Ana Sayfa Blog Sayfa 32

İspanya ve İtalya’nın Meşhur Tatlı ve Tuzlu Lezzetleri Loco N Matto’da

2

Filmlere konu olacak bir macerayla, kurumsal hayatı terk ederek, sevdiği lezzetin peşinden giden bir Banka Müdürü hayal edin… İber yarımadasının lezzetli mutfağını Endülüs baharatlarıyla süslemek daha cazip geldiği için, “güzelim” kariyerinden vazgeçip, öylesine çılgın bir girişimcilik örneği gösteriyor ki, İspanya ve İtalya’da işin eğitimini alarak ustalaştıktan sonra İstanbul’a dönüp, iki kardeş ortak olarak bir dükkan açıyorlar. Markalarına da her iki ülkenin de dilinde “çılgın” kelimesinin karşılığı olan “Loco” ve “Matto” ismini koyuyorlar. İşte “Loco N Matto”nun başlangıç hikayesi, bu minik Cafe’nin cıvıl cıvıl ambiyansını yansıtır şekilde böylesine renkli…

loco-matto-churros-ispanyo-tatli
Hayallerini gerçeğe dönüştürmek üzere yola çıkan ve her detaya bir sanat eseri muamelesi yapan Enes Kardeşler’in, Bağdat Caddesi üzerinde açtıkları dükkanları, bizzat kendilerinin hazırladığı yiyecek ve içeceklerin tadları kadar, sunum şekilleri ve paket tasarımlarıyla da büyük ilgi görüyor. Eğlenceli fikirlerle dolu şirin dekorasyonu, müziği ve kullanılan renk tonlarıyla sıcak Latin esintileri taşıyarak, insana adeta yaşama sevinci aşılayan bu samimi ve zevkli butik, Cadde’de yürürken hemen dikkat çekiyor.

loco-matto-churros-ispanyol-bağdat-cadde

Mekan oldukça efektif şekilde ve en ince ayrıntısına kadar düşünülüp tasarlandığı için içerisi büyük olmamasına rağmen ferah ve kullanışlı. Külah içinde sunulan tatlılarınızı koymanız için, masalara kare şekilli ufak delikcikler açılmış. Külahınızı buranın içine yerleştirdiğinizde, artık elinizde tutmanız gerekmediğinden, size de yemeğinizin keyfini rahatça çıkarma özgürlüğü sağlanıyor.
loco-matto-churros-ispanyol-bağdat-cadde
loco-matto-churros-ispanyo-tatli

Sipariş üzerine taze olarak hazırlanan İtalya ve İspanya’ya özgü tuzlu ve tatlılardan oluşan keyifli bir menüleri bulunan mekanda, içecek olarak da çay ve kahve servis ediliyor.
loco-matto-churros-ispanyo-tatli

Bir İtalyan lezzeti olan Panzerottiler kapalı bir pizza misali, sıcacık halde masanıza geliyor. Domates ve mozarella peynirli Panzerotti’nin arasından eriyip taşan malzemenin tadından ve bolluğundan pek memnun kaldığım gibi, aynı şekilde denediğim kıymalı Panzerotti de çok başarılıydı. İlla tanıdık bir lezzete benzetmemi isterseniz, içi bol malzemeli bir “Çi börek” ya da “Pişi”nin İtalyan usulü hazırlanmış hali sanki kendisi:) Ben bu seferlik tuzlu olanlarının tadına bakabildim ama çok methini duyduğum Nutella ve Ricottalı Panzerotti’yi de en kısa zamanda denemek için sabırsızlanıyorum.

Hamuru Panzerottiye göre daha ince bir İspanyol klasiği olan Empanada da sebze ağırlıklı bir puf böreği gibi sanki. Kıymalı, karışık sebzeli, ıspanak ve kuru üzümlü olarak 3 alternatifi bulunuyor.

loco-matto-churros-ispanyo-tatli

İspanyol Tatlısı Churros

İspanya’da özellikle kahvaltıda ve öğle yemeklerinde sık sık yenildiğine şahit olduğum Churroslar ise, Loco N Matto’da Clasicos, Latinos, Americanos ve Supremos şeklinde 4 çeşitte hazırlanıyor. Görüntüleri bizim tulumba tatlısını andırsa da, hem yapısı farklı, hem de tadı onun gibi şerbetli değil.
loco-matto-churros-ispanyo-tatli

İster sade haliyle alıp, ılık çikolata sosuna bandırarak o çıtır çıtır tadına varacağınız, isterseniz sütlü, bitter, beyaz çikolata veya karamel dolgulu haliyle afiyetle yiyebileceğiniz gibi, tarçın ve şeker kaplamalı olanları ve hatta hem içi çikolata dolgulu, hem de dışı çikolata ve renkli şeker parçacıklarıyla kaplı olanları da mevcut. Özellikle çocuklar ve içindeki çocuğu hala yaşatanlar bu Churroslara bayılır sanırım:)


loco-matto-churros-ispanyo-tatli

Gelenek olduğu üzere, içtiğim Cappuccino’nun üzerindeki köpüğe banarak denediğim gibi tek başına da çok sevdiğim tarçınlı ve şeker kaplamalı Americanos ise , benim günlerdir tekrar gitmek için aklımı alacak kadar favori lezzetim oldu. Tüm yemeklerin İspanya’da veya İtalya’da denediklerimden tad olarak hiç altta kalır tarafı olmadığı gibi, belki de kullanılan yağdan dolayı, bana oradakilerden biraz daha lezzetliymiş gibi geldi hatta.

Yürürken de rahatça yenebilmesi için tasarlanan sıradışı ambalajları sayesinde, ister Cadde’de turlarken, ister dükkanının sevimli ambiyansını doyasıya yaşarken tadını çıkarabileceğiniz, isterseniz de eve sipariş verebileceğiniz, uygun fiyata yeni lezzetlerin arayışındaysanız, Loco N Matto’yu kesinlikle denemelisiniz.?code=6630c59f86a4410a895e1cddf95ab0f6

Hangi Yemeklere İntoleransınız Var Öğrenmek İçin… Pinnertest

1

Hani bazen birşey yedikten sonra şişkinlik hissedersiniz ama sebebini bilemezsiniz ya… Oysa belki oldukça da sağlıklıdır aslında yediğiniz o şey. Etrafınızdakiler hallerinden memnundur ama sizi rahatsız eder ve kolay kolay hazmedemezsiniz işte… Dolanır durursunuz evde. Rahat rahat oturmak, hatta uyumak ne kelime!

En yakın arkadaşlarımdan biri, karnına kramplar girmesine sebep olduğu için bebekken süt içmek istemezmiş. Çocukluğunda annesinin zoruyla her süt içtiğinde neden ağladığının sebebini, şimdi yaptırdığı bir test sayesinde öğrendi. Meğer çünkü laktoz (süt ve süt ürünleri) intoleransı varmış. Şimdi kolay bir test sayesinde geç de olsa bunu öğrenmiş oldu ve geçici bir süre için tüm süt ve süt ürünlerine ara verince, hem çok daha iyi hissettiğini, hem de tüm şikayetlerinin belirgin şekilde azaldığını ve sağlıklı kilosuna daha kolayca dönebildiğini söyledi. Bir müddet ara verdikten sonra vücuda o gıdayı yeniden yavaş yavaş tanıtarak, artık rahatsızlık vermez hale getiriyormuşsunuz. Çok ilginç değil mi ama?

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Başımıza geldiğinde, o an için geçici bir durum zannetsek de, aslında bazı sebeplerden dolayı, sindirilemeyen bu tarz besinler, gıda intoleransına sebep oluyor ve verdiği anlık rahatsızlıklar yanında, maalesef hiç hissettirmeden bir çok hastalığa ve kilo almamıza da yol açıyor.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

“Gıda intoleransı” yani aldığımız bir besini vücudumuzun tolere edememesinin (hazmedememesi) şişmanlık, kilo verememek, migren, akne problemleri, kabızlık, depresyon, şişkinlik, gaz, kronik yorgunluk, ishal, depresyon, sedef hastalığı, cilt hastalıkları, sürekli nezle olma, astım, romatizma, kronik faranjit, irritabl barsak sendromu hatta uykusuzluğa kadar pek çok şekilde rahatsızlıklara sebep olabileceğini öğrendiğimde, benim de “yararlı” diye gönül rahatlığıyla tükettiğim ve kilo kontrolüm için kendilerinden medet umduğum yiyeceklerin, aslında içten içe bünyeme nasıl etkileri olduğunu merak ettim açıkçası.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm
Besinlerin yeterince sindirilememesi sonucu, parçalanamadan kana geçmesiyle, savunma sistemimiz onlara “yabancı madde” gibi muamele yapıyor ve aynı bir bakteriye veya virüse saldırdığı gibi savunma mekanizmasını devreye sokup, savaşmaya çalışıyormuş. Biz neler olduğunu hiç bilemezken, sinsi bir şekilde vücut, antikorlar biriktirip, “gıda intoleransı” denilen durumu yaşıyormuş içerde.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Biz bunun farkında olmadan aynı şeyleri yemeye devam ettikçe de, az önce saydığım pek çok kronik rahatsızlığa ve obeziteye sebep oluyormuş. Zaten kendi kendine fark etmek de çoğu zaman mümkün değilmiş.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm
En sevdiğiniz, vitamin deposu diye düşündüğünüz bir sebze ya da meyveyi aslında hazmedemediğinizi düşünsenize… Aklınıza mı gelir? Ya da zayıflamak uğruna sürekli tükettiğiniz kepek ekmeği veya elmanın, aslında sizde gıda intoleransına sebep olup, kilo vermenize engel olduğunu duysanız? Şok şok şok!  Bu olasılıkları duyunca, ben de merak ettim ve araştırdım.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Özellikle eski testlerde olduğu gibi, damardan kan almaya gerek kalmadığını ve %98 netlikte kesin sonuç alındığını öğrendiğimde, Pinnertest denilen bu testi yaptırmak için Ortaköy’deki merkezlerine gittim.

Bizzat deneyimleyerek gördüm ki, yüzük parmağının ucundan minicik bir yerden kan alınması yeterliymiş. Evet evet! İşte o belli belirsiz noktadan:)

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Burada öğrendim ki, Dünya nüfusunun %80′inde gıda intoleransı varmış ve gıda intoleransı olanların %99′unun bundan haberi yokmuş.

Söylediklerine göre Pinnertest aktif ve pasif intoleransları tespit edebildiği için şu anda dünyadaki en gelişmiş testmiş. Çünkü daha önceki tüm testlerde yaşanan en büyük sorun olan, geçici intolaransların da test sonuçlarına yansıması problemini bertaraf ediyormuş. Yani, eskiden bir gece önce çok yenilen bir gıda veya vücudun geçici olarak tepki verdiği bir gıda da test sonuçlarında görülebilirken, Pinnertest’de bu tür yanılgılar olmuyormuş.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Başka şehirlerde yaşayanlara veya merkezlerine gelme imkanı olmayanlara, evde kendi kendine nasıl parmaktan kan örneği alınacağını da anlatıyorlar ve bu sayede kargoyla da kendilerine numune gönderebiliyormuşsunuz.

