Avrupai bir tasarım anlayışı hakim…

kempinski-hotel-bodrum-oda

kempinski-hotel-bodrum-banyo

Odada biraz dinlendiğimize göre, artık mayomuzu giyip, hemen otelin diğer bölümlerini keşfe çıkabiliriz.

kempinski-hotel-bodrum-usengec-sef

Tek ihtiyacımız olan şey, koşarak kaçtığımız büyükşehrin gürültüsünden uzakta, bu cennet gibi ortamda, sakinlik ve dinginliğe doyacak kadar dinlenip, huzur bulmak…

kempinski-hotel-bodrum-beach-havuz
Denize inmeden önce, ilk hedefimiz havuzlar! Kempinski’nin akua mavisi renkli, içinde bembeyaz kubbeler de bulunan bu devasa sonsuzluk havuzunu görüp de vurulmamak elde değil.

kempinski-hotel-bodrum-pool

kempinski-hotel-bodrum-havuz-kokteyl

Soğuk meyveli içeceklerimizle ferahladıktan ve biraz yüzdükten sonra, bu kadar spor yapmaya alışkın olmayan bünyede, tabi ki de hemen bir acıkma söz konusu. O zaman 50 koruma faktörlü spreyleri tekrar sürüp, şemsiyemizin altında, bol çedarlı kocaman bir Cheeseburger’i biricik eşimle paylaşmak iyi fikir. 🙂

kempinski-hotel-bodrum-cheeseburger

“Peki sahili nasıl acaba?” derseniz, hemen söyleyeyim, her türlü misafir için bulunmaz vaha! “

Bulunduğumuz noktadan, aşağı bakınca, manzara işte böylesine muhteşem.

kempinski-hotel-bodrum-beach-manzara

Beach’e geçmek için “buggy” denilen, yanları açık golf arabalarına biniyorsunuz. Aracı kullanan güleryüzlü gence, nereye gitmek istediğinizi söylemeniz yeterli.

kempinski-hotel-bodrum-beach-buggy
İşte Buggy’ye atladık ve birbirinden güzel çiçekler ve yeşillikler arasından geçerek, 2 dakikada plaja geldik bile.

kempinski-hotel-bodrum-buggy-car

kempinski-hotel-bodrum-beach-cicek

Bulunduğumuz yerin ismi: “Barbarossa Beach” diye geçiyor. Bu yemyeşil ve bakımlı alan; ana plaj, çocuklu plaj, restoran ve “sessiz plaj” isimli bölümlerden oluşuyor. İşte beni en çok heyecanlandıran kısma geldik bile. Açıklıyorum, hazır mıyız? 🙂

kempinski-hotel-bodrum-barbarossa-silent-beach

“Silent beach” yani “sessiz plaj”da çocuk yok, a dostlar! Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin? :)) Çocuk çok severiz ama eşimle benim, en sevdiğimiz çocuk, “arkadaşımızın çocuğu”dur, o da altı kuru, karnı tok, uykusunu tam almış ve keyfi yerindeyken!:)))

Özellikle de tatillerde, havuzda ya da deniz kenarında, maruz kaldığımız, suya her atladığında, aralıksız tekrar eden “Anne bak! Anne bak!” sesleri ve devamında her seferinde bakmaktan bıkan annelerin kayıtsızlığı karşısında, iyice dikkat çekmek için kontrolsüzce atılan çocuk çığlıkları vesaire derken, şu anda tek istediğimiz püsküllü şemsiyemizin altında şezlongumuza uzanmak ve sessizliğin tadını çıkarmak… İşte bu burada mümkün! Yuppiii! :))

kempinski-hotel-bodrum-silent-beach

Hatta hızımızı alamayıp, hamağa da uzanmışlığımız var ki, işte onun keyfi anlatılmaz yaşanır:)

Bizim hayran kaldığımız bu bölüm, genelde çift olarak gelmiş, sakinliği ve huzuru, zaten standart bir yaşam biçimi haline getirmiş, orta yaş ve üstü Avrupalı yabancı misafirlerden oluşuyor diyebilirim.

Bu bölüm haricinde tabi ki, çocuklu aileler için ve bebekli aileler için de, çok güzel bir sahil hazırlamışlar ki, bulunduğu yerden herkesin ziyadesiyle memnun kalması harika bir uygulama örneği bence:)

kempinski-hotel-bodrum-beach

“Mavi Bayraklı” özel plajın, girişinde hafif çakıl taşlı, sonrasında kum zeminli olan buz gibi denizinin tadını çıkarıp, gölgede güneşlenmesi çok büyük keyif.

