Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Canon M10 Aynasız Fotoğraf Makinesi

13

Kim ne derse desin, sosyal medya, artık hayatımızın çok ciddi bir gerçeği. “Black Mirror“dizisin deki seviyelere gelmesek de, genci-yaşlısı hepimiz, günün ciddi bir bölümünü instagram, facebook, twitter gibi mecralar başında geçiriyoruz. Televizyon izleme alışkanlıklarımız bile ulusal kanallardan ziyade, istediğimiz içeriği, istediğimiz zaman seyretmeyi seçebildiğimiz youtube gibi platformlara kaydı. Sosyal medya mecralarının en büyük ortak özelliği göze hitap etmesi, yani görsel yönünün ağır basması… Bu yüzden bugün Üşengeç Şef Ekibi olarak size, başarılı fotoğraf ve video denemelerimizle kendisinden çok memnun kaldığımız Canon M10 Aynasız Fotoğraf Makinesi hakkındaki izlenimlerimizi aktaralım istiyoruz.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

Farkındaysanız, özellikle instagram sonrası artık hayatımızda yaşadığımız anları yüksek çözünürlükte, 4K kalitesinde paylaşma isteği ve alışkanlığı bizi gitgide daha iyi cihazlar almaya yönlendiriyor. Sadece sosyal medya influencerları değil, normal insanlar bile en güzel fotoğrafları çekme konusunda kendini geliştirmeye çalışıyor. Ancak en kaliteli görüntüyü verecek cihazlar, kasa, lens ve aparatlar bizim gündelik hayatımızda, her daim yanımızda taşıyamayacağımız kadar büyük boyutlarda maalesef. Bu da bizi optimum görüntü kalitesi – taşınabilirlik döngüsü içerisinde yeni çözüm arayışlarına itiyor. Her gün özellikle kameraları daha da gelişen cep telefonları bir çözüm olabilir diyebilirsiniz, ama bir kere profesyonel ya da yarı profesyonel çekimler yapmaya alıştıysanız, bir cep telefonu ile çekeceğiniz görüntü asla sizin için tatmin edici olamıyor.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-usengec-sef

En pahalı akıllı telefon olarak lanse edilen iPhone X‘i bile, Türkiye’de ilk kullananlardan biri olarak hakkında kaleme aldığım izlenim yazımdan da biliyorsunuz ki fotoğraf veya video kalitesinde maalesef vaad edilen o mucizevi farkı kendisinde katiyen göremedim. O yüzden bu işin başka bir çözümü olmalıydı…

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-patlican-tarifi

Usengecsef.com sitesini bundan 8 sene evvel ilk açtığımızda, görsel kalitesinin gücünü ve önemini kısa sürede kavramış ve kendimize hemen bir Canon 650D DSLR satın almıştık. Üzerinden çıkan EFS 18-55 mm lensin yanına bir de 50 mm 1.8 lens ekleyerek, uzun yıllar boyunca, sizler tarafından da çok beğenilen gerçekten keyifli işlere imza attık. Daha sonra bunlara ek olarak EFS 24mm lens ile 1.8’in dar açı problemine, makul fiyatlı bir çözüm ürettik.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-karides-salatasi

Zamanla katıldığımız etkinlikler, davetler, açılışlar ve restaurant tadımlarında karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri az önce de bahsettiğimiz bu farklı aparatları yanımızda taşımak oldu. Evet fark yaratan kalitede fotoğraflar çekmek istiyorduk, ancak her an da yanımızda bütün o objektifleri ve profesyonel kamerayı, koca çantalarıyla beraber taşımak istemiyorduk. İşte tam da bu noktada aynasız fotoğraf makinesinin avantajlarını araştırmaya başladık. Çünkü aynasız fotoğraf makineleri ebat olarak çok daha küçük ve hafif olacaktı. Bu süreci de, yine yıllardır severek kullandığımız Canon ailesi ürünlerinden Canon EOS M10 ve üzerinde gelen 15-45 mm lens ile neticelendirdik.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-kahvalti

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

Cihazı alalı 4 aydan fazla oldu ve kendisinden çok memnunuz. Rahat taşınabilmesi (özellikle hanımların çantasına konforla sığabilecek bir ebatta ve hafiflikte olması), görüntü performansı, dönebilir yapısı ile kendinizi görerek rahatça selfie çekmeye yarayan dokunmatik ekranı, wi-fi özelliği ile hızlı görüntü transferi imkanı sağlaması, yine aynı şekilde mobil uygulaması Canon Camera Connect ile uzaktan idare edilebilmesi gibi bir çok özelliği ile bizi fazlasıyla memnun ettiğini söylemeliyiz.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-kestaneli-sufle-tarifi