Verdiğiniz birkaç damlalık kan örneğini İtalya’daki laboratuara gönderip, aşağıdaki gıdaların hepsine karşı bir intoleransınız var mı yok mu inceliyorlar.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

15 günlük süreç sonrasında size özel bir liste geliyor ve hangi masum görünen besinlerin aslında size zarar verdiğini bu sonuçlarla öğreniyorsunuz.

pinnertest-gida-intoleransi-testi-nasil-kilo-veririm

Zararlı olma derecelerine göre, ne kadar süre ile bu gıdalardan uzak durmanız gerektiği ve onların alternatifi olarak, gönül rahatlığı ile neler tüketebileceğiniz, size Pinnertest’in özel diyetisyeni ile sağlanan bir görüşme esnasında anlatılıyor.Neleri azaltmalısınız, nelere dikkat etmelisiniz, tüm bunları test sonuçlarınıza göre öğrendiğinizde ve uygulamaya koyulduğunuzda, hazımsızlıktan migrene, cilt problemlerinden, depresyona, obeziteden, yorgunluğa kadar pek çok rahatsızlıktan ve ne kadar uğraşsanız da kilo verememe sıkıntılarından kurtulmaya başlıyormuşsunuz. Hadi darısı başımıza:)

Bu arada bir de size sürprizim var. Pinnertest yaptırmak için aradığınızda “Üşengeç Şef” takipçisi olduğunuzu belirtirseniz, size “özel indirim” yapacaklar.

Bilgi için:
www.pinnertest.com.tr

Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası Tarifi

4

İşinin ehli, mutfağının ustası, hamarat Anadolu hanımlarının lezzet sırrını duydunuz mu? Yaklaşın yaklaşın!… Ama bakın aramızda kalacak. Söz mü? Benden duymuş olmayın ama yemeklerine ekstra lezzet katması için meğer yağ ile birlikte “kaymak” da kullanıyorlarmış. Bu sırrı keşfeden Teremyağ da, dileyen herkesin böylesine gizli bir lezzete kolayca ulaşması için Teremyağı, kaymakla birleştirip, Teremyağ Gurme Kaymaklı’yı hazırlamış. Eh bu durumda bana da elcağızımla yaptığım, yumuşacık bir Anne Poğaçasıyla, ilk Teremyağ Gurme Kaymaklı deneyimimi, adım adım resimli ve en kolay şekliyle sizlere de anlatmak yakışır diye düşündüm, bilmem iyi etmiş miyim:)

Teremyağ Gurme Kaymaklı ile hazırlanmış birbirinden leziz tariflere benim gibi siz de Teremyağ Facebook ve Instagram sayfalarını takip ederek ulaşabilirsiniz.
Teremyag gurme kaymakli

Adım adım Resimli Anlatımıyla

DEREOTLU PEYNİRLİ ANNE POĞAÇASI TARİFİ

Malzemeler
(Yaklaşık 20 adet için)


•    6 yemek kaşığı (200 gr) Teremyağ Gurme Kaymaklı
•    2 adet Yumurta
•    1 çay bardağı (100 gr) Yoğurt
•    1 paket kabartma tozu
•    2 yemek kaşığı Sirke
•    1 çay kaşığı Tuz
•    Alabildiği kadar un (Ben 3,5 su bardağı kullandım, tam geldi)
•    1/2 demet incecik doğranmış Dereotu

İçine:
•    200 gr. Beyaz Peynir

Üzeri için:
•    1 Yumurta sarısı
•    Çörek Otu
•    Susam

1a 20152703100245536

Yapılışı:
Hamuru hazırlamak için derince bir kaba Teremyağ Gurme Kaymaklı’yı ve Yumurta, Yoğurt, Kabartma Tozu, Sirke, Tuz ve Unu alıp, yumuşak bir hamur haline gelinceye kadar yoğuruyorum.

1 20152703101602856

2 20152703101635430

3 20152703101644295

4 20152703101652601

5 20152703101702555

6 20152703101833396

7 20152703101843857

8 20152703101853110

9 20152703101902483

Dereotunu ince ince kıyıp, onu da hamura ekleyip, her yerine eşit olarak dağılacak şekilde birlikte yoğurduktan sonra, kabın içindeki hamurun üstünü streç filmle kaplayıp, 15 dakika kadar buzdolabında bekletiyorum.

10 20152703101937382

11 20152703101945946

12 20152703101955435

13 20152703102008235

Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp, elimle incelte incelte, ama delinmemesine özen göstererek, avuç içi kadar büyüklükte yuvarlak şekilde açıyorum.

14 20152703102102621

15 20152703102111877

16 20152703102126164

Yarım ay şeklinde poğaçalar yapmak için yuvarlak açtığım hamurun bir yarısına 1 yemek kaşığı kadar Beyaz Peynir koyup, diğer yarısını üstüne kapattıktan sonra, köşelerini parmağımla bastırarak iyice kapandığına emin oluyorum.

17 20152703102156780

18 20152703102208139

Hamurun içi boş olan fazla kısımları bir bıçak yardımıyla biraz kestikten sonra, bir çatalla kenar kısımlarına tırtıklı şekil veriyorum.

19 20152703102235374

20 20152703102246112

Yuvarlak poğaçalar yapmak için ise, yuvarlak açtığım hamurun tam ortasına 1 yemek kaşığı kadar Beyaz Peynir koyup, kenarlarını ortada birleştiriyorum.

21 20152703102317678

22 20152703102330187

Elimle yuvarlak bir şekil verip, iyice kapandığından emin olduktan sonra, kapanma yeri alta gelecek şekilde, pişirme kağıdı serdiğimiz fırın tepsisine, aralarında bir kaç santimetre mesafe bırakacak şekilde diziyorum.

23 20152703102357123

24 20152703102407742
Bu tarifle bende her iki çeşitten de toplamda yaklaşık 20 adet poğaça çıktığı için 2 fırın tepsisi kullandım.

Tüm hamurların üst yüzüne, önceden bir çatalla çırptığım 1 yumurta sarısını, fırça yardımıyla sürüyorum.

25 20152703102453580

26 20152703102504310
En üstüne de susam ve çörek otu serptikten sonra, önceden 5-10 dakika kadar ısıttığım fırında yaklaşık 180 C sıcaklıkta, en üstleri kızarana kadar pişiriyorum.

27 20152703102540442

28 20152703102551188

29 20152703102604190
İşte bu kadar kolay.

teremyag gurme 20152703102644972

teremyag gurme 20152703102705120
Afiyet olsun:)

Bu içerik https://usengecsef.com/ tarafından hazırlanmıştır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
boomads_offer_client = “1850cb5aecd64c6ba0cf702c3f45ecde”;
boomads_offer_id =”1025″;

Online Alışveriş Artık Çok Daha Karlı… Bonusbay

1

Alışverişi, ama özellikle de “online alışverişi” sevenlere güzel bir haberim var bugün. Oturduğunuz yerden, bir tıkla istediğiniz ürünü satın alarak, adresinize göndertmenin rahatlığına bir kere varmışssanız artık, siz de benim gibi arama bulma ve taşıma dertleriyle uğraşmadan yapılan konforlu alışverişin tutkunu haline gelmişsinizdir sanırım.

Teknolojik cihazlardan, hotel rezervasyonuna, kıyafetten, kozmetiğe, mutfak alışverişinden, ev aksesuarına kadar, istediğim her şeyi, hiç kendimi yormadan, internetten sipariş verebiliyorsam ve kapıma kadar teslim ediliyorsa, daha ne diye trafik çilesi çekip, dükkan dükkan gezmekle, aramakla, denemekle, merak ettiklerimi soracak bilgili birini bulmakla ve hatta aldığım ürünleri, evime, ofisime kendim taşımakla uğraşayım ki, değil mi ama?

bonusbay-online-alısveris-bonus

Bir şeye ihtiyacım olduğunda, güvendiğim online mağazalar arasında bir kaç dakika dolaşıp, tüm detaylarını inceleyip, görsellerine göz atarak, hatta istersem, diğer kullanıcıların yorumlarına kadar okuyup, içime en çok sinen yerden, beğendiğim ürünü hemen satın alınca, işim çabucak ve zahmetsizce bitiyor:)Eğer siz de benim gibi internetten alışverişi gerçekten seven ve her fırsatta genelde bu yöntemi kullananlardansanız, alışverişlerinizi “Bonusbay” üzerinden giderek, yüzlerce anlaşmalı seçkin online mağazadan yaparken, bir de bu alışverişlerinizden nakit olarak para iadesi alabileceğinizi biliyor muydunuz?

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Türkiye’de de hizmete girdiğini öğrendiğim BonusBay sayesinde, en çok alışveriş yaptığım yüzlerce online mağazada, bu alışverişlerimden belli yüzdelerde nakit para iadesi kazanabileceğimi öğrenince, hemen ücretsizce üye oldum ve siteyi incelemeye başladım. Beymen, Morhipo, Hepsi Burada, GittiGidiyor, Mac, Booking.com, Applestore, Teknosa, Tchibo, Biletix, Joker, D&R gibi sıklıkla kullandığım alışveriş sitelerini Bonusbay’de görünce gözlerim parladı:)

İsterseniz, ilk alışveriş deneyimimi sizlerle de paylaşayım ki, bu avantajlı işlemin ne kadar kolayca yapıldığını kısaca göstermiş olayım.

Bonusbay.com‘a girdiğinizde ilk olarak ülke seçimi yaptırtıyor. Bu sayede Türkiye’de hizmet veren ve Bonusbay’le çalışan yüzlerce online mağazanın listesini ve tekliflerini görme imkanınız oluyor.

bonusbay-beymen-hepsiburada-lidyana-morhipo
Bu tekliflerden faydalanmaya başlamak için, öncelikle siteye üye olmanız gerekiyor. Ücretsiz ve hızlıca yapılabilen bu işlemden sonra, dilediğiniz online mağazaları inceleyip, kendine özel tekliflerini görebiliyorsunuz.

bonusbay-beymen-hepsiburada-lidyana-morhipo
>
Ben ilk alışverişimde kendime GittiGidiyor.com’dan kozmetik bir ürün seçtim ve bu ürün kategorisine 3 aydan az bir süre içerisinde, %3,33 oranında para iadesi yapılacağını gördüm.

bonusbay-beymen-hepsiburada-lidyana-morhipo

Buradan GittiGidiyor.com platformuna geçip, siparişimi verdim ve alışverişimi her zamanki şekilde tamamladım.
bonusbay-beymen-hepsiburada-lidyana-morhipo

Alışverişten sonra Bonusbay tarafından gelen e-postaya bakıp da, hesabıma tekrar giriş yaptığımda, ödediğim ücretin, belirtilen yüzdesi oranında iade kazandığımı gördüm.
bonusbay-beymen-hepsiburada-lidyana-morhipo

Bu ve bunun gibi, günlük hayatımda ihtiyacım olan şeylerin alışverişini Bonusbay üzerinden giderek yapmaya devam ettiğim takdirde, hesabımda biriken bonuslar, teklifte belirtilen süreler sonunda, direkt olarak verdiğim banka hesabıma yatırılıyor. Bana da bu karlı alışverişlerin keyfini çıkarmak kalıyor.

bonusbay-estee-lauder-gozalti-kapatici
Hadi siz de benim gibi, bu avantajlı online alışveriş sistemiyle bol bol bonus biriktirmeye, Bonusbay‘le hemen başlayın ! 🙂

Bu bir boomads advertorial içeriğidir.

