Ana Sayfa Blog Sayfa 31

Toprak ve Kadının Gücü Tasarımcı Çiğdem Akın’a İlham Olursa…

0

Hatırlarsanız size geçtiğimiz Mart ayında İstanbul’da gerçekleşen Mercedes-Benz Fashion Week’de, iş yoğunluğumdan dolayı zamanım yetmediği için iyice seçici davranıp, davet edildiklerim arasından sadece en beğendiğim iki modacının defilesini izlediğimden bahsetmiştim. Bu tasarımcılardan biri olan Sevgili Çiğdem Akın’ın, “kadının ebedi gücü”nü kendince yorumladığı “Gaia” (Yeryüzü) koleksiyonunun sergilendiği defileden önce yapılan provalar sırasında, alana özel giriş sağlayan pass-kartım sayesinde şovun hazırlık aşamalarını da bizzat görme fırsatım doğdu.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Koreografisini Ferhan Aral’ın gerçekleştirdiği defilenin iddialı olacağı zaten daha prova esnasındaki hareketlilikten belliydi. Paris’te Academy National Des Arts’da “Sahne Dinamikleri” eğitimi ve üzerine “Fashion Show” konusunda lisans üstü eğitim alan Ferhan Bey, aynı zamanda artistik ilham kaynağını oluşturan sanatsal duyguya da sahip bir koreograf. Öğrendim ki, Yeditepe, Işık ve Arel olmak üzere 3 ayrı üniversitede Akademisyen olarak “Defile Organizasyonu ve Moda Koreografisi” konusunda eğitimler verip, bu konuda bilinçli tasarımcılar yetiştirmek için uğraş veriyormuş.

mbfw-usengec-sef-ferhan-aral-defile

Çalışmaktan en keyif aldığı “ideal model” konusunda da küçük bir sohbetimiz oldu ve kendine bakan, formuna dikkat eden, kaprissiz ve disiplinli modellerin, doğal olarak tasarımcılar tarafından daha çok tercih edildiğini, kuliste elma bile yese, asla kıyafetlerin yanına yiyecekle yaklaşmamaya özen gösteren, kulise gelir gelmez giyeceği elbiseye bakan, aksesuarlarını inceleyen, nasıl sergilemesi gerektiğini gerekirse koreografa veya tasarımcıya soran ve kıyafetini giydikten sonra buruşmaması için asla oturmayıp, ayakta bekleyen modellerin işine ne kadar saygı duyduğundan bahsetti.

MB Fashion Week İstanbul 2015’de sergilenen diğer defilelerden farklı olarak, tek değil, çift taraflı çıkılan ve trafiğin oldukça yoğun ve karmaşık formüllü olduğu bu sahne şovunun altından başarıyla kalkan koreograf, aldığı eğitimin ve üzerine sektörde kazandığı uzun yıllara dayanan tecrübesinin getirdiği ayrıcalığını da bi’ nevi ortaya koymuş oldu.

Gelelim koleksiyonun detaylarına…

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Karaköy Antrepo No 7’de gerçekleşen ve Çiğdem Akın’ın yeryüzünün doğal örtüsü olan topraktan esinlenerek hazırladığı 2015-16 Sonbahar Kış Koleksiyonu’na ismini veren “Gaia”, Yunan mitolojisinde doğaya ve diğer tanrılara hayat verdiğine inanılan, doğurganlığın, dişil gücün ve toprağın bereket sembolü…

cigdem-akin-mbfw-usengec-sef

Safran rengi bir tasarımla açılışı yapılan koleksiyonda,ilham alınan toprağın gücünün, güneşten geldiğinin simgelenmesi amaçlanmış.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Vizon, haki ve bordonun ağırlıkta olduğu koleksiyonun kapanışında erguvan renginin kullanılmasında da yine bir mesaj var. Doğanın sürprizlerle dolu olduğu mesajı… Bu sayede insan da doğa gibi üretken olursa, illa ki bunun karşılığını alacağı fikrinden yola çıkılmış.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Başvurulan asimetrik kesim ve dokunuşlar, koleksiyonun can alıcı noktalarından diğer bir tanesi.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile
İpek şifon, ipek organze, yün, dantel, kürk ve deriyi de içinde barındıran zengin bir kumaş yelpazesinin dikkat çektiği tasarımlarda, devore, flok ve emprime baskılara da özgürce yer verilmiş.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Koleksiyonda öne çıkan erkeksi kesimler, doğanın üretkenliğinin yanı sıra, sert, kendinden emin ve asi duruşunu da sergiler nitelikte.

Defilenin ambiyansını hissettirmek için sadece fotoğrafların yeterli gelmeyeceği düşüncesiyle, kapanışındaki toplu geçişi sizin için kayıt ettim. Aşağıda açılmazsa, buradan da izleyebilirsiniz.

Çalıştığı renkler ve kuplarla zamansız bir trend için öncülük eden Çiğdem Akın’ın bu koleksiyonu da her sezon rahatlıkla kullanılabilecek parçalardan oluşmuş.

cigdem-akin-mbfw-gaia-koleksiyon-defile

Hilton İstanbul Bomonti’deki Gastronomik Yolculuğumdan…

1

Eveeeet. Nerede kalmıştık? Size objektif önerilerde bulunmak amacıyla başlattığım ve hotel konaklama deneyimlerime yer verdiğim yazılarımdan birinde, Hilton İstanbul Bomonti‘den bahsediyordum. Bir önceki yazımdan hatırlarsanız en son otelin içinde, beni yalnız bıraksalar anında keyifle kaybolacağım kadar büyük bir alanda yer alan Eforea Spa bölümünde kalmıştık.

Valla bu otele illa konaklamak için gitmek şart değil, dışarıdan da, sırf bu Spa keyfini yaşamak için bile ara ara gidilir bence. Artık sizi 9 ay karnında taşımış, yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş anneciğinize mi bir jest yaparınız, ailenizin direği, yıllardır her gün eve elleri-kolları dolu dolu gelmiş babacığınızın ağrıyan sırt kaslarına mı bir güzellik düşünürsünüz, yoksa evlilik yıldönünümüzü hatırlar da çalışmaktan kaskatı kesilmiş vücudunuzu gevşetmek için eşinizle birlikte kendinizi mi şımartırsınız bilemem ama Hilton Bomonti’nin Spa’sı benim bu konuda şimdiye kadar deneyimlediğim yerler arasında en mükemmel hizmeti aldıklarımdan biri olduğunu söylemeliyim. İşte şimdi de benim karnım acıktı!:)
hilton-bomonti-the-globe-restaurant-menu
Prensesler gibi hissettirilen Spa seansından sonra, güzelce dinlenmiş halde, akşam yemeği için hazırlanıp otelin alt katında yer alan The Globe Restaurant’a doğru geçiyoruz.

Başta Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesindeki tüm Hilton Hotelleri arasında “2014’ün En İyi Şefi” seçilen, Executive Chef Yannis Manikis olunca zaten sıradışı lezzet patlamaları yaşamaya hazır ve heyecanlıyız.

Ödüllü Şef yönetiminde 80 kişilik şef kadrosunun görev yaptığı bu restoranda 7 mutfak ve 4 açık pişirme istasyonu bulunuyormuş ve aynı anda 5000 misafire hizmet verilebiliyormuş. Geleneksel Türk mutfağı yanında, Western Grill, Thai yemekleri ve Sushi’nin de yer aldığı yerel ve uluslararası mutfaklardan oluşan geniş bir seçenek yelpazesi mevcut. Bu sebeple etrafıma bir bakıyorum da, otelin yabancı misafirleri de kendi damak tadlarına uygun yemekler bulabildikler için, hallerinden pek de memnun görünüyorlar.
hilton-bomonti-the-globe-restaurant-sushi

Sunuma büyük önem veren Manikis, ilhamını Rus ressam Kandinsky’den alan kompozisyonlarıyla yaşattığı görsel şölenlerle meşhur bir şef. Açılışı Sushi ile yapalım diyoruz. İlla çiğ balıklı sushi yemek zorunda değilsiniz biliyorsunuz. 8 parça karides tempuradan oluşan (Porsiyon fiyatı 34 TL) “Dragon Yılı” isimli bu sushinin içinde kızarmış karides var ve tadı tek kelimeyle muh-te-şem! Hilton’un içinde böylesine başarılı bir sushici varmış ya, bu bahaneyle bunu da keşfetmiş olduğumuza ayrıca sevindik. 🙂 Dediğim gibi illa otelde konaklıyor olmak şart değil, dışarıdan da gelip, burada yemek yiyebiliyorsunuz.

Daha önce, Nisan ayında, Şef Yannis’in menüye yeni eklenecek lezzetlerini ilk tadımlayanlardan biri olma şerefine nail olmuştum. The Globe Restaurant’da, özel davetlisi olduğum Şefin masasında  Sabah Gazetesi Köşe yazarlarından Bülent Cankurt, Habertürk Yazı İşleri Müdürü Emre Ergül, Food and Travel Dergisi Yayın Koordinatörü Ebru Erke ve otelin dünya güzeli yöneticilerinden Elif Gökoğlu ile hep birlikte keyifli sohbetlerle ve eşsiz yemeklerle dolu bir degüstasyon akşamı yaşamıştık.

hilton-bomonti-the-globe-restaurant-usengec-sef

Şimdi ise o yemekler artık menüde ve sadece hangisini seçeceğime karar vermemi bekliyorlar.

hilton-bomonti-the-globe-restaurant

En çok tadı damağımda kalanlardan bir kaç örnek vermek gerekirse…

Asparagus yani Kuşkonmaz biliyorsunuz ki aşırı sağlıklı bir sebze… Haşlayınca da güzel, tavada az zeytinyağında hafif çevirince de, hatta minik minik kesip, üstüne yumurta kırınca da çok yakışıyor.

İşte burada şefimiz, daha çılgın bir şey yapmış ve Kuşkonmazı, Trüf mantarı ve Trüf yağı ile (ki her ikisinin de ne kadar değerli ve az bulunur olduğunu söylememe gerek yok sanırım) hazırlayıp, yumurta ve parmesanla erişilmesi güç bir tat ortaya çıkarmış.

hilton-bomonti-globe-restaurant-yannis-manikis

Yalancı deniz tarağı dedikleri, aslında kalkan balığından yapılan, iki farklı porcini ve kayısı ile sunulan bir başka başlangıç var ki, hani “yeme de yanında yat!” denir ya, işte o tabir adeta bunun için söylenmiş 🙂

“Roasted Grouper” isimli bu yemekte ise en sevdiğim balıklardan olan Lagos balığı, istakozlu ıspanaklı  beşamel sos ve köpük formundaki son dokunuşla yine harika bir şekle bürünmüş.

hilton-bomonti-the-globe-restaurant

İsterseniz, kebap, burger, dana bonfile, biftek gibi et yemekleri de bulunan menüde, frenk soğanı yağı ile hazırlanan jumbo karidesli risotto da denediğimiz ve beğendiğimiz bir başka lezzet olarak aklımda yer etti.

hilton-bomonti-the-globe-restaurant-karides
hilton-bomonti-the-globe-restaurant-menu

Durum böyle olunca, yaptığı işten büyük keyif aldıkları hemen belli olan Şef Tolga Tabak ve Yeme-İçme müdürü Mürsel Bey ile bir hatıra fotoğrafı çektirmeden restorandan ayrılmak olmazdı tabi:)

hilton-bomonti-the-globe-restaurant

Azar azar, hissede hissede yenilen, hafif ve çok lezzetli bir yemek sonrası, otelin 34. katında yer alan ve benim daha önce de gelip, manzarasına vurulduğum Cloud 34 isimli barına çıktık eşimle birlikte.
hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop
Olağanüstü İstanbul manzarası eşliğinde kaliteli bir bar ambiyansı ve çok özel kokteyller…

hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop-kokteyl

Global ısınmaya dikkat çekmek için hazırlanan özel bir kokteylleri var ki, mavi rengi denizi ve özel olarak hazırlanmış yuvarlak formdaki buz kütlesi ise buzulların erimesiyle sular altında kalan dünyayı temsil ediyor. Yaratıcılığa bakar mısınız?

hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop

Barın her bir tarafından İstanbul’un bir başka köşesi ışıl ışıl haliyle ayaklar altında, büyüleyici bir manzara ile sizi karşılıyor.

hilton-bomonti-manzara-cloud-34-bar-rooftop

Tarihi yarımada, Boğaz Köprüsü, adalar derken, böylesine panoromik İstanbul manzarası karşısında insan ne tarafa bakarak oturacağını şaşırıyor desem yalan olmaz.:)

hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop

hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop

hilton-bomonti-cloud-34-bar-rooftop

Ve işte artık rüya gibi bir günün sonunda,  tatlı rüyalara dalıp, uyuma vakti geliyor. Süit odamızın yatak odası bölümü aynı evimizdeki gibi, tüm ihtiyaçlarımız düşünülerek, adeta bize özel tasarlanmış. Yatak ve yastık öylesine rahat ki, benim gibi bu konuda zor beğenen ve zor rahat eden birisini bile deliksiz olarak sabaha kadar mışıl mışıl ve deliksiz şekilde uyutmayı becerebildiği için, sabah uyandığımda ilk iş, sarılıp yatağa teşekkür ettim:)

hilton-istanbul-bomonti-suite-oda

Kahvaltıya gittiğimizde fırından henüz çıkmış kendi hazırladıkları çeşit çeşit ekmekler, kruasanlar ve poğaçaların mis gibi kokusunu içime çektim.

hilton-istanbul-bomonti-kahvalti

Hamurişine hiç dayanamam bilirsiniz ama diyet yapmaya çalıştığım için tabağıma abartmadan ve sadece bir tane alarak, yanına da kendime güzel bir menemen rica ettim. Yediğim en güzel menemenlerden biriydi, içine ne kadar sevgilerinden kattılarsa artık, menemen konusundaki standartlarımı yükselttiler gerçekten 🙂

hilton-istanbul-bomonti-kahvalti

Zengin açık büfeden istediğinizi seçebilir ve afiyetle yiyebilirsiniz tabi. Hatta Çinlilerin farklı kültürlerini düşünüp, onlar için ayrı bir kahvaltı bile hazırlamışlar.

hilton-istanbul-bomonti-kahvalti-menemen
Ben ise nutellamı, balımı ve tereyağımı yanıma alıp, kendimi güzel bir pancake ile ödüllendirmeye karar verdim. Konu pancake olunca ağzım kulaklarıma varmış ve tabağa nasıl da sarılmışım görüyorsunuz:)
hilton-istanbul-bomonti-kahvalti-pancake
Kahvaltı sonrası kahvemizi, Executive Lounge’da almak ve sessiz dingin bir ortamda hem kafa dinleyip, hem huzur bulmak paha biçilemez.
hilton-istanbul-bomonti-executive-lounge
Hemen cevaplanması gereken bir kaç e-mail ve yapılacaklar listesine eklenen yeni projelerin konuşulup notların alındığı mini bir sohbet toplantısı için burası bana biçilmiş kaftan.

hilton-istanbul-bomonti-manzara
Edindiğim izlenimlerimden onu fark ettim ki, bu otelin daha ilk yılından, dünya otelcilik sektörünün en önemli ödüllerinden biri olan Gold Key Award’da kazandığı “En İyi Üst Sınıf Otel” ödülünün de bulunduğu 5 prestijli ödüle layık görülmesi hiç şaşırtıcı değil.
hilton-istanbul-bomonti-lobby-usengec-sef

60 yıldır Türkiye’de olan Hilton’un, namı dünyaya yayılmış kaliteli hizmet anlayışını, güleryüzlü ekibiyle İstanbul’un en hızlı büyüyen merkezi bölgelerinden biri olan Bomonti’de sonuna kadar hissettiğimiz eşsiz bir konaklama deneyiminin sonuna geliyoruz. Hiç istemesek de artık ayrılma vakti:)Bir konaklama deneyimi ile daha huzurlarınızdan ayrılırken, siz de yeni yazılarımı daha kolay takip edebilmek isterseniz, şuraya tıklayıp, kolayca ve ücretsizce bloguma üye olabilirsiniz:)

Hilton İstanbul Bomonti’nin 34. Katında İstanbul Kanatlarımın Altında

0

Merak ediyorum aranızda benim gibi, evlilik aydönümlerini kutlayan başka kimsecikler var mı? Yıldönümü demiyorum, yok, onu herkes kutlar, ben ayın evlendiğimiz güne tekabül eden gününü, her ay kutluyorum. Aman canım, illa büyük organizasyonlar olması gerekmiyor. Bu bazen dudaklardan dökülen içten ve sevgi dolu bir söz, bazen romantik bir yemek, bazen beraber sarılıp izlenen keyifli bir film, bazen işlerin arasında hatırlanıp gönderilen sevgi dolu bir telefon mesajı bile olsa yeter. Ben biliyorum ki, o gün bize özel.. Aaa! Ben kendimi hiç böyle sanmazdım ama bildiğiniz romantik biri çıktı benim içimden yahu! Gitssiiiin! :))
hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Bir kaç aydır aklımdaydı da havalar maşallah bir türlü ısınmamakta diretince, ertelemek durumunda kalmıştım. Baktım hava durumu “güneşli” olacak diyor, canım eşime bu aydönümümüzde Hilton’da keyifli bir bir haftasonu sürprizi yapmaya karar verdim. Yuppiii! :))
İstanbul’un en büyük oteli ünvanına sahip, 85’i süit, toplam 829 odası bulunan Hilton İstanbul Bomonti’de check-in’imizi yapıp da, 29. kattaki süitimize geldiğimizde, uçsuz bucaksız bir İstanbul manzarasıyla karşılaştık.

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul-view
Pekiiii… Boğaz’ın eşsiz güzelliği ve Adalar karşısında, siz olsaydınız ilk ne yapardınız?

Tabi ki de camın kenarında rahat koltuklara kurulup, güzeeeel bir kahve keyfi değil mi? İşte ben de aynen öyle düşünmüştüm zaten! 🙂

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul
Odamızdaki makinede bir düğmeye basmayla, mis gibi kahvemiz de hazır işte. Biraz manzaranın tadını çıkaralım diye geçiyoruz cam kenarındaki koltuklarımıza.

Maşallah süitimizde yok, yok! O kadar geniş ve konforlu ki, burada yaşayabilirim diye düşünmedim değil hani:) Hatta son dönemde “kentsel dönüşüm” adı altında, müteahhitlere yeterli daire kalsın diye, metrekareleri iyice küçültülen evleri düşününce, burası 2 banyolu, özel giyinme odalı, salon-salomanje kocaman bir apartman dairesi gibi.
hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul-manzara

“O bina neresiydi, bu taraf hangi semtti?” derken, biraz odamızın keyfini sürüp, eşyalarımızı dolaplarımıza yerleştirirken, “hafif bişeyler yemek istesek, ne olabilir?” diye oda servisini arıyoruz ve kendimize paylaşımlık leziz bir Club Sandwich siparişi veriyoruz. Yanında gelen kızarmış patatesler de tam benlik olsa da, bir-iki tane alıp, kendimi tutuyorum. Dedim ya ne de olsa, çok sıkı olmasa da hala diyetteyim:)
hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Normalde 5. kattayken bile balkondan, demirlere yanaşıp, aşağı bakamayacak derecede yükseklik korkusu olan ben, burada şunu fark ediyorum ki, yerlere kadar uzanan camın dibinde ve 29. katta olmama rağmen, yükseklikle alakalı en ufak bir endişe duymuyorum. Hem de hiç!

Neredeyse uçaklara el sallasam, içindeki yolcular görecekler. Bulunduğum rakım o kadar yüksek aslında 🙂

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Hem küvet, hem duş bölümü bulunan banyoya, sanki aylarca burada kalacakmışcasına yanımda getirdiğim şampuan, bakım ve makyaj malzemelerimi yerleştirirken fark ediyorum ki, otelin temin ettiği saç ve vücut şampuanı, kese, losyon vs. gibi ürünler zaten oldukça kaliteli bir markaymış. Keşke boş yere taşımasaymışım:) İşte böyle yapa yapa, şimdi herkes beni “havuz başında güneşlenmeye bile giderken, tekerlekli bir valizle gelir” diye biliyor. Ne yapayım, evimin konforunu her yerde yanımda taşımayı seviyorum. Hem böyle diyenler, sonra bir şey lazım olduğunda benden istemeyi biliyorlar ama! 🙂

hilton-istanbul-bomonti-hotel-istanbul-suite

Süitin özel giyinme odasındaki, paravan şekilli bu kanatlı aynaya ise ekstra bayıldığımı itiraf etmeliyim. İstediğin açıyı verdikçe kendini her yandan görebildiğin bu sistem sayesinde, ayna selfilerinin tadına doyum olmaz. Bence 100 hanıma sorsanız, çoğunluk der ki: “Bundan her eve lazım!”:)

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Haydi otelimizi keşfe çıkalım deyip, asansörle giriş katına iniyoruz. Bu kocaman otelin doğal olarak çok geniş ve ferah bir lobisi var.

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Ooo bakar mısınız orada neler oluyor?  “5 çayı” saati gelmiş ve lobide piyano dinletisi de başlamışsa, benden kayıtsız kalmam beklenemez tabi. Hemen oturup müzikle ruhumu dinlendiriyor ve bir gün benim de bu derece akıcı şekilde böylesine güzel jazz parçalarını çalabileceğim günlerin hayalini kuruyorum rahat koltuğumda:)

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Piyano dersleri aldığımı ve hocamın her dersten sonra, bol bol pratik önerdiğini, daha önce anlattığım için biliyorsunuzdur sanırım.

Biricik, dünya tatlısı, espritüellikte benden aşağı kalmayan eşime, “acaba rica etsem Müzisyen Bey’in programı bittiği zaman, piyanoda biraz pratik yapabilir miyim sence? Çünkü bir kaç gündür gidemedim de, ders aralarım açılmasın” diyorum şakacıktan. O ise ciddi söylediğimi sanıyor ve “do-re-mi-do-re-miiii” notaları eşliğinde kulaklara vereceğim zararı düşünerek, “yok canım yapmayalım! diyerek beni ortamdan hemen uzaklaştırıyor:)

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul-lobby

Bu arada, lobideki locaların gereksiz şatafattan uzak, huzur veren sade tasarımları karşısında, her bir oturma grubunda sakin sakin kitap veya dergi okuma isteği duyuyorum fütursuzca:)
hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Lobi Bar’daki mor kadifeden kulaklı berjerler tam benim zevkime göre. Otelin her bir köşesi kalite ve şıklıkla tasarlanmış.

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Hava güzel madem, “hadi terasta da zaman geçirelim” diye dışarı çıkıyoruz. Düğün ve sosyal davetler için de ideal bu alan, aynı zamanda açık hava terası olarak da hizmet veriyormuş.

