Ana Sayfa Blog Sayfa 30

Bodrum’da Bir Çağdaş Sanat Oteli: Casa Dell Arte

0

“Sanat için sanat mı? Yoksa halk için sanat mı?” Onu bunu bilmem ama, eğer sanatla iç içe bir tatil istiyorsanız, kesinlikle bu otel! 🙂 ️

Bodrum Torba’da, her yerinden sanat fışkıran, adeta “çağdaş sanat müzesi” gibi bir butik otelden bahseceğim bugün size. “Casa dell’Arte” isimli bu otelin kurucusu ve sahibi Ahu Büyükkuşoğlu Serter çok özel birisi. Onun ismini, kendi kurduğu “Arya Kadın Platformu” sayesinde, kadın girişimcilere verdiği desteklerle de duymuş olmanız yüksek ihtimal. Kendisi aynı zamanda otomotiv yan sanayine, ürün tedarik eden bir şirket olan ve Türkiye’nin sanayi listesinde ilk 500’de yer alan Farplas’ın da Yönetim Kurulu Başkanı. Bakar mısınız? Tam bir erkek egemen sektör olmasına rağmen, tepede böylesine güçlü, ve güçlü olduğu kadar hemcinslerini de unutmayan ve onların da başarılı olmaları için elinden geleni esirgemeyen, sanata, kadına ve kız çocuklarının okutulmasını destekleyen platformlara yatırım yapan bir kadın figürü… Ne hoş! 🙂

İşte böyle bir kadının elinden çıkmış buram buram sanat dolu bir otele check-in yapıyorum.

Otelin benim için en güzel özelliği, yanyana iki ayrı otel kompleksinden oluşması ve birinin çocuklu aileler için, özellikle çocuklarının eğlence ve sanatla dolu, kaliteli zaman geçirmesi için tam bir cennetken; diğerinin, bizim gibi çocuksuz ve sakin bir tatil arayışında olanlar için, huzurlu ve dingin, muhteşem bir ambiyans sunması. Konsept harika, herkes halinden memnun, oh mis 🙂

casa-dell-arte-hotel-usengec-sef

İşte benim tatil anlayışım… Koşturma ve bir yerlere yetişme kaygısı olmadan, hafif meltem esintili, konforlu bir köşede biraz şekerleme yapıp, biraz kitabımı okumak. Elimde gördüğünüz kitapta “Mutluluk Kulübü, mutlu olan insanlardan daha çok, mutluluğa cesaret ile niyet edenlerin kulübüdür” demiş, ne de güzel söylemiş Yazar Müge Çevik, değil mi ama? Canım dostum ve tatil arkadaşım Yaprak’ın bana hediyesi olan bu kitap, tatil boyunca elimden düşmedi desem yeridir:)

Bu tatilimizde bize eşlik eden, çok değerli bir kişi daha var ki, o da Farplas Şirketler Grubunun Kurumsal İletişim Müdürü Burcu Sönmez. Ben ve eşimi de sayarsak, biz dört kafadar, hep birlikte Casa Dell’ Arte’de müthiş bir tatile başlıyoruz.

Hadi size biraz oteli anlatayım, hatta öyle anlatayım ki yaşatayım adeta! Hazırsak giriyorum otelin kapısından…

Hu huuu Casa Dell Arte ben geldiiiim! 🙂

casa-dell-arte-hotel-usengec-sef

Kapı, antika bir Edirne kapısı… El işçiliğinin kalitesi ve güzelliği resimden bile belli oluyor herhalde:)

Otelin avlusunda devasa bir havuz ve kenarlarında palmiye ağaçlarının gölgesinde, çim zemine yerleştirilmiş şezlonglarda güneşlenme imkanı sunulmuş. Odamızın da bulunduğu esas binaya doğru ilerliyorum.

casa-dell-arte-hotel-havuz

Türkiye’nin ilk çağdaş sanat butik oteli olan Casa Dell’Arte, Bodrum’un en büyüleyici noktalarından, eski bir balıkçı köyü olan Torba Koyu’nda ve hemen deniz kenarına kurulmuş, çok şık bir tatil merkezi…

casa-dell-arte-hotel-sanat-eser-bodrum

Önceleri “Casa Dell’Arte Residence”a, her köşesinde sergilenen paha biçilmez eserler ve sakin bir tatil konsepti nedeniyle, 12 yaşından ufak misafirler kabul edilemiyormuş. Ancak mekanın sahipleri düşünüp taşınmışlar ve çocuklu ailelerin de gelip faydalanabilmesi için, 2008 yılında, buranın hemen yan tarafında 36 odalık Casa dell’Arte Luxury Family Resort’u da hayata geçirmişler. Bu sayede de çocuklar, işinin ehli eğitmenler tarafından eğlenceli resim, müzik, seramik gibi sanat uygulamalarıyla kaliteli ve yaratıcı zaman geçirirken, keyifli bir aile tatilinin en güzeli nasıl yaşanır, burada bunu kurgulamışlar. İlk önce tabi ki kendi konakladığım bölümü anlatacağım:)

Casa Dell’Arte Residence 

Otelin, bahçe, lobi, odalar, kumsal dahil her köşesinde Büyükkuşoğlu Ailesinin sanat koleksiyonuna ait, tamamı orjinal tablo, taş ve heykellerden oluşan eserler sergileniyor.

casa-dell-arte-hotel-sanat-eser-bodrum
casa-dell-arte-hotel-sanat-eser-bodrum

casa-dell-arte-hotel-sanat-antika-bodrum

Ortak alanlarda kullanılan mobilyalar Büyükkuşoğlu Ailesi’nin yıllar boyunca topladığı antika eserlerden oluşuyormuş. Binanın yapımında da eski Kayseri taşları kullanılmış. Sade ve çağdaş bir mimaride tasarlanan yapı, geçmişle geleceği sanatla buluşturuyor adeta. Şaka değil, yılda ortalama ikiyüz parça özgün ve çağdaş Türk eseri sergileniyormuş burada.

Toplamda on iki süit oda bulunan otelde, işte burası da bizim odamız. Oda isimleri burçlardan esinlenerek konulmuş. Beyaz deriden tasarlanmış, kalp formuna yakın yatak ilginç değil mi? Duyduğuma göre tüm mobilyalar Türk ve İtalyan mobilyacılar tarafından özel olarak üretilmiş.

casa dell arte hotel oda
Odalar, duvarlarını süsleyen otantik tabloların ön plana çıkması için en sade şekliyle ve krem renginde dekore edilmiş.

casa-dell-arte-hotel-sanat-suit-bodrum

casa-dell-arte-hotel-sanat-suit-bodrum

Odanın deniz manzaralı, hemen sahile bakan büyük bir balkonu var. Canınız biraz mahremiyet isterse, rahatça kendi balkonunuzda bile, güneşin ve deniz havasının tadını, şezlongunuzda uzanarak çıkarmanız mümkün.

casa-dell-arte-hotel-sanat-suit-bodrum

Manzara aynen şöyle… Fazla söze gerek yok sanırım:) Yeşil ve mavinin her tonu, en güzel ve bakımlı şekliyle göz banyonuz için emrinize amade:)

casa-dell-arte-hotel-deniz-manzara-bodrum

Özel açık yüzme havuzu, özel plajı ve özel iskelesi derken, Casa Dell’Arte’nin misafirlerine sunduğu ayrıcalıklar say say bitmiyor.

Ama en önemlilerinden biri hiç süphesiz, otelde gözünüzü sabah güne çağdaş Türk ressamlarından Fikret Mualla’nın başyapıtıyla açmak ya da bir Komet eserinin yanı başında kahvaltı etmek,ve ya efendime söyleyeyim, kahvenizi Botero eşliğinde keyifle yudumlamak gibi, normalde yalnızca bir çağdaş sanat müzesinde karşılaşabileceğiniz eserlerle bir arada olmak, inanılmaz bir deneyim. işte bu da otelin bu kısmında 12 yaş altı çocukların kabul edilememesinin sebeplerinden biri tabi.

Mesela bizim odamızın duvarlarındaki tablolardan biri 1970 yapımı orjinal “Nuri İyem” tablosuydu ki, ressamın küçücük yaşta kaybettiği, çok sevdiği ablasından esinlenerek hayat verdiği eserindeki mahur, çekingen, güzel ve utangaç yüzlü Anadolu kadınlarının gözlerine uzun süre bakakaldım.
casa-dell-arte-hotel-sanat-nuri-iyem-tablo

Bir diğer eser de eşimin Saint Joseph’den arkadaşının, yine Saint Joseph’li olan amcası, ünlü ressam merhum Adnan Varınca’nın nature mort tablosu çıkmasın mı? Aydın Doğan Ödülü sahibi, bu değerli Türk büyüğümüzün resmi, odamızın duvarlarını süslediği için, ekstra gururlanıp, kendisini rahmetle andık. Aynı zamanda da sanatın “ölümsüz” olduğunun en güzel örneklerinden birini şahsen yaşamış olduk. Ne güzel bir şey, dünyaya böyle zamansız eserler bırakabilmek:)

casa-dell-arte-hotel-sanat-adnan-varinca-tablo

Odamızı gördük, haydi biraz da otelin diğer bölümlerini keşfe çıkalım beraber.

casa-dell-arte-hotel-bahce-bodrum

Bahçede deniz manzaralı bir jakuzisi var, fokur fokur su masajıyla keyif yapmalık tam. Misafirlerin kendi odalarında, plajda ya da bahçede alabilecekleri SPA hizmetleri de bulunuyor.

casa-dell-arte-hotel-cocuksuz-otel-bodrum

Residence’ın hemen yanında bulunan, private (özel kullanımlı) Villa ise kendisini iyice özel hissetmek isteyen, mahremiyetine maksimum özen gösteren misafirler için düşünülmüş. Artık ben diyeyim Krallar, siz deyin ilgiden bunalmış, kafa dinlemek isteyen ünlüler… 🙂

casa-dell-arte-cocuksuz-otel-usengec-sef

Fonda otel olduğuna göre, şu anda iskelesinde olduğumu tahmin etmişsinizdir. Böyle güzel ve ahşap bir iskelede tahtına kurulunca, insan kendini kraliyet ailesinden gibi hissediyor zaten:)

casa-dell-arte-hotel-cocuksuz-otel-iskele

Hemen sahilde inanılmaz güzel bir palmiye ağacı dikkatimi çekiyor. Doğru sayabildiysem tam tamına 6 gövdeli…

casa-dell-arte-hotel-casa-frida-beach-club
 
Onu öyle güzel değerlendirmiş ve korumaya almışlar ki, etrafını çevreleyerek, otelin family resort kısmının restoranı olan Casa Frida’nın, yaz sıcaklarında ferahlık veren, soğuk içeceklerinin hazırlandığı keyifli bir beach club haline getirilmiş.

casa-dell-arte-hotel-beach-club-usengec-sef

Casa “ev” demek biliyorsunuzdur. Casa dell’ Arte, “Sanat Evi” anlamında ve içindeki restorana da “Casa Frida” ismi verilmiş. Nedenini tahmin etmek güç değil, çünkü bu isim, otelin genel temasıyla birebir uyum gösterecek şekilde, hem bir kadın, hem de bir sanatçı olan Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo’dan geliyor.

casa-dell-arte-hotel-casa-frida-beach-club

Çocuklu aileler dahil, otelin tüm misafirlerine güzel yemekler hazırlayan, rahat bir atmosfer yaratmak için, gündüzlerini plajda geçirenlere yönelik, genelde hafif yiyecekler ve geceleri ise gril temalı sağlıklı ve lezzetli yemekler servis ediliyor.

casa-dell-arte-hotel-hecha-dokum-tava

Hecha marka demir döküm tavaları duymuşsunuzdur tahminimce? İşte burada grill yemekler, bu döküm tavalarda hazırlanıp, yine aynı tavalar içinde masaya servis ediliyor. Çünkü döküm tavaların yemeklere, ekstra lezzet katan en önemli özelliği, kömür ateşine rakip olacak şekilde, ısıyı belli bir derecede ve eşit muhafaza etme avantajı sağlaması…

Kendinize ister çiftlik tavuğu, ister et, ister güzel bir somon balığı ziyafeti çekin, ama illa ki bu Hecha deneyimine bir şans verin derim. Özellikle somon ve et grill bizim favorilerimiz oldu:) Sadece gril yemek zorunda değilsiniz tabi… Köfteli, patlıcanlı ev yapımı erişte yemekleri, Kayseri mantıları, lahmacunlar, pideler, Casa Frida menüsünde birbiriyle yarışan diğer enfes lezzetlerden sadece bazıları…

casa-dell-arte-hotel-ninu-restaurant
Hadi biraz da merak edenler için, otelin yan tarafındaki diğer bölümünden, yani “Casa Dell’Arte Luxury Family Resort” isimli aile tatili yapmak isteyenlerin hizmetine sunulmuş çocuklu bölümünden de bahsedeyim.

Casa Dell’Arte Luxury Family Resort

Öncelikle sizi şöyle güzel bir kumsal bekliyor. Maldivlerden getirtilmiş incecik beyaz kumlar özellikle çocuklu annelerin favorisiymiş. Yemyeşil çimenlerin üzerindeki minderlere serilmek mi istersiniz, güneşe rağmen, püfür püfür esen ahşap iskelede şezlongunuzda güneşin tadını doyasıya çıkarmak mı, siz karar verin:)

casa-dell-arte-hotel-casa-frida-beach-club

Sanat, doğa, güneş, deniz, kumsal, deniz ürünleri, müzik ve eğlence… Hepsi burada bir arada:)

Çocuk dostu Casa Dell’Arte Luxury Family Resort, tüm sanat meraklıları ve aileler için, mimarisi sanatla harmanlanmış, konforlu ve huzurlu bir ortamda, her şeyi dolu dolu yaşayabileceğiniz lüks bir otel. Unutmadan söyleyeyim, bu bölüm aynı zamanda hayvan dostu.

Büyük masmavi havuzların etrafındaki mini mağazalar, her biri el işçiliğiyle tek tek hazırlanmış ve sahipleri kadın girişimcilerden oluşan, özel tasarım ürünlerin satışa sunulduğu işletmeler… Otelin sahibesi Ahu Hanım, her biri kendi alanında çok başarılı olan bu kadınlara, bir adım daha ileri gidebilmeleri için bu şekilde imkan sağlayarak, motive ediyormuş.

casa-dell-arte-hotel-havuz-bodrum

Bu otelde de Casa Dell’Arte Sanat Yönetimi bünyesinde yer alan sanatçılara ait modern sanat eserleri, tüm odalarda ve ortak alanlarda sergileniyor. Diğer bölümünden farklı olarak, bu kısımda gördüğünüz sanat eserlerini arzu ederseniz, satın da alabiliyorsunuz.

casa-dell-arte-hotel-sanat-cocuk-klubu

Casa Dell’Arte Luxury Family Resort 37 suit odadan oluşuyor. Odanızdan çıkıp, bir iki adım atarak, begonviller arasında geçip, palmiye ağaçları altında Torba koyunun muhteşem manzarasının tadını çıkarmak mümkün.

casa-dell-arte-hotel-casa-frida-beach-club

Hem çocuklar hem yetişkinler için hazırlanan sanat atölyeleri, pilates, yoga, masaj gibi hizmetler, tam da kafanızı dinlemek ve kendinizi formatlamak için düşünülmüş detaylar.

Çocuk Kulübünün yaratıcı aktiviteleri ise anne-babalar için tam bir ödül gibi. “Neden? derseniz, hem çocukları tatildeyken işin uzmanları tarafından en eğlenceli şekilde eğitiliyor, hem de ebeveynler, bu esnada gönül rahatlığı ile kendilerine zaman ayırarak, dinlenme ve nefes alma imkanı buluyor.

Sanat etkinlikleri tamamen çocuğa odaklı. Resim de çizebiliyor, terlik de tasarlayabiliyor, kolye de… Hatta seramik tabak da yapabiliyor ve fırınlandıktan sonra, kendi eserini ortaya çıkarmanın mutluluğunu bizzat yaşıyor.

Burada amaç çocuk klubünü yöneten Bardabas Kids Club sayesinde, 2-12 yaş arası çocuklara, pilsiz ve yavaş oyuncaklar yaptırmak. Işık çıkarmayan, bilgisayarı olmayan, pil veya elektrik gerektirmeyen oyuncaklara, “yavaş oyuncaklar” deniliyor. Amaç biraz onları iphoneların, ipadlerin hüküm sürdüğü, aşırı elektronik dünyalarından çıkarıp, zihinsel gelişimlerine katkı sağlayıp, yaratıcı yönlerini açığa çıkarmak ve kil, kum gibi doğal malzemelerle haşır neşir yapmak.

İçeride bulunan “Muzipo” isimli çocuk jimnastik klubü, küçük misafirlere eğitmenler eşliğinde hareket ve denge dersleri veriyor. Ayrıca otelin bünyesinde, “krallara layık” diye konumlandırdıkları bir müzik okulu olan “Royal Academy of Music” de var ve isteyen çocuklara piyano, keman ve gitar derslerinin yanı sıra, vurmalı çalgı gibi enstrümanlarla müzik dersleri veriliyor. İnanabiliyor musunuz? Hem de tatilde?:)

casa-dell-arte-hotel-bodrum-manzara-gece

Sağlıklı yemekler, eğlenceli sanatsal faaliyetler, müzik okulu, bir de üzerine spor derken, bu çocuklar deniz, güneş ve bol oksijenle, akşam başını yastığa koymadan mışıl mışıl uyur herhalde. Anne babalar da, fırsat bu fırsat, hemen en çok hasret olduğu şeye, başbaşa mehtabın, yakamozların ve kumsalın romantizmini yaşamaya koşarlar sahile, değil mi ama:)

casa-dell-arte-hotel-bodrum-manzara-gece

Klasik araba meraklılarına müjde! Tatilinizin bir gününde, kendinize Bodrum’un doğal ve tarihi güzelliklerini karadan keşfetmek üzere bir program organize etmek ve bunu da en klasik şekilde yapmak isterseniz, Casa Dell’Arte’nin klasik arabaları unutulmaz bir deneyim olabilir. Koleksiyonda hangi araç ve modeller varmış sizin için öğrendim: 1967 Ford Mustang convertible, 1973 Corvette Stingray ve 1961 Mercedes-Benz 180.

casa-dell-arte-hotel-klasik-araba-mercedes

Yok efendim biz masmavi denizlere yelken açmak, bu sayede rotamızı ve durak noktalarını kendi belirlediğimiz, gönlümüzce bir tatil yapmak isteriz derseniz, lüks ve konforda sınır yok.