Şemsiyenizdeki düğmeye basmanız, servis elemanlarının yanınıza gelmesi için yeterli. Menüden istediğiniz yiyecek veya içeceği seçebilirsiniz. Arada spreyli plastik bir şişe içinde soğuk su getiriyorlar. “Bu nedir?” diye şaşırmayın… Şemsiye altında bile olsanız, güneş ışınlarına maruzken, denize girmeye üşenip, sıcaktan da bunalınca, yüzünüze “fıst fıst” yaparak, serinleyip, ferahlamanız için ideal, düşünceli bir jest olmuş:)

Daha macera dolu bir tatil isteyenler için, otel bünyesinde dalış merkezi, özel gulet turları, motor yatlarla günlük olarak yapılan özel tekne gezileri, doğa yürüyüşü organizasyonları vesaire, ne ararsanız varmış.

Bizi bu tatilde en çok ilgilendiren bölümler; deniz, havuz ve restoranlar:) Macera filan bizden uzak dursun, alana da mani olmayalım tabi:)

Akşam üstü gibi karnı guruldamaya başlayanlara, karamelize edilmiş cevizlerin çok güzel bir tat kattığı, keçi peynirli ve pancarlı bu taze salata iyi bir alternatif…

kempinski-hotel-bodrum-salata

Bodrum’a gelmişken, “Bodrum’un meşhur Çökertme Kebabı’nı bir de yerinde yemeliyim” derseniz, Kempinski Hotel’in Pool Restaurant’ı bu konuda çok iddialı. Kesinlikle tatmadan dönmeyin, sonra pişman olabilirsiniz diyebilirim. Hatta bakın, dedim bile!:)

kempinski-hotel-bodrum-beach-cokertme

Lezzetli yemekler sonrası, biraz uyku bastırdı ve canınız güzel bir şekerleme yapmak mı istedi bizim gibi? O zaman size harika bir sürprizim daha var! Benim oteldeki ennn ama en sevdiğim yerlerden birini daha sizinle tanıştırayım o zaman!

İşte huzurlarınızda “Chill Out Lounge” denilen püfür püfür bir ambiyansta lüks ve konfor içinde dinlenme köşesi… Allahım! İlk gördüğüm anda vuruldum buraya… Tam benlik!

kempinski-hotel-bodrum-beach-manzara

Hasır malzemeli minder yataklar, rahat pofuduk yastıklar, bembeyaz kar gibi pikeler üzerinde, yeşillikler içinde, sonsuzluk havuzuna nazır ahşap zeminli bir ortamda, nasıl da güzel uyunur sormayın… Önce biraz kitap okuyayım, notlar alayım filan derken, bi’ baktım ki göz kapaklarıma karşı koyamamış ve bi’ yarım saat kadar süper bir uyku çekmişim. Burayı böylece bırakıp, akşam yemeğine hazırlanmak üzere, odaya çıkmak öyle zor geldi ki anlatamam:)

kempinski-hotel-bodrum-usengec-sef

Bodrum’un bu en şahane gün batımı saatlerini kaçırmak istemediğimiz için, fazla da naz edemedim tabi:)

kempinski-hotel-bodrum-la-luce-restaurant

Gündüz güneşin altında ışıl ışıl parıldayan sonsuzluk havuzu, akşamüstü saatlerinde, inanılmaz huzur veren sakinlik abidesi bir güzellik olarak çıkıyor karşımıza.

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-havuz

Ooo bakar mısınız? Biz bu gece için rezervasyon yaptırdığımız restorana geçerken, otelin egzotik Vietnam lezzetlerini, degüstasyon menüleriyle birleştiren mevsimlik á la carte restoranı “Saigon Club”, cumbalı terasında çoktan misafirlerini ağarlamaya başlamış bile:)

kempinski-hotel-bodrum-restaurant

Otelin kendine ait helikopter pisti ve özel marinası da olduğunu söylemiş miydim? Aranızda helikopteri olanlar, artık “nereye ineceğim?” derdi kalmadığı için, içine biraz su serpilmiş, bi’ rahatlamıştır şimdi diye düşünüyorum. 🙂

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-manzara

Kempinski Bodrum’da Ege mutfağından Asya mutfağına, farklı zevklere hitap eden restoranlar mevcut.