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Pırıl pırıl parlayan akşam güneşi kime vuracağını biliyor diye düşünürken, gördüğünüz gibi ağzım da kulaklarımda:)
hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul
Biraz kemiklerimizi ısıtıp, D vitamini depoladığımızı umduktan sonra, bilgisayarda küçük bir işimiz çıkıyor ve otel müşterilerinin faydalanabildiği, Business Lounge’a uğrayarak, hemen halledip, tatilimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:)

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

O esnada Hilton’un kendine ait, özel yapım ürünlere yer verdiği Pastane gözüme takılıyor. Nasıl fark etmem tabi? Birbirinden güzel pastalar, çikolatalar bana oradan “geeel, gel!” yapıyorlar. Hayır efendim gelmeyeceğim! Diyetteyim diyorum size. Hıh! 🙂

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Günlük olarak hazırlanmış bu çıtır çıtır, taptaze ve rengarenk macaronları görünce,çocuklar gibi sevindiğim doğrudur. Ama onları, tatlarını hiç bilmeden, uzaktan sevmek şu anda aşkların en güzeli 🙂 Şu 5 kilonun tamamını vereyim, sonra bu konuyu tekrar ele alırız:)

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul
Yakın arkadaşlarımdan biri bu sene hayırlısıyla evleneceği için, 500-600 kişiyi davet etmeyi planladıkları oldukça kalabalık misafir topluluğuna cevap verecek büyüklükte şık ve kapalı bir düğün mekanı arayışında olduklarını bildiğimden dolayı, konu benim de gündemimde doğal olarak. Hilton Bomonti’nin methini çok duymuşken ve hazır buraya kadar gelmişken, onlar için küçük bir araştırma yapmak adına hızlıca balo salonlarına da bir göz atıyorum.

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

“Cyristal Ball Room” olarak geçen Kristal Balo salonu, adı gibi kristallerden oluşan devasa bir avizeye sahip, soft renklerden oluşan güzel bir salon. Bize eşlik eden hanım kızımıza “Acaba olur da, burası bile bizimkilerin kalabalık misafirleri için yeterli gelmezse düğün için başka alternatifimiz var mı?” diye soruyorum  ve Hilton Bomonti’nin en büyük ve kolonsuz balo salonu olan 2371 metrekarelik Grand Ballroom’a doğru bize rehberlik ediyor sağolsun:)
hilton-istanbul-bomonti-istanbul-ballroom
“İçine yarım futbol sahası sığabiliyor” dedikleri kadar varmış, gözlerimle gördüm gerçekten. Çevresini iki tur koşsam, bir kaç saat kendime gelemem herhalde, öylesine devasa bir salon. Hatta bakın diagonal olarak biraz depar atıyorum ve 5 dakika sonra, karşı köşeye vardığımda beni artık göremiyorsunuz bile. Allahtan kendimi “Yıldız” içine almışım valla, yoksa ben bile “Ben aslında yoğum” diye düşüneceğim bu mesafeden. “Neden Yıldız?” derseniz, insan kendini yıldız gibi hissediyor bu 9 metrelik tavan yüksekliği bulunan ve ışıl ışıl kristal lambalarla aydınlatılan balo salonunda… Ok işaretini de koyunca, benimki biraz kuyruklu yıldız gibi olmuş, idare ediverin artık hihihi
hilton-istanbul-bomonti-ballroom

12 bin metrekarelik etkinlik alanına sahip otelin, ayrıca 6400 kişilik konferans kapasitesi ve 32 toplantı odası bulunuyormuş. Burayı gördükten sonra, inanırım :)) Zaten Hilton İstanbul Bomonti, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli kongre, toplantı ve etkinlik otellerinden biriymiş..

hilton-istanbul-bomonti-best-hotel-istanbul

Gezmeye iyice kendimi kaptırmışken, çocukluğumda Harbiye’dekine ilk gittiğimizden beri hep merak ettiğim Hilton’un Kral Dairesini de görme şansım oluyor.

“Kral Dairesi” denilince, “her zaman ve sadece krallar gelir kalır” gibi bir kanı oluşuyor tabi bir çocuğun gözünde:)
hilton-istanbul-bomonti-presidential-suite
İlla “krallık” şartı aranmadığını görünce, “acaba tutsam mı bu daireyi?” diye de düşünmedim değil hani:) Ama o kadar büyük ki, insan-hele de benim gibi navigasyon özürlü bir insan, böylesine büyük bir yerde devamlı kaybolur yemin ederim:) Neyse kalsın o zaman şimdilik, ben biraz daha düşüneyim:)
hilton-istanbul-bomonti-presidential-suite

Belki gurur yaptım ve “neyse kalsın” dedim ama, çalışma odasında artistik pozumu vermeden öyle kolay kolay terk edeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz burayı:)

Kralın kendine ait Spor odası, jakuzisi, saunası bile var burada. Of ama ya! Sunulan konforun da bi’ haddi hesabı olmalı yani:)

hilton-istanbul-bomonti-presidential-suite

İşte size son olarak İstanbul’a 33. kattan bakan, bu 500 metrekarelik git git bitmeyen Hilton kral dairesinin, içinde bulunan krallara layık banyolardan, sadece bir taneciğinden küçük bir kare:) Hani neye benzediğini görmedim demezsiniz sorulursa bir yerde:) “Aa hani o cam kenarında bir uzun koltuk vardır beyazdır hatta, bilmem mi yav!” diye anlattınız mı havanızdan geçilmez:)
hilton-istanbul-bomonti-presidential-suite

Şimdi de sırada otelin en üstünde yani 34. katta yer alan Executive Lounge var. Sadece Executive ve Suite odalarda kalan misafirlerin faydalanabildiği bu bölümde arzu edenler manzaraya karşı kahvaltısını edebiliyor, rahat rahat gazetesini okurken, çayını kahvesini içebiliyor ve ücretsiz internetten de faydalanabiliyorlar.
hilton-istanbul-bomonti-executive-lounge

Otelde ayrıca arzu edilirse, dışarıdan da üye olunabilen 500 metrekare genişliğinde ve çok ferah ve kullanışlı bir spor salonu mevcut.

hilton-istanbul-bomonti-fitness-room

Bu kadar sevgi kelebeği gibi gezinip, her köşeyi dolandıktan sonra biraz dinlenmeye geçince, devamı da gelsin istiyor insan doğal olarak… O yüzden spor salonunu pas geçiyor ve en güzel şekilde şımartılmak üzere kendimizi Hilton’un kendi markası Eforea Spa’da buluyoruz.

hilton-istanbul-bomonti-eforea-spa-at-hilton
Biz “hangi masajı yaptırsak daha güzel dinleniriz?” diye düşünürken, hamamın güzelliği karşısında bir an duraksıyoruz. Normalde buhar odalarını ve saunaları hiç sevmem, kapısından içeri kafamı soksam, yüzüm yanıyor gibi hissederim, öylesine hassasımdır. Ama konu “hamam” olunca, akan sular durur tabi… Onun yeri ayrı!:)
hilton-istanbul-bomonti-eforea-spa-hamam

Güzel bir kese ve sonrasında yapılan köpük masajından sonra, bizi yeni doğmuş bebekler kadar saf ve temiz hale getirip, havlularla sarıp sarmalıyor ve dinlenme bölümüne alıyorlar.
hilton-istanbul-bomonti-eforea-spa-at-hilton

Hedeflediğim 5 kiloyu vermiş olabilir miyim acaba? Ehe ehe! Şımartılma faslı henüz yeni başlıyormuş meğer.Hemen ikramlar geliyor. Mis gibi ayran ve bol bol da su ile hararetimizi gideriyoruz.
hilton-istanbul-bomonti-eforea-spa-at-hilton
Biraz dinlendikten sonra sıra geliyor, Çiftlere özel masaj odasında, işinin ehli Balili kızlardan alacağımız ve tüm vücudu gevşetmeye yarayan İsveç Masajına…
hilton-istanbul-bomonti-eforea-spa-at-hilton

Dolaşım hızını arttırarak doku ve hücreleri canlandıran ve kas gerilimini azaltan bu masaj sayesinde, hem yoğun iş temposu, hem de bütün gün ekran karşısında olmak sebebiyle kaskatı kesilen sırt ve omuz kaslarım biraz olsun rahatlıyor. Öyle ki akşam yemeğinde Hilton’un ödüllü Şef’inin kim bilir bize ne lezzetler hazırlayacağını düşünerek hayallere dalınca, bir ara bir horlama sesi duyuyorum ve kendime geliyorum ki, amanın o da ne? Uykuya dalmışım ve horlayan benmişim. Bizim bey de yan tarafta masajını yaptırırken, bir yandan da kikir kikir benim komikliğime gülüyor:) Eh bir gitmiş gelmişim rüyalar alemine yani, çok mu? 🙂

Spa’daki huzur dolu deneyimden sonra, Hilton İstanbul Bomonti’nin ödüllü şefi tarafından hazırlanan lezzetlerle çıktığım Gastronomik Yolculuğuma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.Ayrıca şuraya da bir tıklayarak, kolayca ve ücretsizce bloguma da üye olmayı unutmayın lütfen 🙂

Kabak Yemeği Tarifi

8

Benim canım takipçilerimden gelen istekler doğrultusunda, hazır mevsimi de gelmişken size kolayca yapıp, afiyetle yiyebileceğiniz Kabak Yemeği Tarifimi yazmaya karar verdim ben de… Yeni evlisi, bekarı, öğrencisi, genci-yaşlısı, kadını-erkeği hiç fark etmez, hepiniz adım adım fotoğraflı bu kolay Kabak Yemeği tarifiyle en güzel Kabak yemeğini kendi evinizde yapabileceksiniz. Lafı fazla uzatmadan, işte anlatmaya başlıyorum hemen. Hazır mıyız? 🙂

Adım Adım Resimli Anlatımıyla KABAK YEMEĞİ TARİFİ

Malzemeler: (3-4 kişilik)

  • 2 yemek kaşığı Zeytinyağı
  • 1 adet kuru Soğan
  • 1 adet Çarliston Biber (acı olmayan yeşil biber)
  • 1 adet Kırmızı Biber
  • 4-5 adet orta boy Yemeklik Kabak
  • 1 adet Domates
  • 1 dolu çay kaşığı Domates Salçası
  • Maydanoz ya da Dereotu (Tercihinize göre)
  • Kaynar Su
  • 1 silme çay kaşığı kadar Tuz

İlk olarak tencereye zeytinyağını alıyor ve altını açıyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Yağ hafiften kızmaya başladığı anda, yemeklik doğradığım soğanı ilave ediyorum. Yemeklik soğan nasıl doğranır, bunu da anlatmamı isterseniz, hemen şuradan görebilirsiniz.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Soğanı ara ara karıştırıp kavururken, bir yandan da biberlerimi yıkayıp, içlerindeki beyaz kısımları ayıklıyor ve minik minik yemeklik doğrayıp, onları da ilave ediyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

Biberleri de ara ara karıştırarak bir kaç dakika kavrurken, bir yanda suyun altında güzelce yıkadığım kabaklarımın sap kısımlarını temizleyip, kabuklarını soyuyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

Biberler biraz diriliğini kaybedecek kadar talazlanınca, sıra geliyor tencereye salçayı eklemeye… Salçayı da beraberinde karıştırarak biraz kavuruyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

Ardından da yemeklik doğradığım domatesi içine katıyorum. Yemeklik Domates nasıl doğranır, hızlıca bir bakmak isterseniz, kolay tarifi işte hemen burada.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

Soyduğum kabakları yaklaşık 1 santim eninde halka halka doğruyorum ve yemeğime ilave ediyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Birkaç kez alt üst ederek, bir iki dakika beraber kavurduktan sonra içine kettle’da kaynattığım sudan ilave edeceğim.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Öncesinde çok az çeşni katması için isterseniz (şart değil tabi ki) bir et ya da tavuk bulyonun 6’da 1’i kadar minicik bir parça ilave edebilirsiniz.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Hemen ardından da suyumuzu eklemeye geldi sıra. Kabak zaten çok kolay pişen ve hemen yumuşayan bir yemek olduğu için, öyle yemeğin üstüne gelecek kadar filan gibi, çok fazla miktarda su kullanmanıza gerek yok.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Fotoğrafta gördüğünüz gibi ben de çok fazla su ekleme gereği duymadım, 1 bardak filan yeterli gibi.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Üzerine de 1 silme çay kaşığı Tuz ilave edip, şöyle bir karıştırıyorum ve tenceremin kapağını kapatıp, içindeki su kaynayana kadar orta ateşte pişiriyorum.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

Zaten kaynar su ilave ettiğim için, yemeğin suyu da çok kısa sürede hemen fokurdamaya başlıyor. O aşamadan sonra da altını kısıyorum ve pişirmeye böyle devam ediyorum.