Casa dell’ Arte Tekneleri

Casa Dell’Arte’nin tatilini otel yerine teknede geçirmek isteyenlerin kiralayabildiği bir motor yatına ilaveten, biri 28 m. diğeri 35 m. olmak üzere iki adet de klasik yelkenli teknesi bulunuyor. Merak ettiniz mi nasıl bir şeydir teknede tatil? Hmm o zaman hani çok istemesek de sizin için bunu da deneyimlemek boynumuzun borcu. Öhem… Yan cebime:)

İşte o gün yine çocuklar gibi şeniz. Araçla Bodrum Marina’ya geldik ve zodyakla tekneye doğru gitmek üzere yola çıktık bile. Öylesine kafa, öylesine eğlenceli bir grubuz ki, espriler havalarda uçuşuyor. Yanımızda dünya tatlıları Burcu ve Yaprak, kendimizi Survivor’dan “Ünlüler ve Gönüllüler” sanki zodyak’la adalarına bırakılıyormuş gibi hayal edip, devamlı kikirdiyoruz. Dalgaları yara yara giderken, bir yandan da arada da “Bence Turabi gitsin” filan diye bayağı bir havasına girmişiz olayın, bu kadar olmaz yani:)

casa-dell-arte-tekne-survivor-unluler-gonulluler

İşte Bodrum Kalesi manzarasını karşısına almış halde Casa Dell’Arte’nin, 35 meterlik gıcır gıcır teknesi bizi bekliyor. Hayır, biz gelmesek, o bize gelecekmiş belli!:)

casa-dell-arte-tekne-survivor-unluler-gonulluler

Televizyondaki macera dolu yarışmaları izliyorsanız, “Alabora” çekimlerinin yapıldığı tekne desem hemen tanırsınız kendisini herhalde:)

casa-dell-arte-yat-usengec-sef-bodrum

İşte Casa Dell Arte Hotel’in 35 metrelik yatında, dostlarla keyifli bir Bodrum turundayız. Hatta çocukken fazla “Aşk Gemisi” izlemekten olsa gerek, 40 yıllık açık deniz kaptanıymışcasına dümene geçip, bayağı-bayağı kullanıyormuş gibi bir hava yaratmışım 🙂


casa-dell-arte-tekne-usengec-sef-kaptanGemi deyince aklımıza ilk gelen poz, tabi ki de meşhur film Titanik’in burun kısmında, sevgililerin verdiği o meşhur sahnedir ya hani? Dolayısıyla Yaprakçımla çocuklar gibi şımarırken, biz bu pozu tamamen yanlış anlamış olabiliriz:)

casa-dell-arte-tekne-titanik-deniz-gunesEnerjimiz tavan yapmış madem, hadi teknenin içini de gezelim.

Ünlü sanatçıların eserlerinin sergilendiği Casa Dell’Arte tekneleri, Akdeniz ve Ege’nin eşsiz kıyılarında seyreden yüzen birer sanat sergisi gibi…

casa-dell-arte-tekne-yat-gulet-sailingDeluxe Gület diye geçen bu 35 metrelik lüks teknenin içinde 3 master kabin, 2 tane de çift kişilik kamara olmak üzere, toplam 10 kişinin konaklaması mümkün.

casa-dell-arte-tekne-yat-sailing-usengec-sefTeknede olduğuma kim inanır, banyosu bile böyle şık ve konforlu:)


casa-dell-arte-tekne-yat-gulet-sailingİtiraf ediyorum tekne gezisi konseptine uyumlu olarak beyaz ve mavi giyinmiş olabilirim ama o gün ilk defa giydiğim uzun ve kar beyazı eteğimin, rüzgarla dans ederek bana böyle artistik instagram kareleri çıkaracağını hiç hayal bile etmemiştim:) Tabi burada sahip olduğu doğal yeteneği ve sanatçı bakış açısıyla bu fotoğraflara hayat veren biricik eşime de çok teşekkür etmeliyim. Oooo… bu kadar iltifattan sonra daha uzuuuun yıllar güzel resimlerimi çeker artık herhalde:)

casa-dell-arte-yat-usengec-sef-deniz-tatil

Gönlümüzce güldük eğlendik, azcık dinlendik, azcık şımardık ve bol bol gezdiğimize göre, hadi artık otelimize dönelim.

casa-dell-arte-hotel-cocuksuz-otel-bodrum
 
Hava ufaktan kararmaya başlamış. Karınlarımız da acıkmış ve heyecanlıyız. “Neden?” derseniz, ününü daha önce İstanbul’da Asitane ve ZeldaZonk gibi ünlü restoranlardan da duyduğum genç ve yetenekli Şef Bengi Kayhan, Casa dell’ Arte’nin içindeki 2 restoranın da mutfağının başındaymış.

Grill ağırlıklı Casa Frida’daki lezzetleri size daha önce anlatmıştım. İşte onlar da Bengi’nin mutfağından çıkmıştı. Sürprizi şimdiye sakladım:)

Bizim kaldığımız yani “The Residence” tarafında bulunan restoranın ismi: “Ninu”

casa-dell-arte-hotel-ninu-restaurant-bengi-sef

Casa dell’ Arte Ninu Restaurant

“Ninu” Sümerce’de “biz kadınlar” ya da “biz hanımefendiler” anlamına geliyormuş. Eminim ki çoğunuz hemen, aklınızda bağlantıyı canlandırdınız. Kadın bir şef ve “biz kadınlar” isminde bir restoran… Mekanın Sahibi Ahu Serter, Casa dell’ Arte’nin her köşesinde, girişimci kadınları desteklemeye devam ettiğini her an, her şekilde ispatlayarak bizi şaşırtmaya devam ediyor işte:) Mutfak gibi yine “erkek egemenliği” olan bir alanda Bengi Şef’e fırsat verip, önünü açması takdire şayan:)

“Ninu”dan bahsediyorduk… Peki neden Sümerce? Çünkü Şef Bengi Kayhan, Ninu Restaurant’ın Sümerler’den günümüze kadar, bu coğrafyada pişirilen yemeklerin sentezlendiği bir yer, bir nevi “laboratuar” olmasını amaçlamış.

Bunun için de, Türk mutfağından seçkin örnekler sunarken, geçmişten gelen lezzetleri, günümüz pişirme teknikleri ile buluşturan, farklı tatları yeniden kombinleyerek, yeni tatlar elde eden, bazında “Türk”, ama sunumunda dünya standartlarında olan bir restoran konsepti çıkarmış ortaya.

casa-dell-arte-hotel-ninu-restaurant-bengi-sef

Masamıza önden gelen bu ekmek bile Sümerlerden kalma çok eski bir tarifle yapılan mayayla hazırlanmış. Yanında da güneşte kurutulmuş akya balığı pastırması… Hadi bakalım bizi ne sürprizler bekliyor bu akşam:)

casa-dell-arte-hotel-ninu-restaurant-bengi-sef

İşte ilk tabağımız geldi bile. Önce bir müddet bakakalıyor insan, bunlar nedir acaba diye, keşfetmeye çalışıyor. Bengi de bu durumdan büyük keyif alıyor. Bilindik lezzetlerin dışına çıkmak onun için büyük bir tutku belli ki.

Humus, kınalı bamya turşusu, patlıcan steak, tuzda pişmiş yumurta sarısı rendesi, maydanoz ve toz paprika…

casa-dell-arte-hotel-ninu-restaurant-bengi-sef

…ve ardından da sıkıştırılarak tavada mühürlenmiş karpuz, yanında Malatya peyniri, Gemlik zeytini ve Datça baharatlı krutonla ziyafetimiz sürüyor.

Sezona göre değişen, yerel ürünler kullanmaya özen gösterilen restoranın menüsü, bu sayede her ay değişiyormuş.

Bengi özellikle de lokal pazarlarda, o gün bulduğu malzemelerle hazırladığı, “şefin spesiyalleri” konusunda yaratıcılığın sınırlarını zorlarken, kendi mutfağını ve yemek pişirme tarzını da “Progresif Türk Mutfağı” olarak tanımlıyor.

casa-dell-arte-ninu-restaurant-bengi-sef-karides

Jumbo karides, tarama, avokado, çıtır baklava yufkası ve susamlı limon dilimi… Üzerine kaya levreği ve deniz börülcesiyle hazırladığı bir tabak daha derken, Ninu’nun Executive Chef’i Bengi, damakları şaşırtan lezzetler sunmaya devam ediyor.

Üzerine, isteyene Cheesecake ve karamelli dondurma servis edilirken, isteyene benim de tercihim olan bu deniz tuzlu çikolata toprağı, karamel dondurma ve truffle’ın harika uyumuyla ortaya çıkan tatlılar geldi.

casa-dell-arte-ninu-restaurant-bengi-sef-cheesecake
casa-dell-arte-ninu-restaurant-bengi-sef-cikolata

Yakın çekim olduğu için çok fazla şey yenildi sanmayın, adı üzerinde bunlar tadım menüsü. Dolayısıyla insanı şişirip, rahatsız etmeyen sağlıklı ve iyi yemekler…

Yemekten sonra, otelin içinde o ilk gördüğüm andan beri aklımda olan piyanonun başına geçip, bir iki tuşa bastım. Eh buna mecburum, hayranlarım bekler tabi:)

casa-dell-arte-hotel-usengec-sef-piyano

Etrafta çok sayıda sanat eseri olunca, bazen insan, bakıp da görmeyebiliyor. İşte onlardan biri…

casa-dell-arte-hotel-sanat-nuri-bilge-ceylanBu eserin kime ait olduğunu fark edince, “Altın Palmiye ödüllü” Türk yönetmen ve senarist Nuri Bilge Ceylan’ın, bir özelliğine daha yakından şahitlik ettim.

Film için mekan arayışını bahane ederek, memleketin dört bir yanında çektiği enstantaneleri, doğanın, insanın ve tarihin izleriyle, farklı kompozisyonlarla karelerine yansıtan Ceylan’ın fotoğrafçı kişiliği, bu otelin duvarında dev bir imaj olarak hayat bulmuş.

Sabah olup da, yine açık bir gökyüzü ve güneşli bir güne uyanmanın verdiği mutlulukla, aşağı indiğimizde, bizi böyle güzel bir ortam karşılıyor.

casa-dell-arte-hotel-bahce-sahil-kumsal-beach

Casa Frida Restaurant’da Açık Büfe Kahvaltı

Aile oteli bölümündeki restoranda sergilenen açık büfe kahvaltıda çeşitler taze ve lezzetli.

casa dell arte acik bufe kahvalti

casa-dell-arte-bodrum-kahvalti-usengec-sef

Pofuduk börekler, omletler, üzerinde kaşar peyniri eritilmiş sucuklar, yeşillikler, meyveler, ballar-kaymaklar derken, kallavi bir kahvaltı ediyor insan:)

casa-dell-arte-hotel-acik-bufe-kahvalti

Bir Üşengeç Şef tatil kahvaltısı klasiği… Böyle tatlı bir tatile de, en sevdiğim şey olan “Çilek Reçeli”mle tatlı bir kapanış yapmak isterim tabi:))

casa-dell-arte-hotel-cilek-receli

Bir kış durmaksızın çalıştıysak, bütçemiz doğrulusunda, gönlümüzce güzel bir yaz tatilini fazlasıyla haketmişizdir, değil mi ama?

Bayramda uzaklara gidemeseniz bile, umarım aile, eş-dost, konu-komşu ziyaretlerinizi bitirdikten sonra, en azından hazır biraz boş ve sakinken, kendi şehrinizi turist tadında bir güzel yaşamışsınızdır:)

Tüm canım takipçilerimin, geçmiş bayramını da bu vesileyle tekrar kutlarım :)Aa bu arada eğer siz de tatlı ve içten yorumlarla beni mutlu etmek isterseniz, hiç çekinmeden şuradan bloguma kolayca üye olabilirsiniz:)



Booking.com

Pitahaya Home Boutique Hotel

0

İlk olarak zevkine çok güvendiğimiz dostlarımızın tavsiye üzerine, bundan yaklaşık bir buçuk ay kadar önce Bodrum’da o meşhur kahvaltısını denemek üzere geldiğimiz ve daha kapısından girer girmez, güler yüzle, sıcacık şekilde karşılandığımız bir mekanı anlatacağım size.

İsmini aldığı kaktüs çiçeği meyvesi “Pitahaya” başta olmak üzere, mandalina, dut, limon, ayva, erik, nar, zeytin gibi pek çok meyve ve çam ağaçlarıyla ve rengarenk çiçeklerle dolu, 13 dönümlük bereketli bir arazide kurulu olan 24 odalı Pitahaya Home Boutique Otel, Bodrum’da Türkbükü ile Gündoğan arasında, kesinlikle keşfedilmesi gereken gizli bir vaha…

Muhteşem bir serpme kahvaltı yanında, ambiyansına da tek kelimeyle aşık olduğumuz Pitahaya Home Boutique Hotel’in sahipleriyle tanışıp kaynaşmamız da o kadar çabuk oldu ki, tek kelimeyle huzur bulduk burada. Şimdi ne zaman kim Bodrum’a gitse, Pitahaya’yı illa ki tavsiye ediyorum, giden bana dua ediyor, o derece! 🙂

pitahaya-hotel-kahvalti-usengec-sef

Otelin kahvaltısı dediğim gibi tam bir efsane. İçinde yok yok! Kızarmış keçi peynirinden, taş fırında pişirilmiş Karadeniz usulü yumurtalı pideye, kaymaklı lor peynirinden tutun da, İzmir Bergamasına kadar çeşit çeşit kaliteli yöresel peynirlere, güveçte hazırlanmış çok lezzetli bir sucuk, sahanda yumurta, peynirli gözleme, ne ararsanız var.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-kahvalti

Dut, limon, nar, mandalina, çilek reçellerinin hepsinin ev yapımı olduğunu ve otelin arazisindeki ağaçlardan bizzat toplanarak yapıldığını anlatmama gerek yok herhalde. Normalde petek bal sevmeyen benim bile bayıldığım bir bal servis ediliyor burada. Mine Hanım’ın Ordu’da sahibi olduğu arazideki yaylalarında üretilen bu bal, Gızılot Karadere Balı… Tadı ise anlatılmaz yaşanır cinsten.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-kahvalti

Bir de üzerine kendi bahçelerinden topladıkları domates, salatalık ve biberleri de ekleyin ve doğanın bütün güzelliklerinin tadına tam anlamıyla varmak için, ilk fırsatta Pitahaya’ya mutlaka ama mutlaka uğrayın! İlla otel müşterisi olmanız gerekmiyor bu enfes kahvaltı için… Adam başı 40 TL gibi çok uygun bir fiyata, dışarıdan gelerek de böylesi bir ziyafet çekebilmeniz mümkün, benden söylemesi:)

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-kahvalti

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-begonvil

Pitahaya’nın ortaya çıkma hikayesi çok şeker… Sahibesi Mine Hanım, normalde bir çiftlik olan bu araziyi bundan taa 15 yıl evvel yatırım amaçlı olarak satın almış. 2 sene önce de ne durumda diye bir bakmak üzere gelmiş ki, çalışanlar olmasına rağmen, etrafı bakımsızlıktan harabeye dönmüş halde bulmuş.

Bahçe düzenlemesi yapıldıkça, çiftlik de gittikçe bakımlı olmaya başlamış. Değerli iş adamlarımızdan olan eşi Süleyman Sazak ile “burası bizim cennetimiz olsun, yaşlanınca burada oturalım” diye bir karar almışlar ve ardından ana ve yan binalarda tadilata başlanmış. Buraya kadar her şey normal değil mi? 🙂

Çiftlikle ilgilenildikçe, ortaya çok güzel şeyler çıkmaya başlamış ve demişler ki “acaba burayı bir butik hotel mi yapsak?”. Döküntü haldeki ahırları yıktırmışlar ve Mine Hanım işin başına geçerek 6 ay gibi kısacık bir zamanda inşaatı bitirerek, bu koca araziyi bir cennete dönüştürmeyi başarmış.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum

Bu uğurda yeri gelmiş, bahçe peyzajını yaparken tüm taşları yerlerine kendisi koymuş, yeri gelmiş çakılları bile kürekle kendisi atmış. İstemiş ki neyin nereye konulacağına kendisi karar versin ve her şeyi gerçekten kendi emeğiyle yapsın…
Tüm bu yoğun, yorucu ama bir o kadar da zevkli çalışmaların bitmesine yakın, eşi Süleyman Bey Bodrum’a gelmiş, sahilde güzel bir yemek yemek ümidiyle meşhur bir balık restoranına gitmişler. Çok kötü bir yemek üzerine, bir de saçma bir hesap gelince, tam bir gurme olan eşi, Mine Hanım’a demiş ki, “yemek nasıl yapılır göstermek için, bir de restoran açıyoruz”. Bu sayede, hiç böyle bir şey akıllarında yokken önce otelciliği, sonra restoran işini kademe kademe başlatmışlar.
pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum
İlk başta “nasıl yaparız, altından kalkabilir miyiz?” diye düşünmüşler ve Süleyman Bey eşine demiş ki: “Hiç dert değil, tutmazsa, eşe-dosta party house yaparız!” İşte böyle iddiasız bir şekilde, sadece kendi zevklerini ortaya koyan bir yola girerek, sadece insanlar gelsinler, evlerinde gibi rahat etsinler ve güzel yemekler yesinler düşüncesiyle başlamış serüven.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum

Otelin en büyük özelliğine gelince, inşaatı için hiç ağaç kesilmediği gibi, bunun yerine ağaçların arasına odalar serpiştirilmiş. Doğa aşığı Mine Hanım’a bu da yetmemiş, tamamen geri dönüşüme yönelik olarak, gidip eski mobilyaları, kapıları, dolapları, ikinci el dükkanlardan tek tek seçip toplamış ve kendisine önce bir atölye kurup, sonra onu marangozhaneye dönüştürerek, bizzat işin başına geçmiş.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-oda

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-oda

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-oda

Doğal olması için kimyasal kullanmadan boya nasıl yapılır araştırarak, vintage görünüm nasıl verilir diye geceleri sabahlara kadar uğraşa didine, en sonunda bunu da çözmüş ve eski boyaları sökerek ilaçladığı mobilyaları, su bazlı akrilik esaslı boyalarla yeniden tasarlayarak hayata kazandırmış.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-oda

Ağaç katliamı yapmadan, geri dönüşümle en güzel dekorasyonun yapılacağı iddiasını kanıtlar şekilde, 6 aylık meşakkatli bir sürecin sonunda sıfırdan var ettiği otel ve restoranında, masalardan, yatak başlarına, orta sehpalardan, komidinlere kadar aklınıza ne gelirse, kullanılan tüm mobilya ve aksesuarlarda bizzat kendi el emeği göz nuru bulunuyor ve bu özelliğiyle de otel, Bodrum’da bir ilke imza atıyor.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-oda

1 adet süit, 1 adet deluxe, 1 adet villa ve 2’si Flat oda olmak üzere toplam 24 odası bulunan ve odaların her birine Truva Savaşı’ndan kaçan insanların kurduğu antik Bodrum kent isimlerinin verildiği otelin işte böyle etkileyici bir hikayesi var.

30 sene moda sektöründe, deri konfeksiyon üzerine ihracat yapan, dünya güzeli bir hanımefendi olan sahibesi Mine Onay’ın detaylara önem veren yaratıcı kişiliğini yansıtan bu otel, misafirlerine ev ortamında, doğa ile iç içe, huzurlu ve elit bir konaklama hizmeti vermeyi misyon edinmiş.

pitahaya-hotel-mine-onay-usengec-sef

Kafa dinleyebileceğiniz kadar sakin olup da, kafa dağıtabileceğiniz kadar da Bodrum’un içinde bir otel arıyorsanız, doğanın hemen kalbinde kurulmuş olan Pitahaya Home Boutique Hotel sizin için biçilmiş kaftan.