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

Canon M10 Aynasız Fotoğraf Makinesi ile İç mekan ve yemek fotoğrafı çekimi

Biliyorsunuz ki “ambiyans” oluşturma adı altında pek çok mekan loş diyebileceğimiz kadar az ışıkla aydınlatılıyor. Bu yüzden herhangi bir flaş veya ilave ışık kaynağı kullanmadan çekilen fotoğraflar genelde çok karanlık ve bulanık, dolayısıyla oldukça başarısız sonuçlar vermeye müsait. Bu yüzden Canon M10’u alma amaçlarımızın başında, bu olumsuz kapalı ortam şartları altında bile, iç mekanda iyi yemek fotoğrafı çekebilme imkanı sunması da vardı. Onun sayesinde ışığın zayıf olduğu ortamlarda bile, yaptığımız çekimlerimizden iyi performanslar aldık.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-yorum-izlenim

Canon M10 Aynasız Fotoğraf Makinesi ile Dış mekan çekimleri

Manzara ve dış mekan çekimlerinde cihaz hünerini fazlasıyla sergiliyor. 18 megapikseli sonuna kadar sömürebilirsiniz. 🙂  Ayrıca selfie yapmanız şart değil, az önce dediğim gibi, uzaktan uygulama yardımı ile cep telefonunuzdan görüntüyü görüp, kendinizi de rahatça çekebilme özelliği de bi’ harika. Mesela Beşiktaş Başmumcu’daki bir otelin terasından çektiğim bu yazının ilk fotoğrafında, İstanbul Boğazı; hiç filtre veya edit olmadan bu netlik, canlılık ve kalitede.

Canon M10 Mobil uygulaması Canon Camera Connect

Çok kullanışlı bir uygulama olan Canon Camera Connect yazılımının sağladığı, cihazdan wi-fi ile hızlı veri aktarımı, edit etme, canlı görüntüyü görüp ince ayarları yapabilme gibi özelliklerin, nerdeyse cihazın kendisi kadar beğenimizi kazandığını belirtmeliyiz.

canon-camera-connect-m10-aynasiz-fotograf-makinesi

Canon M10 Aynasız Fotoğraf Makinesi ile Video çekimi

Çok fazla izlenen ancak son dönemde malum sebeplerle pek ilgilenemediğimiz ama önümüzdeki dönemde çok daha ağırlık vereceğimiz Üşengeç Şef Youtube kanalı videoları için yaptığımız pilot çekimlerde de Canon M10’dan fazlasıyla performans aldığımızı söyleyebilirim.

canon-m10-aynasiz-fotograf-makinesi-usengec-sef

Dokunmatik ekranın rahatça 180 derece dönebilmesi sayesinde, kendimizi görerek mobil videolar çekebildiğimiz Canon M10’la bol bol Vlog yayınları da yapacağız. Tüm bunları kaçırmamak için youtube kanalımız ÜşengeçŞef‘e hiç üşenmeden, hemen şimdi ücretsizce abone olmayı unutmayın, olur mu?

Canon EOS M10 aynasız fotoğraf makinesi hakkında teknik bilgiler ve daha fazlası için tıklayın.

Salvatore Ferragamo’nun Yeni Parfümü “Amo”

13

Burberry, Givenchy, Mont Blanc, Balmain, Lanvin, Karl Lagerfeld gibi dünyaca ünlü en prestijli kozmetik markalarının Türkiye distribütörü olan Te-ha Kozmetik, geçtiğimiz hafta St. Regis İstanbul‘un balo salonunda, Salvatore Ferragamo‘nun yeni parfümü Amo‘nun basın lansmanını gerçekleştirdi.

cilekli-cikolata-tatli-tarifi-st-regis-istanbul

İtalyan tasarım markasının davetinde, ıspanaklı milföy, çıtır çıtır taptaze makaron ve çikolatalar başta olmak üzere başarılı örnekler içeren ikramlar sonrası,  Salvatore Ferragamo’nun “Amo” dünyası için First Class Boarding pass’lerimizi alıp, uçuşa geçtik. Girişte bu gün için ismimize özel hazırlanan pasaportlarımız damgalandı. Belli ki gerçekten her zaman olduğu gibi sıra dışı ve eğlenceli bir lansman olması için Te-ha Kozmetik ekibi yine büyük bir özen göstermişti.