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Biraz zamanı uzatsa da, güzel yemek, kısık ateşte pişiyor bilesiniz:)

Yemeğim pişerken, ben de o esnada içine katacağım maydanozları yıkayıp saplarından ayıklıyorum.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Aslında kabak yemeğinin en iyi arkadaşı dereotudur ama bizim evimizdeki ufaklığı maydanozla barıştırdığım kadar henüz dereotuyla da barıştıramadığım için, mecburen maydanozlarımı yıkayıp, bir bıçak yardımıyla ince ince kıyıyorum.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Bu aşamada eğer isterseniz sadece biraz tat vermesi açısından içine çok az da, acı olmayan pul biber de ekleyebilirsiniz.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Kabakların yumuşadıkları zaten gözle de görülüyor. İlk seferler için isterseniz içinden bir tane alıp, biraz soğuduktan sonra tadına bakarak da pişip pişmediğini anlayabilirsiniz. Aman acele edip, dilinizi yakmayın da!:)

Yemeğim kısa sürede artık piştiğine göre, ince ince kıydığım maydanozlarımı da üstüne serpiştiriyorum.
kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi

kabak-yemegi-resimli-kolay-tarifi
Harika renklerden oluşan hem leziz, hem sağlıklı mis gibi, sıcacık ve sulu bir ev yemeği işte beni bekliyor
.
kabak-yemegi-adim-adim-fotografli-kolay-tarif

Haydi üşenmeyin, hemencecik yapın ve afiyetle şapur şupur yeyin. Nasıl olduğunu bana yorum olarak yazmayı unutmayın!

Üşengeç Şef Takipçi Buluşmalarının İlki Caffe Nero’da Gerçekleşti:)

3

Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip eden canım okuyucularımla artık buluşma vakti çoktaaan gelmişti de geçiyordu. Biz de işte bunlardan ilkini geçenlerde gerçekleştirdik. “Aaa, ne zaman ya, ama benim niye haberim olmadı?” diyorsanız, pes yani! Bizim mis gibi takipçi buluşmamızı, ruhunuzun duymamasının sebebi acaba “henüz benim rengarenk instagram hesabımı takibe almamış olmanız olabilir mi acaba?” diye bir kendi kendinize sorun bakalım!:)

Efendiiiim… Herkesle aynı anda buluşmayı gönül ister ama devasa bir “iftar çadırı” bile kursak, bi’tanecik Türkiyemin ve hatta dünyanın dört bir köşesinden beni takip eden, ailesinden biri gibi sevdiğini, her fırsatta belli eden caaanım okuyucularıma yine yeterli gelmezdi ki. O zaman “ne yapalım- ne yapalım” diye düşünürken, dedik ki “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”. Madem ki öyle, eh hadi “kahve bahane” diyelim ve şahane bir sohbet gerçekleştirelim!:)

Caffe-nero-usengec-sef-bulusma

Üşengeç Şef Takipçileriyle Kahve Bahane Buluşması

Buluşma için gerçekten istekli arkadaşlarımı seçmek düşüncesiyle de, sadece 2 basit sorudan oluşan minik ama çok keyifli bir de yarışma düzenledim. Zaten sorulardan birinin cevabını, yazımın içinde açık açık veriyordum, yani şöyle bir okumak yeterliydi. Diğerinde de bir kahve fincanı resmini son yazılarımın arasına serpiştirdim ve hangilerinde olduğunu bulmalarını istedim. Bildiğiniz “saklambaç” oynadık online:)

Sonracığıma daaaa, bana en ama en çabuk cevabı veren 3 arkadaşımı belirledim. Sevgili takipçilerim Bengisu, Esra ve Nursen’le gerçekleşecek bu özel gün, insanlık için küçük olabilir ama benim için çok büyük ve önemliydi. Çünkü bu ilk buluşma olduğu için, onlar da benim ilk göz ağrımdılar. Mekan olarak Caffe Nero’nun Caddebostan sahilindeki geniş ve rahat şubesini seçtik. Şansımıza hava da güzel ve güneşliydi o gün. Bir araya geldiğimizde sanki yıllardır tanışıyormuş gibi sıcacık bir ortam oluştu. Ne çekinme, ne sıkılma… Zaten tüm yazılarımı yakından takip ediyorlar sağolsunlar, baktım anlattığım her şeye hakimler:) Sohbet sohbeti açtı. Anlayacağınız, harika bir gün geçirdiğim gibi, prensesler gibi de özel hissettim. Sonuçta bu insanlar o gün oraya benim için gelmişlerdi. Sevilmek ve sevmek ne güzel duygular, değerini bilene…

Caffe-nero-usengec-sef-bulusma

Bu arada öğrendim ki, Caffè Nero sadece leziz kahveler, tatlılar yapmıyor, aynı zamanda harika bir sosyal sorumluluk kampanyasına imza atıyormuş. Anlattıkları çok etkileyici geldi ve “ben bunu takipçilerimle de paylaşırım” dedim.

Başta Sevgili Müdürümüz Ayşe olmak üzere, tüm ekip süper şekilde organize olmuş ve “Hareket Candır” işbirliğiyle Avrasya Maratonu’na katılmışlar. Önceden koşuyla hiç alakaları olmayan bu insanlar, neden mi bir anda böyle bir şeye girişmişler? Çünkü bu maratonda koşarak “Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği” yararına bağış toplamışlar ve bu sayede 15 akülü tekerlekli sandalyenin, 15 engelli bireye ulaşmasına vesile olmuşlar. Allahım o evlerdeki mutluluğu düşünebiliyor musunuz akülü sandalyeler geldiğinde? :)))

Valla, arabası akülü bile olsa, ben tekerlekli sandalyede birini görsem, hemen gülümseyerek selam verir ve aldığım tepkiye göre aynı yöne gidiyorsak, “beraber gidelim ister misiniz?” diye sorarım. Hem arabaya destek verip, hem de sohbet etmeye bayılırım. Sonuçta bu aküler de belirli süre dayanıyor ve sık sık şarj etmek gerekiyor biliyorsunuz. Bu arada sık sık sakatlanan ve önemli ameliyat ve rahatsızlıklar geçiren birisi olarak şunu söyleyeyim,”ah evlaaadım neler olmuş sana böyle” diye zevzek zevzek konuşanları hiç sevmiyoruz:) Sonuçta bir anlık hatayla ya da Allah korusun, bir kazayla, hatta bazen doğuştan olabilecek bu tarz durumların, kimin ve ne zaman başına geleceği hiç belli olmaz, değil mi ama? Lütfen biraz empati! 🙂

Dışarıda belirli noktalarda “akülü sandalye şarj etme noktaları” olmalı! Belediyeler devamlı gerekli-gereksiz demeden kaldırım taşlarını söküp, yenilerini takacağına ve yolları tek şeride indirene, kimsenin çıkamadığı 30 cm yüksekliğinde 5 metre genişliğinde kaldırımlar yapana kadar, keşke bunları da düşünse. Zaten belediye başkanı ve ekibi işe başlar başlamaz, bir haftacık bile olsa bütün gününü tekerlekli sandalyede o şehri gezerek yaşasa, orası cennet gibi bir yer olur, çünkü engellilerin neler yaşadığını ancak bu şekilde anlar ve gerekli düzenlemeleri yapar. Haksız mıyım Allah aşkına?

Akülü tekerlekli sandalyelere şarj noktası

Bu arada öğrendim ki Caffè Nero, Beyaz Yakalılar ”Bişi Yapsa” Grubu’nun oluşturduğu “İstanbul Hepimizin” sloganıyla başlatılan sosyal sorumluluk projesine de destek vererek Caddebostan ile Trump mağazalarında engelliler için akülü tekerlekli sandalyelere şarj noktası ayırmış. Daha önce hiç bir yerde görmediğim için, kendilerini bu örnek davranışlarından dolayı tebrik ediyorum. Dışarıda sandalyesinin aküsünü şarj etmeye ihtiyacı olabileceklere de duyurursanız sevinirim:)


Caffe-nero-usengec-sef-bulusma

Okuyucu buluşmalarım devam edecek, kaçıranlar üzülmesin, çünkü ben bunu çok sevdim:) Günün hatırası olarak sürpriz hediyelerimiz de oldu ve olacak tabi. Bunu sık sık tekrar etmeyi çok isterim. Yeter ki, her an takipte olun, çünkü bu işte hızlı olan kazanır:)

Takibe almanız için diğer Üşengeç Şef sosyal medya hesapları ise şöyle:
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef
www.youtube.com/usengecsef

Virgin Radio’da Geveze Show’da Canlı Yayın Konuğuydum. Bizi Dinlemek İster miydiniz?:)

2

Sosyal Medya Hesaplarımın sıkı takipçilerinin çok iyi bildiği gibi geçen hafta Virgin Radio’da Geveze Show’un canlı yayın konuğuydum.

Yayınımız hafta içi sabah saatlerinde olduğu için, dinlemeyi çok istemesine rağmen iş yerlerinde bu imkanı bulamayacak okuyucularım, benden kayıt almamı rica edince, tabi ki kırmadım. Sürprizim az sonra:)

Sabah 9:00 gibi konuk edileceğim yayın için “Radyodan Sonraki en Büyük İcat” olan Karnaval Radyo’ya geldim. Ofis binasına girdiğimizde, en ufak bir heyecan belirtisi göstermez halde, başta gerçekten çok sakindim.

geveze-show-usengec-sef-virgin-radio-karnaval
Stüdyoda programın benden önceki bölümü devam ettiği esnada, ben etrafta sevgi kelebekleri gibi dolanıyor, en cıvıl cıvıl halimle, kah orada, kah burada, ağzım kulaklarımda takılıp, stüdyo camekanının arkasından, komiklikler, şakalar yaparak kameralara pozlar veriyordum ki, Geveze yayına şarkı arası verdi ve beni de yanına aldı.

geveze show usengec sef

Türkiye’nin en eski ve en başarılı Radyocularından olan Geveze, dünya tatlısı bir insan olmasının yanısıra, tüm radyoseverlerin bildiği gibi çok da eğlencelidir. Hafta içi her gün, 6:30 ile 10:00 saatleri arasında tam 3,5 saat süren canlı yayın programı boyunca, işe gitmek için ister istemez yola koyulan insanları, esprileri, konuk söyleşileri ve telefon bağlantılarıyla sabah mahmurluğundan çıkararak, trafik stresinin etkilerinden uzaklaştırıp, pelte kıvamına getirir.
geveze-show-virgin-radio-usengec-sef
Sabah sabah yandaki arabada tek başına giderken kahkahalar atan birilerini görürseniz, hemen “deli” diye yaftalamayın, büyük ihtimalle radyodaki Geveze’ye gülüyordur:) Mutlu haline özenirseniz, siz de hemen açın 106,2 Virgin Radio’yu, bir anda ne dert kalsın, ne tasa…:)

geveze-show-virgin-radio-usengec-sef

Bu denli başarılı olmasının sırrının “işini çok sevmesi” olduğunu söylüyor ve “ölüyorum bu iş için” diyor Geveze.