İlk gece için güzel bir tadım ziyafeti çekmek üzere rezervasyon yaptırdığımız Sundeck Restorana doğru inerken, deniz yine çarşaf gibi…

kempinski-hotel-bodrum-beach-manzara

Sundeck, denize sıfır ahşap terası bulunan enfes lokasyonda bir restoran… Yemekten önce, DJ performansıyla chill-out tarzında müziklerin çaldığı lounge kısmında buz gibi bir Prosecco ile açılış yapabilirsiniz.

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-prosecco

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-usengec-sef

Sonrasında romantizmin en sade ve şık halini yansıtan restoran bölümünde, o güne özel degüstasyon menüsünden lezzetleri tek tek deneyimleme serüveni başlar.

kempinski-hotel-bodrum-restaurant

Narenciye aromalı deniz tarağı… Sunumun zevkliliğine dikkatinizi çekerim:)
kempinski-hotel-bodrum-restaurant

Keçi peyniri kreması ve lavanta aromalı Karpuz…
Yengeç Kek (Crab cake), Tereyağlı Karides ve Fesleğenli Kum Midyesi… Bunlar sadece aklıma gelenler. Maşallah saymakla bitmiyor ki!:)

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-tadim

Patlıcan kremasıyla servis edilen ve “Sous vide” yöntemiyle pişirilmiş bonfileler mi istersiniz, trüflü karnabahar yanında tavada kızarmış Lagos balığı mı? Damak çatlatan iddialı bir tadım menüsü burada sizi bekliyor.

Çeşit öyle fazla ki, minik minik, biraz ondan biraz bundan derken, bütün gece süren bu zengin lezzet serüveni, açıkcası insana biraz fazla geliyor. Bence sayıyı biraz azaltmalılar sanki:)

Yetmezmiş gibi, bir de çikolatalı kek, krem brüle,ekler, tart ve makaronlardan oluşan bu tatlı tabağı gelince, zaten artık pek de yeriniz kalmayabiliyor aslında. Ama yine de ne yapar eder ve o Krem Brüleyi boynu bükük halde geri gönderemem tabi, hem arkamdan ağlar sonra, değil mi? 🙂

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-tatli

Hazır konumuz akşam yemeğiyken, ertesi akşam deneyimlediğimiz İtalyan restoranından bahsetmeden olmaz. Kempinski’de konaklarsanız, “La Luce” (ışık) isimli bu á la carte restorana muhakak rezervasyon yaptırın derim.

kempinski-hotel-bodrum-italyan-restaurant

Çağdaş ve tipik bir İtalyan restoranı olan La Luce’de, ağaçlar altında, kırmızı beyaz kareli masa örtüleri ve begonviller arasında, sıcak, samimi bir ambiyanstayız.
kempinski-hotel-bodrum-restaurant-usengec-sef

Menüsünde diyor ki; ev usulü İtalyan yemekleri sunulan bu restoranda, dalından yeni koparılmış taptaze ürünler kullanılıyormuş ve bunlar, tesise 8 km uzaktaki kendi organik üretim yapan çiftliklerinden tedarik ediliyormuş.

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-italyan

“Burrata”sı, “Gnocchi”si, çeşit çeşit ev yapımı makarnaları ve risottosu derken, ana yemek olarak, Head Şef Okan Aydemir’in ağır ateşte pişmiş balsamikli “Dana Kaburga” tavsiyesine uyuyoruz. Gerçekten liğme liğme pişirilmiş, yumuşacık ve çok lezzetli hazırlanmış.

Geceden “hala tadı damağında kalan, en favori yemeğin hangisi oldu?” derseniz, kesinlikle bu ev yapımı “Kalamar Mürekkepli Spagetti” derim. İlla ki şans verilmeli bence!:)

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-karides

O gün aynı zamanda doğumgünüm de olduğu için, canım eşimle pek sevdiğimiz İtalyan yemekleri eşliğinde, eşsiz bir mehtaba karşı kutlamış olduk bu vesileyle. Allah sağlık versin, insan başka ne hediye ister ki? 🙂

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-deniz-manzara

Otelin misafir ilişkileri zaten gündüz de odaya gittiğimde bana çok nazik bir pasta sürprizi yapmışlardı. Bu sayede, bu size hiç bir zaman söylemeyeceğim yaşıma, çok pastalı, çok mumlu ve çok dilekli, güzel bir giriş yapmış oldum. Üfff tamam, üstüme gelmeyin işte! 41 kere maşallah deyin, olsun bitsin:)

kempinski-hotel-bodrum-dogum-gunu

Hazırladığı kokteyllerden ötürü, çevresindekiler tarafından kendisine “Wonderland” (harikalar diyarı) denildiğini duyduğum, Alman Bar Müdürü “Wieland”le tanışmak için Bar’a da uğradığımızda, ilginç şovlarla süslediği sunumlarıyla “master barmenlik” konusunda pek çok meziyetini de görmüş oluyoruz.