Caffe Nero’da Benimle Bi’ Kahveye Ne Dersiniz?

3

Geçtiğimiz ay, Caffè Nero’nun genç ve güleryüzlü yönetim ekibiyle tanışınca, markayı daha yakından tanıma fırsatım oldu. Kaliteli İtalyan kahvesi sunmak için ilk olarak 1997 yılında Londra’da kurulan, Caffè Nero, açıldığı günden beri her yıl, İngiltere’nin en sevilen kahve zinciri seçiliyormuş. Bugün 1000’e yakın mağazası bulunan ve “Siyah kahve” anlamına gelen Caffè Nero’nun İngiltere dışında, ilk yurt dışı serüveni ise 2007 yılında Türkiye ile başlamış.

İçinde bulunduğu semtte, o mahallenin ruhunu yansıtan ve tamamen oraya ait bir “mahalle kahvesi” ortamı yaratmayı hedefleyen, yiyeceklerinde de klasik İtalyan tariflerinden esinlenen Caffè Nero, iddialı İtalyan kahveleriyle olduğu kadar, insanlara kendilerini evlerindeymiş gibi rahat hissettiren sıcak atmosferi ile de, kısa sürede kahve severlerin en çok sosyalleşmek istediği kahve zincirlerinden biri haline gelince, İstanbul, İzmir, Ankara ve feribot içlerinde olmak üzere, şimdiden 44 mağazaya ulaşmış bile.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Uzun zamandır istediğim hızlı bir Baristalık Eğitimini (Kahve Hazırlama Uzmanı) tamamladığım Caffe Nero’da öğrendiklerimi sizlerle de paylaşmak isterim:)

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Kahve demişken, ilk olarak kahvenin nasıl keşfedildiğinden bahsedeyim madem… Ne kadar gerçek olduğu, tam bilinemese de, kahve literatüründe, kahvenin nasıl bulunduğunun hikayesi aslında şöyle bir rivayete dayandırılıyormuş.

Kahvenin Bulunuş Hikayesi:3.yüzyılda bir keşiş ve aynı zamanda bir çoban olan “Kaldi” isminde bir Etiyopyalı, her gün otlattığı keçilerinin, bir gün her zamankinden çok daha hareketli ve enerjik olduklarını farkeder ve keçileri gözlemlediğinde, normalde yediklerinden farklı “kırmızı” bir şey yediklerini görür. Keçilerin yediği o şey; kahve meyvesidir. Kaldi o meyveleri alıp, önce kaynatarak içmeyi, sonra ateşte pişirmeyi dener ve kendisinde de aynı etkiyi görür. Böylece Etiyopya’da ortaya çıkan kahve, kuzeyde Mısır’a ve antik Yunanistan’a, güneyde de Arap yarımadasına doğru yayılır.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino
Osmanlı’ya geldikten sonra, Avrupa’ya yayılmasının hikayesi ise şöyledir: 2. Viyana Kuşatması’na giderken yeniçerilerin yanlarında götürdüğü 500 çuval kahve, Viyana’dan çekilirken orada bırakılır. Cephede unutulan bu kahve çuvallarını yakan Avusturyalılar etrafa yayılan hoş koku sayesinde kahve ile tanışır ve böylece namı oradan bütün Avrupa’ya ulaşır. Hatta İngiltere’de çaya yüklenen yüksek vergilerden ötürü, ona tepki olarak içilir ve zamanla Amerika’nın ise resmi içeceği haline gelir.

Kahve Çekirdeği Çeşitleri:Petrolden sonra, dünya çapında dolarla ticareti yapılan ikinci ürün olan kahvenin, pek çok kahve çekirdeği türü olmakla birlikte en yaygın şekilde tarımı yapılan türler iki tanedir: “Robusto” ve “Arabica“.

Arabica türü kahve çekirdekleri daha kaliteli ve bu yüzden de daha pahalıyken, Robusto çok daha yaygın bir kahve çekirdeği türü ve bu yüzden çekirdeklerinin fiyatı da nisbeten daha uygun.

Kahvenin Yetiştiği Bölgeler:

Sadece Oğlak ve Yengeç dönencesi arasında kalan yerlerde yetiştiği için kahvenin ilginç bir coğrafyası var.
Dünyada kahve yetiştirilen en önemli 3 bölge ise şöyle:

1. Latin Amerika (Brezilya’dan Meksika’ya, Panama’dan, Honduras’a, Nikaragua’dan, Kolombiya’ya kadar)
2. Asya Pasifik (Sumatra, Java, Papua Yeni Gine vs)
3. Doğu Afrika ve Arap Yarımadası

Kahvede Tat ve Aroma Farkları Neden Olur?

Yetiştiği toprak, güneşlenme zamanı, aldığı su, bulunduğu ortamdaki nem gibi faktörler, kahvenin tadını ve aromasını değiştiriyor. Kahve fidanları tüm özellikleri topraktan aldığı için, bu da yetiştiği bölgelere göre kahvelerin aralarında farklılıklar olmasına sebep oluyor.

Bunu basit örneklerle açıklamam gerekirse;

Diyelim ki, Türkiye’de kahve yetiştirilebilseydi ve diyelim ki bu Antalya bölgesinde olsaydı, büyük ihtimalle orada yetiştirilen kahvelerde narenciye aroması olacakken, Karadeniz’de yetişse belki çay ve fındık aroması olacaktı.

Bu sayede, Latin Amerika’da yetiştirilen çekirdek aromaları bizim damak tadımıza yakın, kakao, fındık, çikolata tatları içerirken, Sumatra gibi volkanik bölgelerde daha isli ve yoğun kıvamlı tatlar ve Afrika’da ise tropikal bölgede olduğu için daha citrus aromaları olarak açığa çıkıyor. Yani kahve çekirdekleri, bulunduğu topraktan kokuyu ve tüm özellikleri belirgin şekilde absorbe ediyor.

caffe-nero-kahve-cekirdek

Kahve çiçeği, “Gardenya çiçeği” ile aynı familyadan gelen bir çiçek aslında. Kokusu yasemini andırıyor ve gerçekten en başta “çiçek-çiçek” açıyor. Bu çiçekler büyüyüp, çekirdeği oluşturuyor. Önce yeşil meyveye dönüşüyor, sonra hafif kırmızılaşıyor, en son koyu kırmızı hale gelip, görüntü olarak salkım halde bulunan Cranberry’lere benziyor. Oradan da toplama safhasına geçiyor ve esas yetişecekleri bölgelere taşınıyorlar, toplanıyor, ayrıştırılıyor ve boyutlarına göre ölçümleniyorlar.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino
Caffè Nero,dünyanın her üç bölgesinden de kahvelerini yeşil çekirdek olarak alırken, daha ağırlıklı olarak Latin Amerika’dan ve çoğu Arabica türü çeşitli kahve çekirdeklerini kullanmayı tercih ediyormuş. Harmana kuvvet ve derinlik katması ve kahvenin kremasının yoğun olması için az miktarda Robusta da kullanıyorlarmış.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

İngilterede kendi kavurma tesislerinde, işinin ehli olan, “üstat” kavurmacılar tarafından, çeşitli formüllerle kahve üretimi yapıyorlarmış. Leblebi kavrulduğunda nasıl nohut halinde, üstü hafif yanık, güzel kokulu hale dönüşürse, kahvede de aynı mantıkla, bu yeşil çekirdekler, dev tanklarda bekletiliyormuş.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Espresso denilince bir kavurma derecesi ve kavurma süresi var. Espresso hazırlanırken, en doğru akış süresi, akmaya başladığı andan itibaren 15-18 saniye arasıymış.

En yoğun kavurma 17-18 saniyede kesiliyor. Koyu kavurma denilen İtalyan ve Fransız tipi kavurmalar bu gruba giriyor ve yoğun tatlar içeriyorlar.

Orta dereceler, daha içimlik ve Espresso kavurması, daha 14-15 saniyelerde tutulmaya çalışılanlar oluyor.

En Bilinen Kahve Çeşitleri:

Ana içecek espresso, hazırlandıktan sonra 10 saniye içinde servis edilmek zorundaymış aslında. Adı bu yüzden hızlı anlamında. Mesela İtalya’da, hiç bizdeki gibi oturup saatlere yayarak değil, ayakta ve 1,5-2 dakikada içilir. Bizde daha keyif ve sosyalleşme aracı tabi baktığınızda:)Espresso: Yoğun, tatmin edici, dolgun gövdeli, yumuşak içimli, üstünde altın renkli “krema” bulunan bir kahvedir. Tekli shot ya da double olarak içilebiliyor.

Latte: “Espresso ağır geldi” diye düşünenlerdenseniz, onu sütle karıştırınca Latte olur. Lattenin özelliği köpüğünün çok az olması…

Capuccino: Latte’nin çok daha köpüklüsü

Macchicato: Üzerinde çok az miktarda, benek şeklinde süt köpüğü bulunan Espresso

Americano: Espresso’ya sıcak su ilave edilmiş hali

Mocha: Espresso’ya çikolata sosu karıştırılmış haliWhite Mocha: Espresso’ya Beyaz çikolata sosu karıştırılmış hali

Ristretto: Espresso hazırlarken makineden ilk 7-8 saniyede alınan içecektir. Makine normal süreden daha kısa zamanda durdurulduğu için, miktarı da çok daha azdır.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino
Caffè Nero’nun Kahve Maestrolarından öğrendiğime göre, kahvenin iyi olması için öğütme derecesi de çok önemliymiş. Kum ve çakıl taşı örneğini düşünün. İçinde çakıl taşı bulunan bir kaba yukardan su dökseniz, aşağı doğru daha hızlıca akarken, kapta kum bulunsa, aralarından sızma süresi uzayacağı için, daha uzun sürede akar ya hani? Kahvede de mantık aynı… Yani eğer kahve çekirdeği, istediğimizden daha kalınsa, çakıl taşlarında olduğu gibi, su daha çabuk akacak ve hafif bir espresso olacaktır. Tersi olduğunda yani kahve çekirdekleri çok ince olduğunda da, su aralarından çok ağır akacak ve süre uzayınca, o kahve yanacak ve acı bir tat verecektir. Bu yüzden de bilmelisiniz ki, yapım aşamasında kahvenin lezzetini etkileyen en önemli faktörler; Öğütme derecesi, Gramaj, sıkıştırma ve akış süresi…

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

İşte böyle… Caffè Nero’nun duayenlerinden aldığım hızlı ve uygulamalı Baristalık eğitiminden sonra bu ve bunun gibi kahve hakkında pek çok yeni ve faydalı şey öğrendim.