salvatore-ferragamo-amo-parfum-te-ha-kozmetik-pasaport

Markanın Satış ve Pazarlama Müdürü Sevgili Serra Akyol, “Amo” yolculuğumda bana eşlik ederken, bu yepyeni parfüm hakkında bilgiler vermeyi de ihmal etmedi. “Seni seviyorum“un İtalyancası “Ti amo“dan da tahmin edeceğiniz gibi, tek başına kullanıldığında “Amo” “Seviyorum” demek…

salvatore-ferragamo-te-ha-kozmetik-serra-akyol-dilek-yeginsu

Ferragamo “Amo” Nasıl Bir Kadının Parfümü?

“Peki Salvatore Ferragamo markası Amo parfümünü nasıl bir kadını hayal ederek tasarlamış?” diye soruyorum Serra Hanım’a. Dünyanın ona sunduğu her fırsatı yakalamaya hazır olan, iz bırakan, özgür ruhlu genç ve çekici bir kadınmış bu. Hayattan zevk almayı ve içinden geldiği gibi hareket etmeyi, kısaca hayatı seven bir kadın

Başımı Ağrıtmayacak Bir Kokuya Sahip, Meyvemsi ve Kalıcı bir Parfüm Arıyorum diyenlerdenseniz…

Benim gibi ağır parfümlerden anında rahatsız olup, başı ağrıyan ve midesi bulanan birisi için parfüm seçmek gerçekten bir işkence olabiliyor. Bu sebeple de uzun zamandır yeni bir parfüme geçemiyorum, çünkü ne zaman şans verip test etsem, maalesef istediğim gibi bir koku çıkmıyor karşıma.  Üstüne üstlük bir de saatlerce başım ağrıdığıyla kalıyor. O yüzden içten içe, merak ediyorum “Acaba ben de bir Amo Ferragamo kadını mıyım, değil miyim?” İşte bu önemli sorunun cevabını öğrenmek için öne çıkan özelliklerini soruyorum bu parfümün kendisine….

salvatore-ferragamo-amo-parfum-te-ha-kozmetik

Öncelikle “Amo Ferragamo” odunsu bir tatlılıkla biten meyvemsi bir parfümmüş. İşte bu harika bi’ haber! Ağır çiçeksi ve tütünsü kokular genelde bana hiç uygun değil çünkü.

Amo’da üst notalara; Frenküzümü, Beyaz Biberiye ile İtalyan Bitter çikolatası damga vuruyor. Orta notalar ise yasemin ve mate ağacı yaprağı sayesinde daha yumuşak ve kadınsı… Beyaz Vanilya ve Sandal Ağacı’nın zarif karışımı, kullanan kişiye ekstra bir çekicilik katıyor.

Kokuyu test ettim ve ilk nefesten itibaren tek kelimeyle bayıldım. İşte uzun zamandır aradığım yeni parfümüm buymuş meğer. Amo Ferragamo! 

salvatore-ferragamo-amo-meyvemsi-parfum-te-ha-kozmetik

Herkese mis kokulu yepyeni bir hafta diliyorum.

14 Şubat Sevgililer Günü İçin En İyi 7 Mekan Önerisi

7

Kimilerinin yaklaştıkça “Ah nasıl kutlasak?” “Sevgilime ne hediye alsam?” diye tutuştuğu ve kimilerininse “Gıcık oluyorum şu sevgililer gününe!” modunda geçirdiği 14 Şubat, işte yine geldi çattı! Bunca işin gücün arasında bir de bununla uğraşmayın diye, mekanından yemeklerine, organizasyon içeriğinden, ortamın ambiyansına dek, en ince ayrıntısına kadar, bu özel günü en hayal ettiğiniz şekilde gerçekleştirebilmeniz için Üşengeç Şef Ekibi olarak sizin yerinize araştırdık ve İstanbul’da en severek gittiğimiz mekanların 14 Şubat  Sevgililer Günü programlarını sizler için derledik. Biz de bu Sevgililer Günü‘nü bu mekanlardan birinde kutlayacağız, hangisi olduğu yazının içinde gizli. Hatta belki şansa aynı yerde kutlarız, neden olmasın? 🙂

Frankie İstanbul – Sofa Hotel Nişantaşı

Nşantaşı’ndaki Sofa Hotel’in terasında yer alan ve eşsiz boğaz manzarasıyla gerçekten büyüleyici bir atmosfer sunan Frankie İstanbul‘da, 14 Şubat akşamı ‘’Aşkçı Şarkılar’’ temasıyla Merve Çaloğlu sahne alıyor. Sevgililer Günü’ne özel sunduğu; kök sebzelere sarılmış akya sashimi, ikili dolma, bal kabak püreli surf & turf, kaya levrek ızgara ve ağır ateşte pişmiş dana kaburga içeren menüde, tatlı olarak ise lor peyniri dondurma ve kestane seçeneklerine yer veriliyor.