Ona “Radyoculuğa başlayalı kaç yıl oldu?” dediğimde önce hiç düşünmeden “21” dedi, sonra bir hesapladı, “Yahu ben alışmışım, yıllardır hep 21 diyorum, meğer 24 sene olmuş, vay be!” diye şaştı kaldı geçen yıllara:) Radyo DJ’liği yanında, 2006 yılında kurduğu “Fazla Mesai” isimli müzik grubu ile özel konser ve showlar da gerçekleştiriyor.

geveze-show-virgin-radio-usengec-sef

Bu kadar rahat rahat, zaten eski arkadaşım olan Geveze ile sohbet muhabbet ederken, artık yerime geçtip, kulaklığımı taktığımda ve canlı yayına saniyeler kaldığını anladığımda ufaktan bir heyecan gelmez mi bana? Millet heyecanlanınca eli ayağı titrer değil mi? Benim de kan şekerim düştü heralde, bir uyku bastırdı ki sormayın:)

Videoyu izlediğinizde belki fark edersiniz, hem en enerjik halimle Geveze ile sohbet ediyor, hem de tik varmışcasına gözlerimi kırpıştırıyorum. Şu Hipoglisemi de, ne “menem” bi’şeymiş yahu:)

geveze-show-virgin-radio-usengec-sef

En nihayetinde o gün Virgin Radio’da Geveze’nin eğlenceli show’unda bol kahkahalı harika bir sohbet gerçekleştirdik.

Bizi Türkiye’nin her tarafından, hatta Dünya’nın dört bir köşesinden Karnaval.com sayesinde, ilgiyle dinleyip, mail yağmuruna tutarak, güzel dilek ve tebriklerini ileten tüm takipçilerime çok çok çok teşekkürler:)
geveze-show-virgin-radio-usengec-sef

Çok istemesine rağmen, fırsat bulamayanlar için ise, eh artık şu duymak için sabırsızlandığınız radyo kaydımıza geçelim isterseniz. Dediğim gibi, size sürpriz yaparak, sadece podcast değil, stüdyodaki ortamı da biraz hissedin diye video kaydı yaptık. Aşağıdaki video açılmazsa, izlemek için buraya da tıklayabilirsiniz.

Böylesine eğlenceli ve samimi bir programa beni konuk ettiği için Gevezeciğime ve güleryüzlü, şeker asistanı Nesli’ye tekrar çok teşekkür ederim.

Yeni bir radyo veya TV programında en kısa zamanda görüşmek üzere, ilgi gösteren herkese benden kucak dolusu sevgiler:)

Bu Kilolar Gidecek Çünkü Diyetisyenim Hep Yanımda… Diyetkolik

9

Öncelikle Instagram takipçilerime ufaktan bir teessüf ederek bugünkü yazıma başlamak istiyorum. “N’ooldu da dellendi bizim kız?” demeyin işte! Benim de kendimce haklı sebeplerim var, kalbim kırıldı bi’kere…Fırk fırk! Sustum sabrettim hatta unutmaya çalıştım ama belki yaptıkları ayıbı anlar, gönlümü almaya çalışırlar diyerek, sonunda içime atmamaya karar verdim:)) Efendim, geçenlerde bir gün Instagram hesabımdan şöyle bir yazı paylaştım:

“Ay ben göz göre göre tam bi’ “Dana Jambon” olmuşum ya! Yaz gelmeden acilen bi 4-5 kilo vermem lazım, ama nasıl?”

Şimdi bu her ne kadar doğru bile olsa, insan doğal olarak, canından çok sevdiği takipçilerinden şöyle cevaplar bekliyor:

-Sen mi “dana jambon”? Eh pes yani!
-Aaa canım fıstık gibisin. Saçmalama Allah aşkına
-Sen son zamanlarda hiç aynaya baktın mı, delirmişsin neren kilolu yahu? vesaire vesaire…

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek

Örnekler çoğaltılabilir tabi. Ben “ayy bakalım kim ne yazacak, nasıl benim moralimi düzeltecek?”. Hatta “İlk güzel yorum yazanı kalbimin tahtına oturtacağım” diye heveslenirken, bir Allah’ın kulu da “Yahu senin neren Dana Jambon?” demedi. ühü ühüüüüüü.

Neyse acımı kalbime gömdüm, “dost acı söyler” dedim. Demek ki benim aşağı baktığımda ayaklarımı görmemi engelleyen o kocaman göbek, sizin de dikkatinizi çekiyormuş ki, kimsecikler zayıflama istediğimi yadırgamadı.O zaman gerçeklerle yüzleşmeliydim ve aynen  5 haftada diyetisyen yardımıyla, Yaz gelmeden 12 kg veren, takdir edilesi süper insan, biricik eşim gibi, ben de fazla kilolarımdan kurtulma işini ciddiye almalıydım.

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet

İyi de nasıl olacaktı? Bütün gün yemekli davetler, mekan izlenim yazılarım gereği katıldığım tadımlar, gün içinde uzun uzun süren toplantılar, beni bekleyen dağ gibi iş yoğunluğu ve öğlen yemeklerinde üşenmekten öğün atlamalar gibi bir çok unsuru da göz önüne alınca, kendime benim dilimden anlayacak bir diyetisyen bulmam gerektiğine karar verdim.

Daha önce bir kere yine eşim yaparken “yancı” olarak, ona verilen listeyi gücüm yettikçe uygulamıştım da, onun yine 10 kg verdiği bir süreçte ben zar zor ancak 500 gr verince, Tirodlerime baktırmayı akıl etmiş ve “Hashimoto” teşhisiyle, “amanın oto sanayide bir tamirci mi bu Japon amca?” diye şok geçirmiştim. Vücuda bir mikrop girince, nasıl savaşıp, onları yenmeye, yok etmeye çalışırsa, meğerse bu tuhaf isimli hastalıkta da, nedense kendi tiroid hormonunu “düşman kuvvetleri” zannedip, onlara saldırıp, hapur hupur yiyerek yok ediyormuş. Eh bu durumda da geriye tiroid hormonunun esamesi kalmayınca, kilo verememek, hatta durduk yere şişmanlamak dahil, daha bir sürü şikayet ortaya çıkıyormuş. Neyse ki bu bahaneyle bu rahatsızlığım ortaya çıkınca, Endokronologum bana takviye olarak, kaybolan Tiroid hormonunu vücuda aldıran bir hap vererek bu işi kolayca çözdü. Yani korkulacak bir rahatsızlık değil ama “anne-kiz hastalığı” diye de geçen ve oldukça yaygın bir rahatsızlık olduğunu bilin ve eğer gerçekten deneyip, kilo veremiyorsanız, aman diyim siz de Tiroidlerinize bir baktırmayı ihmal etmeyin:) Annenizde varsa, sizde de olma olasılığı yüksek, sizde varsa, anneniz de baktırsın dediler. Bizimkinde de çıktı mesela, aklınızda bulunsun:)

Şimdi gelelim sadede… Hayatımda ilk defa diyet yapmaya karar verdim. Yani “kendime özel bir diyet listesiyle”! Öyle gazetede veya internetten “mucize” adı altında paylaşılan “şok diyet” safsatalarıyla, yalancıktan harikalar vaad eden zayıflama çaylarıyla, haplarıyla hayatta işim olmaz tabi. Diyorum ya herkesin bünyesi farklı. Benim diyet programım da benim hastalık geçmişim, boyum, kilom, kan değerlerim, hedeflerim göz önüne alınarak, alerjim var mı, sevdiğim gıdalar neler, “asla yemem” dediklerim neler, tüm bunlara dikkat edilerek değerlendiren, işinin ehli bir diyetisyen tarafından yazılmalıydı.

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet

“Ben bu 5 kg fazlalığı, sağlıklı bir şekilde nasıl veririm?” diye kara kara düşünürken, iyice araştırdım ve Diyetkolik.com’la tanıştım :)) Hem web sitesi hem de mobil aplikasyonu olan bir sistem bu ve kendilerini daha çok “diyet ve sağlıklı yaşam koçu” olarak konumlandırıyorlar. Aslında diyetisyenlerden oluşan online ve interaktif bir “sağlıklı yaşam platformu” diyebiliriz kısaca.

Dediğim gibi hem web sitesi, hem de mobil uygulama olarak büyük kolaylık sağlayan, zengin içerikli bir platform hazırlamışlar. Benim gibi yoğun koşturmaca arasında diyetisyene gidecek zamanı olmayanlar için harika bir çözüm olmuş tabi.

Boy, kilo, yaş, egzersiz seviyesi ve hedeflerimi sordular, bir mail ile cevapladım. Yakın dönemde yaptırdığım bir de kan tahlili sonuçlarımı gönderdim. Bana uygun bir diyet ve egzersiz programı hazırlandı hemen. “Valla öyle spor salonlarında kendimi paralayacak ne halim, ne vaktim var. En fazla yürüyüş yapabilirim” dedim Diyetisyenime. Sağolsun hiç zorlamadı beni ve “haftada 2-3 gün, 45’er dakika tempolu yürüyüş en güzel spor” dedi.

Üyelik sistemiyle giriş yaptım ve bana özel bir panel çıktı karşıma. Bir “Kalori cetveli” hazırlamışlar ki, böyle detaylısını daha önce ne gördüm, ne duydum. Aklıma gelen her şeyi soruyorum “pekiiiii, bu kaç kalori?” diye… Mantısından, pizzasına… Hoop hemen cevap veriyor. Öhem.. Aklıma yemek deyince ilk olarak mantı ve pizza gibi hamur işleri gelmesinden, böyle bir diyete ne kadar ihtiyacım olduğu belli oldu değil mi? Biri bana dur desin!:)))

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet

Alternatifli diyet planları sunmuşlar ki, bu da diyetin devam ettirilebilir olmasını kolaylaştırıyor. Akıllı algoritması var, bu sayede ne kadar yağ, ne kadar karbonhidrat ve ne kadar protein almışım grafiklerle görebiliyorum. Zaten beni online olarak takip ediyor ama dilediğim zaman diyetisyenimle görüşebiliyor olmaya da ayrıca bayıldım.Her şeyi bir kenara bırakalım ve size gerçek manada en ama en çok sevdiğim özelliğini söyleyeyim mi? Yemeye devam etmek istediklerimi yiyebiliyor olmam gerçekten paha biçilemez! Yani aslında yaptığım tam manasıyla bir “kuralsız diyet”. “Nasıl yahu?” derseniz anlatayım. Bilgisayarım yanımda olmasa da, cep telefonumdaki Diyetkolik aplikasyonu sayesinde 7gün 24 saat hep yanımda ya? İşte bu sayede, arada yaptığım küçük kaçamakları nasıl zararlı olmadan atlatabileceğimi de bana öğretiyor. Diyelim ki Diyetisyenime “çikolata olmadan asla yaşayamam!” desem, menüye çikolata da koyuyor sağolsun.