kempinski-hotel-bodrum-restaurant-barmen-bar
Rahat ve deliksiz bir uykunun ardından, işte ışıl ışıl bir güneşle güne “merhaba” dedik yine.

kempinski-hotel-bodrum--beach-usengec-sef

Kempinski’de kahvaltı için 2 farklı alternatifiniz bulunuyor. Geç kahvaltı isterseniz, deniz kenarındaki Barbarossa Restaurant’ın yöresel serpme kahvaltısını deneyebilirsiniz. Eğer erkenciyseniz de, en iyisi Olives Restaurant’daki açık büfeden faydalanın.

Akşamları Ege ve Türk Mutfağından örnekler sunan Olives’de sabahları açık büfe gurme kahvaltı servis ediliyor.

kempinski-hotel-bodrum-brunch-kahvalti

kempinski-hotel-bodrum-brunch-kahvalti

Burası için rezervasyon gerekmiyor ama deniz kenarındaki diğer restorandaki kahvaltı için yaptırmalısınız.

Saat 10 gibi kahvaltıya indiğimiz bir sabah, işte yöresel serpme kahvaltıdayız.

kempinski-hotel-bodrum-beach-kahvalti

Manzara insanın ruhunu doyururken, çeşit çeşit zeytin, peynir, reçel, petek balı, menemen, sucuk vesaire derken, mideniz de fazlasıyla nasipleniyor.

kempinski-hotel-bodrum-beach-doga

kempinski-hotel-bodrum-beach-breakfast

Kempinski Bodrum’un içinde 5.500 metrekarelik bir alana yayılmış oldukça büyük bir Spa ve Sağlıklı Yaşam Merkezi var.

kempinski-hotel-bodrum-spa-masaj

Türk hamamı, sauna, buhar odası, renk terapisi odaları, holistik tedavi merkezi gibi bölümlerin de bulunduğu otelde, reiki, yoga ve tai-chi seanslarına katılabiliyorsunuz. İster plajdaki “Cabana”larda, ister 14 odalı Sanitas Spa’da, uzman terapistlerden kişiye özel, yenilenme ve canlanmaya yönelik yüz veya vücut bakımları alıp, dilediğiniz masajı yaptırmanız da mümkün.

kempinski-hotel-bodrum-spa-masaj

kempinski-hotel-bodrum-spa-masaj

Bu seferlik klasik bir masaj yerine, rahatlatıcı ve canlandırıcı duyusal holistik (bütünsel) iyileştirme yolculuklarına çıkardığı için çok tavsiye edilen, “Watsu” denilen bir su terapisini tecrübe etmek istedim. Çok güzel bir tesadüfle bu su terapisini veren hanımın ismi “Deniz Susever”. İnsanın ismi, severek yaptığı işle bu kadar mı uygun olur? 🙂 Yoksa ismi bu olduğu için, adını duya duya etkisinde kalarak mı “suyla şifa” konusunda bu kadar tecrübeli, bilemedim ama, önce Hindistan’da Yoga eğitmeni olan, ardından Sualtı yogasını keşfeden Deniz Hanım, suda refloksolojiden, hipno terapiye kadar pek çok eğitimi de yine orada almış.

kempinski-hotel-bodrum-spa-watsu-su-terapisi

35 derecelik ılık bir suda, önce bacaklarınıza, suya batmaması için minik can simitleri sarılıyor, sonrasında gözlerinizi kapatararak, kendinizi Deniz Hanım’ın anne gibi şevkatli kollarına bırakıyorsunuz. Sizi Zen Shiatsu, Yoga, Alexander tekniği ve meditasyonun tedavi edici özelliklerini birleştiren 1 saatlik bir seans boyunca sadece yüzünüz suyun üzerinde kalacak şekilde çok sakin ve nazik hareketlerle yüzdürüyor. Tüm kontrol onda… İyice konsantre olunca, onun varlığını da unutuyor ve yer çekimsiz ortamda, serbest salınarak, anne karnında, amniyon sıvısı içinde yüzen cenin hissiyatına kavuşuyor insan…

deniz susever watsu

Çok ilginç ve hayatta en az bir kere muhakkak yaşanması gereken bir deneyim bence. Ağrı, stres ve yorgunluk azalttığı gibi, duygusal durumların ve derin travmaların çözülmesinde de yardımcı olan bu terapinin sonunda, kendimi bir tüy kadara hafiflemiş ve 1 saat sürmesine rağmen, bütün gece deliksiz uyumuş kadar dinlenmiş hissettim. Ağırlıksız olmak, sırtımda ve belimde gerçekten inanılmaz bir rahatlama yaşattı. Şans eseri, tam da doğum günümde aldığım bu tarifsiz deneyim sayesinde, yenilendim adeta.