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-havuz

Bodrum’un en yüksek dağı olan Karadağ’ın tam karşısında, iki vadi arasında olmasının verdiği avantajla, bol bol oksijene doyulan, her tarafında yeşilin her tonunun raksettiği bu otel, doğa ile iç içe, dingin ve huzurlu bir tatil için harika bir adres. Hava kaç derece olursa olsun, burada insanı yapış yapış eden o bunaltıcı sıcaklık olmuyor. Bunca temiz hava ve huzurlu ortam içinde, konforlu ortopedik yatağınıza uzandığınızda, düşünün ki, normalde uyku problemi çeken benim gibi birisi bile daha başını yastığa koyduğu an, sabaha kadar hiç deliksiz, mışıl mışıl uyuyor, ben daha ne diyeyim? 🙂

pitahaya-home-boutique-hotel-bodrum-havuz

Otelin içinde 2’si büyükler için 1’i çocuklar için olmak üzere toplamda 3 havuz bulunuyor. Havuz kenarında asma yaprakları altında aileniz ve sevdiklerinizle kuş sesleri arasında böyle güzel bir kahvaltı yapmak, eminim ki size de çok iyi gelecek ve bir anda Pitahaya’nın müdavimi olacaksınız siz de bizim gibi:)

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

Girişimci ruhuna ve yaratıcılığına hayran olduğum Mine Hanım, bu sene bir sürpriz daha yaparak, oteline ilaveten Türkbükü sahilinde bir beach ve restoran daha açınca, bana da ilk fırsatta bu bahaneyle gelip ziyaret etmek farz oldu.
pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

Otele araçla sadece 5 dakika mesafedeki bu beach, şeker pembesi begonvillerle bezeli, şık ve kaliteli ambiyansıyla hemen diğerlerinden ayrılıyor. Deck kısmına ilaveten, bir de kumların ve denizin üzerine rengarenk şezlongların atıldığı beach, güneş ve denizin tadını doyasıya çıkarmak isteyenlere inanılmaz keyifli bir Bodrum deneyimi sunuyor.
pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

Güneşlenirken ferahlamak için çilekli bir frozen yudumlayabileceğiniz gibi, mavi bayraklı, pırıl pırıl, tertemiz ve çarşaf gibi denizin tadını çıkarırken acıkırsanız, siz de benim gibi güzel bir burger ya da taptaze bir salata deneyebilirsiniz.
pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

Türkbükü’nü sadece balık üzerine yoğunlaşmış o tek düzelikten kurtarır şekilde, akşamları tamamen restorana dönüşen Bar’MS Food and Wine Restaurant isimli bu mekanın, Dünya mutfağından birbirinden lezzetli yemeklerin sunulduğu mönüsü, her damak zevkine hitap eden çeşitlilikte hazırlanmış.

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

Başlangıçlardan denediğim Ahtapot Carpaccio, Dana Carpaccio ve Somon Carpaccio’nun lezzetleri adeta birbiriyle yarış halinde… Ben en çok hangisini beğendim sorarsanız, Ahtapot Carpaccio’ya ekstra bayıldığımı söyleyebilirim.

pitahaya-beach-restaurant-turkbuku-bodrum

pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-carpaccio

Avokadolu Karides bugüne kadar yediğim benzerleri arasında, açık ara en başarılılarından… Ara sıcaklardan biberiyeli nohut püresi üzerinde servis edilen “Izgara Ahtapot Bacağı” ve ana yemeklerden 6 saat kısık ateşte fırında kendi suyunda pişirilen “Fırınlanmış Dana Kaburga” ise tam bir efsane.
pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-karides

pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-ahtapot

pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-et

Bunca çeşidin arasında ben artık deneyemedim ama masamızda Yoğurtlu Kebap’tan tadanlar, köftelerini de dana bonfilesini de çok başarılı buldular.

pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-kebap

Keyifli sohbetimizle renklenen geceyi hangi tatlıyla kapatacağımıza karar veremeyince, ortaya Tiramisu, Trileçe ve Çikolatalı Sufle söylendi. Hepsi de taptaze ve lezzetliydi.
pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-tiramisu

pitahaya-restaurant-turkbuku-bodrum-trilece

Bodrum-Milas Havaalanı’na 45 km, Bodrum’a 15 km, Yalıkavak’a 8 km ve Göltürkbükü’ne 4 km mesafede olan Pitahaya Home Boutique Hotel’e Bodrum ve Gündoğan tarafından kalkan minibüslerle ulaşım sadece 20 dakika… Eğer Bodrum’da doğa ile iç içe, huzurlu ve dingin bir tatil ise aradığınız, Pitahaya Home Boutique Hotel çok doğru bir adres.

Pitahaya Home Boutique Hotel İletişim Bilgileri
Adres: Kaleyıkığı Mahallesi Bülent Ecevit Caddesi No:138 Eski Gölköy – BODRUM
Tel: (0252) 387 74 44

Terminator Genisys Filminden İzlenimlerim

2

Çocukken tam bir Arnold Schwarzenegger hayranıydım. Kocaman kaslı vücuduna rağmen, yüzündeki o şapşal ifade ve Avusturya aksanıyla İngilizce konuşması bana çok sempatik gelirdi:) O dönem benim için bir “New Kids on The Block” vardı, bir de “Arnold”. Devamlı Blue Jean dergisi alırdım. İçinden çıkan, toplamda 8 tanecik yabancı şarkı sözü için delirirdim. Elimde dergi, teybin başına geçer, kaseti devamlı başa alır, ezberlerdim o şarkıları. Yetmezdi sözlükten kelime kelime anlamlarını araştırıp, şarkıda ne anlatıldığını öğrenmeye çalışırdım. Yıllar sonra internet sayesinde şarkı sözü bulma konusunda artık rahata kavuştuk tabi ama o zamanlar tam yokluk yıllarıydı valla. Diğer çocuklar gibi kafadan atma sözlerle “sanatımı icra etmeyi” sevmediğim için, bu sayede geniş bir yabancı şarkı repertuarım oluşmuştu:) Bütün harçlıklarımı yabancı gençlik dergilerine yatırır, odamın duvarlarını yerlerden tavanlara kadar sevdiğim şarkıcı veya oyuncu posterleriyle doldururdum. Çılgınlık işte demeyin, yabancı dil öğrenmenin en keyifli halidir şarkı sözleri:) Herkes “tenekeci bokçe” zannederken ben Michael Jackson’un “Annie Are you Ok?” dediğini ilk öğrenenlerdim bi kerem, naaabeeeer? :))

arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

Hiç unutmam, bir sene, evi boyatma kararı alındı, doğal olarak bütün posterler de sökülecek tabi. Eh artık zamanı da gelmiş, ben de biraz büyüyüp onlardan hevesimi almışım hani. Boya işlerimizle uğraşan Hacı Amca dediğimiz tonton da bir amca var, o geldi ve duvarımda Arnold’u gördü, kalakaldı. Bir şey de diyemiyor ama gıcık oldu tabi kocaman kas yığını bir tipçik ne işi var bizim kızın duvarında diye!:) New Kids’in toy çocuklarından ziyade, en çok onun posterlerini sökerken, keyiften dört köşe olmuştur eminim:)

arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

Yıllar geçti… Belki vurdulu-kırdılı filmlerini değil ama çocuklardan hiç hazetmeyen bir anaokulu polisini canlandırdığı bi'”Kindergarten Cops” olsun, efendime söyleyeyim, Danny DeVito ile birbiriyle tamamen zıt olan ikiz kardeşleri oynadığı bi’ “Twins” olsun, Arnold’un komik hallerine hep içten içe sempati duydum.
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema
Terminator serisinin ikincisini kaç kere izlediğimi Allah bilir. Tüm dialogları ezbelemiştim, hatta bir ara beraber konuşuyorduk diyeceğim ama zaten film boyunca kaç kelime ediyordu ki, değil mi ama? Onun o komik aksanıyla, dili dönmeden söylediği “Hasta la vista baby” ve “I’ll be back”ler klasikleşmiştir artık. Bunları başkası da söylese, insanın aklına hep o gelir:)

arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

Şu videoyu izledim geçenlerde, çok güldüm. Milletin ödü kopmuş balmumu heykel canlandı diye. Madame Tussauds Müzesine ben gittiğimde olsaymış ya keşke böyle bir kamera şakası:)

Adam boşuna “I’ll be back” yani “geri döneceğim” demiyor, sözünün de eri maşallah. Alın işte koskoca Los Angeles Valisi olduktan sonra, bir de üzerine, 68 yaşına merdiven dayamış haliyle bile yine beyaz perdeye döndü ve şimdi de Terminator Genisys ile rol kesiyor. O sözünü yerine getirip dönmüşken, benim kayıtsız kalmam yakışık almaz diyerek, geçtiğimiz Cumartesi günü Akasya AVM’nin en üst katındaki Mars Cinemaximum’a gidip, hemen gündüz seanslarına göz attık. “Güzel ve güneşli bir cumartesi günü, kapalı bir sinema salonunda mı harcanır yahu?” demeyin, bu film için değer demişiz işte bir kere.

2 sinema biletine 3D gözlüklerle beraber 48 TL verdik ve hemen koşup öncesinde hızlıca bir şeyler yiyerek, salondaki yerimize geçtik. 2 kişinin sadece sinema masrafı 50 TL olmuş, bir de 2 çocuklu aile olsan 100 TL biletler, arada bir gazoz mazoz içilse, patlamış mısır-dondurma filan da yense öf öf öf ki ne öffff! “Bir sinema 4 kişilik aileye 200 TL’ye patlar neredeyse” diye de içimizden geçirdik. Onca abur cuburunun üzerine çıkışta da “acıktık biiiz” dediklerini düşünsenize, Allah kolaylık versin çocuklulara:)
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

Yayın başladığında, sinema ekranında filmin kalitesi bi’tuhaftı. Fazla karanlıktı herşey. Sonlarına doğru görüntü var, ses yok hale geldi. Makinist odasına bakıyor herkes, ama nafile. Birileri çıktı salondan, o esnada tekrar göstermeye başladı. Hadi millet ses çıkarmadı konsantrasyon bölünmesin diye ama bir daha oldu aynı şey, hadi bir daha derken, bu sefer düzelmek de bilmedi. Eh film keyfimiz de bu sayede kaçtı. Dışarı çıkıp yetkili birini çağırdılar, ışıklar açıldı, telsiz anonsuyla film geri sardırıldı ve salonda herkes filmden kopmuş halde tabi. Yetkili soruyor, “burada mı koptu?” “Yok”. “Biraz daha sarın! Peki ya burada mı?” “Yok!” Of tam bir fiyasko. Filmin son 10-15 dakikalık bölümünü bu sayede kaçırmış olduk çünkü bu teknik arıza dedikleri şey sayesinde salonun biz dahil, büyük çoğunluğu pes edip kalkarak, para iadesi aldılar. Ama Cumartesi gibi ailece birlikte rahat zaman geçirebildiğimiz sayılı günlerden birinde, keyifle izlemek için heveslendiğimiz film, böyle yarım kalınca, hem bunca saatimiz boşuna harcanmış oldu, hem de o hevesimiz kursağımızda kaldı. Neyse daha sonra bir daha başka yerde tamamını izledik de içimiz rahatladı. Diyeceğim o ki, bu sahipsiz ve amatör yaklaşım, daha yepyeni ve kaliteli bir AVM olarak kabul ettiğimiz Akasya’ya ve Mars Cinemaximum’a yakışmadı.

akasya-avm-mars-cinemaximum-sinema

Neyse biz konumuza dönelim. Terminator serisinin devamlı takipçileri klasik hikayeyi biliyordur tabi. Eh şimdi artık 68 yaşına gelen Arnold’u bu filmde tekrar oynatabilmek için bir takım mantıklar bulmaları gerektiğinden, filmin gidişatını da doğal olarak biraz değiştirmişler. Bu vesiyle öğreniyoruz ki, Terminatorlerin üzerindeki insan derisi, zamanla yaşlanabiliyormuş. Tabi yerse:))

Spoiler vermeyeceğim korkmayın! 🙂 Terminatorlerin genel akışını, bu yazıyı okuyacak kadar ilgili olanlar, biliyordur zaten. Hikayenin ilk başından itibaren olanları çok basitçe özetlemek gerekirse, Skynet isimli yapay zeka gelişip insanoğluna saldırıyor. İnsanoğlunun son bir savaş verip, Skynet’i alt edebilmesi için Sarah Conner’ın oğluna ihtiyaç var. Terminator rolündeki Arnold, geçmişe, Sarah Conner’ı öldürmeye gönderiliyor. Kyle Reese de Sarah kızımızın öldürülmesini engellemek için gelecekten gönderilen bir asker. Eh oğlunun doğup da insanlığı kurtarabilmesi için, doğal olarak önce annesinin yaşaması gerekiyor. Bu filmi de Türk filmi tadında anlattım ya, bravo bana:) Ondan sonra Sarah’nın eltisinin bibisi, kaynatasına demiş ki… Ahh! fazla bilim kurgu izlemekten, devrelerim yandı, ben ne diyorum:)
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

Sarah Conner rolünü, Linda Hamilton’un oynamasına o kadar alışmışız ki,yerine efsane dizi “Game of Thrones”un Khaleesi rolündeki beyaz saçlı prensesi, İngiliz aktris Emilia Clarke’ı oynatmışlar ama bence orjinal filmdeki Sarah Conner’ın yerini tam anlamıyla tutamamış sanki. Beyaz saçlarıymış demek ki onu sıradanlıktan kurtaran diyeceğim ama olur da bu satırları okur-mokur şimdi, ağır konuşarak kırmayayım kızcağızın kalbini diyorum, en nihayetinde umut da vaad ediyor hani:)

emilia-clarke-khaleesi-terminator-genisys-sinema

Serinin ilk filminde kötü olan Terminator, benim o en çok sevdiğim ikinci filmle birlikte, iyi bir karaktere dönüşmüştü. Rakibi olarak ortaya çıkan likit metalden yapılmış, T-1000 model “kötü-pis-kaka robotu” engellesin diye gelecekteki insanlar, bu iyi kalpli yeni Terminatorü programlayıp geri göndermiştiler Allahtan. Ay ne iyi bir robotsun sen Arnold Abi:)
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema

İşte bu serinin en yeni filminin başında da Arnold’un o ilk filmde gençken oynadığı kötü karakterle, şimdiki iyi-tatlı-naif-şeker ve Sarah Conner’a karşı aşırı korumacı ama azcıcık da yaşlanmış hali, yani o iki Terminator, birbiriyle kapıştı. Kendisine “pops” denmesine ve alt yazılarda bunu “moruk” diye çevirmelerine içerlemedim desem yalan olur. “Pops”ı mis gibi de “babalık” diye çevrilebilirmiş yani moruk da neyin nesi? Çok ayıp! :)Filmin fragmanını aşağıdaki videoyu göremiyorsanız, şuradan da izleyebilirsiniz.

Yeni senaryoyu çekebilmek için genel hikayeyi bir paralel evren yaratarak değiştirmişler. Bu filmde de, ilk filmdeki bazı sahnelere de çok güzel dokundurmalar yapmışlar. Özellikle Arnold’un zoraki sırıttığı sahneler çok başarılı. Aşırı sevimli bir robot olmuş yine. Ailemizin robotu sanki, o derece tatlı. Al evde, salonun baş köşesine koy, bak bir daha misafir çocukları yerlerinden kımıldayabiliyor mu:) Hmm şaka maka derken, şu saniyeden itibaren, ben bunu ciddi ciddi düşünmeye başladım, işe yarayacağına bi’ ikna oldum sanki bak! Beeeey, eve bir Terminator almaya ne dersin? :))
arnold-schwarzenegger-terminator-genisys-sinema
Aa bu arada eğer siz de tatlı ve içten yorumlarla beni mutlu etmek isterseniz, şuradan bloguma kolayca üye olabilirsiniz.

Titanic Lara Beach Hotel

6

Bugün size yaklaşık 2,5 ay önce gittiğim ve hala her aklıma geldiğinde, burnumda tüten Antalya’daki Titanic Lara Beach Hotel deneyimimi anlatacağım. Bu aralar yazılarımda bilhassa otel konularına ağırlık verdiğimi fark etmişsinizdir. Yaz tatili seçimleriniz için otel ve bölge tercihi yaparken, en objektif şekilde aktarmaya çalıştığım kendi tecrübe ve izlenimlerim ile, sizlere bir nebze de olsa yardımcı olabiliyorsam ne mutlu bana.Bu sene 23 Nisan Bayramı’nın, Perşembe gününe denk gelmesini fırsat bilen eşimin, tatili haftasonuyla birleştirerek, şu çok hasret kaldığımız güneşe ve sıcağa kavuşmak için, “haydi gidip bi’ kemiklerimizi ısıtalım” fikriyle bir Antalya programı yapması ve beni de ikna etmesi çok zor olmadı:)

titanic-hotel-lara-beach-antalya-deniz-tatil
Titanic Lara Beach Hotel – Üşengeç Şef Dilek Yeğinsü izlenimleri

İnternetten uygun fiyatlı bir Antalya uçak bileti satın alarak, evimize yakın olan Sabiha Gökçen’den yaklaşık 1 saatlik rahat bir uçak yolculuğundan sonra, yağmurlu ve soğuk İstanbul’u arkamızda bırakıp Antalya’ya vardık.Eşimle Antalya’da otel tercihi yaparken, “Havaalanına yakın ve yolda vakit kaybedilmeyecek lokasyon” olarak Lara bölgesini ve daha önceleri ismini çok duyduğum, hatta resimlerini her gördüğümde “gerçekten gemi şeklinde otel yapmışlar, harika!”diye düşündüğüm Titanic Lara Beach Hotel’i tercih ettik.

Hakikaten de havaalanı yoğunluğunun da çok olmaması sayesinde, neredeyse evden çıkışımızdan, otele varışımıza kadar toplam 2 saatlik bir yolculukla “hooop diye” oteldeydik bile! İstanbul’da yaşayanlar için 2 saatin çok sıradan bir yolculuk süresi olduğunu düşünürsek, bu durum bize, ulaşım anlamında süper bir tercih yaptığımızı hissettirdi.Levent Kırca’nın “Olacak o kadar”ını hatırlayanlar “Araştırmacı gazeteci Hamit El Sabah” karakterini de bilirler herhalde. İşte eşim de özellikle tatil konularında, aynı onun gibi, tam bir araştırmacı-gazeteci, ince eleyici ve sık dokuyucudur sağolsun 🙂

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Havaalanına yakın olması özelliği dışında, tripadvisor ve otelpuan sitelerindeki güzel yorumlarla beraber, burayı seçmesindeki en önemli sebebin, otelin ana binasının hemen yanında yer alan ve daha da güzeli, kendi balkonundaki özel merdivenleriyle, direkt havuza inişi olan “Anex” odaları olduğunu öğrenince, heyecanım bir kat daha arttı:)

Benim seyahatten bir gece öncesinde, yine yetiştirmem gereken bir ton yazı olduğundan, hiç uyumaya fırsatım olmadan sabah ezanına kadar çalışmamdan mütevellit, hayatımda ilk defa uçak daha hareket etmeden derin uykulara dalıp, yere tekerleğini koyduğu anda uyandım.