Hatta size çok komik bir şey anlatayım…Diyetisyenime “tatlı severim” demişim, akşamları bir baktım ki, bir güne Tadelle vermiş, başka bir güne dondurma, yok efendim Sütlaçlar, Çikolatalı Sufleler filan. A-ah! Gözlerime inanamadım, dedim “Hayırdır? Rüyada mıyım?” “Yooo, sevdiğiniz şeylerden mahrum kalmayın, diyetinizi mutlu ve motive şekilde yapın istedim” dedi. Size yemin ederim, o böyle izin verdi ya, artık benim için ulaşılabilir şeyler ya bunlar, inadına bünyem istemiyor, “tatlıııı! çikolataaa! pastaaa!” diye delirmiyorum işte. İnsanoğlu böyle de tuhaf. Oysa “yasak” dese, rüyamda bile fıstıklı çikolata parçaları uçuşurdu eminim, şimdi ise missss, kafam rahat, midem rahat:)Bir de önemli bir tüyo paylaşayım bilmeyenler için. Hani gün içinde ortalama 2,5 litre su içmeniz öneriliyor ya? Sabah kalkınca boş mideye 2 bardak içtiniz diyelim… Diğer miktarı da, mümkünse yemeklerden yarım saat önce veya 1 saat sonra içmenizi tavsiye ediyorlar. Bu sayede yemekle suyu aynı anda aldığınızda olduğu gibi midenizi büyütmemiş oluyorsunuz. Hatta öncesinde içtiğiniz su sayesinde, mideniz dolu hissi yaratıyor ve doğal olarak daha az yemek yemenize olanak sağlıyor:) Ben artık yemekle su içmeyi mümkün olduğu kadar azalttım:)

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet
Arada bir sürü tadım etkinliğim olmasında rağmen ve açıkça söylemem gerekirse, haftada 3 değil, 2 hatta bazen 1 kerecik anca yürüyüşe çıkabilmeme ve genelde yazı yazmak için uzun süre bilgisayar karşısında hareketsiz kalmama rağmen, ilk haftanın sonunda tartıda 1,5 kg eksildiğimi görünce, ilk başta valla gözlerime inanamadım. Hatta tartıyı alıp, evin farklı farklı noktalarında gezine gezine tekrar tekrar tartıldım. Ne bileyim eski bir Ata sözünün etkisinde kalmış olabilirim belki de… Hangisi mi? “Taş yerinde ağırdır” derler ya hani? Belki yerimden farklı bir noktada tartılırsam, daha da hafif çıkma umudum vardı, ne bileyim işte ehi ehi:)

Bir de “Tüh be!” diye bir bölüm yapmışlar menüde, ona da bayıldım valla:) Diyetisyenin listene yazdığı şeylerden o an için bulma imkanın yoksa veya canın başka bir şey çekti ve onu şapur şupur “gömdüysen”, hemen “Tüh be!”özelliğiyle, kaçamağını diyetisyenine bildirerek, hiç güzel canını sıkmadan, telafi etmek için öneriler alabiliyorsun. Arkadaşımın annesinin yaptığı bu sarmaları lüplerken ben öyle yaptım valla. Hatta ondan öncesinde de haşlanmış içli köfteden de yemiş olabilirim bir ihtimal. Çok güzeldi ne yapsaydım yani?:)

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet
Sisteme bu şekilde verileri kolayca girmek çok zevkli… Aynı oyun gibi. Zaten araştırma yapmışlar ve bu şekilde günlük tükettiklerinin listesini tutan kişilerin, tutmayanlara göre %10 daha iyi kilo verdiklerini görmüşler. Yazmakla uğraşmıyorsunuz zaten, mevcutlar arasında seçiyorsunuz, bu da işi iyice kolaylaştırıyor. Tık tık diye seç, kaydet, bitti gitti:)

Zaten canım ne zaman isterse diyet programıma ulaşabildiğim için, yediklerimle kaç kalori aldığımı da görerek daha kontrollü davranabiliyorum. Sadece kilo vermek de değil tabi, sağlıklı bir yaşam için öneriler almak ya da sadece form tutmak, yani mevcut kiloyu korumak için de çok uygun. Anlayacağınız ben bu işi sevdim ve bu sefer niyet ettim ve olacak, çünkü istiyorum! 🙂

diyetkolik-diyetkolikcom-kilo-vermek-diyet
Özetle “teknolojinin hayatımızı bunca kolaylaştırdığı günümüzde, neden diyet yapmayı hem daha kolay hale getirecek, hem de diyeti “sıkıcı, kısıtlayıcı” bir durum olmaktan kurtaracak bir sistem olmasın ki?” düşüncesiyle yola çıkan “Diyetkolik.com” aplikasyonu ile diyetisyenimle ihtiyaç duyduğum her an iletişim halindeyim. “Açlık durumları oldu mu? Canınızın isteyip de yiyemediğiniz besinler oldu mu? Sıkıldığınız öğünler oldu mu?” diye soruyor ve “bu bilgileri benimle ne kadar net paylaşırsanız o kadar başarılı bir yol izleriz.” diyor Diyetisyenim. En sağlıklı şekilde ideal kiloma ulaşabilmem için, gün içinde yediklerimi takip edip, beslenme alışkanlıklarımı inceliyor ve beni motive edebilmek için uğraşıp duruyor sağolsun.

Diyetisyeninizi her an yanınızda taşıdığınızı düşünün! ️Harika bi’şey değil mi? :))

Çocuğunuza Bale Eğitim Bursu Kazandırmak İster miydiniz?

0

En çok öğrenmek istediğim enstrümanlardan biri olan “Piyano” konusunda ders almak için, iyi bir kurs araştırırken, kendime Bağdat Caddesi’nde çok merkezi bir Sanat Merkezi buldum. St.Joseph mezunu, kendisi de müziğe yıllarını adamış bir gencin sahibi olduğu bu mekana, büyük bir heyecan içerisinde girdim ve kendisiyle tanıştım.

Müzik eğitiminin daha küçük bir çocukken alınmasını savunanlar gibi, eğer şakacıktan da olsa, “bunun için, az-biraz geç kalmadınız mı?” tarzı bir yaklaşımı olsaydı, eminim ki hemencecik hevesim kırılır, en fazla teşekkür eder ve çıkardım. Ama tam tersine çok canayakın ve teşvik edici konuşup da, insanın içinde istek olduktan sonra, bu konuya yeterli ve düzenli zaman ayırdıkça ve tekrarlı çalışma yani bol bol pratik yaparak, her yaşta her şeyin mümkün olduğunu söylediğinde, inanmazsınız ama çocuklar gibi sevindim ve motive oldum:)

cadde-sanat-merkezi-piyano-dersi

İlk Piyano dersime geçen hafta girdim bile. Çok ama çok büyük keyif aldığım hayatımın ilk piyano dersiyle ilgili detayları ayrı bir yazı ile keyfini çıkara çıkara anlatacağım tabi. Ama başlıktan da anladığınız gibi, bugünkü yazımın esas konusu farklı. Sabredin, hemen sadede geliyorum:)

cadde-sanat-merkezi-resim-dersi

Gittiğim bu sanat okulunda sadece piyano dersi verilmiyor tabi. Hayattan “sanatla keyif almak” isteyen her yaştan katılımcı için tasarlanmış, MEB’e bağlı bir bale, müzik, dans ve resim okulu “Cadde Sanat Merkezi”…
cadde-sanat-merkezi-bale-piyano-resim-gitar

Böyle olunca da bir çok branşın profesyonel olarak uygulandığı kapsamlı bir sanat okulunda buluverdim kendimi. Hatta bir ara acaba eşimi ikna edip, “beraber tango dersi de alsak mı?” diye düşünürken, sohbetimiz esnasında öğrendim ki, önümüzdeki Cumartesi günü (25 Nisan 2015) burada, “bale” konusunda yetenekli miniklerin seçmeleri yapılacak ve kendilerine burs imkanı sağlanacakmış. “Allah!” dedim, ben bunu hemen okuyucularımla paylaşırım. Kim bilir aralarında ne başarılı çocukları, yeğenleri, torunları, tanıdıkları olanlar vardır da böyle bir burs imkanı arıyorlardır belki, onların da haberleri olsun.

cadde-sanat-merkezi-bale-dersi-burs

Daha önce bale eğitimi almasına gerek olmadan, bu konuda yetenekli ve hevesli olan 4 yaşının üstündeki çocuklarınızı, arzu ederseniz siz de Cadde Sanat Merkezi burs seçmelerine katabilir, kazandıkları takdirde, Konservatuar mezunu hocalar eşliğinde, iddialı eğitimler almalarına harika bir fırsat yaratabilirsiniz.

cadde-sanat-merkezi-bale-kursu-burs

Burs oranlarını da sizin için öğrendim: Bir öğrenciye %100, iki öğrenciye %75, üç öğrenciye %50 ve dört öğrenciye de %25 oranında burs verilecekmiş. Benden söylemesi:)

Bale eğitimi hakkında öğrendiklerimi de kısaca paylaşmam gerekirse;

Beden ve ruh gelişimine faydası tartışılmaz olan Bale eğitiminde dünyada farklı sistemler takip ediliyormuş ve “Klasik bale” denilince akla gelen 3 sistem şunlarmış: Rus (Vaganova), İtalyan (Cecchetti) ve Fransız (Académie Royale de Danse).
cadde-sanat-merkezi-bale-dersi-burs

Uluslararası geçerliliği olan sertifika programı ile “Vaganova Methodu”nu benimseyen Cadde Sanat’ın sertifikalı eğitmenleri, değerli bir balet ve koreograf olan ve çeşitli sahne sanatları için 80’in üzerinde eseri ve 40’tan fazla koreografisi bulunan, dünyaca ünlü ödüllü Profesör Dr. Hikmet Mehmedov tarafından koordine ediliyormuş.

Akademik hedeflere yönelik sertifikalı eğitim programlarının yanı sıra, beden gelişimini destekleyen hobi programları da bulunan Cadde Sanat Merkezi’ndeki bale dersleri; aynı zamanda MSGS Üniversitesi, Bale Bölümü’nde de eğitim veren, tecrübeli eğitimciler tarafından veriliyormuş.

Madagascar Live Show’a Çocuklu ya da Çocuksuz Kendiniz İçin Gidin:)

0

Dreamworks’ün tüm dünyada gişe rekorları kıran Madagascar filmini bilmeyeniniz yoktur herhalde. İşte o animasyondan ilham alınarak hazırlanan ve bugüne kadar bir çok Avrupa ülkesinde sahnelenerek, milyonlarca kişiyi büyüleyen Madagascar Live Show, 2015 dünya turnesine  Türkiye’den başlar da ben gitmez miyim? 🙂

Madagascar filminin birbirinden şeker karakterleri, Arslan Alex, Zebra Marty, Zürafa Melma ve Su aygırı Gloria’nın New York Hayvanat Bahçesi’nden, Kral Julien’in çılgın Madagascar dünyasına uzanan kaçış serüvenlerini konu alan müzikal havasındaki bu komik şov, ister çocuğunuz, ister yeğeniniz, kardeşiniz vs. için ya da hiiiç yanınıza çocuğa gerek yok, kendinize keyifli bir zaman hediye etmek amacıyla, tamamen içinizdeki çocuğu eğlendirmek için gidilecek kalitede güzel bir gösteri olmuş.

madagascar-live-show-istanbul-cocuk-gosteri
Hatta size şöyle diyeyim, tam yanımızdaki koltuklarda 60 üstü yaşlarda tatlı mı tatlı bir çift vardı. Hayır hayır, yanlarında torunları filan yoktu. Yaş farkı gözetmeksizin, tüm salon hep beraber ağzımız kulaklarımızda izlediğimiz showda, en büyük keyif alanlardan biri de Çağla Şikel ve minik oğullarıydı:)

madagascar-cagla-sikel-usengec-sef

Madagascar’ın haylaz karakterlerinin serüvenini eğlenceli hikaye anlatımı, dans ve müzikle birleştiren bu show bence ailece keyifli vakit geçirmek isteyenler için de birlikte “kaliteli zaman” kavramının tam karşılığı olabilir:)
madagascar-live-show-istanbul-cocuk-gosteri

madagascar-live-show-istanbul-cocuk-gosteri

Gerçekçi sahne kurulumları, kostümler ve müzikle sımsıcak bir arkadaşlık hikayesi anlatan gösteri, izleyenleri Central Park Hayvanat Bahçesi’nden Madagascar’ın sahillerine taşıyor.

madagascar-live-show-istanbul-cocuk-gosteri

En ama ennn çok da zürafanın saflığına, o masum bakışlı gözleriyle, ok gibi kirpiklerine ve penguenlerin şapşik hallerine bayıldım… O kadar şirin yapmışlar ki:)

En yakın zamanda bu fırsatı değerlendirmek isteyenler için Madagascar Canlı Showu’nun bildiğim kadarıyla bu akşam ve yarın akşam (18 ve 19 Nisan) Volkswagen Arena’da birer gösterileri daha var.

madagascar-live-show-finansbank-sponsor

madagascar-live-show-istanbul-cocuk-gosteri
En sonundaki çılgın danslara, herkes gibi ayağa kalkıp eşlik etmek isteyeceğiniz bu eğlenceli gösteriyi, eğer hala Biletix’den bilet bulabiliyorsanız, bence kaçırmayın! 🙂

Oscar Partylerinin Efsane Şefi Wolfgang Puck Spago’yu İstanbul’a Getirdi

0

Hem iki Michelin yıldızlı, hem de üst üste 21 senedir Oscar ödül törenlerinin resmi partilerini düzenleyen dünyaca ünlü bir şef düşünün… Hepsine yetiştiği 24 lüks restoranı, sunduğu premium catering hizmetleri ile mevsime uygun kaliteli malzemelerle hazırlamaya büyük önem verdiği menülerinde, dönemin popüler trendlerinden “çiftlikten masaya” akımına gönül vermiş, gastronomik tutkusunu “İyi Ye, Sev, Yaşa” felsefesi ile yansıtan bu şef, tabi ki Wolfgang Puck’dan başkası değil.