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Her ne kadar bunları genel kültür olarak öğrenmiş olsam da, kahve yaparken, bu bilgilerin oldukça faydasını göreceğime inanıyorum.

İşte size Barista eğitimi sonrası evde kendi imkanlarımla yaptığımız ilk Capuccino…

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Evde köpük de yapan bir makineniz yoksa, çözüm olarak siz de bu minik el aletinden kullanabilir ya da en iyisi, en yakındaki bir Caffe Nero mağazasında işin uzmanı Baristaların hazırladığı leziz kahvenizi yudumlayabilirsiniz:)

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Gelelim bu günün büyük sürprizine…

Kahvesever 3 şanslı okuyucumla İstanbul’da bir Caffè Nero’da bir araya gelip, keyifli sohbetler eşliğinde, 40 yıl hatırı olan, leziz bir kahve içelim diyorum. Hatta bu esnada da bu 3 şanslı okuyucuma da Caffè Nero’dan çok güzel hediyeler vermek istiyorum.

Çok eğlenceli olacağına inandığım İstanbul’da böyle bir buluşmaya katılma koşullarından haberdar olmak için, bloguma üye olmayı ve beni instagramdan da @usengecsef hesabımdan takip etmeyi unutmayın.
caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino

Bu güzel buluşmada hediyeler vermek için aradığım basit şartlar kısaca şöyle:

1) Hemen üstte gördüğünüz bu 2 kahve ve bir kırmızı kalpli resmin, bu blogdaki son 15 yazımın hangilerinin içinde olduğunu bulun. (Saklambaç oyunu gibi, değil mi? Toplam 3 tane bulmanızı bekliyorum. BU YAZIMIN HARİCİNDE TABİ:)

2) Kahve çekirdeği türleri nelerdir? (İpucu vereyim hadi, yaygın olarak kullanılan 2 çeşit kahve çekirdeği var ve sadece isimlerini vermenizi istiyorum. Cevabı yukarıdaki yazımda mevcut:)

İşte bu 2 maddede sorduğum soruların cevabını bana [email protected] ‘a yazın ve İstanbul’daki büyük buluşmada benimle leziz bir Caffe Nero kahvesi eşliğinde keyifli sohbetlere katılan 3 şanslı okuyucumdan biri olma şansını siz yakalayın! 🙂

——————————————————-
Geçen hafta sizlere hem yukarıdaki yazımdan hem de instagram hesabımdan “Bi’tanecik “dünyalar tatlısı” Üşengeç Şefinizle Caffe Nero’da güzel bir kahve eşliğinde keyifli sohbetler etmeye ne dersiniz?” demiştim ya hani?  İşte sorduğum 2 minik, basit ve eğlenceli soruyu doğru cevaplayan takipçilerimden hem benimle Caffe Nero’da gerçekleşecek bu büyük buluşmaya katılma, hem de Caffe Nero’dan çok özel hediyeler kazanma şansı yakalayan 3 kişiyi açıklıyoruuuuum!!!  Esra Salcıoğlu, Bengisu Başaran ve NursenYarıkan ❤️❤️❤️ Tebrikleeeeeer! Önümüzdeki hafta buluşuyoruz. Oleeeeyyy!!! Gün ve saatini maille haber vereceğim.

İlgi gösteren herkese çok çok teşekkür ediyorum. Bu ilk oldu ama devamı gelecek  bilesiniz,o yüzden siz en iyisi beni ve blogum usengecsef.com‘u takipte kalın, bloguma şuradan hemencecik üye olmayı da unutmayın.

Sevgilerimle:)
Üşengeç Şef

Haliç Kıyısında Güzel Bir Hafta Sonu – Lazzoni Hotel

0

Başka şehirlerden veya ülkelerden iş veya tatil amaçlı gelip, nerede kalacağını bilemeyen takipçilerimden, kendi deneyimlediğim otellerden izlenimlerimi daha fazla yazmam konusunda rica mailleri alıyorum.

Evvelki hafta sonu, kar kış biraz durulup da, güneş de nihayet gül yüzünü göstermeye başlayınca, biz de bu güzel bahaneyle, kendimizi minik bir tatille ödüllendirmek istedik ve İstanbul’da bu sene başında açılan 5 yıldızlı Lazzoni Hotel’de bulutsuz masmavi bir gökyüzüne perdeleri araladık:)

lazzoni-hotel-usengec-sef

Lazzoni ismini Lazzoni Mobilya’dan duymuşsunuzdur. Evet, sahipleri aynı… Dünya çapında bir Türk otel zinciri olmayı hedefleyen Lazzoni’nin, 40 milyon dolara mal olduğunu öğrendiğim bu ilk oteline adım attığım anda gördüm ki, aynen mobilya sektöründe olduğu gibi, otelcilikte de kalite ve lüksü, erişilebilir fiyatlarla sunan, her köşesinde Lazzoni Mobilya imzasını taşıyan; adeta bir Showroom gibi, sade ve çok şık bir şehir oteli hazırlamışlar.

lazzoni-hotel-lazzoni-mobilya-lobi-sutluce

Lazzoni Hotel, eski ve yeni İstanbul’u doyasıya yaşamak isteyenler için her ikisinin de tam ortasında, tarihi yarımadada yer alıyor.
lazzoni-hotel-usengec-sef-lobi-mobilya

Yenilenen yüzüyle sanat merkezlerinin, müzelerin, üniversitelerin gittikçe arttığı, iş dünyası için de son yılların yükselen trendlerinden olan Sütlüce’de, hemen Haliç’in kıyısında konumlanan otelin, harika bir manzarası var. Arzu eden misafirler, Haliç’e nazır bu 60 kişi kapasiteli büyük terasta oturup, gönüllerince sohbetler edip, kahvelerini yudumlayabiliyorlar.

Hemen karşısı Haliç Kongre Merkezi ve karşı çaprazda da meşhur Aşıklar Tepesi “Pierre Loti” bulunuyor.
lazzoni-hotel-usengec-sef-halic-pier-loti

Ayrıca otel, tarihi yarımadanın mirası olan Sultan Ahmet Camii, Yerebatan Sarnıcı, Mısır Çarşısı, Ortodoks Patrikhanesi, Süleymaniye Camii, Topkapı Sarayı ve Ayasofya’ya da oldukça yakın. Biraz sayı vermek gerekirse, Taksim Meydanı’na 9 km, Atatürk Havalimanı’na 25 km ve Haliç Kongre Merkezi’ne yürüyerek sadece 10 dakika mesafede…

Semtin tarihi dokusunu yeniden yaşatan, dünle bugününü sentezleyen binanın mimarisi “Yeni Rönesans” tarzında… Böyle bir ambiyansta ve tarihi yarımadanın etkileyici manzarası karşısında, başka bir ülkede tatildeymişim gibi hissettim kendimi.
lazzoni-hotel-mobilya-sutluce
132 oda ve 19 suite’i bulunan otelin, suite odalarından birinde konakladık. Dediğim gibi tüm dekorasyon Lazzoni Mobilyalarla ve kendi ödüllü tasarımcıları tarafından yapılmış. Özenle döşenen odalarda seçilen yumuşak renkler, insanın gerçekten ruhunu dinlendiriyor.

Avrupa eklektik tarzını yansıtan odanızdaki rahat kanepeye uzanıp, kafanızı boşaltın ve biraz dergi karıştırın ya da kitap okuyun. Televizyonunuzu açtığınızda, “Sn. … Evinize hoş geldiniz” diye ekranda kendi isminizle karşılaşmanız, eminim bana olduğu gibi, size de sempatik bir sürpriz olacaktır. Tüh! Sürprizi bozdum ama görüyor musunuz! Neyse, baştan bilince “sağolsun çocuklar jest yapmış” diye, yanınızdakilere hava atarsınız :))
lazzoni-hotel-mobilya-sutluce

Ev konforunda tasarlanmış odamıza eşyalarımızı bırakıp, hızlıca yerleşmemizin ardından, sizin için oteli gezmeye başlıyorum bakalım.İlk olarak iş amaçlı değerlendirmek isteyenlerinizi düşünerek, toplantı salonlarına bir göz atmak isterim. Kongre turizmine de ev sahipliği yapan otelin alt katında, iş ziyaretleri, toplantılar ve seminerler için de ideal, farklı büyüklüklerde hem yüksek tavanlı hem de kolonsuz, 7 adet toplantı ve banket salonu bulunuyor.

20 kişiden 400 kişiye kadar hizmet verilebilen bu salonlar arasında, kalabalık davetler ve düğünler için, istenildiğinde tavandan indirilen 3 adet büyük projeksiyon perdesi de bulunan, bir ucundan diğerine yürümeye üşendiğim  550 metrekare büyüklüğünde dev bir balo salonu da var.

lazzoni-hotel-kongre-turizmi-toplanti-salonu
Normalde oda-kahvaltı olarak hizmet veren otelde, kendimi kaptırmış dolaşırken, fark ediyorum ki öğle yemeği zamanı gelmiş çatmış bile. O zaman Türkiye’deki en iyi 10 yabancı şeften biri olarak seçilen İsviçreli Executive Chef Andreas Erni’nin hazırladığı Türk ve Dünya mutfağından iddialı lezzetler için Nostoni Restaurant’ı bekletmek olmaz:)
lazzoni-hotel-nostoni-restaurant-andreas-erni
Her sabah açık büfe kahvaltı da yine bu şık ve zarif restoranda servis ediliyor. Arzu ederseniz, ek bir ücret karşılığında öğlen ve akşam öğünlerinde de benim gibi burada yemeğinizi yiyebiliyorsunuz.