Kempinski Hotel Barbaros Bay’den, tam da planladığımız gibi iyice dinlenmiş olarak, güzel anılarla ayrıldık. Bol denizli, bol güneşli, leziz yemekli, lüks ve sakin bir tatil arayışındaysanız, size de tavsiye edebilirim:)

Kempinski Hotel Barbaros Bay
Adres: Kizilagac Koyu Gerenkuyu Mevkii Yaliciftlik, 48400
Tel:(0252) 311 0303

Oda Numaraları 1881’den 1938’e Kadar Olan Otel…Yalova Limak

2

Haziran ayı başında yaşadığımız o hala düzelmeyen havalara inat, hatta meteorolojiden o akşam için yapılan, “sağanak” açıklamasına rağmen, “bizi keyfimizden alıkoyamaz” diye, Gezenayaklar blogunun yazarlarından Sevgili arkadaşım Ebru’nun davetlisi olarak, Limak Turizm Grubunun yeni yatırımı “The istanbul 2″ isimli davet teknesinin Boğaz’daki açılış gezisine katıldık.

İlk başlarda gerçekten de ” yağdı-yağacak” derken, sağolsun bir iki serpiştirip, sonrasında bize merhamet gösteren hava, iyice güzelleşince, biz de sevdiklerimizle keyifli bir akşam yaşamış olduk.

usengec-sef-tekne-bogaz-bogazici

Yağmur bulutları çekilince, harika renklerle bezenen, kartpostal gibi bir gökyüzüne bıraktı yerini… Şekil 1 A’da göreceğiniz üzere, 40 yılda bir de olsa, arada risk alıp da, şansı yaver gidince, ağzı kulaklarına varıyor tabi insanın:)

limak-tekne-bogaz-gezisi-davet-bogazici

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan caaanım İstanbul’umun en güzel saatlerinde, biricik eşimle, püfür püfür bir Boğaz turu yapıp, bol bol fotoğraf çekme şanşı yakalamış olduk bu vesileyle:)

usengec-sef-bogaz-tekne-gezi

Limak Eurasia Luxury Hotel’in 42 metrelik bu bembeyaz teknesi, o gün verilen açık büfe kokteyl konseptli açılış davetinde, yaklaşık 300 kişiyi ağarladı.

limak-tekne-bogaz-gezisi-usengec-sef

limak-tekne-bogaz-gezisi-davet-bogazici

Gençler ve kendini genç hissedenler teknenin güvertesinde bütün akşam DJ müziği eşliğinde, gönlünce dans edip, eğlendi.

limak-tekne-bogaz-gezisi-davet-bogazici

Olur da siz de, önemli gün ve kutlamalarınız için, Boğaz’da özel davet ve organizasyonlar düşünür ve bu esnada da 5 yıldızlı otel kalitesinde hizmet almak isterseniz, ödüllü şeflerin hazırladığı menülerle Limak’ın teknesini, aklınızın bir köşesinde yazın isterseniz:)

limak-thermal-boutique-hotel-yalova-kaplica

Aslında “Limak” denilince benim aklıma ilk olarak, Türkiye’nin ilk termak butik oteli olan Yalova’daki “Limak Thermal Boutique Hotel” gelir. Otelin odalarının numaraları 1881’de başlar ve 1938’de biter ve bu durum bile beni heyecanlandırmaya yeter de artar:)

limak-thermal-hotel-yalova-Ataturk-1938

Bu otelin en bilinen özelliği Ulu Önder Atatürk’ün hayatının son döneminde, tedavisinin bir kısmı için bu köşkte zaman geçirmiş olması… O dönem yabancı devlet misafirlerin de ağarlandığı bu mekanı, Limak Grubu devralıp orjinal haline sadık kalıp, en şık şekilde renove etmişler.

Biz de bu değerli mekanı ziyaret etmek, şifalı sularından ve temiz doğasından faydalanmak için bundan yaklaşık 2 ay kadar önce, keyifli bir arkadaş grubuyla, atladık feribota ve 45 dakikada Yalova’ya geçtik.

limak-thermal-boutique-hotel-yalova-kaplica

20 dakikalık da bir araba yolculuğundan sonra, işte gelmiştik bile:) Önce otelin sakin ve sessiz terasında, huzur dolu bir kahvaltı ettik. Hem ruhumuz, hem midemiz bayram etti.

limak-thermal-hotel-yalova-usengec-sef

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-kahvalti

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-kahvalti

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-kahvalti

O esnada da otel yöneticilerinden, merak ettiğimiz tarihçesini biraz daha detaylı öğrendik.