Frankie İletişim Bilgileri

Tel: (0539) 454 85 85

sevgililer-gunu-program-en-iyi-mekan-frankie-istanbul

 Sait Halim Paşa Yalısı – Yeniköy

“Yalıda aşk başkadır!” diyorlar ve gerçekten de bu sözün arkasını dolduruyorlar. Boğaz manzarasının tadına doyum olmadığı gibi, bu bakımlı yalının mutfağından çıkan lezzzetler de, hep kaliteli, hep lezzetli. Ambiyans ve dekorasyon ise aynı bir saray kadar şık, bakımlı ve görkemli. Bu yüzden Sait Halim Paşa Yalısı unutulmaz düğünlere de ev sahipliği yapıyor. Son dönem çiftlerinden bakınız: Burak Özçivit ve Fahriye Evcen.

sevgililer-gunu-sait-halim-pasa-burak-ozcivit-dugun

Daha önce size, Mart ayı itibariyle Pazar günleri gerçekleştirdikleri Jazz kahvaltılarını ve Yaz döneminde, keyfine doyum olmayan Boğaz’da açık hava sineması gösterimleri için hazırladıkları limitsiz açık büfedeki yemeklerinden ne kadar memnun kaldığımızı anlatmıştım hatırlarsanız.

14 Şubat’a özel hazırlanan Sevgililer Günü menüsündeki lezzetlere, Yeşim Pekiner Quintet eşlik ediyor. Biz de bu özel akşamı, bu özel mekanda geçirmeyi planlıyoruz. Akşam ahtapot carpaccio, yaban mantarlı risotto, dana kaburga gibi leziz tatlarla başlayıp, çikolata aşkı ile noktalanıyor. Canlı müzikli ve yemekli bu Sevgililer Günü paketinin davetiyeleri Biletix‘den temin edilebilir.

Sait Halim Paşa Yalısı İletişim Bilgileri

Tel: (0212) 223 05 66

sait-halim-pasa-yalisi-sevgililer-gunu-caz-muzik

Ouzo Roof Restaurant – Wyndham Grand Kalamış

Adını Yunanistan’ın geleneksel içeceği uzodan alan Ouzo Roof Restaurant, Anadolu Yakası’nın deniz ve marina manzarasıyla öne çıkan en iyi 5 yıldızlı otellerinden biri Wyndham Grand Kalamış‘ın terasında yer alıyor. Sevgililer Günü için otelin Dünya çapında ödüllere doymayan Executive Şefi Mehmet Yalçınkaya‘nın mutfağından çıkan lezzetlerle; başlangıç, ara sıcaklar, ana yemekte dana fileto, tatlı olarak da çilek ve çikolata sunumu ile devam eden, tadına doyulmayan bir  akşam hazırlamışlar. Programda güncel Türkçe şarkılarla Hazal Burkankulu’nun ardından, 22:00 itibariyle Türkçe ve Yunanca şarkılarıyla Yorgo Kertis sahne alıyor.

Ouzo Roof Restaurant İletişim Bilgileri

Tel : (0216) 400 00 83

ouzo-roof-restaurant-wyndham-grand-kalamis-yunan

Spago İstanbul – St. Regis İstanbul

Nişantaşı’ndaki St Regis İstanbul otelin terasında yer alan Spago İstanbul, 14 Şubat akşamı Zeynep Önkaya’nın canlı seslendireceği romantik şarkılarla ve DJ Cosmos’un geceye özel performansıyla eğlenceli bir gece vaad ediyor. Spago Restaurant’ın dünya çapında meşhur, 2 Michelin yıldızlı şefi Wolfgang Puck’ın birbirinden lezzetli yemekleriyle güzel bir gece sizleri bekliyor.