180 kişilik bu A la Carte restoranın menüsü iPad gibi bir sistemle elektronik ortamda sunuluyor. Bu sayede hem menüde istedikleri zaman mevsimsel değişiklikler yapabilirken, hem de sık sık baskı yaptırarak gereksiz kağıt israfına da girmemiş olmaları güzel.

lazzoni-hotel-nostoni-restaurant-andreas-erni
Nostoni kulağa İtalyanca gibi gelse de Lazca “Lezzet” demekmiş. Tam emin olmamakla birlikte “Lazzoni” için de “Lazın Evi” demekmiş diye duydum ama dedim ya bilemedim, aranızda Laz arkidişler varsa, bizi bilgilendirsin doğru mu diye lütfen:)

Çocukken karşımızda oturan Laz komşularımızın daha yıllaaar yıllar önce gittiğim düğünü geldi gözümün önüne… Bütün gece kemençe çalmış ve herkes bir saniye dinlenmeden saatlerce horon tepmişti. Karadeniz Türküsü denilince aklıma ilk şu gelir nedense:

“Al aşağı vur dizi / Baban görmesin bizi
Baban görürse bizi / Öldürür ikimizi
Kızıl ağaç benimsin/ Yaprakların delinsin
Bu yıl ben evleniyom / Bekar kızlar sevinsin”

Kalori kaybettiren horondan, kalori kazandıran yemeklere dönecek olursak, öğle yemeğinde ilk olarak lava taşında pişirilmiş, isli tat sevenlerin bayılacağı bir Patlıcan Çorbası denedim. Bir de Kestaneli Balkabağı Çorbası yapmışlar ki, bu aralar en favorilerimden…

Ana yemek olarak Çökertme, yumuşacık eti ve yoğurtlu kibrit patatesiyle benden geçer not alırken; sedir ağacından ahşabın üzerinde, üstüne kapak kapatılarak, balığın ateşle direkt temas etmemesi sayesinde suyunu kaybetmeden pişirilen ve sedirden geçen o hafif füme tadını kazanan Somon Balığı, yanındaki garnitürleriyle birlikte damak çatlatan lezzetiyle eşimin somon sevdasına tam olarak cevap verdi. Tatlı olarak ise, Portakallı Cheesecake, hem hafif, hem de leziz bir tercih oldu.

lazzoni-hotel-nostoni-cheesecake-cokertme-fasulye
Yemeğin ardından, dışarıda sahilde biraz yürüyüş sonrası, bornozlarımızı giyip, Onni Hamam&Spa bölümüne geçtik. 700 metrekarelik bu alanda, biri çiftler için VIP olmak üzere dört masaj odası, sauna, Türk Hamamı, buhar odası, fitness salonu ve bir de kapalı havuz bulunuyor.

lazzoni-hotel-onni-spa-havuz-masaj
Saunadan ve buhar odalarından sonra, kendimi dinlenme odasına attım. Oh hayat bu işte! 🙂
lazzoni-hotel-onni-spa

lazzoni-hotel-kapali-havuz

Havuz ve odada yaptığımız kahve keyfi sonrası, işte akşam olmuştu neredeyse. Kaliteli zaman, nasıl da çabuk geçiyor hiç fark ettirmeden.
caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino
lazzoni-hotel-usengec-sef-kahve
Akşam yemeğini yine Nostoni Restaurant’da Şefin özel “açık mantısı” ve organik tavukla hazırladığı kuru fasülye ziyafetiyle yaptık.

lazzoni-hotel-nostoni-restaurant-andreas-erni

Akşam yemeğinden sonra Lobide biraz oturup sohbet ettikten sonra, dışarı çıkmaya karar verdik. Ceketimi giydim ve işte hazırım. Ne de olsa, Beyoğlu hemen şurası. Atladık taksiye ve 10 dakikada Asmalımescit’teydik. Dilediğimiz gibi bir kaç mekan gezdikten, biraz müzik dinledikten sonra, otelimize yine kolayca döndük.

lazzoni-hotel-taksim-beyoglu-ulasim
Gece klimayı da istediğim sıcaklığa getirince, kafamı yastığa koyup da hemen uykuya dalabileceğim kadar konforlu olan bu yatak odasını sevdim. Yani sabaha alarm kurmasak daha saatlerce deliksiz bir uyku çekebilirdim. “Tatil günü de ne alarmı?” demeyin, sabah kahvaltısı öncesi masaj randevumuz vardı. Sonra da otelin özel teknesinin kaptanı bizi bekliyor olacaktı. Tamam tamam meraklanmayın, hepsinin detaylarını anlatıyorum işte 🙂
lazzoni-hotel-mobilya-oda
Önce Balili masözün maharetli ellerine bıraktım kendimi. Uzak Doğu ve geleneksel masaj çeşitlerinden, ben yine en yumuşak olan ve yaklaşık 45 dakika süren Klasik masajı seçtim. Bütün gün bilgisayar karşısında oturmaktan her yanım tutulmuş halde, ne yapayım:)
lazzoni-hotel-spa-bali-masaj
Sonrasında Kahvaltıya geçtik. Açık büfeden zevkinize göre seçimler yaparak, canınız ne isterse ondan yiyorsunuz. İsterseniz kendinize omlet veya menemen de hazırlatabiliyorsunuz. Peynir ve reçel çeşitlerinden bir kaç tane ve şarküteri ürünlerinden bazılarını denedim, kalitelerini genel olarak beğendim.
lazzoni-hotel-nostoni-restaurant-kahvalti

Otelin konumundan bahsederken, merkezi dedim ya hani… Gerçekten de Lazzoni Hotel’den karayolu, havayolu veya denizyolu ulaşımı ile İstanbul’un birçok noktasına kolayca gitmek mümkün.Hani Venedikteki kanallarda da kullanılan, “vaporetto” denilen tekneler vardır ya? İşte otelin kendine özel böyle bir teknesi bulunuyor. Bu özel tekne servisi ile Haliç’ten, İstanbul Boğaz’ı üzerindeki herhangi bir noktaya maksimum 20 dakikada ulaşım imkanı sağlanıyormuş.

proxy?url=http%3A%2F%2F2.bp.blogspot.com%2F cK5zw CrBzs%2FVP7viyB391I%2FAAAAAAAAO2c%2F07YUkRV2h0A%2Fs1600%2Flazzoni hotel tekne

proxy?url=http%3A%2F%2F2.bp.blogspot.com%2F acNKkUrD2o0%2FVP7va4Y8OeI%2FAAAAAAAAO1A%2FnMSJ 5mT Do%2Fs1600%2Flazzoni hotel halic 1

Otel aynı zamanda, “Seabird” denilen deniz uçaklarının kalkış ve iniş noktasına 5 dakika mesafede yer aldığı için, burada konaklayanlar, bu sayede isterse aynı tatil programı içinde Alaçatı, Bozcaada, Bodrum gibi diğer turistik merkezlere de geçebiliyorlarmış.
Hem deniz uçaklarının kalkış noktasına ne kadar yakın olduğunu gözlerimizle görmek, hem de pırıl pırıl havada keyifli bir Haliç turu yapmak için, otelin hemen karşısındaki sahilden özel tekneyle yola çıktık.
proxy?url=http%3A%2F%2F2.bp.blogspot.com%2F NfCySXwdtNM%2FVP7vnClZKxI%2FAAAAAAAAO3I%2F5pDofJAUqQ8%2Fs1600%2Flazzoni tekne turu

Sahil boyunca pek çok tarihi ve turistik nokta gibi, Rahmi Koç Müzesi de otele çok yakın. Burada sergilenen denizaltısıyla, eski savaş uçağıyla, treniyle, Rahmi Bey’in antika araba ve motorsiklet koleksiyonuyla kesinlikle gezilmeye değer müzelerden biri.
proxy?url=http%3A%2F%2F1.bp.blogspot.com%2F eSHtC9SH I%2FVP7vd8Fxk9I%2FAAAAAAAAO1k%2FNXy3tPQq7IQ%2Fs1600%2Flazzoni hotel koc muzesi

İşte göz açıp kapayıncaya kadar, Seabird deniz uçaklarının kalkış-iniş noktasına geldik bile. Bundan sonrası uçağa atlayıp, kemerlerimizi bağlayıp, ver elini Alaçatı mesela, neden olmasın?:) Alaçatı Ot Festivali bu ay sonundaymış bu arada. Oleyyy bahar geliyor:)
proxy?url=http%3A%2F%2F2.bp.blogspot.com%2F TD6zYY2t25k%2FVP7yIHF0mNI%2FAAAAAAAAO3o%2FtdSuVmI6 o8%2Fs1600%2Flazzoni hotel deniz ucagi 1

 

Bi’ Çayını İçerim Anacım!

4

Dost sohbetlerinin en sevilen içeceği olan çay, ocakta kaynadıkça, bir yandan da insanları birbirine kaynaştırır. “Çay var” sözü bile tek başına mutluluk sebebi değil midir çoğumuz için?

Her tazelediğinizde aynı keyfi ve sıcaklığı sunması da ekstra güven verir sanki insana. Bu haliyle size karşı duygularının hiç değişmeyeceğinden emin olduğunuz bir sevgili gibidir çay…

Bazen kısa bir molada ayak üstü yapılan muhabbetlere, bazen uzun saatler süren yorucu toplantılara, bazen de ev gezmesi yapan hanımların pastalarına, böreklerine yarenlik eder. Öğrenciler için ise sınav zamanlarının resmi içeceğidir çay… Bir işe başlamadan önce motivasyon aracıdır. Bir düşünün şimdiye kadar “Haydi bi’ çay koyup, sonra başlayalım” dediğiniz ne çok şey olmuştur.

ofcay-cay-dem-kek-muffin

Akşam yorgun argın, işten eve dönüş yolunda, “Olsa da içsek” hayalleri kurdurur insana. “Suyunu yeni koydum, az bekle ki demlensin” sözü, sanki zamanı durdurur o anda. Oysa “Çayım hazır”, müjdeli bir haber gibidir tiryakisine.

İlla ki ince belli cam bardakta içileni daha makbuldür. Dumanı hala tüten, taze demlenmiş tavşan kanı çayla dolu o sıcak bardak, adeta bir ritüel eşliğinde, en tepesinden baş ve işaret parmaklarının ucuyla tutulup, dudağa götürülürken, serçe parmak da istemsizce havalanır keyiften. Bir kaç bardaktan sonra bile “Bi’ çay daha?” diye sorsalar, “Alırım vallahi!” ya da “Eh! Koy da içeyim madem” cevabını duymaya nasıl da alışıktır kulaklarımız…
“Akşama müsaitseniz, bir çayınızı içmeye gelelim diyoruz” tabiri ise nazik olduğu kadar samimi ve yaygın bir kendini misafir ettirme yöntemidir dostlar arasında…

Kahvaltının yıldızı, öğlen yemeğinin tamamlayıcısı, beş çaylarının olmazsa olmazı, akşam yemeklerinin hazmı kolaylaştırıcısı, “bi çayınızı içmeye uğradık”la başlayan iş yeri ziyaretlerinin sıcak bahanesidir “Çay”.

ofcay-cay-zengin-dem
Bu kadar sevildiği ve çoğu zaman üç yudumda hızlıca tüketildiği için, sık sık taze olarak demlenmesi gerekir ya hani? İşte o kısmı biraz meşakkatlidir aslında. Demlikte kalan eski çayın posasını dökeceksin de, iyice temizleyeceksin ve yeni çayı demlenmeye bırakacaksın ki tadı acılaşmasın. Tüm bunlarla uğraşmak istemeyenler için en iyi çözüm ise demlik poşetler… Ama gerçek bir çay tiryakisini memnun etmek istiyorsanız, içinde gerçek dökme çay bulunan zengin dem kullanmalısınız. Ofçay’ın Hazine Zengin Dem‘i tam aradığınız gibi işte. Hem de bu sayede çayları bardağa dökerken, her seferinde bir de süzgeçle uğraşma derdi de yok. Sadece çay keyfi var, mis gibi…

Kışın insanın içini ısıtan, yazın ferahlık vererek harareti gideren, her daim samimi sohbetlere eşlik eden ve saat sınırı olmaksızın, canınız her istediğinde içilebilen bu mis kokulu mucize içeceğin keyfi, Ofçay’ın köşeli büyük boy demlik poşet içinde sunulan yeni ürünü “Hazine Zengin Dem” sayesinde artık daha da artıyor.

ofcay-cay-zengin-dem
Bilindik yuvarlak demlik poşetlerin aksine, Ofçay’ın köşeli ve büyük boy olarak hazırladığı bu yeni demlik poşetlerin içinde “gerçek dökme çay” bulunduğu için, 1 poşetten, 10 bardak çay çıkıyor. Hem en tiryakisini bile memnun edecek gerçek bir lezzet sunduğundan, hem de demlik temizleme ve süzgeç kullanma gibi zahmetlerden kurtardığından, özellikle bir-iki bardak çayla yetinemeyenler ya da kalabalık misafirleri gelenler için gerçekten büyük kolaylık. Bu sayede siz, sevdiklerinizle muhabbetin tadını çıkarın, misafirleriniz de Ofçay’ın 🙂

Boğaz Manzarasında En Doğal Lezzetler: Atelier Real Food

0

The Ritz Carlton Istanbul Hotel giriş katında yeni açılan “Atelier Real Food” isimli restaurant, “Slow Food” akımıyla, basit ama lezzetli yemekler sunmak için tasarlanmış ve “gerçek yemek” tabirini isminde kullanacak kadar da bu konuda iddialı bir mekan.