“A Takımı” dizisindeki, çikolata renkli abimiz “Mister T” gibi valla ne zaman uçtuk, nasıl geldik Antalya’ya anlamadım bile. İşin komiği, buz gibi soğuk ve yağmurlu bir İstanbul sabahını ardımızda bırakırken, boğazlı kazaklarla ve montlarla yola çıktığımız için, Antalya’ya iner inmez, pırıl pırıl parıldayan güneşi görünce, Kuzey kutbundan yeni intikal etmiş turist misali şaşakaldık! Transferimiz esnasında ilk iş olarak üstümüzdeki kışlıkları, bavulların ön gözüne tıktık bi’güzel:) Aaa o ne öyle kat kat lahana gibi:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Sezon itibariyle henüz yerli turistlerden ziyade, yabancı misafirlerin ve ufak toplantı gruplarının doldurduğu otele, sabah normal check-in zamanından, erken gelmiş olmamıza rağmen, yorgunluktan leyla gibi olduğumu gören ön büro personeli, hemen ilgili davranıp bize kendi odamız hazır olana kadar, ellerinde o an içim müsait olan odalardan bir tanesini ayarlayıp, geçici bir odada dinlenme fırsatı sağladılar. Titanic Lara Beach Hotelin standart odalarının da gerçekten ferah ve konforlu olduğunu, bu sayede bizzat rahat yataklarında misler gibi bir uyku çekerek deneyimlemiş oldum.

Check-in saati gelip de, kendi odamız da hazır olunca, yaptığımız tercihin ne kadar doğru olduğunu yaşayarak anladık. Bu “Anex odalar” otelin genelinden ayrılmış havuzlarında, sanki özel bir sitedeki villanızdaymış hissi veren, balkonunuza çıktığınızda direkt havuzun yanında bulunan ve dilerseniz hiç başka bir yere gitmenize gerek kalmaksızın geniş balkonunuzda
güneşlenebileceğiniz, hemen önünüzdeki sadece sizin kullanımınıza sunulmuş merdiveninizden havuza 2 adımda inebileceğiniz, bizim gibi dinginliğe ve mahremiyetine önem verenler için adeta bir cennet….

Çeşitli tip ve ebatlarda toplamda 589 odası bulunan otel, ultra herşey dahil konseptte hizmet veriyor.

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Genelde otellerdeki bu tarz villalar, etkinlik alanlarına çokuzakta kalırlar ya hani? Burada tam tersine, ana yemek restoranlarına, ana binaya, sıcak havuza, spa gibi yerlere çok çok yakın olarak konumlandırıldığı için ve bu da ciddi bir avantaj sağladığı için, bu sisteme tek kelimeyle bayıldık!

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Otelin çok büyük bir alan üzerine kurulu olduğu hemen fark ediliyor. Bu alanda saymakla bitmeyen bir çok aktivite alanı, havuzlar, yemek alanları, anfitiyatro, korsan gemisi, çocuk kulübü ve daha birçok yer var. Peyzajı da çok güzel yapılmış.

Sahile giden yol, sağlı-sollu palmiyeler ile çok keyifli bir yürüme parkuru haline getirilmiş. Zaten geminin burnu şeklinde inşa edilmiş olan ön tarafı, mimari bir güzellik olarak seyri ve fotoğraflaması çok keyifli bir nokta.
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Tam da bu burnun karşısındaki, havuzun yanında yer alan loca gibi hazırlanmış “özel güneşlenme bölümleri” benim oteldeki favori mekanım oldu doğal olarak:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Lara Titanic, Titanic otellerinin gemi şeklinde yapılan tek örneği. İstanbul, Almanya, Belek de dahil olmak üzere bir çok Titanic oteli var. Oteldeki rahat şezlongda sıcacık bir havada uzanırken, arkada üstü bembeyaz karlarla kaplı Toros Dağları’nı görmek, dünyada kolay kolay eşi ve benzerine rastlanmayacak kadar nefes kesici. Şu manzaraya bir bakar mısınız ama?:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Biraz oteli gezip, biraz da odamızın keyfini çıkardıktan sonra, “dünya tatlısı Üşengeç Şef”in otellerine geldiğini duyan Genel Müdür Hediye Hanım’la tanışma fırsatımız oldu. 🙂

Aman Allahım! Hediye Hanım, inanılmaz pozitif, güleryüzlü ve aşırı tatlı bir insan çıkmasın mı? 🙂 Kendisiyle bir de üzerine hemşeri de çıkınca, ekstra sempati duyduk. “Hemşeri” derken Hediye Hanım’ın Hollanda, Amsterdam doğumlu olduğunu ve ailesinin halen orada yaşadığını öğrenince, yazılarımı devamlı takip edenlerin iyi bildiği gibi benim ve eşimin en yakın arkadaşlarımızın Amsterdam’da yaşaması sebebiyle, senede en az 4-5 kere Hollanda’nın yolunu tutan bizler, artık kendimizi “Fahri Amsterdamlı” saydığımız için, “hallo” diye sevinçle kendisini kucaklayıp, bildiğimiz tüm Dutch’ca kelimeleri sıraladık ardı ardına. En sevdiğimden, bol kahkahalı bir sohbet aldı yürüdü ve birbirimizi 40 yıldır tanıyormuşcasına sıcacık bir dostluğun temelleri atıldı hemen o anda:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Titanic Lara Hotel’de 1500 kişiye kadar ağarlanabilen toplantı ve balo salonları varmış. Bu sayede geniş çaplı toplantı ve konferanslar kadar, görkemli düğünlerin de sık sık organize edildiği bir yer burası. Hatta geçenlerde Antalya’nın önde gelen ailelerinden birinin, Sibel Can’ın sahne aldığı 1000 kişilik bir düğününün Titanic’de gerçekleştiğini biliyorum laf aramızda:)
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil-cocuk

Bu 5 yıldızlı otel, Antalya’da incecik kumlarla kaplı sahil şeridiyle meşhur Lara’da, hemen denize sıfır konumda… Gemi şeklinde inşa edilmiş otelde havuzlar çok geniş ve kullanışlı. Hatta macera arayanlar ve çocuklar için su kaydırakları olan bölümler de mevcut.

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

İlgilenenler için söyleyeyim, orjinal boyutlarda bir futbol sahası, 4 tenis kortu ve 1 basketbol sahası varmış. Sadece dinlenmek ve keyif yapmak için gittiğimizden, bu seferlik inanın o bölümlerle hiç işim olmadı:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Titanic Lara

Biz etrafı gezinirken, oda servisi bize böyle bir sürpriz yaparak, azcıcık şımartmış da olabilir:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Titanic Lara Beach Hotel’in SPA Bölümü

Jakuzi, buhar odası, şok havuzu, Türk Hamamı ne ararsanız içindeki SPA’da mevcut.  Ben ruhu ve bedeni rahatlatmak için önerilen Lomi Lomi Masajını aldım bu sefer. Yukarıdan aromatik yağların alnınıza damlatılmasıyla yapılan ve daha sonra eller kadar, dirseklerle de uygulanan hafif basınçlarla devam eden bu masaj türünü, ilk defa cesaret edip de burada deneyimledim.

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-spa

Fazla söze gerek yok. Çıkışta al al yanaklarım, kaliteli yağlarla beslenmiş saçlarım ve dinlenmekten şişmiş gözlerimle ben…:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Otelin içinde çeşit çeşit pastaların olduğu bir de pastane bölümü var. Ama şu anda benim aklım, sahildeki Snack Bar’da yapılan o meşhur pide ve lahmacunlarda:)

titanic-hotel-lara-antalya-tatil-pastane

Otelin her tarafı, fotoğraf çektirmek için biçilmiş kaftan misali, güzelim noktalarla dolu, adeta bir instagram cenneti!:)

titanic-hotel-lara-antalya-gemi-tatil
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Ah şu jeste bakar mısınız? Bunu yemeye nasıl kıyarım ben şimdi? (Not: Diyet miyet demedi, Hapur hupur da sildi süpürdü maşşşallah! 🙂

Bu hayatımın en lezzetli lahmacunu için, ben daha gelmeden ön hazırlıklar yapan, düşünceli, yaratıcı ve romantik insan Ramazan Şefimin ellerine sağlık! 🙂

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Kendisi aynı zamanda otel misafiri çocuklar için de değişik hayvan figürleri, çizgi film kahramanları vs. şeklinde de böyle sürprizler de hazırlıyormuş. Eli o kadar maharetli ki, neden herkesin gidip-gelip, onun pide ve lahmacunlarını anlattığını hemen anlıyor insan! Giderseniz, denemeden dönmeyin, yoksa “pişman olmanız an meselesi” diyeyim ben size!:)

Bu arada çocuklar için otelde dönemsel olarak, Mini Kid’s Club’ından animasyonlarına, sinemadan, sirk gösterilerine pek çok show gerçekleştiriliyor.

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Biz oradayken, eğlence programında Masagaskar Show varmış da kaçırmışız baksanıza:)

titanic-hotel-lara-antalya-tatil-cocuk

“Sıcak bize gelmezse, biz sıcağa gideriz!” diye yola koyulup, iyi ki de geldiğimiz Titanic Lara Beach Club’da şimdi de akşam yemeği zamanı…

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Titanic Lara Beach Hotel içindeki Restorantlar

Otel bünyesindeki A la Carte restoranlardan biri olan Sapore Restaurant, iddialı İtalyan yemekleriyle meşhur. Tam da geminin uç kısmında yer alıyor. Konumu harika. Nisan ayında hava, akşamları nispeten hala serin olduğu için, içerideki masamızda çok mutluyuz. Yazın tabi ki dış kısım da kullanılıyor. A la Carte restoranlara kişi başı 10 Euro kuver ücreti ile rezervasyon yapılıyor. 5 course olarak servis edilen menüye, konsept dahilindeki yerli ve yabancı içecekler de dahil…

“Üşengeç Şef’in de geldiğini duyunca tüm şefler, maharetlerini göstermek için etrafımızda pervane oldular sağolsunlar. Otelde konakladığımız süre boyunca, 2 kere bu restoranda yemek yeme fırsatımız oldu.

titanic-hotel-lara-antalya-tatil-yemek

Parmesan peynirinin tacodan yapılmış bir tabak gibi şekillendirildiği bir sunumla gelen fresh bir salata ile başladık. Ardından Porcini mantarlı risottolar, et yemekleri, kadayıflı ızgara ahtapotlar, daha neler neler geldi anlatamam.

İkinci akşamda, mezeler ve ana yemekleriyle daha deniz mahsulü ağırlıklı bir menü hakimdi. Somon pastırması, söğüş ahtapotu, deniz börülcesi, jumbo karidesleri derken, hem yemeklerin lezzeti, hem sunum şekilleri, hem de servis elemanlarının güler yüzlü ve kaliteli hizmeti bizi her iki seferde de pek mutlu etti, onu bilir, onu söylerim:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Lale şeklindeki Panna Cotta’nın, nasıl bu şekilde hazırlandığını anlatsam, arkasında yatan emeği duyunca ağzınız açık kalabilir diye anlatmıyorum:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Şef Emrah Karacula’yı ve ekibini tebrik ettiğim bir özel nokta da şu oldu: O gün 23 Nisan akşamı olduğu için, günün anlam ve önemine uygun olarak kendisi, ekstra özen gösterip tertemiz Ay-yıldızlı önlüğünü giymiş, bununla da yetinmeyip, kurutulmuş Kavun dilimine “Ay” şekli verip, Yıldız meyvesiyle de yanına yıldızını hazırlayıp, şanlı Bayrağımıza gönderme yapan enfes bir tatlı hazırlamıştı. Ellerine kollarına sağlık! 🙂

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Titanic Lara Beach Hotel’de Kahvaltı

Sabah olup da sıra kahvaltıya geldiğinde, bol ve taptaze soğuk-sıcak alternatifleriyle dolu, çalışan herkesin güleryüzlü “Günaydın”larla bizleri karşıladığı bir yerde bulduk kendimizi. Türk mutfağını başarılı bir lezzet ve sunum anlayışı ile sergileyen, açık büfe sistemine sahip bu ana restoranın ismi “Parkfora”. Sabah, öğlen ve akşam hizmet verirken, diyet yapanları unutmadıkları gibi, çocuk büfesi de bulunuyor.

titanic-hotel-lara-antalya-kahvalti-tatil
Böylesine güzel bir kıymalı kol böreğini uzun zamandır yememiştim. Giderseniz kesin deneyin derim:)
titanic-hotel-lara-antalya-tatil-kahvalti

Instagram takipçilerim bilir. Bir “Üşengeç Şef Pazar Kahvaltısı Klasiği”dir benim için Çilek reçeli. Bayılırım:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil
Eşimin, bu bal-kaymak ile, şeklinden dolayı “buz dağının görünen kısmı” diye Titanic gemisinin hikayesine gönderme yaptığını zannetim başta… Ama aslında, böyle deli gibi yemeğe devam edersek, dönüşte diyetin-miyetin hak getireceğiymiş vermek istediği esas mesaj:)

titanic-hotel-lara-antalya-deniz-tatil

Kahvaltıdan sonra, hazır bu kadar yaklaşmışken, beğenirsek, bir dahaki tatilimiz için değerlendirmek üzere hızlıca bir göz atalım diye, Titanic oteller zincirinin Antalya’da Belgöz Nehri kenarında devasa bir alana kurulan, en yeni yatırımı Titanic Hotel Belek’e de uğradık.

titanic-hotel-belek-antalya-deniz-tatil
Bu arada Belek’teki bu yeni otelin içinde, enfes su böreği, lahmacunu, döneri ve pidesiyle meşhur bir Snack Bar olan Stella’daki manzarama bakar mısınız? Hemen buradan katamaran gibi tekneler kalkıyor ve 7-8 dakikalık bir nehir gezisiyle sizi, kendilerine ait devasa bir kumsala götürüyor.

titanic-hotel-belek-antalya-deniz-tatil

Hızlı bir turdan sonra, güzel tatilimizin son saatlerini yaşamak üzere, kendi otelimize dönüp, birazcık daha güneş depolayıp, havuz keyfi yapmayı çok istedik tabi. Süre daraldıkça, o anda dakikalar bile önemlidir, bilirsiniz:))

titanic-hotel-lara-tatil-usengec-sef
Ayrılık anı gelip çattığında, günlerdir İstanbul’dakilere nazire yaparcasına ışıl ışıl güneşli, sımsıcak fotoğraflar paylaştığım güzel bir tatilin daha sona ermesinin ve buz gibi istanbul’a dönecek olmanın verdiği ufak bir burukluk olmasına rağmen, kendimize Hediye Hanım gibi harika bir dost kazanmış olmaktan dolayı da çok mutluyduk.
titanic-beach-lara-hotel-antalya-tatil

Eşimle birbirimize dedik ki: Rüya gibi bir tatilin bitmesi kadar, isminin anlamı gibi bu dünyaya bir “Hediye” olarak gelmiş, kısa sürede bu derece kaynaşma fırsatı bulduğumuz, bu harika ötesi insandan ayrılmak da fena fecii bi’şeymiş. Otelimizin bu güzeller güzeli Genel Müdürü, bizi uğurlarken, elinde bir su şişesi vardı ve arkamızdan su döktüğünü görünce duygulandık iyice. Eh biz de o otele en yakın zamanda tekrar geleceğiz artık, şart oldu.

Kaliteli ve Nezih Eğlence Denilince Ziyade Fasıl

3

İstanbul gece hayatının vazgeçilmezlerinden biridir fasıl eğlenceleri… Ama şahsen, Kumkapı veya Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki salaş mekanlarda, efkar dolu eski şarkılar çalan kemancıların ve klarnetçilerin, bahşiş uğruna ısrarla başınıza dikildiği, müşterileri çoğunlukla sık sık kadeh tokuşturan beylerden oluşan, o bilindik fasıllardan ben pek hazetmem.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi

Bunun yerine, kaliteli ve şık bir ortamda, içinde hanımların da olduğu, dengeli, görgülü ve seçkin bir topluluk içinde, lezzetli yemekler eşliğinde, en güzel şarkıların, en iyi şekilde yorumlandığı, modern bir fasılı tercih ederim ne yalan söyleyeyim. İşte böyle bir yer bulmak da her zaman kolay değil tabi. Hep özlemini duyduğum kadar nezih bir mekandan bahsedeceğim bugün size, çünkü Ziyade Fasıl, tam da bu özelliklerde, gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ender mekanlardan biri 🙂

Canım dostum, ünlü Şef ve Gurme Özlem Mekik’i, o gülerken, güzel gözlerinin içi parlayan enerjisiyle, tariflerini sunduğu televizyon programlarından illa ki tanırsınız. İşte Özlem ve ağabeyi Aytunç Mekik, 40 yıldır eğlence sektörünün duayenlerinden olan aile dostları Rıza Akkaş ile birlikte, bundan 10 sene önce kurmuş Ziyade Fasıl’ı….

ozlem-mekik-usengec-sef-wyndham-kalamis-jigger

Düşünün daha 20’li yaşlarında, böyle bir işletmeciliğe girişmişler. Sıcak ve ilgili bir aile işletmesi olarak, o gün bugündür kalitesinden ödün vermeden hizmet sunmaya devam ederken, kendi özel müdavimlerini de oluşturmuşlar tabi. Zaten aile eğlencelerinin olduğu kadar, kız kıza toplanılıp, rahat rahat eğlenilecek “bekarlığa veda” denilen, kına gecelerinin de, bir numaralı mekanı olması boşuna değil…

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi

Bunca yıldır sektörün en nezih Fasıl mekanlarının başında gelmelerinin en önemli sırlarından birisi, konuklarını sadece kadın-erkek, “çift” olduğu müddetçe kabul etmeleri ve müşteri kalitesinde çok seçici olmaları… Prensip sahibi duruşa bakar mısınız? 🙂

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi

Bu mahremiyete duyulan saygı sayesinde, iş adamı, sanatçı, futbolcu ve medya dünyasından da pek çok isim, buradaki özel localarda, hiç rahatsız edilmeden, gönüllerince eğlenip, sohbet edebildikleri için, Ziyade Fasıl’ın ünlüler dünyasından da pek çok devamlı müşterisi var. Laf aramızda Divamız Bülent Ersoy bile eğlenmek için burayı tercih edenlerden… Ne kadar zor beğendiğini var sayarsak, artık siz düşünün gerisini:)

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Haftanın 7 günü, saat 20:00 ile 24:00 arası hizmet veren, 200 kişilik bu mekan, “fasıl” denilince akla gelen o eski algıyı değiştirmek için üzerinde çok emek harcandığını, daha kapısından içeri girer girmez dikkate çarpan geniş, ferah, temiz ve şık ambiyansıyla hissettiriyor insana. Bu ferah ortam gece boyunca da devam ediyor, çünkü içeride sigara içilmesine kesinlikle göz yumulmuyor. Ohh yandan!:)

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Kına gecesi, bekarlığa veda, doğum günü, yıldönümü gibi özel gün kutlamaları yapmak veya sadece felekten bir gece çalmak gibi, her ne amaçla olursa olsun eğlenmeye gelenler için, adeta 5 Yıldızlı hotel düğünleri kalitesinde, farklı konseptlerde, özene bezene dekore edilmiş masalar hazırlanmış. Tüm konuklar, kapıda tek tek güler yüzle karşılanıyor.