Yalova Kaplıcaları’nın bir yer sarsıntısı neticesinde M.Ö. 2000 yılında meydana geldiği varsayılıyor. Eski Yunan’dan Osmanlı’ya kadar pek çok uygarlık döneminde, tedavi görmek ve şifa bulmak amacıyla faydalanılan bu kaplıcaların bulunduğu yerde, 1907’de yabancı mimarlar tarafından “Büyük Otel ve Gazino” adıyla bir otel inşa edilmiş.

Bölgedeki kaplıca suyunun detaylı incelenmesi için, İtalya’daki bir laboratuvara yollatan ve “Avrupa’nın en kaliteli suyu” yanıtı alan Atatürk, buraya sağlık turizmi anlamında, daha fazla yatırım yapılmasını istemiş ve bölgenin canlanmasını sağlamış.

limak-thermal-hotel-usengec-sef-havuz

Cumhuriyet döneminin ilk turizm yatırımlarından sayılan bu otelin balo salonunda, yurt dışından gelen misafirlere davetler verilirmiş.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-kahvalti

1980’li yıllarla beraber, bu tarihi köşk, kaderine terk edilerek, iyice harabeye dönmüş. 2008 yılında Limak Grubu tarafından satın alınmış ve aslına en uygun şekilde restorasyon yapılması için, 300 kişilik uzman bir ekip tam iki yıl çalışmış. Bize eski halini ve yapım aşamalarını da videoyla gösterdiler. O derece dökülüyormuş ki güzelim köşk bakımsızlıktan, gerçekten yoktan var etmişler.

48 odası da, geçmişin izlerini taşıyan bir stille, saray odası gibi döşenen bu ahşap binanın her noktasında, Cumhuriyet tarihinin izlerini görmek ve hissetmek mümkün…

Yazımın başlarında belirttiğim gibi Atatürk’ün anısına, oda numaraları 1881’le başlayıp 1938’e kadar devam edecek şekilde planlanması beni derinden etkiledi. Atamızın o dönem kahvesini içtiği köşe, bugün de, Türk kahvesi ikram edilen bölüm olarak kullanılıyor.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-Ataturk

İstanbul’a yakınlığıyla, hafta sonu başbaşa bir kafa dinleme tatili için de, iyi bir alternatif olan bu lüks otel, yemyeşil bir doğa içinde ve her tarafı mor salkımlarla bezeli çınar ağaçları arasında yer alıyor. Bu ağaçlar, yine o dönem Atamızın emriyle dikilmiş.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-mor-salkim

limak-hotel-yalova-kaplica-mor-usengec-sef

Yeşilin her tonuna doyacağınız bu ambiyansın ortasında inşa edilen, kar gibi bembeyaz köşkün girişinde, sizi görkemli iki aslan heykeli karşılıyor.

limak-termal-hotel-yalova-kaplica

Otele check-in yaptığınızda resepsiyon görevlileri size kalacağı oda anahtarınız yanında, oda numaranızın tarihsel hikayesini anlatan bir de kart veriyorlar.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Kadife dokulu kumaşlar, taftalar, altın varak kaplamalı mobilyalar, antika ankesörlü telefonlar, tablolar, aplikeler derken, odalar gerçekten krallara layık, şaşalı bir dekorasyona sahip.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Otelin termal havuzları dışında, odalarında da, termal sudan faydalanmak mümkün.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Odalarının kendine ait, keyifli balkonları da var.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Manzara ise aynen şöyle alabildiğine yeşil. Yani bizim güya “büyük şehir” denilen beton yığınları arasında en çok ihtiyacımız olan şeyden burada bol bol var:)

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Bu ormanlık bölgenin hemen ortasında, açık ve kapalı alternatifleri bulunan şifalı termal su havuzlarından faydalanmadan dönmek olmaz.

>limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar
>
limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-havuz
İster 26 derecelik açık havuz, ister 35 derecelik kapalı havuz. Seçin beğenin. Biz tercihimizi açık olandan yana kullandık. Haydi o zaman bize müsade:)

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

>limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-odalar

Güne ormanda açık büfe bir kahvaltı ile başlayıp, otelin etkileyici hikayesini dinleyip, termal sularda yenilendiğimize ve biraz da çıkıp çarşısında gezip, yerel meyve-sebzelerden aldığımıza göre, artık bir şeyler yemek zamanı gelmiş.