Restaurantın dekorasyonu oldukça şık, sade ve modern… O bilindik Ritz Carlton’un ağırlığı burada hiç hissedilmiyor. Çünkü hotelin bu bölümünde detaylı bir yenilenmeye gidilerek, Portekizli bir mimar tarafından çağdaş tarzda dekore edilip, tüm mobilyaları özel olarak hazırlandıktan sonra hizmete girmiş.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Hotelin girişi dahil, diğer kısımları da aynı yenilenme sürecine alınmış, ki bence artık zamanı geldiği için, çok da iyi olmuş. Boğaz manzarası ve İnönü Stadyumu manzaralı bu restorandan, Kız Kulesi de görülebiliyor.

İsviçreli Executive Chef Simon Wipf, daha önce Paris, Hong Kong ve Dubai’de de en önemli restoranların mutfaklarında Şeflik yapmış, güler yüzlü, sıcakkanlı ve belli ki işini çok severek yapan bir genç.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Türk lezzetlerini, bir yabancının dokunuşuyla sunduğu doğal ve organik malzemeler kullanılarak yapılan yemekleri, kesinlikle denenmeye fazlasıyla değer.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Açık mutfağın önünde özel davetler için hazırlanan 12 kişilik ve ahşaptan, bir de Şef’in Masası (Chef’s Table) mevcut. Bu davetlerde o gün Şef’in sunmak istediği sürpriz tatları ve eşleştirdiği sarapları tadımlama imkanınız olabiliyor.
ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Pazar Brunchı haricinde, her gün saat 18:30- 23:00 arasında hizmet veren Atelier Real Food’un fark yaratan en büyük özelliklerinden birisi açık mutfağın ön bölümünde bulunan ve Fransa’dan özel olarak getirilen Rotisserie’si…

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Bu makine sayesinde dana, kuzu ve tavuk etleri, “çevirme” mantığında ateşin yanında, ağır ağır döndürülerek, her yanı eşit miktarda ve içinde kendi suyunu muhafaza eder halde çok leziz bir şekilde pişiriliyor.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food
“Doğadan masaya” şeklindeki yenilikçi bir anlayışın benimsendiği mekanda, kullanılan ürünlerin taze, günlük ve doğal olmasına özellikle çok dikkat ediliyor. Bunun için de yerel tedarikçilerle çalışarak, her malzemeyi memleketinden getirtiyorlar. Organik Zeytinyağları Çanakkale’de özel olarak hazırlanıyor. Doğal ve kaliteli malzeme kullanmaya o kadar özeniyorlar ki, yazın hotelin 2. katındaki bahçede kendi domateslerini ve fesleğenlerini bile yine kendileri üretiyorlar. Sezonsal ürünler kullandıkları için de menüde sezonsal değişiklikler yapıyorlar.

Restaurantın sigara içmek isteyen misafirleri için “Atelier Teras” adı verilen bir de kış bahçesi bulunuyor. Bu bölüm özellikle Pazar Brunchlarında çok tercih ediliyormuş.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Biraz da Pazar Brunchı’ndan bahsetmem gerekirse, saat 12:00 ile 15:00 arası açık büfe olarak servis edilen bu geç kahvaltıda, aklınıza gelebilecek tüm kahvaltı çeşitleri yanısıra, bu konuda bir “uzay” sayılabilecek “sushi”sine kadar sunuluyormuş.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Tavuk-dana ve kuzu ikramı da yapılan bu açık büfe kahvaltıda, dana bonfile içi mantar ile doldurulup, bir şiş’e geçirilip rotissserie’de pişirilerek servis ediliyormuş. Herkese limitsiz çay, kahve, meşrubat, taze sıkılmış meyvesuyu, hatta 1’er kadeh Prosecco şarabına kadar tüm detayların düşünüldüğü bu kahvaltının fiyatı ise 111 TL.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food
Atelier Real Food ‘daki lezzet yolculuğumuz hakkında da biraz bilgi vermem gerekirse;

Restaurantın el yapımı ekmekleri, Konya’dan özel olarak getirilen “Sile taşı” üzerinde servis ediliyor ve bu sayede sıcaklıklarını yemek boyunca muhafaza edebiliyorlar.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

İlk olarak, tuzlu biscotti mantığında hazırlanan keçi peynirli kıtır ekmek, domates, salatalık, avokado ve Akdeniz yeşillikleri ile hazırlanan “Karışık Bahçe Yeşillikleri” salatası ile, çok taze ve hafif bir başlangıç yaptık.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Ara sıcak tercihimiz olan Ahtapot Izgara ise önceden haşlanıp, şarap sosunda bekletilip, 70 C derecede pişiriliyor ve yumuşacık şekilde servis ediliyor. Tadı damakta kalan bir lezzeti var gerçekten.Ana yemek için ilk olarak Karışık Izgarayı denedim. Bu tabaktan en çok pirzola ve tavuk ile yanında servis edilen meyhane pilavını beğendim. Köftenin lezzeti onlara göre biraz daha vasattı.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Ancaaaaak bir Dana Kaburga yapıyorlar ki, tadından yenmez. Daha bıçağı uzaktan gösterdiğinizde kemiğinden ayrılan, muhteşem bir lezzetten bahsediyorum size. Karamelize arpacık soğan ve patates püresi yatağında servis edilen bu yemekte aklım kaldı ve en kısa zamanda tekrar gitmeye bahanem oldu diyebilirim.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Tatlılara gelince… Günlük olarak içeriği değişen tatlı arabasından, her güne özel olarak hazırlanan farklı seçenekler arasından seçim yapma imkanınız var.

ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food

Espressomuzun yanına, o günün tatlılarından, cam kavanoz içinde servis edilen içi meyveli Vanilyalı Krema, hafif ve lezzetli bir tercih oldu.
ritz-carlton-istanbul-atelier-real-food
Genel olarak fiyat ortalaması hakkında da bilgi vermem gerekirse, ana yemekler 50-70 TL arası, salatalar 25 TL civarı, tatlı 20 TL ve bir kadeh şarap ise 35 TL üzerinden düşünülürse, kişi başı ortalama 120-150 TL arası hesap ödeniyor.

Bizi daha kapıdan güleryüzle karşılayıp, mekanla ilgili merak ettiğimiz konularda bilgilendirme yapan ve yemek seçim aşamasında, sevdiğimiz ve denemek istediğimiz lezzetlerin neler olduğuna kulak verip, menüden bunlara en uyumlu şekilde tavsiyelerde bulunan Şef Garsonumuz Mürvet Hanım işinin gerektirdiği bilgi birikimi ve doğru şekilde aktarma bilincine sahip, dünya tatlısı bir Hanımdı. Restaurant Müdürü Üzeyir Bey ise, mekandan memnun ayrılmamız için tüm misafirleriyle olduğu gibi bizimle de çok ilgilendi.

Sonrasında Romeo ve Giulietta’nın Galası’na yetişmemiz gerektiği için normal akşam yemeği saatinden biraz erken bir saatte gelmiştik aslında… Ama burada su gibi akan 2,5 saate yakın, oldukça keyifli bir zaman dilimi geçirdik diyebilirim.

“Romeo & Juliet’: 420 Yıl Önce Yazılan Ölümsüz Aşkın Müzikle Dansı

0

Verona’nın iki soylu ailesi olan, Montegue ve Capuleti’lerin birbirlerine karşı besledikleri büyük nefret, her iki ailenin çocuklarının ilk görüşte başlayan ve kaderlerini belirleyecek olan aşkına engel olamaz. Bir anda alevlenen aşk ateşi, iki genci sarar ve Juliet’in balkonunda ebedi aşk için yemin ederler. Ailelerin buna kesinlikle karşı çıkmaları ve tüm engellemeleriyle, çılgın aşıklar, umutsuzluğa kapılırlar. Gençlerin trajik şekilde hayatlarına son vermeleriyle, aşkları sonsuzluğa ulaşırken, düşman aileler de vicdan azabıyla yıkılırlar.

Gelmiş geçmiş en önemli başyapıtlardan biri olan Shakespeare’nin ölümsüz eseri “Romeo ve Juliet”, bu yürek burkan, unutulmaz aşk hikayesinin yeniden yorumuyla İtalya’da gösterime girince, 8 ay gibi kısa bir sürede 400 bin kişi tarafından ayakta alkışlanmış.
romeo-juliet-zorlu-center-psm-gösteri


romeo-juliet-zorlu-center-psm-gösteri

İtalya’da sahnelenen en yüksek bütçeli ve en görkemli yapım olan “Romeo e Guilietta” (Romeo ve Juliet), tam 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanımla yola çıkmış. 🙂
romeo-ve-juliet-zorlu-center-psm-gösteri

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali “Romeo e Giulietta”, müziği, sözleri ve oyuncularıyla “güzelliğe ve farklılığa adanmış bir ilahi” gibi seyircileri büyülemek için dev bir prodüksiyonla ve bugünün hayal gücüyle şimdi de İstanbul’da sahne almaya gelmiş.

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat hayal edin… Üstüne üstlük 23 farklı sahne değişimi gerçekleşen, 3 boyutlu dijital bir sahnede…
romeo-e-giulietta-zorlu-center-psm-gösteri
270’den fazla kostümün kullanıldığı ve 40 teknisyenin görev aldığı oyun, üstün teknolojik alt yapısıyla inanılmaz bir deneyim sunuyor.

romeo-e-giulietta-zorlu-center-psm-gösteri

caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccinoromeo-ve-julyet-zorlu-center-psm-gösteri

Salondaki tüm seyircilerin nefeslerini tutarak izlediği show, Türkçe alt yazılı olarak İtalyanca yapılıyor.

romeo-e-giulietta-zorlu-center-usengec-sef

Arzu ederseniz, siz de bu unutulmaz klasiği, kendine hayran bırakan bu eşsiz yorumuyla, 1 Mart’a kadar Zorlu Center PSM’de izleyebilirsiniz.