Açıldıkları günden beri bünyesinde hep aynı kişilerin hizmet verdiği belirtilen işletme, her 6 ayda bir personel eğitimleri düzenlerken, aynı zamanda ter botoksundan, özel diş hekimi kontrolünde ağız bakımlarına kadar tüm ekibin hijyenine de önemli yatırımlar yapıyormuş. Böyle bir konuya, bu derece önem veren bir mekanı ilk kez gördüğüm için sahiplerini tekrar tekrar tebrik ettim:)

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Saat 20:00 itibariyle Türk Sanat Müziğinden sevilen eserler çalınmaya başlıyor. Bir yandan da masalara Klasik Türk Mezelerinden Haydari, Havuç Tarator, Panço, Şakşuka, Acılı Ezme, Narlı Patlıcan, Beyaz Peynir, Salatalık, Domates, Yeşillik Salatası, Patates Salatası, Zeytinyağlı Barbunya, Cevizli Kuru Domatesli Meze servis ediliyor.

Hepsi birbirinden başarılı hazırlanmış. Aralarından, özellikle içinde çok az tahin de bulunan Narlı Patlıcanı, Patates Salatasını ve Cevizli ve Kuru Domatesli mezeyi çok beğeniyorum.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-meze

Şu Patates salatasını ben evde yapıyorum, böyle olmuyor. Nasıl lezzetliydi anlatamam, başka kimseciklerle paylaşmamış ve hepsini silip süpürmüş olabilirim:)

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-patates-salatasi

Derken, yıllarca çok özel projelerde görev almış saz üstatları ve yorumcularından oluşan Ziyade Fasıl’ın fasıl heyeti, saat 20:30 gibi sahnedeki yerlerini alıyor ve hem eğlenceli, hem de herkesin keyifle eşlik ettiği şarkılardan oluşan bir repertuarla adeta kulaklarımızın pasını silmeye başlıyorlar.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Ara sıcakların servisine geçildiğinde masaya “Baron” geliyor. Ortasındaki acı biberlerden ötürü “Atom” olarak bildiğimiz mezeden ilham alınarak geliştirilmiş Baron, ılık ve kremamsı yapısı ve hafif acılı şahane lezzetiyle, en favorilerim arasında derhal birinciliğe yükseliyor.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Ardından gelen Pazı Sarma ve Kıymalı Sigara Böreğinin içindeki kıymaların kalitesi, yemeklerin de tadını iyice zenginleştirmiş.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-pazi-sarma

Ortamda konsept olarak, efkar değil, “neşe” söz konusu. “Fasıl gayet eğlenceli ve bol danslı bir etkinlik olmalı” diye düşünüldüğü için, hep hareketli ve oynak şarkılar çalınıyor ve belli bir saatten sonra genci- yaşlısı, kadını-erkeği, işadamı-sanatçısı-sade vatandaşı fark etmeksizin herkes, hep birlikte oynayıp, kurtlarını döküyor.

Akustik fasıla ara verildiğinde bu sefer profesyonel dansçılar tarafından sergilenen Roman Dansı gösterisi sahneleniyor. Sonra yine fasıl derken, arada tekrar show başlıyor ve genç bir dansçı sahnede Zeybek yapıyor.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-dans-show

Deneyimli show ekibi tarafından sergilenen Koro şovundan, Kantosuna, Latin danslarından, Oryantaline kadar dönemsel değişiklikler gösteren renkli gösterilerle, fasıl aralarında da tempoyu devamlı yüksek tutuyorlar.

Derken Roman davulcu Vahdetin’in, ellerini takip etmenin imkansız olduğu ritimleriyle, yerinizde sabit duramaz hale geldiğiniz Davul şovuna geliyor sıra.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-bekarliga-veda

Bu esnada da ana yemek olarak masamıza Hünkar Beğendi servis ediliyor. Arzu edenler için Tavuklu veya vejeteryan yemek alternatifleri de bulunuyormuş. Bugüne kadar farklı farklı mekanlarda kim bilir kaç kere Hünkar Beğendi denediğimi Allah bilir, ama bu kadar lezzetlisini gerçekten pek hatırlamıyorum. Enfes Beğendisi ve sadece Antrikot kullanılan yumuşacık etiyle , benim için gecenin doruk noktası, bu Hünkar Beğendi oluyor.

ziyade-fasil-ozlem-mekik-yemek-kitabi-hunkar-begendi

Bilirsiniz… Bu tarz canlı müzik yapılan mekanlarda, yemeklerin lezzetli olması, çoğunlukla pek karşılaşılan bir durum değildir ve bu gerçeği de genelde herkes bir şekilde kabullenmiştir. Oysa Ziyade Fasıl’da kendisi de değerli bir Gastronomi Eğitmeni ve ünlü bir Yemek Yazarı olan Özlem Şef’le, yıllarca ülkemizi devlet düzeyinde temsil eden ve A Milli Takımımızın da eski şefi olan Mustafa Alkan’ın beraber hazırladığı fiks mönüdeki tüm yemeklerde, malzeme kalitesinden, yemeklerin lezzetine, tazeliğine, çeşitliliğine ve doyurucu miktarlarda olmasına kadar her şeye büyük önem verilerek bir nevi, bu konudaki ezber bozulmuş.

İrmik Tatlısı ve meyve servisi ile devam eden gece, fasıl programı boyunca Türk müziğinin “en eğlenceli” eserlerinden seçilmiş repertuarlarla ve sadece Ziyade Fasıl’a özel showlarla renkleniyor.

Saat 24:00’e kadar süren fasılda, bir ara konukların istek parçaları da seslendiriliyor. En sevdiklerim arasından seçtiğim, değerli Bestekar Sadettin Kaynak’tan “Dertiyim, ruhuma hicranımı sardım da yine”, yani nam-ı diğer “Üzgünüm Leyla” şarkısı, kanunlar, kemanlar ve klarnetler eşliğinde icra edilirken, ben de farklı makamlar içeren, bu değişken usüldeki ölümsüz eser karşısında, heyecandan yerimde duramıyorum tabi.

Derken DJ Müziğine geliyor sıra. Önden Tarkan’dan “Gül Döktüm Yollarına”, ardından Demet Akalın’ın “Türkan”ıyla herkes iyice coşuyor. Bir ara Kına gecesi için gelenlerden oluşan, kırmızı konseptli masaya gözüm takılıyor. Kızlar mest halde eğleniyor. Başka bir masada doğum günü kutlanıyor, yine herkesin ağzı kulaklarında…

Uzun zamandır dinlemek ve gönlümce eşlik etmek istediğim tüm neşeli şarkılara art arda kavuştuğum, böyle güzel bir ortamı, bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum. Eğlenmeyi seven arkadaşlarımızla organize olup, en kısa zamanda tekrar geleceğimiz sözünü eşimden alınca, zor da olsa eve dönmeye ikna oluyorum. Oluyorum olmasına ama, yol boyunca ona gecenin özeti gibi, en çok dilime dolanan şarkılardan oluşan mini bir konser vermekten de kendimi alıkoyamıyorum:)

Öncelikle eğer gittiğiniz mekanda şen şakrak şarkılar eşliğinde, kaliteli fasıl ve eğlenceli şovlar olsun, hem komforunuza önem verilsin, hem de mahremiyetinize saygı gösterilsin, üstüne üstlük yemekleri güzel ve servisi de kaliteli olsun istiyorsanız, göbeklerin atıldığı, kurtların döküldüğü, lezzetli yemeklerle taçlanan, felekten bir gece yaşamak için Ziyade Fasıl’ı “ziyadesiyle” tavsiye ederim.

St.Regis İstanbul Butler Servisiyle Konaklama Deneyimi

6

(For English version of this article please click here)

En ünlü dünya markalarının yer aldığı mağazalarıyla, sanat galerileriyle, en iyi yeme-içme ve eğlence mekanlarıyla İstanbul’un parmakla gösterilen semtlerinden Nişantaşı’nın en iyi noktasında, yeşilin tüm tonlarına hakim Maçka Parkı’nın hemen karşısında ve masmavi Boğaz’ı tüm güzelliğiyle gözler önüne seren bir otel hayal edin. Hem de her bir köşesinde sanata ve hizmet kalitesine verilen önemi doyasıya hissettiren bir otel olsun. Saydığım özelliklerin tümünün bir arada bulunması, kulağa biraz zor geliyor değil mi? Beklentimin de ötesine geçerek St. Regis Hotel İstanbul’da yaşadığım eşsiz konaklama deneyimini okuyunca, sizlerle de paylaşmak için şu an, neden bu derece heyecanlandığımı anlayacaksınız:)

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef

Starwood Hotels & Resorts gibi dünyanın en önemli otel gruplarından birinin en lüks markası olarak, yeni nesil “lüks gezginlere” hitap eden bir oteller zinciri St. Regis… Dünyanın en önemli şehirlerinde 30’dan fazla lokasyonda yer alıyor. İstanbul’da da Starwood Hotels & Resorts ve Demsa Group ortaklığıyla geçtiğimiz sene Nişantaşı’nda açıldığında, ilk ziyaretçilerinden biri olmuş, hatta son 21 yıldır Oscar ödül törenlerinin resmi partilerini düzenleyen 2 Michelin yıldızlı, dünyaca ünlü Master Chef Wolfgang Puck’ın özel davetlisi olarak, otelin terasında yer alan Spago Restaurant‘da katıldığım yemekten izlenimlerimi, sizinle de paylaşmıştım hatırlarsanız.

Bu sefer sadece restoranını değil, otelin tüm havasını bizzat yaşamak ve sizlere de en iyi şekilde yaşatmak amacıyla St. Regis İstanbul’da bir hafta sonu konakladım. Wolfgang Puck imzalı Spago kadar, beni ve eşimi bu otelde çok heyecanlandıran deneyimlerden biri “Bentley Suite” oldu desem şimdi, eminim ki çoğunuz “Bentley araba markası değil miydi, ne alaka?” diye düşünebilirsiniz. Tamam tamam, hepsini anlatacağım:)

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim
Otelin başlangıç hikayesi 1890’ların Amerikası’na dayanıyor. “Altın Çağ” denilen o dönemde Caroline Astor adında varlıklı bir kadın yaşıyor. O dönemin en zengin politikacı ve sanatçılardan oluşan “The 400” diye bir grup kurmuş ve bugün Empire States’in olduğu yerde Beş Çayı partisi gibi davetlerle bir araya gelerek, bu etkinliklerde “butler service” denilen uşaklardan hizmet alıyorlar.
İşte Caroline Astor’un oğlu John Jacob Astor IV’de, çocukluğundan beri annesinden ve evindeki davetlerden gördüklerini, büyüdüğünde kendi kurduğu oteline entegre ederek, o güne dek yapılmayanı yapıyor ve 1904 yılında, ilk St.Regis Hotel’ini New York’un meşhur 5. Caddesinin köşesinde açıyor. “Butler Service” farkı ile diğer otellerden ayrıştığı için de, daha ilk seneden Amerika’nın en iyi oteli seçiliyor. “Bir Butler ne işe yarar ki?” diye biraz ufkunuzu açayım ister misiniz?:)

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim

Koşturmacayla geçen yaşamlarımızda, bize bir türlü yetmeyen en değerli şey “zaman” ya hani? Konaklamamız esnasında zaten kısıtlı olan değerli zamanımıza en güzel destek, “St. Regis’a özel Butler Servisi”nden geldi. Nasıl mı? Hemen anlatıyorum, bu fikre bayılacaksınız!:)İngiliz Kraliyet Ailesi’ne butler yetiştiren bir okuldan mezun olan, ardından Crystal Cruises gibi lüks yolcu gemilerinde tecrübelerini pekiştiren ve 26 sene Kanada’da yaşamış Atilla Cimşit isminde çok değerli bir Head Butler tarafından yetiştirilen ve eğitimlerine çok önem verilen Butlerların sloganı “Allow me!” yani “izin verin, sizin yerinize ben yapayım”.

Diyelim ki St. Regis Hotel’de kalıyorsunuz, o halde kendi zamanınız olmayan veya o an ilgilenmek istemediğiniz pek çok konuda Butler Service denilen uşaklık/kahyalık servisi alabiliyorsunuz. Konuklarının seyahatinin en iyi şekilde geçmesi için her türlü detayı düşünen bu modern uşakların dış görünümleri çok presentable olduğu kadar, yabancı dilleri de çok iyi.

Batman’deki “Alfred”den ziyade, daha çok Iron Man’deki “Pepper Pots” gibiler. Süitinizdeki yiyecek-içecek servisinden, gazetenizin getirilmesine, son dakikaya bıraktığınız bir hediyeyi sizin için organize etmekten, toplantıya yetişeceğiniz takım elbisenizin kuru temizlemeye götürülmesine, yarın giyeceğiniz kıyafetin ütüsünden, isterseniz sizin yerinize bavulunuzun açılıp, yerleştirilmesine veya otelden ayrılırken güzelce toplanıp, katlanmasına, hatta okumak istediğiniz bir kitabın sizin için araştırılıp, bulunmasına kadar her ihtiyacınıza sizin yerinize koşan, “sağ kolunuz” gibi birini hayal edin, işte aynen öyle! St. Regis Uşak Hizmeti Masası’nı arıyorsunuz, sanki bir ön büro müdürü veya otel müdürüymiş gibi isteklerinizle ilgilenip odanıza Butler gönderiyorlar. Ricalarınızı dile getiriyorsunuz, ve bu tarz konulara sizin yerinize onlar koşuyorlar. Tam da her şeyi olan ama “zamanı olmayan” misafirler için düşünülmüş harika bir hizmet. Tecrübe ettiğim için biliyorum ki, inanın çok keyifli bir şey. İşin en güzel olan tarafı da St. Regis’de ister standart oda, ister süit, hangi odada konaklarsanız konaklayın, herkesin bu hizmeti alabiliyor olması. Hatta e-posta yoluyla veya Whatsup’dan bile 7/24 irtibat halinde olup, taleplerinizi iletebiliyorsunuz. Aman dikkat edin bağımlılık yapabilir! İtiraf etmeliyim ki, biz eve dönüp de Butlersız kalınca, bayağı bir afalladık, içeriye doğru “Sebastian? Sebastiaaan?” diye seslendim ama nafile:)

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim
Otel boşuna “The Best Address in Istanbul” yani “İstanbul’un en iyi lokasyonu” iddiasıyla ortaya çıkmamış, gerçekten de odadan çıkıp 1 dakikada Nişantaşı’nın merkezindeki en iyi mağazalara, cafe ve restoranlara, eğlence merkezlerine ve sanat galerine ulaşmak mümkün… Canınız açık havada yürüyüş mü çekti? Maçka Parkı bütün güzelliğiyle adeta filmlerdeki ünlü Central Park gibi hemen karşınızda.

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim

Taksim yürüyerek 15 dakika… Sultanahmet, Karaköy gibi Tarihi Yarımada’yı gezip görmek isterseniz, oldukça yakın olduğu gibi, Osmanbey metrosuna da sadece 1 km. mesafede…

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim

Birbirlerinden metrekare ve dizayn olarak farklı 14 adedi süit olmak üzere toplam 118 odası bulunan St.Regis Hotel, ödüllü mimar Emre Arolat tarafından 1920’lerin İstanbul’unda yaşanan “Art Deco” döneminden ilham alanılarak tasarlanmış. Hani eskiden hepimizin evinde, misafir odalarımızın baş köşesinde en değerli kristal bardak setlerinin, fotoğraf çerçevelerinin, aksesuarların filan sergilendiği “gümüşlük” de denilen camekanlı dolaplar vardı? İşte “Art Deco” etkisiyle, onlardan esinlenerek tasarlanan ve lobideki duvarın tamamını kaplayan, Assouline kitaplarının ve değerli Hiref tasarımlarının sergilendiği vitrin formu, aynı zamanda oda ve süitlerin dekorasyonunda da kullanılmış. Otelin genelinde toprak ve bronz tonları hakim.

st-regis-hotel-istanbul-lobi-emre-arolat

Atrium alanına gelip de yukarı baktığınızda yüzlerce cam panelin matematiksel hesaplarla birleştirilmesiyle tasarlanan “Supernova” adını verdikleri bir avize göreceksiniz. Asma kata yani aynı seviyeye çıktığınızda daha da etkileyici olan, “tasarımın sınırlarını zorlayan” bu 3 boyutlu avizenin temizlenmesi bile, bence ciddi bir operasyon başarısı gerektiren bir “case study.

st-regis-hotel-istanbul-library

Aynı kattaki “The Library” isimli kütüphane bölümünde, kışın romantik bir ortamda ateşin karşısına geçip, rahatça kitap okuma imkanı sunan bir de şömine var.

st-regis-hotel-istanbul-demsa-sanat-koleksiyon

Otelin en büyük özelliklerinden bir diğeri, aynı zamanda dünyanın önde gelen özel sanat koleksiyonlarından biri olan Demsa koleksiyonuna ait, Botero, Andy Warhol, Sam Francis, Devrim Erbil, Bedri Baykam, Ahmet Gümüştekin gibi yerli ve yabancı pek çok çağdaş sanatçının orjinal eserlerinin, tüm ortak alanlarda ve hatta odalarda bile sergileniyor olması… Öğrendiğime göre, 13 yıl önce Demet Sabancı Çetindoğan ve eşi Cengiz Çetindoğan tarafından profesyonel olarak başlatılan bu koleksiyonun, sanatsal çalışmalardaki artışla birlikte artık, Pritzker ödüllü ilk kadın mimar olan Zaha Hadid tarafından tasarlanmış bir müzeye dönüştürülmesi söz konusuymuş. Müslümanlığın ilk döneminden, Annish Kapoor’a kadar bir platform oluşturan bu organik yapının ilk adımı burası olarak kurgulanmış.

st-regis-hotel-istanbul-demsa-sanat-botero
Duymasın ama, benim kendisine “Kedili Tombik Teyze” adını verdiğim ve dünya resim sanatının yasayan en büyük ustalarından sayılan Fernando Botero’nun “La Prima Donna” isimli tablosu, otelin hemen giriş katında, asansörlerin yanındaki duvarda yerini almış. “Şişman insanlar resmediyorum, çünkü yuvarlak ve hacimli hatlar, insanı, doğayı ve yaşama sevincini yansıtıyor” diyen 78 yasindaki bu Kolombiyali ressam ve heykeltraş, insanları ve hayvanları tombik yansıtan tarzıyla meşhur.

st-regis-hotel-istanbul-astor-balo

160 kişiye kadar konuk ağarlanabilen Astor Balo salonu, bronz üzerine oniks taş ve cilalı abanoz döşemesiyle inanılmaz güzel bir ambiyansa sahip. Otelde ayrıca son teknolojiyle donatılmış ve çoğunluğu otelin 1. katında bulunan, Maçka Parkı’na bakan ve gün ışığı alan çok amaçlı 7 toplantı salonunu bulunuyor.
st-regis-hotel-istanbul-toplanti-salonu
Hotel’in giriş katında yer alan St. Regis Brasserie’nin hemen önünde, Mim Kemal Öke ve Abdi İpekçi Caddesi’nin buluştuğu noktada sergilenen Robert Indiana imzalı, “LOVE” formundaki heykel, dünyanın marka şehirleriyle özdeşleşmiş ikonik bir pop sanat eseri. Sizin için yaptığımız çekim esnasında şu pozu verebilmek uğruna, hangi meraklı bakışlara maruz kaldığımı ve “hangi kanalda yayınlanacak evladım?” sorularıyla kikirdediğimi anlatmama gerek yok herhalde:) Burası gerçekten de bence her otelde, müşterileriyle daha sıcak ilişkiler kurması için bulunması gereken başarılı bir instagram noktası ve mesajı da çok açık ve net şekilde sevgi dolu:)

st-regis-hotel-istanbul-robert-indiana-love
Dediğim gibi odaları dahil, her köşesinde, sahibi Demet Sabancı Çetindoğan ve eşinin çok özel koleksiyonlarının yer aldığı bu otel, bir müzeden farksız… Böylesine değerli bir sanat platformuna, sırf bu eserleri görmek için bile gelinir. Park, Alışveriş, SPA derken, bir de üzerine Spago ve Brasserie Restaurantları da düşününce, burası sadece bir otelden ziyade, keşfedilmeyi bekleyen çok daha karmaşık bir yapı aslında.