Spago İstanbul İletişim Bilgileri

Tel : (0212) 368 08 08

sevgililer-gunu-program-en-iyi-mekan-spago-istanbul

D’or Brasserie by Şamdan – Emaar Square Mall

Kuruçeşme’deki Park Şamdan & The Bar’ın Anadolu Yakası versiyonu kabul edilen D’or Brasserie için, 40 yıla yakın bir süredir İstanbul yeme-içme sektörüne yön veren ortaklarından Emre Ergani “Herkesin ulaşabileceği, iyi yemeğin ve kaliteli müziğin olduğu, yeni nesil brasserie” tanımını kullanıyor.
4 tarafı açık barı ile öne çıkan ve dekorasyonunda “D’or” (Fransızca: Altın) isminin hakkını veren altın detayları bulunmasına rağmen, göz yormayan şık ve sıcak bir ambiyansta, sevdiğinizle birlikte güzel bir akşam geçirebileceğiniz D’or Brasserie‘nin Sevgililer günü programında “Sufle Band” isimli grup sahne alıyor.
Başlangıçların Caprese, Enginar & Avokado Salatası, Bonfile Tacos ile yapılacağı ve ana yemek alternatifleri arasında Cafe de Paris Soslu Bonfile veya Izgara Somon bulunan Sevgililer Günü menüsünde gecenin kapanışı Damla Sakızlı Panna Cotta ile yapılıyor.

D’or Brasserie by Şamdan İletişim Bilgileri

Tel: (0539) 454 85 85

d'or brasserie-by-şamdan-emaar-square-mall

Chalet – Swissotel istanbul

Yeni yıla “İstanbul’daki İsviçre Alpleri’nde” girmek isterseniz, size samimi ve romantik bir dağ evi konseptindeki Chalet’yi tavsiye ederiz. Sımsıcak şömine ateşi, Avrupa dokunuşları ile zenginleştirilmiş İsviçre mutfağına özgü yemekleri, Öykü Karadağ’ın canlı müzik performansı ile Chalet, eğlence ve romantizmin dorukta olduğu bir Sevgililer Günü’ne hazırlanıyor.

Chalet Swissotel İletişim Bilgileri

Tel : (0543) 326 81 11

sevgililer-gunu-chalet-swissotel

Zanzibar – Zorlu AVM

Geçtiğimiz haftalarda Yaşar’ın sahnesini izlerken çok eğlendiğimiz Zanzibar Zorlu’da, 14 Şubat akşamı kadife sesiyle, dinleyenleri yıllardır kendine hayran bırakan Fatih Erkoç canlı müzik performansı ile konuklara dolu dolu bir romantizm sunuyor. Zorlu AVM teras katında yer alan Zanzibar‘ın, Sevgililer Günü‘ne özel fiks menüsünde başlangıçlar, ana yemek, tatlı ve sınırsız yerli içecekler yer alıyor.

Zanzibar İletişim Bilgileri

Tel: 444 89 69

sevgililer-gunu-program-en-iyi-mekan-zanzibar-istanbul

Brasserie Noir da Bu 7 Mekanlık Listenin Bonusu Olsun! Çünkü rezervasyonlar çoktan dolmuş bile 🙂

Brasserie Noir – Bağdat Caddesi Suadiye

Anadolu Yakası‘nın ve Bağdat Caddesi‘nin en kaliteli fine-dining restaurantlarının başında gelen Suadiye’deki Brasserie Noir‘da, her Çarşamba olduğu gibi, Sevgililer Günü akşamında da konuklar yerli-yabancı şarkılardan oluşan keyifli repertuarıyla Grup Tri-A‘nın canlı performansıyla eğleniyorlar.

Sevgililer Günü’nde fiks menü yerine, her zamanki çok beğenilen A la carte menünün sunulacağı akşamın detaylarını öğrenmek üzere kendileriyle irtibata geçtiğimizde öğreniyoruz ki, tam bir Brasserie Noir klasiği olarak, yine her zamanki gibi rezervasyonlar çoktan tamamen dolmuş bile. Elinizi çabuk tutacağınız başka bir seferde olur da yer bulabilirseniz, değerlendirebilmeniz için bu yazı da burada dursun o zaman. Dönem dönem Suzan Kardeş, Çelik, Sibel Tüzün gibi isimler de sahne alıyor. Yemekler ise tek kelimeyle enfes!