Beverly Hills, Las Vegas, Hawaii, Londra, Dubai ve Bahreyn derken, “Spago” isimli ikonik restoranlarıyla mutfak sanatları, servis ve stil açısından trendleri belirleyen bu ödüllü Şef, eşiyle birlikte Ali Koç ve eşinin misafiri olarak geldiği Göcek, Bodrum ve İstanbul ziyareti sonrası Türkiye’den öylesine etkileniyor ki, restaurant açma teklifi geldiğinde, hayran kaldığı İstanbul’a da bir Spago Restaurant kazandırmayı seve seve kabul ediyor.
Spago wolfgang usengec sef
Oscar törenleri öncesinde merak edilen şeyler bellidir: Ödülleri kimler alacak, kimler neler giyecek ve bakalım bu sene yemekte neler olacak?

Bunca yıldır Oscar töreni sırasında ve sonrasındaki baloda servis edilen ikramlarda kendi imzası bulunduğu için, tüm Hollywood yıldızlarıyla, kimin ne yediğini, en çok neyi sevdiğini, “adı gibi” bilecek derece “kankito” haline gelen Wolfgang Puck, düşünmüş taşınmış ve “evet belki tüm ünlü aktör ve aktrisleri tanıyorum ama hala Üşengeç Şefimle şahsen tanışamadıysam, henüz hayatın anlamını bulamamış olmam normal” demiş olmalı ki, geçtiğimiz Mart ayında yeni Spago’sunu açar açmaz, beni de özenle hazırladığı menüsünü birlikte tatmaya davet etti sağolsun:)

Bu sayede sima olarak Jack Nicholson’a çok benzeyen Wolfgang’la, içten bir karşılama sonrası, şaheserlerini ortaya çıkardığı, yaratıcılığın sınırlarını zorladığı o efsane mutfağında bir de açılış pozu vermeyi ihmal etmedik.

Spago wolfgang usengec sef 1

Zaten çok güleryüzlü bir kişi ama sohbetimiz esnasında fark ettim ki, çocuklarından bahsederken gözleri ayrı bi’ parlıyor. Eh baba yüreği işte!:) Onların da kendisine Oscar törenlerine hazırlandığı esnada yardımcı olmayı çok sevdiğini söyledi. iPhone’dan fotoğraflarını gösterdiğinde fark ettim, henüz daha 8 ve 10 yaşında olan oğulları, babalarının mutfağında, o küçük yaşlarına rağmen, öylesine özenli ve ciddi çalışıyorlardı ki, babalarının mesleğinden keyif aldıkları belli.

Mevsim ürünlerini modern bir konseptle yorumlarken, Amerikan, Asya ve İtalyan mutfaklarından esinlenilen Wolfgang Puck’ın Spago menüsü; bu özelliği gereği, yerel pazarlarda o anda bulunan en taze ürünlere göre her mevsim değiştirilmesiyle meşhur.

Spago restaurant istanbul
Eski Maçka Hotel’in yerine inşaa edilen St.Regis Hotel’in en üst katında açılan Spago, şık ambiyansı, güzel manzarası ve keyifli terasıyla, adım attığı anda insanı etkisi altına alan özel bir mekan olmuş.

st regis hotel spago
Dışarıdaki etkileyici manzarayı bastırmamak adına, endirekt aydınlatmalı, loş bir ambiyansın hakim olduğu mekanda, çekilen resimler tabi yeterince ışık kaynağı olmadığı için ve ben flaşlı fotoğraf çekmeyi sevmediğimden, pek istediğim kalitede olamasa da, idare ediverin artık:)

Spago restaurant 4
Biraz mönüden bahsetmek gerekirse, özellikle ülkemizdeki balık ve baharat bolluğundan gözleri kamaşan Şefimiz, İstanbul’a özel Spago lezzetleri sunma konusunda cesur davranmış doğal olarak.

İlk olarak Spicy Tuna Tartar Külahla açılış yaptık. “Sesamy Miso” denilen susam kaplı tatlı külahlarda servis edilen bu Tuna tartar, adı üzerinde ilk ısırıkta boğazdan hafif yakarak geçen, “hayat gibi”, acıyı ve tatlıyı bir arada sentezleyen bir başlangıç oldu.

Spago restaurant kulah tartar

İkinci olarak masamıza methini bir gece önceki Demet Sabancı’nın davetinden de duyduğum Füme Somonlu Pizza geldi.

Spago restaurant 5

Onun tadına gelmeden önce, nezaketi ve güleryüzüyle masamızla ilgilenmelerinden çok memnun kaldığımız ekipten bahsetmeden geçemeyeceğim. En basitinden, ortamdaki ışık yetersizliğinden ötürü, yemek fotoğraflarını çekmek için uğraşıp dururken, bana kolaylık sağlamak adına, çok yardımcı olan bu genç, aynı zamanda ana dili gibi konuştuğu Amerikan İngilizcesiyle ve yemekler hakkındaki detaylı bilgi birikimiyle, bu özel davetin, daha da özel geçmesi için adeta pervane oldu.

Spago restaurant somon pizza

Füme Somonlu Pizza’ya gelirsek, bu kadar methedildi ama, açıkcası somon ve pizza birlikteliği, hani “ne kadar iyi olabilir ki?” diye düşünüyordum ki, dereotlu hafif ekşimsi krema ve somon havyarından oluşan bu lezzete tek kelimeyle bayıldım! Sırf bu pizza için bile özel olarak gidilir:)

Spago restaurant kokteyl
Yemeklerin yanı sıra, yaratıcı ve modern kokteyl karışımlarından iddialı örnekleri de burada bulabilmek mümkün.

Spago restaurant usengec sef

Lüks yemek deneyimini yeniden tanımlayan cesur ve yenilikçi yaklaşımıyla nam salan Mr.Puck’ın menüsünde, ünlü taş fırın pizzaları kadar, mezeler, el yapımı makarnalar, zengin antreler yanında farklı mutfaklardan esintiler taşıyan et, balık ve kabuklu deniz hayvanlarından oluşan tatlara da yer verilmiş.

Spago restaurant 2

İşte uzun zamandır yediğim en iyi Gnocchi’lerden biri….Ağır ateşte pişirilmiş kuzu eti, Ricotta ve Pecorino ile bu patatesli, basit İtalyan yemeğini bile, çok leziz hale getirmeyi başarmışlar.

Spago restaurant

Eşsiz Boğaz ve yemyeşil Maçka Parkı manzarasıyla nefes kesen Spago’nun; kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri servisi yayında, haftanın beş günü canlı DJ performansı sergilenen bir de Bar-Lounge bölümü bulunuyor.

Spago restaurant et

Hint baharatları ve kereviz püresiyle hazırlanan bu enfes Dana yanağına ilaveten, Spago’nun diğer spesiyalleri arasında, Mavi Yengeç, Kanada Istakozu, Pekin Ördeği, Hong Kong Usulü Levrek Buğulama, Tatlı Soya Sosu Terbiyeli Kuzu Pirzola gibi çok özel lezzetler de bulunuyor.

Spago wolfgang balik

Mevsim meyveleriyle damaklarda bayram havası yaşatan tatlılar ise, Spago’nun yine iddialı olduğu konulardan:)

Spago restaurant cilek milfoy

Denediklerim arasında ben en çok, çıtır çıtır hamuru ve tam kıvamında kremasıyla işte bu taptaze Çilekli Milföy’e vuruldum.

Spago restaurant sufle
Tadı benim damak tadıma göre, biraz ağır gelse de, Sufle’nin sunumu ise üzerine dökülen eritilmiş çikolatası ve dondurmasıyla, tam bir görsel şölendi.

 Spago restaurant tatlilar

Dağ meyveleriyle servis edilen Merengue ve Frambuazlı Çikolata, masanın diğer ilgi çeken lezzetleri olsa da, dedim ya, ben tatlı konusu, kendim için zirvede yani Çilekli Milföy’le tam kararında kapattım o akşam:)

Spago restaurant tatlilar 1
O zaman diyorum ki: “İstanbul’un zengin yeme-içme dünyasına hoş geldin, renk kattın Spago” 🙂

Spago restaurant wolfgang puck

SPAGO iletişim Bilgileri
St. Regis Istanbul, Mim Kemal Öke Cad. No:35, Nişantaşı
Tel: (212) 368 08 08

DB Berdan MBFW İstanbul 2015 Sonbahar-Kış Koleksiyonu Defilesindeydim

0

Aşırı yoğun iş programımdan ötürü, bu seneki Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’da, geçen senelere oranlar çok daha seçici davranarak, sadece en çok beğendiğim tasarımcıların koleksiyonlarını izlemeye gittim. İşte bunlardan bir tanesi de, her koleksiyonunda, toplumun ayrı bir önyargısına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan DB Berdan defilesiydi.

dbberdan 2

Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul, önceki senelerden farklı olarak bu sefer Karaköy Antrepo 7’de sergilendi. Tasarımcı bu kadar gözde bir isim olunca, Runway alanında yine iğne atsanız yere düşmez haldeydi.
dbberdan usengec sef

DB Berdan’ın MBFW İstanbul’da görücüye çıkan ve kadın bedeni ve kadın haklarına yoğunlaşarak “Kendin olmaktan gurur duy!” mesajı veren 2015 Sonbahar-Kış koleksiyonu, alışık olduğumuz koyu tonlardaki iç karartıcı kış renkleri yerine, gelecek kışı “karışık dondurma” misali şirin, capcanlı ve sıcacık renklerle yansıtmasıyla da gönlümde özel bir taht kurdu.
dbberdan 5
Kış denilince herkes sokakta ağırlıkla siyah ve kahverengiler giyerken, “Pembe giymek için illa yazı mı beklemeli?” diye isyan eden benim gibi birisi için bu koleksiyon adeta ilaç gibi geldi:)

dbberdan 1
Sevgili komşum Billur Kalkavan da defileyi ilgiyle izleyenler arasındaydı. Her zamanki gibi sıcak, dobra, doğal, çılgın ve samimi hallerini seviyorum Sevgili Billy’nin :))
billlur kalkavan usengec sef

Farklı kumaşların bir arada kullanıldığı, retro formlar, sahte kürkler, pilili etekler, süper miniler, fırfırlar, yuvarlak açıklıkta “pencere” tabir ettiğimiz dekoltelerin öne çıktığı DB Berdan’ın yeni koleksiyonunda styling ve saç-makyaj anlamında da yine gerçeküstücülüğü benimsemesi dikkat çekiyor.
dbberdan 3
Her zamanki kendinden emin duruşuyla ve eğlenceli diliyle, “ahlakın yanlış yerde arandığı”nın altını çizmek için tasarlanan koleksiyonda ahlak kuramındaki yanlışlıkların sergilenmesi amaçlanmış.
dbberdan 4
DB Berdan elinden çıkan capcanlı printlerde hologram desenler, dans eden uzaylı kadınlar, dondurmalı tavşanlar, canavar kedicikler ve “Mükemmel olduğum için özür dilerim” gibi feminist sloganlarla öne çıkan koleksiyonda pastel pembe, mavi ve yeşil tonları ağırlıkta…

dbberdan 7

Görsel show ve müziğin etkisiyle, insanı bir anda başka bir dünyaya taşıyan tüm DB Berdan defilelerinde olduğu gibi, müzikler özenle seçilmiş ve bu sezon ritmik hip hop tınılarında karar kılınmış.

dbberdan 6
Renkli saçlar ve oyuncak bebek görünümlü grafik makyajlarla, tüm modeller birbirine neredeyse tıpatıp benzeyen taş bebeklere dönüşmüşler.
dbberdan
Sizin için üşenmedim ve defilenin kapanışındaki toplu geçidi de çekmeyi ihmal etmedim.