Biletler: Biletix

Tiyatro Kılçık’ın Yeni Kahkaha Bombası: “Aşk Yok Heyecan Var”

1

Güldür Güldür de dahil olmak üzere, pek çok programdan tanıdığınız en önemli isimlerin yetiştiği, komediye gönül vermiş “Tiyatro Kılçık”, “Düğünde Panik” oyununu çıkardıktan 4 sene sonra “Aşk Yok, Heyecan Var” isimli en yeni oyunuyla yine “perde” dedi.

Yeni oyun, yeni macera, yeni heyecanlar demek… Bu oyun, üç kişilik oyuncu ve bir müzisyenden oluşan kadrosuyla, sahne önünden belki 4 kişilik gibi gözüküyor ama Kılçık’ın klasik huyu işte, arkada asistanları, kostümcüsü, dekorcusu derken çok özenilmiş, önü açık bir oyun… Aşk ve ilişkiler üzerine kısa skeçler ve müziklerle renklenen bu dünya tatlısı komedide kimler kimler var, merak etmeyin hepsinden bahsedeceğim:)

seyla-halis-üsengec-sef-tiyatro-kilcik-cenk-tunali

Daha önce “Düğünde Panik” ve “Tanıyor Olabileceğiniz Kişiler” oyunlarını da izleyip, anlattığım “Tiyatro Kılçık” ekibinde 15 yıldır yazarlık, oyunculuk ve yönetmenlik yapan, uzun yıllar Haldun Dormen’in asistanlığını yürütmüş, benim sevgili çocukluk arkadaşım Cenk Tunalı’yı rol aldığı pek çok tiyatro, sinema, TV dizileri ve tek kişilik komedi gösterilerinden sonra tanımayanınız azdır herhalde:) Sinema Filmlerinden “Eyvah Eyvah”, “Süpürrr”… TV Dizilerinden “Kahve Bahane”, “Ters Köşe”, “Emret Komutanım”, “Umutsuz Ev Kadınları”… Hangi birini sayayım? 🙂 Bu oyunda da hem rol alıyor, hem de yönetiyor.

seyla-halis-tiyatro-kilcik-cenk-tunali
Ekibin diğer oyuncusu Şeyla Halis ise “Yahşi Cazibe”, “Yılan Hikayesi”, “Cennet Mahallesi”, hatta şu anda TRT’de oynayan “Zengin Kız Fakir Oğlan”a kadar her yerde karşımıza çıkan çılgın kız:)

bekir-cicekdemir-tiyatro-kilcik-cenk-tunali
Bekir Çiçekdemir’i ise “Leyla ile Mecnun” dizisinden “Canım Ailem”e, “Binbir Gece”den, “Pars Narkoterör”e, kadar pek çok diziden ve “Çanakkale 1915″den, “Karaoğlan”a kadar bir çok sinema filminden tanıyoruz.

Oyun öncesi sahnede kısa bir söyleşi yaptığım bu ekipten Şeyla ile Bekir’in iki önemli ortak özellikleri var ki, çok şeker!:)

usengec-sef-tiyatro-kilcik-ask-yok-heyecan-var

Birincisi; Evliler… Evet evet! Birbirleriyle evliler tabi… Veee ikincisi de; dünya tatlısı bir kızları var. Durur muyum? Hemen sordum tabi evli olup, aynı sahneyi paylaşmanın avantaj ve dezavantajlarını.

bekir-cicekdemir-tiyatro-kilcik-seyla-halis

Başta bundan uzun süre uzak durmuşlar ama geçen sene ilk defa beraber oynadıklarında, çok keyif aldıklarını fark etmişler. Bu da onların ikinci ortak projesiymiş.

bekir-cicekdemir-tiyatro-kilcik-cenk-tunali-seyla-halis
Uzun süre anne-babasının oyun provalarını izleyen minik kızları, artık tüm replikleri sular seller gibi ezberlemiş ve “annem doğru oynadı”, “sen kendi oyununla ilgilen!” gibi Yönetmenimiz Cenk’e ufak tefek müdahaleler bile yapmaya başlamış. Bu yeni nesilden korkulur yahu laflara bakar mısınız? Eh! Yakında o da sahne tozu yutmaya karar verirse, çok da şaşırmak gerek, sonuçta doğal yetenek, genlerinde var çocuğun:)

tiyatro-kilcik-cenk-tunali-seyla-halis
Oyunun bir de müzisyeni var demiştim ya… Sedat Üstüntürk isimli bu kadife sesli sanatçı, oyuna inanılmaz keyifli bir musiki tat katıyor. Ses rengi kime benziyor derseniz, Med- Cezir albümünü çıkardığı yıllardaki Levent Yüksel’in sesini hatırlayın… İşte onun hiç bağırmadan, sesini yükseltmeden o perdelere çıktığını hayal edin. Heh! İşte o! Dinle dinle doyamazsınız 🙂

sedat-ustunturk-tiyatro-kilcik-ask-yok-muzik
Tiyatro Kılçık’ın Kadıköy’de kendine ait “Kılçık Mekan” isminde bir cafe ve restoranı var. Üst katında da 60 kişilik mini bir salonları mevcut. Bir çeşit oda tiyatrosu gibi hayal edin. Mesela 14 Şubat’ta orada sahne aldılar. Ona ilaveten, bu bol seyirci çeken oyunlarıyla, herkese ulaşmaya çalıştıkları için, farklı farklı tiyatrolara da misafir oluyorlar.

bekir-cicekdemir-tiyatro-kilcik-cenk-tunali-tiyatro

Ben “Aşk Yok Heyecan Var”ı Kozzy AVM’nin tiyatrosunda izledim ve size şunu söyleyebilirim ki, bu oyun, 2 saat ağzım kulaklarımda gülmekten bana “doğal yüz germe ameliyatı” gibi geldi. Hepsi birbirinden komik oyunculuklar ve aralara serpiştirilmiş harika tınılar. İnsan daha ne ister?:)

O gece Güldür Güldür’ün İbrahim’i, Sevgili Rüştü Onur Atilla ve oyuncu Doğan Akdoğan da gelmişti tabi yakın arkadaşlarını izlemeye ve gülmeye:)

guldur-guldur-ibrahim-usengec-sef-onur-atilla

14 Şubat’ta Kılçık Mekan’ın üst katındaki o bahsettiğim mini salonda sergilenen oyun sonrası, hep beraber alternatif bir Sevgililer Günü kutlaması yapmak ve konservatuar mezunu bu değerli arkadaşları, bir arada hünerlerini sergilerken görmek için, Cafe kısmındaydık. Sedat Üstüntürk yine gitarıyla birbirinden güzel istek parçalarımızı seslendirirken, Şeyla da Zerrin Özer’inkine yakın ses rengiyle “Kıyamaaaam”ı söyleyerek herkesi mest etti.

Her oyun sonrası Sedat’ın müzikleriyle renk katacağı ve ara ara başka müzisyenlerin de böyle canlı müzik performansları ve stand-up showları gerçekleştirdiği bu Cafe’ye “Biz de gitmek isteriz” diyenleriniz için kolay bir tarif vermem gerekirse, Kadıköy’de Boğa’nın Bahriye tarafı değil de, tam karşısında Ramiz Köftenin olduğu, hani t-shirtçülerin bulunduğu sokak var ya… İşte oradan girip, hemen sola dönünce orada Kılçık Mekan:)

kilcik-mekan-haldun-dormen-tiyatro-cenk-tunali

Sevgili Haldun Dormen de o gece aramızdaydı. Zamanında kurulmasına büyük destek verdiği Tiyatro Kılçık’ın oyuncularıyla ne kadar gurur duyduğu her halinden belliydi. Nasıl olmasın ki? Yeni macera, olumlu geri dönüşler, bol bol seyirci ve önü açık harika bir oyun:)

haldun-dormen-usengec-sef-cenk-tunali

Fikir adamları, hikaye bulucular ve eli kalem tutanlardan oluşan 10 kişilik Kılçık Yazı Ekibi tarafından hazırlanan eğlenceli senaryoda neler anlatıldığından da biraz bahsetmem gerekirse;Bu oyunda yakamoz yok, mehtap yok, romantik şiirler, kırmızı güller, kalpli balonlar, kırda el ele koşturmaca, kumsalda sarmaş dolaş güneşi batırmaca, ay ışığı altında serenad yapmaca yok. Aşkın tanımı yok, çağrışımları yok, hatta hiç bilemeyiz ki; belki de “Aşk Yok” sadece “Heyecan Var.”

ask-yok-heyecan-var-komedi-tiyatro
Birbirinden eğlenceli kısa skeçlerle, birbirinden renkli karakterlerle ilişkileri anlatırken, o hikayeleri de dinlemeye doyamadığımız şarkılarla birleştirip, başlıyorlar güldürmeye.

İlk aşktan, ayrılıklara, evlenme teklifinden, boşanmalara, kadın erkek tartışmalarından kahkahaya, kavuşmalardan gözyaşlarına, oradan ver elini, Yeşilçam’a kadar uzanıyorlar. “Evet evet… O fakir, ama gururlu çocuklar biziz!” diyorlar. Sonra, aşkı otobüslere bindiriyor, metrobüse aktarma yapıyorlar. Sizleri de aşkın peşinde, katıla katıla gülmeye bekliyorlar.

AŞK YOK HEYECAN VAR

Yönetmen: Cenk Tunalı
Oyuncular: Cenk Tunalı, Şeyla Halis, Bekir Çiçekdemir, Sedat Üstüntürk
Yazan: Kılçık Yazı EkibiEn Yakın Oyun Tarihleri:
27 Şubat Saat 20:30 Göztepe Halis Kurtça Kültür Merkezi
28 Şubat Saat 20:00 Kadıköy Kılçık Mekan

Mart Ayı Gösteri Tarihleri:
13 Mart Kadıköy Kılçık Mekan
14 Mart Akatlar Kültür Merkezi
20 Mart Kadıköy Kılçık Mekan.
25 Mart Turne – Çorlu
Biletler: Biletix
Tel: 0538 986 73 73

Domates Çorbası Tarifi

14

Eşim diyet yaparken, benden Domates Çorbası istediğinde de ona unsuz ve kremasız bir çorba yaptım. Sonuç enfes bi’şey oldu. Siz diyet yapmıyorsanız, kremasını da eklersiniz diye onu da malzeme listesine ekledim ama bence un katmaya hiç gerek yok. Muhteşem bir lezzet oldu. Bu tarifim de özellikle geçenlerde “öğrenci evinde sizin tariflerinize bakarak, annemizin yemekleriyle özlemimizi bir nebze olsun gideriyoruz. Lütfen Domates Çorbası yapmayı da anlatır mısınız?” diyen güzel kardeşlerime ve tüm Domates Çorbası severlere gelsin. Hadi bakalım Domates Çorbası tarifime başlıyoruz. Hiç merak etmeyin, çok kolay! 🙂

Adım Adım Resimli Anlatımıyla DOMATES ÇORBASI TARİFİ

Malzemeler (6 Çorba Kaselik)

  • 4 adet Domates
  • 1 adet Kuru Soğan
  • 1 diş sarımsak
  • 1 kutu Krema (200 ml)
  • 2 yemek kaşığı Zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı Tereyağ
  • 2 yemek kaşığı Domates Salçası
  • 1/2 yemek kaşığı Biber Salçası (Şart değil, arzu ederseniz tabi)
  • 1/6 tablet büyüklüğünde Et Bulyon (İstemezseniz hiç kullanmayın)
  • 1 silme çay kaşığı Tuz
  • 1,5 litre kaynar Su

Hazırlanışı

Domatesleri yıkayıp, elma soyar gibi kabuklarını bıçakla soyuyorum.