Brasserie Noir İletişim Bilgileri

Tel: (0216) 380 00 05

brasserie-noir-suadiye-sevgililer-gunu-mekan-tavsiye

“Kalp midir insana sev diyen, yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?” demiş Mevlana‘ya esin kaynağı olan yoldaşı Şems-i Tebrizi. Ne de güzel söylemiş değil mi? Kalbi boş olanlara, en kısa zamanda tam hayalindeki gibi bir sevgi diliyorum. Şimdiden hepinizin Sevgililer Gününüz kutlu olsun.

Geçtiğimiz Aydan Dizi – Kitap ve Şarkı Favorilerim

4

Size de öyle geliyor mu bilmem ama 2018‘e inanılmaz hızlı bir giriş yaptık sanki. Ocak ayında evimizin neşesine neşe katan, minicik bir kedicik ailemize katıldı, onun gelmesinin heyecanı ve sevinciyle, rüzgar gibi bir ay geçirdik diyebilirim. Sizler tarafından büyük ilgi gören bu yazı serimizde tavsiye edilen eserleri izlerken ya da okurken çekilmiş fotoğraflarınız geldikçe nasıl mutlu oldum anlatamam. Yine bol bol okuma ve araştırmayla ve akşamları fırsat buldukça da yeni diziler keşfetmekle geçen bir aydan sonra, işte Üşengeç Şef ekibi olarak, her ay yaptığımız gibi, Ocak ayında izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz ve favorimiz olan diziler, kitaplar ve şarkıları yine sizlerle paylaşıyoruz. Yine harika öneriler için hazırsak, hemen başlayalım.

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Ocak Ayı – Favori 5 Dizi

1- The Crown

Netflix‘in en pahalı dizisi ! Eh prodüksiyon böyle yüksek bütçeli olunca insan merak etmeden de duramıyor tabii. The Crown, dönem dizileri arasında belki de en iyisi. 1947’de savaştan yeni çıkmış bir İngiltere ve hayatı çok merak edilen Kraliçe II. Elizabeth! Onun hükümdarlığındaki siyasi rekabetler, kraliyette yaşanan aşklar, entrikalar… 20. yüzyılın ikinci yarısına şekil veren olaylar. Hepsiyle bir bütün olarak, bu biyografik hikaye için şahane bir dizi diyebiliriz.

the crown yabanci dizi

2- Blindspot

İlk bölümünden son bölümüne kadar izleyenleri içine çeken NBC‘nin yeni dizisi… Polisiye kitapları okumayı sevenler için güzel bir tercih olacağını düşünüyorum. Her bölümde daldan dala atlamıyor, bağlantılı gidiyor ki, bu da sürükleyiciliği açısından oldukça önemli bence. Times Meydanı’nda vücudu dövmelerle kaplı ve hafızasını kaybetmiş şekilde bulunan Jane Doe’nun üzerindeki bu dövmelerin, aslında birer suç haritası olduğu keşfediliyor ve araştırmalar bu yönde şekilleniyor. Belki aksiyon konusunda pek umduğunuzu bulamazsınız ama izlemekten sıkılmayacağınız bir dizi. Ekibimizden sevgili Gizem‘in özel tavsiyesi!

Blindspot yabanci dizi

3- The end of the F***ing world

Netflix günden güne hepimizi şaşırtmaya devam ediyor. Bu kadar başarılı olmasının baş sebeplerinden birinin de bu dinamikliği olduğu kesin. Geçen ayki favorilerimiz arasında, başarılı bir örneğinden bahsettiğim Alman yapımı dizilerden sonra, şimdi de İngiliz yapımı diziler etrafımızı sarmış durumda. Çizgi romandan uyarlanan “The end of f***ing world” ilk bakışta bir ergen dizisi gibi gözükse de, temelinde harika bir kara mizah barındırıyor.

İlk sezonu 8 bölümden oluşan bu komedi-dramanın konusuna gelince; 17 yaşındaki James, tam bir psikopat ve can sıkıntısından kendine bir kurban ararken okulun asi kızlarından Alyssa’da karar kılıyor. Önce sevgiliymiş gibi kendisine yaklaşarak, güvenini kazanıp, ardından aklındaki planını uygulamaya almak için sabırsızlanıyor. Sonra iki çatlak beraberce kaçıp, talihsiz bir yolculuğa çıkıyorlar. 25 dakikalık bir dizi olduğu için bölümlerin tadı damağınızda kalıyor. Bir yandan hem biraz sinir edici ama bir o kadar da merak uyandırıcı tuhaf bir dizi. İlk sezondan sonra 2.si gelir mi? Gelmeli mi? Bence neden olmasın!