17 senedir Starwood bünyesinde Ankara, Qatar, St.Petersburg, Abu Dhabi gibi lokasyonlarda görev yapan otelin genç ve tecrübeli Pazarlama Müdürü Selim Ölmez’le yaptığımız keyifli sohbet esnasında öğreniyorum ki, burada geçmişe ve kültüre sahip çıkılarak, hala ilk günkü ritüellerin yaşatılmasına büyük önem veriliyor.

st-regis-hotel-istanbul-spago-teras

Mesela ilk olarak St. Regis’de ortaya çıkarılan ve domates suyu, kereviz sapı ve baharatlarla hazırlanan meşhur Bloody Mary kokteylini sahipleniyorlar. Hatta İstanbul St. Regis’e özel olarak, rakılı şalgamlı ehli keyif versiyonunu yapıp, adını da “Misty Mary” koymuşlar.

Bir de tüm St.Regis’larda yapılan kılıçla şampanya açma ritüelleri var ki, geçmişi taaa Napolyon dönemine dayanıyor. Bu geleneğe göre, her Çarşamba günü, otelin lobisinde bir araya gelinerek, Genel Müdür ve Head Butler tarafından, “sabre” türü kılıçlarla, tek vuruşta şampanya patlatılıyor ve tüm konuklara servis ediliyor.

ODALAR

Hadi biraz da modern ve klasik tasarım sentezinin güzel bir örneği olan Deluxe odamızdan bahsedeyim.

st-regis-hotel-istanbul-oda-suite-manzara
İlk olarak 46″ bir TV, hızlı internet, otele özel üretilmiş büyük ve konforlu bir yatak göze çarpıyor.

Mobilya ve aydınlatma ünitelerinde dinginlik ve huzur veren toprak ve bronz tonlarının kullanıldığı, içinde çağdaş sanatın değerli eserleri bulunan odada, Maçka Parkı ve Boğaz’ın iç açıcı manzarısına karşı berjerinize kurulup, ister odanızdaki Nespresso kahve makinanızla tek tuşa basarak kendi yaptığınız, ister Butler’ınızdan rica ettiğiniz kahvenizi keyifle yudumlayabilirsiniz.

st-regis-hotel-istanbul-oda-suite-manzara

st-regis-hotel-istanbul-oda-suite-manzara

Mermer kaplı geniş banyoda, çift evye, birbirinden ayrı küvet ve duş ve banyo aynasında gizli 19″ bir televizyon bulunuyor. Duvarlardaki desenlerin hikayesi, eskiden Fransızlar tarafından hazırlanmış İstanbul’un ilk sigorta haritalarına dayanıyormuş. Bu desenleri otel genelinde toplantı odası duvarları gibi başka yerlerde de görmek mümkün. Biraz inceledikçe, Fransızca yazılmış cadde isimlerinden, neresinin hangi semt olduğunu ufak ufak kavrayıp, nostalji yaparak, seviniyor insan:)

st-regis-hotel-istanbul-oda-banyo

Saat itibariyle akşam yemeğine daha çok var. Otelde de keşfedilmeyi bekleyen pek çok köşe. O zaman eşime uzun zamandır ballandıra ballandıra, anlata anlata bitiremediğim, Spago Restaurant’ın Şefi Wolfgang Puck’ın o dillere destan Somon Fümeli ve havyarlı pizzasından oda servisine sipariş vermek güzel bir fikir sanki.

st-regis-hotel-istanbul-spago-somon-pizza

Altındaki Creme Fraiche’i, üstündeki frenk soğanıyla bu enfes taş fırın pizzası, bizi daha fazla bizden almadan, hadi bakalım üşenmek yok, keşfe çıkıyoruz!

BENTLEY SUITE

İlk durak, yazımın başında da bahsettiğim “St. Regis Bentley Suite”.

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite
Bentley arabalarından esinlenen Bentley Süit, %100 kendi tasarımları ve el yapımı olarak araçtaki mobilya ve aksesuarların kullanıldığı, tamamen konsept bir süit…

Bentley Motor ve St. Regis işbirliği ile hazırlanan ve Bentley Continental modelinden ilham alınarak tasarlanan bu süit, Robb Report tarafından ödüllü, harika bir yer. Dashboardlardan, saatlere, araba koltuklarından, müzik sistemlerine, emniyet kemerlerine hatta tavla takımlarına kadar odadaki her şey Bentley’e gönderme yapıyor.

Bentley’nin ön panelinden yapılmış ve içinden uzaktan kumanda ile televizyon çıkan aksesuarlarla zenginleştirilmiş, geniş balkonundan ve tüm pencerelerinden direkt Maçka Parkı ve Boğaz’a bakan bu süit, her köşesindeki detaylarla modern, lüks ve performans tutkunlarına, ama bence özellikle erkeklerin içindeki hiç büyümeyen çocuğa hitap ediyor. Çünkü eşim burada, keyiften adeta mest halde.

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite-macka-park

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite
Özel Bentley derisinden tasarlanan ve özel bölmelerinde aynı araçtaki gibi iki şampanya soğutucusunun yer aldığı büyük kanepe, güçlü hatları ve kıvrımlarıyla Continental’in çizgilerini anımsatıyor.

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite

Bar bölümünde üç adet bulunan ve aynen araçtaki gibi Breitling markalı saatler İstanbul, Londra ve New York’un yerel saatlerini gösteriyor. Bentley imzalı özel tasarım puro kutusu bile düşünülmüş olan bu süitin fiyatı yaklaşık 5000 Euro civarı. Burada kalabalık bekarlığa veda partilerine ev sahipliği yapmak çok eğlenceli olabilir sanki:)

st-regis-hotel-istanbul-bentley-suite

Ardından gezdiğimiz 185 metrekarelik Kral Dairesi de, eşsiz bir İstanbul manzarası sunan kocaman bir terasa, kendine ait bir mutfağa ve toplantı ve yemek için kullanılacak büyük ve mermer bir masaya sahip.

st-regis-hotel-istanbul-kral-dairesi

st-regis-hotel-istanbul-kral-dairesi

st-regis-hotel-istanbul-kral-dairesi

st-regis-hotel-istanbul-kral-dairesi

Otelin her köşesini keşfettikten sonra, sıra geliyor en keyifli bölüme doğru yol almaya… Yumuşacık bornozumu da giydiğime göre, hadi bana biraz bye bye!:)

st-regis-hotel-istanbul-oda-spa

IRIDIUM SPA

Evet! İlk hedefim tabi ki Iridium Spa:)

st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa
950 metrekarelik bir alana yayılan SPA alanında, 7 masaj odası, farklı ebatlarda 3 kapalı havuzu ve bir hamamı yanında, outdoor training eşliğinde programlar da yapılan, Technogym’in en son teknoloji ekipmanlarıyla donatılmış bir de spor salonu bulunuyor. Hava iyiyken bu otelde konaklıyorsam, tempolu yürüyüş için benim tercihim yine hemen karşısındaki, bol oksijenli güzelim Maçka Parkı olurdu tabi:)

“Sanus per aquam” yani suyla gelen sağlık anlamına gelen SPA, su seslerinin eşlik ettiği etkileyici, samimi ve huzurlu bir ambiyansa sahip.

st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa-havuz
Cilt bakımı için, Sundari ve Omorovicza gibi lüks markaların bakım ürünleri kullanılıyor.
st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa-sundari
Relaxing massage için özellikle methini çok duyduğum Ayfer Hanım’dan alacağım seans için heyecanlıyım.
st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa-masaj

Bütün gün bilgisayar karşısında hareketsiz halde, şekilde şekile girerek oturmaktan sırtımdaki tutulmuş yerleri ve bel fıtığından dolayı kilit halimi görünce, relaxing masajın içine biraz Swedish ve biraz da Medikal masaj katmayı teklif ediyor. İşin ustasına kendimi bırakınca, hayatımda yaptırdığım en iyi ve en etkili masajlardan birini aldığım için, tılsımlı ellerinden ve işine gösterdiği özenden dolayı Ayfer Hanım’ı özellikle tebrik ediyorum.

st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa
Masajdan sonra hemen odasına gitmek istemeyenler için dinlenme odaları da çok keyifli ama pelte kıvamına da gelsem, akşam yemeğinde geleceğimiz, otelin hemen giriş katındaki ST.Regis Brasserie’nin gündüz gözüyle nasıl göründüğünü de görmek için, fazla tembellik yapmıyorum.
st-regis-hotel-istanbul-iridium-spa-relaxing

ST.REGIS BRASSERIE

Restoranın lobisinde yer alan Petit “O” Bar, az önce bahsettiğim Bloody Mary ve Misty Mary başta olmak üzere, ünlü kokteyl ve içki seçenekleriyle olduğu kadar, Bedri Baykam imzalı “Bosphorus Breeze” tablosu ile de görülmeye değer.
st-regis-hotel-istanbul-brasserie-bar

Restoran, hem Nişantaşı’ndaki sokağın hareketliliğini, hem de açık mutfaktaki şovu izleme fırsatı sunarken, ortamda, 1920’lerin ünlü Parizien brasserie’lerini andıran, oldukça şık ve bir o kadar da rahat bir tasarım hakim. Bu özellikleriyle cemiyet hayatı, iş adamları ve Nişantaşı’nda vakit geçirmeyi sevenler, yeni buluşma noktası olarak, hemen bu keyifli masaları istila etmiş durumda doğal olarak:)

st regis istanbul brasserie 3

En efsane Jazz sanatçıları, ilk olarak St. Regis New York’un terasında çıkarlarmış. Şimdi istanbul’daki bu brasserie için de böyle bir Jazz club projeleri var. Soft, modern jazz müziği ve Jamie Cullum tarzı coverlar gibi bir müzik platformu olsa, ilk biz gideriz valla, İstanbul’da arayıp da bulamadığımız şey!:)

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-menu

Otelin Executive Şefi Gürcan Gülmez’in, Türk mutfağına ait lezzetleri, çağdaş Fransız mutfağına ait dokunuşlarla harmanlandığı sabah-öğlen ve akşam için alternatifleri zengin bir menü hazırlanmış.

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-gurcan-chef

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-menu

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-usengec-sef

Biz o akşam ilk olarak “sous vide” usulde hazırlanmış istakoz, kalamar ve karidesten oluşan ve içinde karamelize edilmiş pancar ve crust halde şam fıstığı ve salatalık, üzerinde de lime köpüğü bulunan “Ilık Deniz Mahsulleri Tabağı” ile başlangıç yaptık. Türk lezzetlerini Fransız usulüyle pişiriyorlar. Bu sayede Fransız dokunuşu olmasına rağmen, bizim damak tadımıza yakın bir sonuç çıkıyor ortaya.

st-regis-hotel-istanbul-brasserie
Ana yemek olarak ise St.Regis Brasserie’nin en iddialı ana yemeklerinden biri olan Beğendi yatağında konfi Pancarlı Kuzu İncik alıyoruz. İncik 12 saat zeytinyağında pişirilerek, Cranberry ve Tarhun ile harmanlanarak top haline getiriliyor ve zeytin crust’a bulanıyor. Kuzu sosu ve nar suyundan hazırlanmış crispy plaka ile ve köpüğümsü kıvama getirilmiş Beğendi üzerinde servis ediliyor. Sonuç mu? Lokum gibi lokum:)

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-kuzu-incik
Baştan çıkarıcı tatlı menüsünde ise Şef’in tavsiyesine uyarak, Valrhona beyaz çikolata mus, mevsim meyveleri, çilekli dondurma ile servis edilen fesleğen soslu Pavlova’yı deneyip, çok beğeniyoruz.

st-regis-hotel-istanbul-brasserie-pavlova

SPAGO RESTAURANT

Ünlü şef Wolfgang Puck’ın ‘çiftlikten masaya’ felsefesini yansıtan menüsü ile İstanbul’a ekstra lezzet kültürü ve değer katan restoranı Spago… Takdir edilecek şekilde burada, Michelin yıldızlı şeflerin mekanlarında dünyadaki diğer örneklerinde gördüğümüz tarzda, menüye ağız uçuklatan fiyatlar koymak yerine, markayı daha fazla kişiyle buluşturmak için daha makul ve mantıklı bir fiyat politikası izlemeyi uygun görmüşler. Spago lezzetleri hakkında daha önce hazırladığım yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Lezzetli menüsüyle olduğu kadar, müzikleri, özel kokteylleriyle ve eşsiz Boğaz manzarasıyla da nefes kesen Spago’da haftanın beş günü canlı DJ performanslarının olduğu Bar-Lounge bölümünde yemekten sonra biraz da teras keyfi yapıyoruz.

st-regis-hotel-istanbul-spago-teras-bar

Spago’nun terası, bu özellikleriyle Yaz akşamlarının en trend mekanları arasına hızlı bir giriş yapmış. Sadece Spago’ya özel kokteylerden biri olan bu Rasberry’li kıpkırmızı “Forbidden Kiss”, manzarayı daha da muhteşem hale getiren faktörlerden…

st-regis-hotel-istanbul-spago-teras-bar

st-regis-hotel-istanbul-spago-teras-usengec-sef

SPAGO’DA KAHVALTI

Bugün günlerden Pazar da olsa, öğlene kadar uyumamak en iyisi. Haydi o zaman şimdi kahvaltı zamanı!

Otel müşterileri kahvaltılarını Spago’da alıyor. Mutfak bölümünde sergilenen, az ama öz çeşitte, hepsi kaliteli malzemelerden hazırlanmış, açık büfe bir kahvaltı konsepti mevcut.

st-regis-hotel-istanbul-spago-kahvalti
İster içeride oturun, ister bizim gibi dışarıdaki masalardan en beğendiğinizi seçin.
st-regis-hotel-istanbul-spago-kahvalti

“Spago’nun terasında gazetemi okuyup, güzel bir kahveyle güne başlamak gibisi yok” dememe gerek var mı bilemiyorum, yüzümdeki ifade bunu zaten belli ediyor sanırım:)

st-regis-hotel-istanbul-spago-kahve-usengec-sef

Güzel bir sebzeli omletle kahvaltımın ilk yarısını tamamlıyorum. Tuzlu kısmı bittiyse, Pazar kahvaltısının olmazsa olmazlarından tatlılara geçebiliriz:)

st-regis-hotel-istanbul-spago-kahvalti
Spago’nun muhteşem Maçka Parkı ve eşsiz Boğaz manzarasında yapılan brunch’ının yıldızı, bence işte bu orman meyveleri ile renklendirilmiş muhteşem ötesi Pancake! Böyle lezzetlisini her yerde arıyordum, bugüne kısmetmiş. Ah keşke hiç bitmese!:)

st-regis-hotel-istanbul-spago-kahvalti-pancake

Tatlılar-tuzlular derken, yeme işini biraz abartınca, karşımızda da bütün görkemiyle bu yemyeşil park dururken, yemek üstü güzel bir yürüyüş yapmadan olmaz tabi.

st-regis-hotel-istanbul-spago-kahvalti

Hatta hazır Nişantaşı’ndayız, uzun zamandır karşılıklı buluşma sözü verdiğimiz kuzenlerle buluşsak ya! Hemen bir “alo” diyoruz, meğer bu park onların hafta sonu ritüellerinde varmış zaten. St. Regis’dan 2 adımda Maçka Park’ına geçiyoruz ve güzel bir yürüyüş sonrası, kendimize güzel bir ağaç gölgesi seçiyoruz. Doğa aşığı bir aile olarak, her daim yanlarında hazır bulundurdukları puantiyeli kırmızı piknik örtülerini çimenlerin üzerine seriyorlar. Hava güneşli ve burası püfür püfür. Oh mis! Miniğimizi ortaya alıp da, biraz da onunla oynadık mı değmeyin keyfimize 🙂

st-regis-hotel-istanbul-macka-park-piknik

İşte St. Regis İstanbul Hotel’den izlenimlerim böyle… Bir başka otel deneyim yazımda tekrar buluşmak üzere sevgilerimle:)

st-regis-hotel-istanbul-usengec-sef-hotel-deneyim

St. Regis İstanbul

Adres: Mim Kemal Öke Cad. No: 35 Nişantaşı Şişli/İstanbul(For English version of this article please click here)

Hürriyet Cumartesi Eki’yle Kendi Şehrimizden “Bir Turist Gibi” Keyif Aldık

0

Yaşadığımız şehrin bize sunduğu nimetlerin çoğu zaman farkına bile değiliz. Oysa bir de turistlere bakın! Belki 3-5 günlük bir seyahat için gelip, her yeri karış karış gezer, tüm nimetlerimizin tadına doyasıya varır, alışverişini yapar, tarihi mekanları tek tek dolaşır, her yerden bir hatıra biriktirir ve giderler. Hiç kıskanmayalım! Çünkü aynı şeyi onların memleketine gidince biz de yapıyoruz. Oysa iş, kendi şehrimize, kendi ülkemize gelince, hep bir erteleme hali nedense!:)

Geçtiğimiz hafta, işi gereği artık yurt dışında yaşayan en yakın arkadaşlarımızdan biri, müstakbel eşiyle küçük bir sürpriz yaparak uçağa atlayıp geldi. İlk gün Sultanahmet, Aya Sofya, Topkapı Sarayı derken, teleferikle çıktıkları Pier Loti’de güzel bir kahveyle yorgunluk attılar. Turist kızımıza güzel İstanbulumuz’u ve özellikle de, o en çok merak ettiği “Old İstanbul”u tüm renkleriyle gösterme görevi omuzlarımızdayken, Cumartesi sabah erkenden vapurla Karaköy’e geçmek üzere sözleştik.

hurriyet-cumartesi-usengec-sef-sehir-rehberi

Programın geri kalanı, “nasıl olsa kendi kendine şekillenir” diye düşününmeyip, işimizi şansa bırakmadık ve vapura binerken bir de Hürriyet Gazetesi aldık bayiden. Hürriyet Cumartesi Eki sağolsun, tüm gün gidilecek yerler, gezilecek mekanlar için bize adeta bir rehber oldu.

hurriyet-cumartesi-usengec-sef-sehir-rehberi

Oradan oraya geçip, farklı farklı mekanlarda kah yeni lezzetler tattık, kah bir şeyler içtik. Bulutlu havaya rağmen bütün günü hiç ıslanmadan, en verimli ve en güzel şekilde geçirdiğimize, günün sonunda, biz bile inanamadık.
hurriyet-cumartesi-eki-kedi-kitap-haftasonu-etkinlik

Müzik, sergi, dekorasyon, gezi, kitap, alışveriş derken “Bu hafta ne yapalım?” sorusunun cevabı Hürriyet Cumartesi’de verilmişse madem, “kentlinin el kitabı” gibi hazırlanmış bu eke göz atmadan hafta sonu planı da yapmayız artık:)

hurriyet-cumartesi-usengec-sef-karakoy
Gündüz kalabalıktan dolayı çıkmaya üşendiğimiz Galata Kulesi’ne ve o enfes Tarihi Yarımada manzarasına karşı, akşam da romantik bir yemek yedik. Pazar sabahı başlarını döndürecek zenginlikte bir serpme kahvaltı ziyafetinden sonra, beraber gideceğimize söz verdiğimiz bir kaç müzeye götüreceğiz bizim “Turist Ömer”leri:)

Biliyoruz ki, onlar da gezmeyi-tozmayı, yemeyi-içmeyi seven, hayattan keyif almaya meraklı insanlar aynı bizim gibi. Zamanları olsa, daha gezilecek sergiler, izlenecek tiyatrolar, dinlenecek konserler derken, kendilerini İstanbul’a bi’güzel doyururduk da işte, kısıtlı sürede de, yine iyi iş çıkardık.

hurriyet-cumartesi-usengec-sef-galata-kulesi
Aa bu arada unutmadan… Hürriyet Cumartesi ekinde, düğün cephesinde en yeni trendleri anlatan “Teklif ediyorum, benimle evlenir misin?” bölümü gözüme ilişmişti. Ne bileyim, belki oğlumuza yakında lazım olabilir diye kesip, şuracığa koyayım ben en iyisi… Anlarsınız ya! 🙂

hurriyet-cumartesi-evlilik-teklifi
?code=8bb9b1e16d8a4ca382904f2181fa5c0f

Uludağ’a Karşı 5 Yıldızlı Bir İftar ve Konaklama Deneyimi: Hilton Bursa

3

Dün mübarek Ramazan ayı dolayısıyla hazırladıkları özel iftar menülerini tatmak için, kestane şekeri, İskender ve Uludağ denildiğinde akla ilk gelen şehrimiz Bursa’nın, en kaliteli ve prestijli oteli Hilton’daydım.