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-meze

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-et-pilav

limak-thermal-hotel-yalova-kaplica-tatli

Kısa süreliğine de olsa, şehrin karmaşasından yakın bir yerlere kaçma planınız varsa, ruhen ve bedenen, iyi bir detoks için Yalova’daki Limak Thermal Hotel’i değerlendirebilirsiniz.

Zeytinyağlı Enginar Tarifi – Hazırlık Süresi 3 Dakika

0

Bugün size kendi yaptığım için söylemiyorum ama, benim çok sevdiğim bir Zeytinyağlı Enginar Tarifini, yine adım adım resimlerle anlatacağım. Bizim evdeki mız mız çocuk (ki kendisi biricik eşim olur:) enginar da, dereotu da yemediği için, ben ara ara kendime yapar, afiyetle de yerim. Bu aralar Allahtan, eğer enginarı biraz diri halde bırakırsam, o zaman bir tanecik de olsa yemeye başladı. Aman bir naz, bir niyaz:)) Seviyorum ama işte naapalım, suyuna gidiyoruz, yeter ki yemeklerimi afiyetle yesin aşkım:) Ah bir de kendisi dereotu yemez asla… Onun için mecburen ben üzerine dereotu yerine, maydanoz kullanıyorum ama aslında dereotu da çok yakışır. Diyeceğim o ki, sizin evde de bizimki gibi yemek seçenler yoksa, tabi ki hakkıyla yapmakta fayda var:) O zaman Zeytinyağlı Enginar Tarifi gelsin mi?

Bir de şunu söyleyeyim unutmadan! Başlıkta da gördüğünüz gibi, 3 dakikalık hazırlık süresinden bahsediyorum ki, bu gerçekten de abartı değil. Nasıl mı olur? Donmuş garnitür kullanıyorum. Paketini derin dondurucudan alıp, istediğim kadar miktarı hemen o an, hiç çözünmesine izin vermeden donmuş halde kullanıyorum ve paketin ağzını mandallayıp, kalanı yine derin dondurucuya kaldırıyorum. Oh mis!

Ama siz derseniz ki, yok efendim ben taze taze malzemeler kullanmak isterim, aman efendim, hiç mani olmayız tabi, önden buyurun:) Benim tariflerim her zaman dediğim gibi, zaman yoksunu ve heves yoksunu, mutfakta nispeten daha acemi ve yemek yapmaktan pek hazetmeyenler için. Hamarat hanımlar zaten en güzelini bilir ve yapar. Onlara bir şeyler anlatmak ne haddimize. Hihihihi. Hadi o zaman işten akşamın kaçında gelirseniz gelin, 3 dakikalık hazırlık süresiyle ve kısacık zamanda pişmesiyle gönlünüzü fethedecek sağlıklı ve leziz bir Zeytinyağlı Enginar Tarifi için kolları sıvayalım:) İster iftarda, ister sahurda, misler gibi yeyin hafif hafif:)

Adım Adım Resimli Anlatımıyla ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR TARİFİ

Malzemeler (5 porsiyon)

  • 5 adet soyulmuş ve suyun içinde satılan Enginar
  • 1 adet kuru Soğan
  • 1 su bardağı kadar Havuç-Bezelye ve Patatesten oluşan Garnitür (Ben Superfresh’in donmuş ve hazır paketinden kullandım)
  • 1adet kesme şeker
  • 1/4 çay bardağı kadar Zeytinyağı
  • 1 silme çay kaşığı Tuz
  • 1/2 Limonun suyu
  • 1/2 çay bardağı kaynar su
  • 1 avuç kadar Maydanoz ya da Dereotu

İlk olarak tüm malzemelerimizi elimizin altında hazır hale getiriyoruz. Çünkü soyulumuş enginar kararmaması için, içinde satıldığı limonlu suyun içinden çıkarınca, hemen kararma eğilimi gösteriyor. O yüzden el çabukluğu marifet:)

adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Enginarlarımızı tek tek yıkıyoruz.

adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Sonra bunları uygun büyüklükte bir çelik tencerenin dibine, oyuk kısımları yukarıda kalacak şekilde diziyoruz. Öyle tuhaf ki, biraz oyalanırsanız, hemen kararmaya başlıyorlar, o yüzden şaşırmayın “ne oldu bunlara?” diye. Bakın işte böyle oluyor.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
O yüzden en iyisi, az sonra suyunu kullanacağınız limondan kalan ve için hala hafif sulu yarım limonu bu enginarların her yerine güzelce gezdirerek, kararmalarına bir nebze engel olmak:)