the end of fucking world yabanci dizi

4- Dear White People

Daha önce 2014’de filmi de çekilen ve beyazların çoğunlukta olduğu bir okulda, bir kaç siyahi gencin yaşadıklarına odaklanan bu komedi türündeki dizi, yayınlanmasına yakın dönemde oldukça boykota sebep olmuş. Her bölüm farklı bir karakteri ele alsa da, sonuçta olaylar o 4 öğrenci üzerinde yoğunlaşıyor. Bu da biraz “kapalı alan” hissi verse de, ara ara flashbacklerle konular arasında bağlantı kurup olayları birbirine bağlıyor. Belki mükemmel bir dizi değil, ama soğuk kış günlerinde evde zaman geçirmek isteyenler için, çerez tadında izlenebilecek bir dizi.

dear white people yabanci dizi

5- The Following

Yine aksiyon severler için güzel bir alternatif. “The Following” 3 sezon başarılı bir şekilde ilerlemiş, izleyenleri hiç sıkmamış, güzel kurgulanmış bir dizi. Konu en başından beri, ünlü bir seri katilin ölüm hücresinden kaçması ardından, diğer seri katillerle bir iletişim ağı kurarak işlediği cinayetler ve devamında süregelen olayları ele alıyor. Bunun üzerine de 9 sene önceki kendisini yakalatan ve onu en iyi tanıyan kişi olan, Kevin Bacon‘un canlandırdığı eski bir ajan, davayı incelemek için geri çağrılıyor. Bol aksiyonlu, her an her yerde bir cinayetin işlenebileceği ilginç bir dizi.

the following yabanci dizi

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Ocak Ayı – Favori 5 Kitap

1- Bir Cinayet Senfonisi – Burcu Argat

Aslen Avukat olan ve edebiyat dünyasına yeni katılan Burcu Argat‘ın 264 sayfalık bu ilk romanı polisiye türünde sürükleyici bir hikayeye sahip. Beyaz yakalıların o dışardan mükemmel görünen plaza hayatlarında yaşadığı iktidar ve var olma mücadelesi esnasında gelişen kıyasıya rekabet ortamıyla nasıl başa çıkma mücadelesi verdiği bu romanda etkileyici bir şekilde ele alınmış. İnsanların kendi iç dünyasında, bir yanda geleneksellik ve diğer yanda modernlik arasında kalışını da irdeleyen bu romanda, bir cinayet soruşturması yanında, kadın-erkek ilişkileri de masaya yatırılmış.

Kitabın konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Baş kahraman Saba’nın iş yerinde en büyük rakibi olarak gördüğü kişi Arya, bir anda hayatını kaybedince, baş şüphelilerden biri olarak, hem polislere karşı masumiyetini kanıtlamak için bolca çabalaması, hem beraberinde gelişen olaylardan paçasını kurtarması gerekiyor. Üstelik bu kaotik durumda bir yandan da yeni yeni gelişen aşkını yaşatmaya çalışıyor. Sosyal medya takipçilerim instastory yayınlarımdan bilir, başladığım gece bitirecektim de 2. güne de biraz bıraktım. Tadını iyice çıkardım anlayacağınız.

Siz de evdeki en sevdiğiniz koltuğa yerleşip, kahvenizi alın ve bu sürükleyici romanın keyfine varın diye, acaba diyorum, aranızdan birine Burcu Argat’ın bu Bir Cinayet Senfonisi kitabını hediye mi etsem? Siz en iyisi beni instagram’da da @usengecsef hesabımdan takip edin, her an bir sürpriz yapabilirim gibi 🙂

burcu-argat-bir-cinayet-senfonisi-kitap-tavsiye

2- Gençler için Görgü ve Zarafet – Gökhan Dumanlı

Hatırlarsınız, geçenlerde sevgili dostum Eğitimci Yazar Gökhan Dumanlı ile keyifli bir röportaj yapmıştık. Büyüklere yönelik hazırladığı “Ve Zarafet” kitabından sonra, şimdi de “Ağaç yaşken eğilir” diyor; çocuklar ve gençler için yol gösterici, harika bir başucu kitabı olan  “Gençler için Görgü ve Zarafet” kitabıyla raflardaki yerini alıyor.  Kitabında insanların iletişiminden, değerlerinden ve hitap etmenin inceliklerinden tutun da, görgü ve zarafet çerçevesinde hal, hareket ve uslübumuzun nasıl olması gerektiğine dair pek çok konu var. Tam bir farkındalık eseri. Her evde olmalı, ailece açıp açıp okunmalı, hep birlikte uygulamalı!