Dünyanın en tatlı, güzel, ince ve içten kadınlarından Sevgili Deniz Berdan’ın “kadın üzerinden ahlak söylemleri”ni konu alan ve cıvıl cıvıl renkleriyle içimi açan bu harika koleksiyonunu tebrik etmek üzere defile sonrası kendisini kuliste ziyaret ettim.

deniz berdan usengec sefjpg

Deniz Berdan ve kızı Begüm Berdan’ın ortaklığından oluşan DB Berdan markasının nostaljik ve modern konseptleri bir araya getirdiği, feminen, sofistike ve gerçeküstü tasarımları, Türkiye’ye ilaveten, her sezon Londra’da Wolf and Badger Notting Hill, Dover Street mağazaları ve internet sitesinde de satışa sunuluyormuş.

103 Yıllık Maziye Sahip Develi Kebabın Asırlık Lezzeti

3

Bi’tanecik canım arkadaşım Özlem Mekik, arayıp da “seni çok özel bir geceye davet etmek istiyorum” dediğinde açıkçası bu kadarını hayal bile edememiştim. Ne de olsa kendimi kontrol ederim düşüncesiyle, hangi akla hizmetse, Diyetisyen danışmanlığında hayatımda ilk kez yapacağım gerçek manadaki diyetimin ilk gününü nasıl yaptıysam, tam da Özlem’in “Develi Kebap” davetinin olduğu güne denk getirmeyi başarmışım ya. İrademe nasıl güveniyorsam artık! 🙂

arif-develi-usengec-sef-develi-kebap

Efendim Özlem Şef’i duymayanınız kaldıysa anlatayım. Özetle Milliyet “Lezzet” ekinde kendine ait tam sayfası olan, ayrıca Sofra dergisinde devamlı yazılar yazan, sık sık TV programları hazırlayan, firmalara danışmanlıklar veren, hayatımda gördüğüm en çalışkan ve güleryüzlü insanlardan biridir kendisi.

ozlem-mekik-usengec-sef-develi-kebap

Aynı zamanda müziklerini, kalitesini, nezih ortamını ve yemeklerini çok sevdiğim bir eğlence mekanı olan Suadiye’deki Ziyade Fasıl’ın da sahibesidir. Bi’ Mutfak İki Şef’den partneri Ayvaz Şef’le beraber sık sık lezzet buluşmaları organize eder.

ozlem-mekik-develi-kebap

İşte onlardan birinde, hep birlikte Develi Kebap’ın sahipleriyle tam dört kuşaktır süregelen gerçek manada “asırlık lezzet mirası”nın güzelliklerini tatmak üzere Develi Florya’da bir araya geldik.

usengec-sef-ozlem mekik-develi-kebap

Aynen bir düğün organizasyonu kalitesinde, romantik ve çok şık bir ambiyansta hazırlanan etkinlik, 103 yıllık bir maziye sahip Develi Restaurantlarının 4. kuşak temsilcilerinden Nuri Develi’nin ve Özlem Şef’in sıcak ve samimi “hoşgeldiniz” konuşmasıyla başladı ve ardından başlangıçlara geçildi.
develi-kebap-yemek-davet
Önce kaliteli malzeme ve nar ekşisiyle farkını ortaya koyan bir Gavurdağı Salatası, yanında tulum peyniri derken, hop bir de baktım kalp şeklinde balon pideler servis edildi.

Çocuk gibi mutlu oldum, ama şeklini bozmamak için yemeye kıyamadım.:)

develi-kebap-yemek-davet-yuvalama

Kuru patlıcan dolması, Muhammara, Abagannnuş, Köpoğlu, Develi Sarma gibi serpme mezelerde, çiğ köfte ve fındık lahmacunda, Allah var, kendimi tuttum ve sadece birer lokma tadlarına baktım.

develi-kebap-yemek-davet-cig-kofte
Ancak ne zamanki Anteplilerin çorba denmesine içerlediği ve ana yemek olarak kabul ettiği o efsane lezzet, yani “Yuvalama” geldi, “heh! işte ben bunu hakettim” diye, o minik minik tek tek hazırlanmış harika ekşilikteki yemeğin keyfini çıkarmadım desem yalan olur:)

develi-kebap-yemek-humus

Mis gibi bir sıcak pastırmalı Humustan sonra, “Oh ben artık doydum sanki” derken, içinde, hayatımda yediğim tümmm fıstıklı kebapların toplamındakinden(!) daha fazla miktada “tam fıstık” içeren bol malzemeli bir Fıstıklı kebap geldi. “Tadı da yerinde midir acaba?” derken, bir parçasını afiyetle yemiş bulundum:)

develi-kebap-yemek-davet-fistikli-kebap

Instagram’dan ve Facebook’dan sıkı takipçilerim, yeni başladığım diyetimi ve yaklaşık 4-5 kilo kadar vermeyi hedeflediğimi duymuşlardır. Sanmayın ki ilk günden kaytarıp, bozdum. Diyetkolik.com’daki gıda programımı hazırlayan Diyetisyenim, çok abartmadığım müddetçe hiç bir şeyi yasaklamıyor zaten. Canımın çektiği ama listemde olmayan bir şeyi yersem, onu nasıl dengeleyeceğim konusunda hemen kendisine danışabiliyorum. Bu yöntem, sevdiğim ve keyif aldığım şeyi yedim diye suçluluk hissetmeme sebep olmadığı için diyetimi daha keyifli hale getiriyor bence. Son isteyeceğim şey, üzerimde baskı kurulması ve “onu yeme! bunu yeme!” denmesinin yaratacağı stres olurdu herhalde. Öyle bir durumda,inadına yiyesi gelir insanın tabi 🙂 Neyse diyetimden gelişmeleri ve diğer detayları ayrı bir yazımda paylaşacağım zaten, merak etmeyin, aklımda! :)Birbirinden özel Develi lezzetlerinin dur durak bilinmeden ardı ardına sıralandığı ve damaklarda tam anlamıyla bir lezzet şöleni yaşatılan bu gecede, en çok beni etkileyen şey Develi Kebap’ın geçmişten günümüze lezzet hikayesinin sunumunun gerçekleştirdiği slayt gösterisi sonrası Nuri Bey ve babası Arif Develi’nin yaptığı etkileyici ve duygusal konuşmalar oldu.

6 yaşında mesleğe adım atan Arif Develi’nin çalışkanlığı ve titizliği sayesinde “Develi” adı bugün bir efsane olmuş. En yeni neslin temsilcilerinden olmasına rağmen, tüm davetlileriyle tek tek ilgilenen, içten tavırlarıyla çok takdir ettiğim Nuri Develi ise, belli ki Atalar’ından gelen bu büyük markanın değerini, ağabeyi Ali Bey ile gelecek nesillere en güzel şekilde aktaracak donanımda bir genç.Rahatsızlığına rağmen, bizi bizzat ağarlayan, güleryüzlü tatlı insanlar Arif Bey’e ve zarif eşi Sevil Hanım’a alçakgönüllü, doğal ve samimi tavırlarından ötürü ayrıca bayıldım.

develi-kebap-yemek-davet

Arif Amcam bir ara dedi ki: “Benim için en önemli başarı kıstası, mekandan çıkan müşterinin yüzündeki mutlu ifadedir”. Sırf bu yüzden restorana giren ve çıkan herkesi rahatça görebileceği bir noktada kendine ofis yaptıran Arif Amca, “eğer yüzü asık şekilde çıkan bir müşteri görürsem, derhal o masayla ilgilenen arkadaşları tespit eder ve kendilerinden bunun sebeplerini araştırırım” dedi. Aynı babamın hal ve tavırları bunlar:) İşinin başında olan ve müşterisine daha da iyi hizmet verebilmeye kendini adayan böyle insanların olduğunu görmek ne güzel… Arif Amca’nın öğretileriyle yetişmiş ve uzun yıllardır Develi çatısı altında çalışan ustalar ve hizmet ekibi de, marka değerinin korunmasındaki en büyük etkenlerden tabi.

Özlem ve Ayvaz Şef her zamanki gibi eğlenceli bir show’a imza atarak ve bu bahaneyle biraz da Arif Amca’dan bi’ ihtimal de olsa, belki o leziz çiğ köftelerinin çok gizli formülünü alabilirler umuduyla, bir “çiğ köfte yoğurma yarışması” yaptılar:) Sanki Arif Amcam bu sırrı Coca Cola’nın gizli formülü gibi saklarken, bu iş öyle kolaydı! Tabi ki de baharat karışımı hazır geldi:))
develi-kebap-yemek-davet

İyi bir çiğ köfte için, tüm malzeme ve baharatlar yanında eti, elin ayasının bileğe yakın olan kısmıyla ezerek, hızlı hızlı hareketlerle ve yaklaşık 45 dakika yoğurmak gerektiğini öğrenince, iki şef de görevi, işin ehline bıraktılar. Usta işini hakkıyla yaptıktan sonra, şaka maka derken, bir de çiğ köftenin kıvamını kontrol etmek için aynalı tavana atmasınlar mı? 🙂 İşte o sahneyi, görmeyeydim, iyiydi :)))

Saat artık 23:00’e doğru gelirken, önümüzde eve kadar uzun bir yol ve ertesi sabah erken kalkacak olmanın verdiği duyguyla, artık yola koyulmak üzere mekandan ayrılıyorduk ki, Nuri Bey arabaya kadar gelip, “tatlımızdan yemeden hiç bi’yere bırakmam sizi” demesin mi? Hadi gel de kır şimdi… Olmaz ki! 🙂

nuri-develi-kebap-yemek-davet-usengec-sef
Masada bizi yemyeşil gıcır gıcır duran Develi’nin meşhuuur tatlısı “Fıstıklı yaprak sarma” bekler. Yemin ediyorum bir çatal aldım ama saat biraz daha erken olsa, tamamını siler süpürürdüm 🙂 Çünkü tadı şa-ha-neydi.

develi-kebap-yemek-davet-fistikli-sarma

Samatya, Etiler, Eminönü, Kalamış ve Ataşehir şubelerine ilaveten, son olarak Florya’da bu en yeni şubesini açan ve kurulduğu günden bu yana lezzeti ve hizmet kalitesiyle Zagat Survey ve İngiliz The Observer gazetesi dahil, pek çok kez ödüle layık görülen Asırlık Lezzet, Develi markasının arkasındaki bu harika insanlarla tanışınca, artık bu başarısının tesadüfi olmadığına ben de kanaat getirdim:)