Bahsettiğim gibi ben süreci iyice hızlandırmak için, küp küp doğranmış halde hazır satılan donmuş kuru Soğan kullanıyorum. Siz arzu ederseniz, orta boy bir kuru soğanı hemen küp küp keserek kullanabilirsiniz tabi. Yemeklik doğan nasıl doğranır, resimli anlatımıma bakmak isterseniz tıklayın.

adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Bu soğanları enginarların çanak gibi olan iç kısımlarına fotoğrafta gördüğünüz kadar miktarlarda bir kaşık yardımıyla bölüştürün. Biraz dışarı da taştı mı? Hiç sorun değil:)
zeytinyagli enginar tarifi 5
Şimdi sıra geldi garnitürü ilave etmeye. Dediğim gibi, bence en pratiği bir paket Super fresh garnitürü derin dondurucunuzda bulundurun ve lazım oldukça azar azar, hiç çözünmesini beklemeden kullanın. Bunların bir de kavanozda konserve olarak satılanları var sanırım başka markalardan. Eğer beğeniyorsanız tercih sizin.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Yaklaşık 1 su bardağı kadar garnitürü, kaşıkla enginarların üzerine pay edelim . Azcık etrafa taşsa da hiiiç sorun yok. Aynen devam:)
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Şimdi tencerenin içine, ortada bir yere 1 adet kesme şeker ekleyelim. Şeker ne alaka demeyin, zeytinyağlılarda kullanılıyor ya hani? 🙂
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Şimdi de biraz enginarların üzerine, biraz tencereye gelecek şekilde zeytinyağımızı dökelim.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Silme çay kaşığı tuz derken ne demek istediğimi soranlarınız olabilir, doğaldır tabi. Silme derken, çay kaşığına tuzu koyduğunuzda, elinizle kaşığın üstünü silip dümdüz yaptığınızı düşünün, işte o kadarını kastediyorum. Yani dağ gibi tepeleme olmasın. Az olsun ki, eğer tuzu az olursa sonra ilave etmesi kolay, ama baştan çok koyarsanız, ailede tansiyon sorunu olanlar filan varsa, yazık, sonra sıkıntı olmasın:)
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Sıra geldi yarım limonun suyunu sıkıp, ilave etmeye.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi

adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Çok az da kaynar su ekliyoruz orta alana.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
İşte şu kadar bir şey yeterli. Üstlerine geçmesine gerek yok.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Artık kapağını kapatabilir ve ocağımızın altını açabiliriz. Önce orta ateşte açın, kaynamaya yani suyu fokurdamaya başladığı an, altını kısığa alın olur mu?:)
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Şimdi size tam şu kadar dakika içinde pişer diye kesin bir süre vermiyorum. Neden derseniz bu enginarın yapısına ve kişinin ağız tadına, sevdiği dirilik seviyesine göre değişiyor.
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
“Eee nasıl anlayacağız o zaman?” derseniz, bu sizin ilk enginar pişirme deneyiminiz ise, en güzeli yaklaşık bir 15 dakika sonra kapağını açıp, enginarlardan birini denemek üzere, çatalla küçük bir dilimini kesin ve azcık soğuduktan sonra bir tadına bakın bakalım, biraz daha pişmek ister mi? Zaten keserken de, diri mi yumuşamış mı anlarsınız. Ama yaptıkça çok daha kolay bir yöntem uygulayacaksınız, o da enginarlardan birine bir çatal batırma ile diriliğini kontrol etme yöntemi. Çatalın batma kolaylığına göre istediğiniz kıvamı kolayca tutturmanız mümkün. Ben şahsen iyice yumuşamış, ağızda dağılan halini de çok severim ama canım eşim sayesinde, o çok sevdiği ve öyle tercih ettiği için, biraz daha diri bırakıyoruz.

adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi
Dediğim gibi maydanozla veya dereotuyla zevkinize ve kendi damak tadınıza göre güzelce süsleyebilirsiniz. İşte mesela bu da dereotlusu:)
adim-adim-resimli-zeytinyagli-enginar-tarifi

Afiyetle yerken, olur da beni hatırlarsanız, aşağıya tatlı ve içten mesajlar bırakırsanız, “birilerine faydam olduysa ne mutlu bana” diye sevinçten havalara uçarım bilesiniz:)