Taaa üniversite yıllarımda Bursalı bir kız arkadaşımın bayramı ailesiyle beraber Bursa’da geçirme davetini kabul ettiğimde, dönüş yolu trafiği ve feribot sırası derken 10 saate yakın yollarda geçirmemizi hatırlarım… Dün aynı yolu Yalova’ya kadar feribotla, sonrasını araçla, toplamda sadece1,5 saatte aldığımızı görünce valla gözlerime inanamadım. Anladım ki Bursa da artık, “Hafta sonu gidilecek İstanbul’a yakın yerler” başlığı altında, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan makale ve listelerde olmayı kesinlikle hak ediyor. Hele de şehrin hemen girişinde sizi tüm endamıyla karşılayan Hilton Bursa Convention Center&Spa gibi bir otel varsa…

hilton-bursa-hotel-konaklama--oda

hilton-bursa-hotel-konaklama--oda

hilton-bursa-hotel-konaklama--oda

hilton-bursa-hotel-konaklama--oda

hilton-bursa-hotel-konaklama-lobi

Otelin kuruluş hikayesi gerçekten enteresan. “Hilton Hotelleri” denilince, herkes tarafından otele ismini veren ailenin, medyatik yüzü Paris Hilton ve ailesinin, halen bu zincirin sahibi olduğunu düşünülüyor. Hatta öyle bir hava hakim ki, zamanında otelin açılışı için şehre Paris Hilton’un geleceği yönünde bir beklenti ve heyecan bile oluşmuş. Oysa otel, şehrin önde gelen sanayici ailelerinden Durmaz Ailesi’nin rahmetli babaları Ali Durmaz’in hayali üzerine, evlatları tarafından Bursa’ya 3 yıl önce kazandırılmış.

19 katlı otelde 12’si süit ve 1’i Kral Dairesi olmak üzere toplamda 187 oda mevcut. Bina üçgen şekliyle, Bursa’nın modern mimari anlamında sembollerinden biri olmaya aday. Lobi ve asansör gibi bölümlerde duvarlar ipek kumaşlarla kaplı.

hilton-bursa-hotel-konaklama-lobi

Bizim kaldığımız oda, Executive Süit olarak geçiyor. Yüksek tavanlı ve özel dekorasyonlu olması yanında, bu süitlerin diğer odalardan bence en büyük farkı, Executive Lounge’a giriş ayrıcalığı olması… Tüm heybetiyle Uludağ ve alabildiğine bir şehir manzarası adeta odanın içerisinde birbiriyle raks ediyor. Gerçi bizim geldiğimizi haber alan Uludağ, biraz naz yaptı ve gül yüzünü bizden akşam üstüne kadar esirgedi sağolsun. Bulutlar dağı öyle bir kaplamıştı ki, güneş çıkınca hem şehir hem de dağ manzarası tekrar inanılmaz bir hale büründü.

hilton-bursa-hotel-konaklama-oda

hilton-bursa-hotel-uludag-tatil

Otel misafirleri tarafından doldurulan anketlerden çıkan sonuçla, Avrupa’daki Hiltonlar arasında üst üste iki kere “Hilton Award of Exellence” adıyla verilen mükemmellik ödünü kazanan otel, aynı zamanda son 2 yıldır “Bursa’nin en iyi şehir oteli” seçilerek Quality Management ödülü de almış. Zaten Tripadvisor ve Booking.com gibi sitelerde aldıkları çok yüksek puanlar da bu başarının bir kanıtı.

hilton-bursa-hotel-uludag-tatil

Bu kalite ve başarının bir sonucu olarak, şehre gelen bütün devlet büyükleri, sanatçılar ve ünlüler, doğal olarak Hilton’u tercih eder olmuş.

hilton-bursa-hotel-uludag-tatil

hilton-bursa-hotel-uludag-cemiyet-hayati

Bursa cemiyet hayatı için, düğün ve organizasyonlarını Hilton’un 800 kişilik büyük balo salonunda yapmak, bir prestij sembolü haline gelmiş. Şu merdivende kimler kimler poz vermemiş ki… 🙂

Saymakla bitmez ama, Recep Tayyip Erdoğan dahil, 25 ülkenin cumhurbaşkanları, Cem Yılmaz, Tarkan ve Sertab Erener, kral dairesini şereflendirenlerden ilk akla gelen isimler… Onlar gelir de ben geri kalır mıyım? Hihihi. İşte size kral dairesi…

hilton-bursa-hotel-uludag-kral-dairesi

Geçenlerde “Kocan Kadar Konuş” filminin galası için Ezgi Mola ve Murat Yıldırım da geldiklerinde Hilton’u tercih etmişler. Bursalı ünlü modacılarımızdan Atıl Kutoğlu da son koleksiyonunun lansmanı için yine bu oteli seçenlerden…

hilton-bursa-hotel-uludag-kahve-cikolata

Durmaz Ailesi’nin sanata verdiği değer, otelin her köşesinde hissediliyor. Kendi koleksiyonları yanında, değerli Türk ressam ve heykeltaşlarına özel olarak yaptırılan eserlerin de sergilenmesiyle, otel adeta bir sanat müzesine dönüşmüş. Hilton’a yaraşır sade ve şık dekorasyon anlayışı, bu kıymetli eserlere ilaveten bir de otelin genelinde göze çarpan ve Çek Cumhuriyeti’nden getirilen çok özel cam işçiliğiyle hazırlanmış aydınlatma ve tasarım objeleriyle taçlandırılmış. Otelin girişindeki kozadan çıkan kelebek heykeli, Bursa’nın dünya tekstil sektöründeki öncü konumuna atıf niteliğinde…

hilton-bursa-hotel-uludag-ipek

hilton-bursa-hotel-uludag-sanat

hilton-bursa-hotel-uludag-sanat

hilton-bursa-hotel-mimari-sanat

Hilton Bursa’nın 16 ve17. katında yer alan havuz, spor salonu ve Aneta SPA, bulundukları yükseklik itibariyle belki de türünün tek örneği. Düşünsenize… Koşu bandındasınız ve karşınızda Uludağ var. Sanki Uludağ’a tırmanıyormuş hissiyle, insan bu koşu bandında spora daha bi’ motive olur valla. Havuz ve saunadan hem Yalova Yolu’nu, hem dağ manzarasını, hem de akşamları tüm ışıltısıyla şehri izlemek çok keyifli.

hilton-bursa-hotel-spor-salonu
hilton-bursa-hotel-spa-bali-masaj

hilton-bursa-hotel-turk-hamam

Bu da jakuzzinin manzarası:)

hilton-bursa-hotel-jakuzi-manzara

Sıcak taş koltuklar da tam keyif yapmalık:)

hilton-bursa-hotel-usengec-sef

hilton-bursa-hotel-havuz-spor

Hotelde farklı duyarlılıklara da hayran kaldığımı belirtmeliyim. Çevre bilinci anlamında kojenarasyonla kendi elektriğini üreten otel, aynı zamanda özel bahçesinde organik tarım uygulamaları da yapıyormuş. Şu çileklerin güzelliğine bir bakar mısınız Allah aşkına? 🙂

hilton-bursa-hotel-cilek

Bunun yanında sosyal sorumluluk projelerine verdikleri değeri de gerçekleştirdikleri kimsesiz veya ihtiyaç sahibi çocuklara yönelik renkli interaktif aktiveler ve Yaşlılar Haftası’nda Huzurevi sankinlerini yemekte misafir etmeleriyle gösteriyorlar.

Otelin en çok hoşumuza giden ve içimizdeki çocuğu ortaya çıkaran özelliği, en üst katında yer alan “Speed City” adlı eğlence ve oyun merkezi oldu. Aynı zamanda doğum günü ve dans partileri de organize edilen ve dev ekranda maç gösterimleri de sağlanan bu bölüm, birebir araçlarla yapılan simülasyon araba yarışlarıyla da hız tutkunlarının göz bebeği olmuş.

hilton-bursa-hotel-usengec-sef-formula

hilton-bursa-hotel-speed-city-formula

hilton-bursa-hotel-usengec-sef-formula

hilton-bursa-hotel-formula-yarisi

Bu gıcır gıcır Kırmızı Formula aracını görür görmez hemen direksiyona geçtim ve içimdeki M. Schumacher ruhu gün yüzüne çıktı. İstanbul Park’a çıkıp, kendi en hızlı tur zamanımı egale ettim. Ramazan süresi boyunca 40 kişi ve üzeri grupların oteldeki iftar rezervasyonlarında, bu eğlenceyi yaşamanın ücretsiz olduğunun müjdesini de sizlerle unutmadan paylaşayım:)

hilton-bursa-hotel-usengec-sef-skylight

Konaklamamızın akşamında, otelin ilk gününden beri mutfağını emanet ettiği, Bolu Mengen’li Executive Chef’i Hüseyin Yılmaz’ın Ramazan için hazırladığı özel menüsünü ilk tatma fırsatı bulan şanslı kişilerden biri olduk.

hilton-bursa-hotel-usengec-sef-uludag
Hilton’un 18.katındaki Skylight Restaurant’da,  Ramazan ayı boyunca, canlı tasavvuf ve fasıl müziği ile birlikte haftanın 7 günü, 7 ayrı iftar menüsü sunuluyor.

hilton-bursa-hotel-iftar-menu

hilton skylight restaurant

hilton-bursa-hotel-iftar-menu

Klasik İftariye tabağının yıldızı, bence içinde incir, kayısı, muz, bal ve kaymak bulunan “Sultan Macunu”ydu.

hilton-bursa-hotel-iftar-muzik

Ramazan’a özel çorbalar, Kirazlı Yayla Çorbası, Kesme Aşı Çorbası ve Mercimek Çorbası gibi alternatifler arasından benim favorim kuzu eti, buğday ve yoğurtla hazırlanan Kirazlı Yayla Çorbası oldu.

hilton-bursa-hotel-iftar-menu

Karpuz, şıra, limon suyu ve taze zencefille ortaya çıkarılan “Ramazan Karışımı”, oruç açanlar için ferahlatıcı bir lezzet.

Paçanga Böreği çıtır çıtır ve Patlıcanlı Gül Böreği de yumuşacıktı. İkisi de birbirinden lezzetli olunca, hangisini yiyeceğime karar veremeyip, ikisini de sildim süpürdüm:)
hilton-bursa-hotel-iftar-menu

Mantı, İslim Kebabı ve Dana Tandır gibi Türk mutfağının klasik lezzetleri yanında, bonfile ile hazırlanan ve yanında 3 sosla sunumuyla bana Fajita’yı çağrıştıran Uludağ Kebap da güzel bir alternatif.

hilton-bursa-hotel-iftar-menu
Kaymaklı Kabak Tatlısı ve Türk Tatlı Tabağı ile yaptığımız iftar menüsü tadım yolculuğumuz, en sevdiğim Ramazan lezzeti olan Fıstıklı Cevizli enfes bir Güllaç’la mutlu sona erdi.

hilton-bursa-hotel-iftar-menu-baklava

hilton-bursa-hotel-iftar-menu-kabak
hilton-bursa-hotel-iftar-menu-usengec-sef

Ertesi sabah yemyeşil Bursa’da güneşin doğumuna şahit olmak harikaydı.

hilton-bursa-hotel-usengec-sef

Açık büfe sabah kahvaltısı giriş katındaki “Brasserie” isimli restaurantta verilen otelin, havalar hazır güzelleşmişken, ister iç, ister bahçe kısmını kullanmak mümkün.

hilton-bursa-hotel-kahvalti

hilton-bursa-hotel-kahvalti

hilton-bursa-hotel-kahvalti

hilton-bursa-hotel-kahvalti

hilton-bursa-hotel-kahvalti

hilton-bursa-hotel-kahvalti-bahce

Gelelim bu seyahatimde yaşadığım en duygu yüklü olaya…

Sosyal medyada yaptığım paylaşımlarla şehirlerine geldiğimi duyan okuyucularımdan gelen sımsıcak “Bursamıza Hoş Geldiniz” mesajları ardından, benim için günün en büyük sürprizi, henüz otelden ayrılmadan, benimle yüzyüze tanışmaya gelen ve el yapımı çok özel hediyelerle beni birazcık da şımartan melek yüzlü, melek kalpli takipçim Damla’yla buluşmak ve yıllardır tanışıyormuşuz gibi sevgiyle kucaklaşıp, tatlı tatlı sohbet etmek oldu.

hilton-bursa-hotel-usengec-sef

Bu kadar güzel anılar biriktirdiğim bir konaklama deneyimini, objektif otel tavsiyesi arayanlar için faydalı olabilmek adına, bir an önce sizlerle paylaşabilmek için Executive Lounge’da oturup, haldır haldır çalışmam sonucu, şu an bu satırları bu kadar hızlıca okuyabildiğinizi de belirteyim de, kimmiş “üşengeç” görsünler.:))

hilton-bursa-hotel-executive-lounge

hilton-bursa-hotel-usengec-sef

Nohutlu Pazı Yemeği Tarifi (Resimli Anlatım)

5

Hem bağırsakları çalıştırarak sindirim sistemine fayda sağlayan, hem de ödem attırıcı özelliği olan bu yemek, aynı zamanda iyi bir vitamin deposu. Pazı gözler için faydası ve kan şekerini düzenleyici özellikleriyle öne çıkarken, nohut da sinir sistemi için öneriliyor. Nohutla bir sıkıntınız yoksa, kolayca yapıp, afiyetle yerken, bana dua edersiniz umarım:) Haydi o zaman gelsin Üşengeç Şef’in adım adım resimli anlatımıyla Nohutlu Pazı yemeği tarifi…

Adım adım Resimli Anlatımıyla NOHUTLU PAZI YEMEĞİ TARİFİ

Malzemeler (3-4 kişilik)

  • 1 büyük demet Pazı (veya Ispanak)
  • 2 adet Domates
  • 1 dolu çay kaşığı Domates Salçası
  • 1 adet kuru Soğan
  • 1 adet kırmızı Biber
  • 1 adet yeşil Biber (Acı olmayan- Örn: Çarliston Biber gibi)
  • 1 bardak haşlanmış Nohut (Ben konserve kullandım)
  • 1 diş Sarımsak
  • 2 yemek kaşığı Zeytinyağı
  • 1 silme çay kaşığı Tuz

Nohutlu Pazı Yemeği Yapılışı:

İlk olarak pazı yapraklarını tek tek bol suyun altında yıkayıp süzüyorum.

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Sonra konserve nohutu da süzgeçe döküp, sudan geçiriyorum. Zar gibi olan kabuklarını da, sonradan gaz problemi yapmasına engel olmak için üşenmeden soyuyorum.

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Pazıları üst üste bir kesme tahtasına alıyor ve 2 cm kalınlığında kesiyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Sonra diğer yandan da 2şer cm aralıklarla kesince, yeterince kıyılmış hale geliyor.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Teflon tencereme zeytinyağını koyup, çok hafiften kızmaya başladığı anda kabuklarını soyduğum ve ince ince dilimlediğim sarımsağı atıyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Aynı zamanda da biberleri ve kuru soğanı yemeklik doğruyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Eğer görmek isterseniz, şurada Yemeklik soğan nasıl doğranır anlatmaya çalıştım:)

Sarımsaklar hafif pembeleşince soğanları ekleyip, biraz sararana kadar bir kaç dakika karıştırarak kavuruyorum. Ardından küp küp kestiğim kırmızı ve yeşil biberleri de ekliyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
1 dolu çay kaşığı kadar da domates salçası ilave ediyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Biraz beraber kavurup, yemeklik doğradığım Domatesleri ekliyorum. Yemeklik Domates Nasıl Doğranır hızlıca resimlerle anlatmamı isterseniz, tıklayın🙂

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Domatesi ekleyip, bir kaç dakika da onları pişirdikten sonra artık sıra haşlanmış nohutları eklemeye geliyor.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
En üste de doğradığım Pazıları ilave ediyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
Biraz da tuz serpip, güzelce bir karıştırdıktan sonra, ocağın altını kısık ateşe alıp, kapağını kapatıyorum.
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi
nohut-pazi-yemek-resimli-kolay-yemek-tarifi

Nohutlu Pazı Yemeği Tarifimin sonuna geldik. İşte yemeğimiz hazır.

Nohutlu Pazı Yemeği Tarifi
Nohutlu Pazı Yemeği Tarifi – Nohut Yemekleri Tarifi – Pazı Yemekleri Tarifi

Afiyet şeker olsun! Bu tarz adım adım resimli veya videolu tariflerimin devamının gelmesini arzu ediyorsanız, yorum bırakmayı unutmayın, olur mu? 🙂

Deniz’den Mutfak Hikayeleri TV Programı’nda Sosyal Medya ve Yemek Konuştuk :)

4

Instagram ve Facebook‘dan sıkı takipçilerimin de bildiği gibi, geçtiğimiz hafta sevgili arkadaşım Şef Deniz Orhun’un Cine5’de yayınlanan “Deniz’den Mutfak Hikayeleri” programında yayın konuğuydum.