Bu aşamadan sonra siz, ister domatesleri rendelersiniz, isterseniz de rende ile hiç uğraşmayıp, benim gibi önce yemeklik küp küp doğrayıp, çorba piştikten sonra blender’dan geçirebilirsiniz.

resimli-domates-corbasi-tarifi

Yemeklik doğrayacağım için, kolay yöntem olarak, ortadan ikiye bölüp, düz olan kısımları kesme tahtasına değecek şekilde yanyana dizip, yarım santim aralıklarla ince ince dilimliyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Sonra kestiğim yöne dik şekilde yine ince ince tüm domatesleri kıyıyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

1 kuru Soğan’ın üst ve altındaki sap kısımlarını ve kabuklarını, hatta kabuktan sonraki beyaz olan 1 katını dahil olmak üzere, kesip atıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Kalan kısmını güzelce yıkıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Bir diş sarımsağı soyup, bıçakla ince ince küp küp dilimliyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Tencereyi ocağa alıp, içine zeytinyağı ve Tereyağımı koyup, eritiyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Yağ çok hafif köpürmeye başlayınca, içine ilk olarak ince ince kıydığım Sarımsakları katıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Karıştırarak hafifçe pembeleştiriyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Ardından Salçalarımı ilave edip, yağda karıştırarak biraz kavuruyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Biber salçanız yoksa ya da kullanmak istemiyorsanız, tabi ki şart değil:)

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Şimdi sıra Domatesleri eklemeye geldi.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Onları da ilave edip, arada karıştırarak, yumuşayana kadar biraz da beraber pişiriyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Aynı anda içine kesip hazırladığım Soğanı, bütün halinde koyuyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
1 tablet et bulyonun, yaklaşık 6’da birini (yani çok küçük bir miktarını) ilave ediyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Üzerine kaynar suyumu da ekliyorum.
adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
1 silme çay kaşığı kadar Tuz ilave ediyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Orta ateşte kaynayana kadar biraz karıştırıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Kaynamaya başladıktan sonra, kapağını, taşmasın diye yarım kapatıyorum ve ocağın altını kısıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
10-15 dakika bu şekilde piştikten sonra, ister içinden soğanı alıp attıktan sonra, ister o soğanın etrafından (ona dokunmadan) blenderdan geçiriyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Artık suyunu bırakan soğanın görevi bittiğine göre, onu atıyorum.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Pürüzsüz bir yapı elde edince çorbam artık hazır demektir.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi

Bu aşamaya kadar formül aynı. Eğer kremalı olmasını istiyorsanız, şimdi içine alıştıra alıştıra yemeklik kremadan eklemeniz yeterli.

adim-adim-resimli-domates-corbasi-tarifi
Üşengeç Şef’den Domates Çorbası Tarifi

Canınız isterse, üzerine bir kaşık da rendelenmiş kaşar peyniri serpiştirin. Sonra midenize ziyafet çekin hadi.

Afiyet şeker olsun:)

Bana Kuzu Kafes Yemeyi Sevdiren Mekan: Grill Polonez

3

Bağdat Caddesi’ndeki Brasserie Polonez’in adeta abonesiyiz desem yalan olmaz herhalde. Servis, yemek kalitesi ve ambiyans anlamında gerçekten çok başarılı bulduğumuz bu mekan, işletme ve garsonların da sıcak ve titiz yaklaşımları ile bize kendimizi evimizde hissettirdiği için, yerli yabancı misafirlerimizi ağarlamak istediğimizde her fırsatta aklımıza ilk gelen alternatif oluyor. Bir ızgara sebze tabakları var ki, diyet yapan eşim şu aralar onun tadına bayılıyor. Evde hazırlanan standart diyet yemeklerinden bıktıkça, bir bakıyorum yine o meşhur tabağından ısmarlamış. Bense bir gün panelenmiş mezgit salata yerim, diğer bir gün bir mantı patlatırım, bir dahaki sefere iyi bir et sipariş edersem, sonraki gidişimde leziz bir kremalı mantarlı fettuccini olur tercihim.

grill-polonez-steakhouse-kuzu-kafes

Zaman içinde bu kadar sık gide gele, işletmecileriyle de ahbap olduğumuz bu mekanda, güzel dostluklar da kurduk. İşte bu dostlarımızdan Restaurant Müdürü Muharrem Bey, tam da güler yüzüyle, enerjisiyle, çözüm odaklı yaklaşımıyla gönlümüze taht kurmuşken, Ataşehir’de açılacak olan yeni kardeş mekanın başına geçeceğini söyleyince, “içimiz burkulmadı” desek yalan olur.

Grill Polonez isimli yeni steakhouse restaurant Ataşehir Palladium Towers’ın hemen altında hizmete girince, biz de geçen hafta soluğu orada alıp, hayırlı olsun’a gittik.
grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Yeri çok kolay. Zaten Ataşehir’e gelince upuzun bir gökdelen olduğu için Palladium Towers her yerden gözüküyor. Palladium AVM ile de karşı karşıya olduğu için isterseniz AVM’den de hemen geçebiliyorsunuz. Vale Parking hizmeti de olması güzel.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Açık tonlarda ahşap ağırlıklı, soft aydınlatmalı, aşırı ferah ve geniş bir mekan hazırlamışlar. Toplam 360 kişilik oturma kapasiteleri varmış. Bahçe tarafı da çok davetkar görünüyor. Hadi artık havalar biraz ısınsın ama, nedir bu kar-kıştan çektiğimiz bu sene? 🙂

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Başlangıcı en ideal et olan “mermersi homojenlikle yağ” görüntülü ön kol bölgesinden yapılan Dana Bacon’la yaptık. “Spagetti” dedikleri bu et, hem yumuşacık, hem çıtır çıtır, enfes bi’şey!

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir
Salatalardan tercihimiz Tulum Peynirli bu Salata oldu. Sadece tadına bakmak için bir tanecik Fıstıklı Hellimli Sucuk geldi ortaya.
grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Etler aynen olması gerektiği gibi Himalaya Tuzlu ortamda, dry-aged yöntemiyle dinlendiriliyormuş. Ana yemek olarak tek bir şey söylemektense, bir kaç farklı etten, azar azar tatmaya karar verdik iyi ki. Bu sayede yeni yeni favorilerim çıktı ortaya:)

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Yanında julien usulü kesilmiş sebzeler, Fırın Patates ve Kremalı Mantarlı Ispanakla garnitüre edilmiş şekilde sunulan Yaprak Antrikot tam istediğimiz gibi yumuşacıktı.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Lokum, kendi suyunu muhafaza eder şekilde, adı üzerinde “lokum” gibi hazırlanmıştı.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Sonra ise gecenin assolistine geldi sıra…. Yanında servis edilen Izgara Ananasla aroması dengelenen ve önce ızgarada mühürlenip, sonra fırında ağır ağır pişirilen i-na-nıl-maz lezzetli bir Kuzu Kafes geldi masamıza.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Normalde kemiklerle uğraşmayı sevmediğim için, pek arayacağım bir et çeşidi olmamasına rağmen, burada kendisine tek kelimeyle hayran kaldım. Ben senin değerini bilememişim, affet canım ne olur:) Küçükken bir lokma pirzola yedirmek için bile babamlar, rüşvet olarak çikolata teklif ederlerdi hatırlıyorum:)
grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Neden bahsettiği anlamak için, nefesimi tutarak izlediğim, Kuzu Kafes‘in şu servise hazırlanma gösterisine bir bakın isterseniz:)

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Burası bizim Grill Polonez’deki favori köşemiz oldu. Dışarıdaki yağmura-fırtınaya meydan okurcasına, içeride sıcacık ortamda, şöminenin yanı başına kurulup, al dergini… Oh mis!Kimsecikler sahiplenmesin! Bundan sonra şömineli bölümdeki bu long-table bizimdir:)

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Dekorasyonun bu derece güzel olması, sizi korkutmasın. Orada burada adını sık sık ünlülerle duyurdukları için, yani sırf popüler diye, hesap öderken “bir maaşı” bıraktığınız mekanlardan değil burası. Böyle bir kalite, sunum ve ambiyans için fiyatları oldukça makul.
grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

İçki kısmını abartmazsanız, ete güzelce doymak için kişi başı ortalama 70-80 TL gibi bir fiyat ödeniyor. Hatta Cheeseburger, Hamburger, Lokum Burger, Döner Burger, Tandır Burger veya Mantar Burger gibi bol çeşit arasından canınız eğer burger çekerse, fiyatları 24-30 TL civarında olduğuna göre, daha da uygun fiyatla da ayrılabilirsiniz. Kuzu Tandır, Saç Tava ya da Beef Stragonof’una kadar bulabileceğiniz menüsü çok zengin. Hatta kırmızı et tercih etmeyenleri de düşünmüşler ve arzu edenler için Izgara Somon, Tavuk Bonfile veya Tavuk But Izgara servisi de varmış.

Brasserie Polonez’in “güler yüzlü lezzet” felsefesi burada da aynen uygulanıyor. Servis ekibi dahil herkes, et konusunda özel eğitimli, güleryüzlü ve işinin ehli…

grill-polonez-muharrem-isik-usengec-sef

Lezzetli etleri, kaliteli ve özenle dekore edilmiş ferah bir ortamda, uygun fiyatlarla bulabileceğiniz Grill Polonez, vatana millete hayırlı olsun. ️Anadolu Yakası’nın En İyi Steakhouse’u bulunmuştur! İlk fırsatta, o tadı damağımda kalan Kuzu Kafesten gönlümce yemek için tekrar gideceğim inşallah:)

Restaurant’ın özel bir bölümünde ayrıca et, şarküteri, peynir, zeytinyağı ve diğer Polonez ürünlerini satın alabileceğiniz bir de market bölümü de bulunuyor.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Her yerde iyi bir Ezine Peyniri aradığım, ama hala tam anlamıyla o aklımdaki lezzeti bulamadığım için, burada da peynir kalıplarını görünce, hemen bir parça tattım ve İnek-Koyun sütünün karışımından yapılan Ezine Peynirlerine bayıldım.

grill-polonez-steakhouse-et-restaurant-atasehir

Bu beni bir müddet idare eder diye, iki koca kalıp aldım. Ama tadı öyle güzel ki, sabahları kahvaltıda, akşamları salatada derken, 2 kibrit kutusu kadar bi’şey kaldı şimdi. İşte bana, en kısa zamanda Grill Polonez’e tekrar gitmek için bir bahane daha:)