Dünya tatlısı, hoşsohbet ve bıcır bıcır bir kız Deniz Şef… Sohbeti çok keyifli. Yüzü devamlı gülüyor. Dobra dobra ve çok eğlenceli. Her şeyden komik bir şey çıkaran insanlar vardır ya, aklı hep muzipliğe çalışan… Aynı ben yani:) O yüzden çok güzel anlaşıyoruz, kanım ekstra kaynıyor, çünkü hep gülüyoruz onunla birlikteyken:)
denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-tv

Formasyonuna baktığımızda, Deniz de önce Mühendislik okumuş. Ben de mühendisim ya, belki de analitik bakış açısı sağlayan bu altyapı da bizi bu kadar yakınlaştırıyor olabilir:) Üzerine İşletme Yüksek Lisansı yapmış. Sonra Amerika’da bu işin “Harvard”ı olan Kendall College’da pastacılık ve fırıncılık eğitimi almış ve orada en iyi yerlerde çalışmaya başlamış. Üzerine International Cuisine Festival’da Türkiye’yi temsil ederek, birincilik ödülü almış. Birçok Hollywood yıldızına hatta Bill Clinton’ınından, Barack Obama’sına kadar devlet başkanlarına bile elcağızıyla güzel lezzetler hazırlamış. Bunları kendi anlatmıyor, ben sora sora keşfediyorum, öyle de mutavazı!

denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-tv

Aynı şekilde Türkiye’de de en üst düzey devlet başkanlarımız için mutfakta harikalar yaratan Deniz Orhun, 2008 yılında kurduğu “Klemantin Açık Mutfak ve Pasta Evi”nin sahibi ve şefi… Bu yetmezmiş gibi Bilgi Üniversitesi Gastronomi bölümünde eğitim veriyor. Ah o çocuklar ne şanslı!:) Çünkü kendisiyle ben de bir workshop’a katılmıştım, atölye çalışmaları müthiş eğlenceli geçiyor.
denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-tv
Çalışmalarına Türkiye–Amerika hattında devam eden bu güzel, tatlı, yetenekli ve akıllı kızımız, şu anda bir değil, aynı anda iki programla ekranlarda olacak kadar da çalışkanlığın sınırlarını zorluyor. Bu nasıl bir koşturmacadır anlatamam! Ekran karşısında çayımızı kahvemizi alıp, rahat koltuklarımızda kurulup izlerken, biz her ne kadar farkına varmasak da, yönetmeni, kuaförü, makyözü, asistanı, montajcısı, editörü vs. derken, 25 kişilik ekibin harıl harıl çalıştığı bir ortamda, her gün onlarca spot altında 3 kameraman karşısında, devamlı yemek yapıp, yemek anlatarak çekimde olmak gerçekten de inanılmaz zahmetli ve yorucu.

denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-tv

Yapımcılığını da kendi üstlendiği programlarından bir diğeri de, hafta içi her gün saat 15:00’de TRT1 ekranlarında yayınlanan “Pastane” programı…

Stüdyoda etraf pasta, börek, poğaça ve kekten geçilmiyor. Allahım! Sana geliyorum! En sevdiklerim her yerde ve ben buna rağmen kendimi tutup, hamur işlerini yiyip de şeker seviyem dalgalanmasın diye, güya akıllılık ederek, “sunta” bisküvilerimden tırtıklayarak yayına girdim ama yine de izlediğimde fark ettim, arada gözlerimi kırpıştırmışım tik varmış gibi. Demek ki, daha kuvvetli ve protein ağırlıklı bir şeyler yemem gerekiyormuş, bu da bana ders olsun!:)

denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-kofte-tarifi

Zaten bunun acısını programın sonunda Deniz’in hazırladığı enfes köftelere çatalımla dalarken çıkarmışım ve o andan itibaren gözlerim bir başka parlıyor dikkat ederseniz. Paylaşmamak için onu ikna etmeye çalışırken, bir yandan da tabağı alıp kaçmaya kalkmışım ya, olacak şey değil! :))

Deniz’le birlikte bu lezzet yolculuğuna çıkmak için, hafta içi her gün Cine 5’de saat 17:20’de yayınlanan “Deniz’den Mutfak Hikayeleri”ni  ve TRT1’de saat 15:00’de yayınlanan “Pastane” programını takibe alın. “Ama ama ben o saatte evde yokum ki, nası’ olcak?” diyenleriniz de, artık belki kaydedip, sonra izleyebilir çünkü bu programlar gerçekten izlenmeye fazlasıyla değer.

denizden-mutfak-hikayeleri-usengec-sef-kofte-tarifi

“Yemek ve Sosyal Medya” üzerine sohbet ettiğimiz programın 2 bölümden oluşan videosunun ilkini, aşağıdan izleyebilirsiniz. Eğer mobilden girdiğiniz için filan, videoyu göremiyorsanız, buraya tıklamanız yeterli:) Ben assolist olarak programa 16. dakikadan sonra dahil oluyorum, onu bilin de sonra bana “hani nerdesin bulamadık” demeyin, e mi?:)

İşte bu da yayının devamı.

Biz görüldüğü üzere, çok büyük keyif aldık. Umarım siz de izlerken, aynı keyfi alırsınız.

Bu arada unutmadan… Bloguma kolayca hemen üye olmak için buraya tıklamanız yeterli:) Sevgilerimle! Tüm sosyal medya mecralarında takibe alabilmeniz için hesabım: UsengecSef. Demedi demeyin, beni izlemeye devam edin! 🙂

Dekoru İngiliz, Lezzetleri Türk: Sofra London

1

Dünyada “Michelin Guide” tarafından tavsiye edilen ilk ve tek Türk restoranı olan Sofra London’ı benim gözümde, bundan çok daha önemli kılan bir özelliği daha var ki, o da kurucusu Hüseyin Özer’in tek başına, yoktan var ederek buralara geldiği, ders alınması gereken, çok ilginç hayat hikayesi…Türk kültürünü ve mutfağını tanıtmak üzere Hüseyin Bey tarafından, ilk olarak 1981 yılında Londra’da hayata geçirilen Sofra London, Mayfair ve Oxford Street’ten sonra, şimdi İstanbul’da da açılınca, kendisinden dinlemek için sabırsızlandığım bu yükseliş öyküsünü ve Sofra London’ın iddialı lezzetlerini tatmak üzere Karaköy’deki mekanını geçenlerde ziyaret ettim.

Bu arada İngiltere’de binlerce markadan indirim kodları ve fırsatlarla seyahatinizde tasarruf etmek isterseniz budgetfitter.co.uk discount code websitesini ziyaret edebilirsiniz.

huseyin-ozer-usengec-sef-sofra-london

Hüseyin Bey’in memleketi olan Tokat’ın Reşadiye ilçesinde başlayıp, önce Ankara, sonra İstanbul ve ardından Londra’ya uzanan macera dolu bir hayatı olmuş. Kendi çok küçük yaştayken, anne ve babası ayrılmış. Annesi babasından öç alması için onu Ankara’ya göndermiş, kendisini vurmak için silah almak üzere geldiğini öğrenen babası onu evlatlıktan reddetmiş. Bir anda yapayalnız, sokaklarda kalakalmış. İlkokulu bile okuyamamış. Biraz da olsa para kazanıp, tek başına hayatta kalabilmek için çobanlık da yapmış, yeri gelmiş çakmaklara gaz da doldurmuş. Tabanca parasını sermaye yaparak İstanbul’a gelmiş ve İngilizce öğrenmeye çalışmış. Askerlikten sonra da elindeki tüm parayı otobüs biletine harcayarak Londra’ya gitmiş.

Orada bir dönerci dükkanında bulaşıkçı olarak çalışmaya başlamış. Aynı zamanda da bir İngilizce kursuna kaydolmuş. Tırnaklarıyla kazıyarak, yıllar yıllar süren sefaletin ardından, gün gelmiş ve o dönerciyi satın almış. Sonra sağlıklı ve ekonomik yemekler zinciri “Café”nin serüveni başlamış hayatında ama bir süre sonra satmak zorunda kalmış.İçindeki bitmek bilmeyen okuma, öğrenme ve bir şeyler başarma isteği sayesinde devamlı kendini geliştirmiş. Diyetisyenlik eğitimi almış.

huseyin-ozer-usengec-sef-sofra-london
Nihayetinde İngiltere’de açtığı “Sofra London”, Michelin Rehberi’nin önerdiği ilk ve tek Türk restoranı olarak, kraliyet ailesi üyelerinden, politikacılara, sporculardan, sanatçılara pek çok ünlü ismi ağarlarken, Türkiye’den gelenlere, özellikle de durumu olmayan öğrencilere, kendi çektiği yokluk ve sıkıntıları çekmesinler diye, cömertce destekler vermiş her zaman. İşte böyle koca yürekli bir insan…

Kazandıklarıyla bir vakıf kurmuş ve yeme-içme sektörüne kaliteli eleman yetiştirmeye adamış kendisini. En çok istediği şeylerden biri öğrenci okutmak, diğeri de yanında çalışanları en iyi şekilde yetiştirerek, Türk kültürünü ve mutfağını tüm dünyaya en doğru şekilde tanıtmak üzere onları yurt dışına göndermek.

İşte Sofra restoranları ve Hüseyin Özer efsanesinin böyle ilham verici bir hikayesi var ardında…

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london

Kemankeş Caddesi üzerindeki sade bir kapıdan girilerek içeri doğru gidildikçe başka bir caddeye açılan bu ince uzun mekan, mutfağıyla birlikte toplam 1200 metrekarelik bir alana yayılmış.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london

İhtişamlı avizeler ve pastel tonlar içeren İngiliz tarzı dekorasyona o kadar özenilmiş ki, ne istediğini tam olarak aktarabilmek için, mekana bu son şeklini verene kadar, mimarını 3 defa İngiltere’ye götüren Hüseyin Bey “özümüze sadık Türk yemekleri sunarken, kılık kıyafetimizi İngiltere’den getirmişiz gibi düşünebilirsiniz” diyor. Buckhingham Sarayı’nda Kraliçe Elizabeth’in davetlerine katılmayı çok olağan karşılayan bir insan o.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london

“Restorancılık bir sanattır” diyor ve kendini bu sanatı öğrenmeye ve icra etmeye adamış. “Deniz kenarında değil, yürek kenarında bir yer” diye tanımlıyor Sofra London’ı…Deniz demişken… En son Colonie’den tanıdığımız başarılı işletmecilerden Deniz Zengin’e emanet etmiş restoranını. “Yakışıklı oğlum” diye hitap ediyor ona. Bana da devamlı “güzel kız” diyor. Ağzından bal damlıyor valla bu kendinden emin, ilginç adamın:)

huseyin-ozer-usengec-sef-sofra-london

Sofra London’ın modern Türk mutfağından özel tatların buluştuğu menüsüne gelecek olursak, içeriğinde zengin meze çeşitleri, balık ve deniz mahsulleri içeren ana yemek alternatifleri ile birbirinden leziz Türk tatlıları yer alıyor.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-meze

Mezeleri tadabilmem için, her birinin azar azar lezzetlerine bakabileceğim özel bir tabak hazırlandı. İçinde Humus, Tabule, Yaprak sarma, İçli köfte, fındıklı Kısır, çam fıstıklı Muhammara, Falafel ve Ispanaklı Börek bulunan bu tabakta, bir de organik ballı olduğu belirtilen İmam Bayıldı yer alıyordu. Genel olarak hepsinin lezzeti yerinde ve tam olması gerektiği gibi, kaliteli malzemelerle ve özenle hazırlandığını ispatlar şekildeydi.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-et

Ardından servis edilen “Trio Izgara” isimli, Kuzu Külbastı, Piliç Külbastı ve Dana Köfteden oluşan tabak, yanında gelen Hitit Pilavı ve buğdayla hazırlanan sağlıklı bir Keşkekle sunuldu. (Porsiyonu 35 TL) Etler, suyunu muhafaza eder halde pişirilmiş, baharatları yerinde ve yumuşacıktı. Çok keşkek sevmememe rağmen, lezzetini pek çok yerde yediğimden çok daha iyi buldum diyebilirim. Yine de Hitit Pilavı bana daha çok hitap etti tabi 🙂

huseyin-ozer-sofra-london-black-cod

Türk mutfağı ağırlıklı menüye, Hüseyin Bey’in en sevdiği yemek olması ayrıcalığıyla, Japon mutfağından misafir edilerek eklenen Black Cod Balığı ise inanılmaz güzel pişirilmişti. (Porsiyonu 90 TL) Derin ve soğuk sularda yetişen bu çok değerli balık, hem biraz isli, hem hafif tatlı lezzetiyle hiç bitmesin istediğim bir tat oldu diyebilirim rahatça:)

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-baklava

Cevizli, bademli ve fıstıklı olarak üç çeşitten oluşan, ev yapımı karışık baklava tabağında benim favorim bir fıstık delisi olarak yine fıstıklı ve yine fıstıklı oldu:)
Light kaymaklı Kadayıf, yanında gelen şerbetiyle, şeker miktarını kendi ayarlamanıza olanak veriyordu.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-kadayif
Gülsuyu içeren bol fıstıklı su muhallebisi, Sofra London’ın en sevilen hafif tatlılarından bir diğeriymiş.

huseyin-ozer-sofra-london-su-muhallebisi
Ben pek gülsuyu sevmediğim için, tercihimi kaymaklı Kayısı Tatlısı’ndan yana kullandım ve tadını oldukça beğendim.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-kayisi

“%100 lezzet ve doğru fiyat” sloganıyla, “namuslu yemek” sunduklarını belirten Hüseyin Bey’in de dediği gibi, yemeklerin fiyatları, bu tarz mekanlarla kıyasladığınızda gerçekten makul.

Zaten Hüseyin Bey, “en akıllı müşteri, benim yemeğimi yiyen müşteridir” diyor. Nedenini sorduğumda da çünkü benim müşterim, gösteriş için veya sırf birilerine görünmek için değil; sağlık için, lezzet için gelen, bilgili, eğitimli, medeni insanlardır ve burada yemek yerken aslında %50 kar ettiklerini bilirler” diye cevap veriyor.

Hüseyin Bey’le sohbet ederken, İngiltere’deki eski büyükelçilerimizden Nurver Nureş Bey güzel bir sürpriz yaptı ve bu değerli beyefendinin de katılmasıyla muhabbetimiz bir kat daha keyiflendi. Hüseyin Bey’in İngiltere’den dostları geldiğinde, kendi evinde güzel bir davet vererek, onları ağarlamak ve Türk misafirperverliğini sergilemek istediğini belirten  büyükelçimiz, bu çok özel davete benim de eşimle iştirak etmemizi rica etti. “Memnuniyetle” dedim:)

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-usengec-sef
Hüseyin Bey’in gerçek manada büyük emekler vererek bu aşamaya getirdiği Sofra London’dan güzel anılarla ayrılırken, İstanbul’a ve Karaköy’e önemli bir değer kattığını düşündüğüm bu restoranın, yolunun açık olmasını ve adının hep en yukarılarda yazılmasını diliyorum.

huseyin-ozer-karakoy-sofra-london-usengec-sef

Kalamış’ın Eşsiz Manzarasına Karşı Sirtaki Keyfi: Ouzo Restaurant

1

En sevdiğim şarkılardan biri olan ve sözleri Behçet Kemal Çağlar’a, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait nihavend makamındaki o şahane eser “Yok başka yerin, lütfu ne Yaz’dan, ne de Kış’tan” yani nam-ı diğer “Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış’tan” şarkısının da etkisiyle belki, Kalamış’ı oldum olası çok severim.

Bölgedeki beş yıldızlı en yeni otel olan Wyndham Grand İstanbul Kalamış, dünyanın en prestijli seyahat sitelerinden booking.com tarafından “Mükemmellik Ödülü” aldığından beridir, ilk fırsatta gitmek için sabırsızlanıyordum ki, “Bi’ Mutfak iki Şef” ekibinden sevgili dostlarım Özlem Mekik ve Ayvaz Akbacak, yine güzel bir organizasyona imza atarak, otelin teras katında yer alan Ouzo Roof Restaurant’da bir tadım buluşması daveti verdiler.

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Henüz güneş batmadan gidip, İstanbul’da Anadolu Yakası’nın en güzel lokasyondaki otellerinden biri olan ve nefes kesen bir Marina ve deniz manzarasına sahip Wyndham Hotel’in bu kartpostal gibi ambiyansını yakaladığıma çok sevindim. Aksi halde kaçırmak, yazık olmaz mıydı ama sizce de?:) Teras katında bir de açık havuz bulunuyor ki, havuz, tekneler, deniz, gökyüzü derken, insana göz yanılgısı yapan inanılmaz bir efekt yaratıyor.

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Eşsiz günbatımının büyüleyici etkisinden henüz kurtulamamıştım ki, canım dostum Özlem Şef de geldi işte:) Bizdeki romantizme bakar mısınız  nasıl özlemişsek birbirimizi artık, el ele, diz dizeyiz. Hihihihi

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Aşkımızı kıskanan Ayvaz Şef hemen “zaten beni kimse sevmiyor ki” diye serzenişte bulunmaya başlayınca, “aaa olur mu öyle şey Ayvazcım” dedik ve otelin Genel Müdürü Mustafa Alparslan ve Şefimiz Ayvaz Akbacak’la da bu keyifli anımızı bir selfie ile ölümsüzleştirdik:) Ayvaz’ı Show Haber’de çıkıp verdiği eğlenceli tariflerden ve TRT’de sunduğu “1 Şef 1 Yemek programından da biliyorsunuzdur kesin:)

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Akdeniz, Türk ve Yunan mutfaklarından lezzetler sunan  Ouzo’nun Executive Şefi, Türkiye’ de “fusion mutfak” akımını ilk uygulayan Bolu’lu meşhuuuur şeflerimizden biri olan ve farklı tabak sunumları ve yaratıcı lezzetleriyle pek çok kereler ödüllere layık görülmüş Mehmet Yalçınkaya olunca, o akşam Ouzo Restaurant’da bizi iddialı yemeklerin beklediğini tahmin etmek güç değildi tabi:)

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Çilekleri mantar formuna getirmeyi, altına toprak görünümlü ufalanmış kakaolu kek ve yenilebilir çiçeklerle böyle bir sunumu hazırlayamayı ancak Mehmet Şef’den beklerim mesela:)

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-restaurant

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

İş ve aile yemekleri için de hem eğlenceli, hem keyifli bir ortam sunan restoranda o akşam, avokado püresi üzerinde Jumbo karides, Deniz mahsulleri pazı sarması, Kabak çiçeği dolması, incir ve mayalı yoğurt üzerinde trüf esanslı lakerda, sakızlı kalamar külbastı, zerdeçallı rizotto, anason ile tütsülenmiş dağ mantarı ile sinarit balığı gibi birbirinden lezzetli pek çok yemek tadımı yapıldı.

wyndham-grand-istanbul-kalamis-usengec-sef

Yenilebilir toprak üzerinde tartar sos ve portakal yağı esanslı deniz tarağına Özlem de ben de bayıldık. (Sol alttaki resim)

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-restaurant

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-restaurant

ouzo wyndham kalamis 6

Tatlı tabağının içindekiler ise şöyleydi:
Ayva terrine pişmaniye gül yaprakları, Yeşil elma mousse, Sütlü karamelli incir dolması ve Çikolata kapsülünde bal kabağı

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-restaurant

Mekanın değerli sanatçısı Yorgo’nun şarkıları ve Yunan Müziği ezgileriyle süren akşam, buzukiden süzülen şen nameler eşliğinde ve Yorgo’nun yere koyduğu kadeh etrafında yaptığı Sirtaki şovuyla sona erdi.

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-yorgo

Mekandan ayrılırken, bu eşsiz lezzetleri, birbirinden yaratıcı sunumlarıyla hazırlayan Şefimiz Mehmet Yalçınkaya’ya ve ekibine de teşekkürlerimizi edip, bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik tabi:)

wyndham-grand-istanbul-kalamis-ouzo-restaurant