gokhan-dumanlı-gencler-icin-gorgu-kuralları-kitap

3- Prof. Dr. İlber Ortaylı – Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Değerli Tarih Profesörü İlber Ortaylı, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” isimli 480 sayfalık bu yeni kitabında, dünya tarihinin görüp göreceği ender dehalardan biri olan Atamız’ın aile kökeni, askeri eğitimi, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, 1. Dünya savaşı ve Çanakkale savaşı başta olmak üzere yaşanılan savaşlar ve ardından gelen milli mücadele dönemine yer vermiş. Kurtuluş savaşı ve sonrasında büyük zorlukların üstesinden gelinerek ortaya çıkarılan modern Türkiye’nin kurucusu büyük lider Atatürk‘ü, Prof. Dr. İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle ele almış.

ilber-ortayli-gazi-mustafa-kemal-ataturk-kitap-biyografi

4- Kimdir Bu Mitat Karaman? – Doğu Yücel

Bir solukta okuyabileceğiniz kara mizah örneği, tatlı bir polisiye roman. 336 sayfalık bu kitapta adından da anlayacağınız üzere Mitat’ın kim olduğu ve yaşadığı hayatla ilgili her şey tüm yönleriyle ele alınıyor. Evden işe, işten eve gidip gelen son derece monoton bir hayat yaşıyor gibi görünse de, bir gece uyandığında, diyafona basıp, apartmanın kapısını açmasıyla tüm hayatı değişiyor. Üzerine bir de gizemli bir cinayet açıklığa kavuşuyor. Okumanızı tavsiye ederim.

kimdir-bu-mitat-karaman-dogu-yucel-kitap-roman

5- Beni Ödülle Cezalandırma – Dr. Özgür Bolat

Maşallah dört bir yanımız, aşırı özgüven patlaması yaşayan ve bir o kadar da çabuk demotive olan, “dediğim dedik” çocuklarla doluyken, eğitim ve çocuk yetiştirme anlayışımızda devrim yaratmayı hedefleyen Dr. Özgür Bolat, bu kitap için 2 sene boyunca, son 70 yılın tüm bilimsel literatürünü taramış ve ödülün zararını ispatlayan çok fazla araştırma bulmuş.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitimi üzerine Harward Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan Özgür Bolat,”Beni Ödülle Cezalandırma” isimli kitabında “Ödül, neden motivasyonu düşürür? Ödülle neden değerler öğretilemez? Ödül denen şey, neden yaratıcılığı  olumsuz etkiler? Gerçekten mutlu ve başarılı bir çocuk nasıl yetiştirilir?” sorularına pratik çözümler de sunuyor ve “Ödül, yapay sevgidir! diyor. Yapmasını istediğimiz bir davranışı, kolaya kaçıp, ödüle bağlamak yerine, çocuğun iç motivasyonunun artırmanın önemini sade ve anlaşılır bir dille ve örneklerle vurguluyor.

ozgur-polat-beni-odulle-cezalandirma-kitap

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Ocak Ayı -Yerli-Yabancı Favori 5 parça

Ocak ayı playlistimden seçtiğim 5 favori şarkım da şöyle:

ceza-suspus-sus-pus-sarki-dinle

  • Ceza – Suspus
  • Gripin – Sor bana sor
  • Pamela – Ağla halime
  • Inna – Ruleta
  • No method – Let me go

Ayın Bonusu:

mandalinaci-veysel-mutlu-vay-delikanli-gonlum-dinle

Benim hiç tarzım olmasa da Ocak ayında en çok dinlenen bir şarkı da, Beyaz Show‘un semt pazarında çekilen videolarıyla keşfedip, meşhur ettiği mandalina satıcısı Veysel Mutlu‘nun “Vay Delikanlı Gönlüm Vay” şarkısı… Bu durum bana Andy Warhol‘un şu meşhur “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak.” hiciv sözünü hatırlattı. Bakalım onunki ne kadar sürecek hep birlikte göreceğiz.

Önümüzdeki ay, bir sonraki favoriler yazısında görüşmek üzere! Hoşçakalın! 🙂

Elle Dergisi Güzellik Editörü Esra Özübek Röportajı

6

Sevgili dostum Esra Özübek, Elle Türkiye Dergisi “Güzellik Editörü“. Üstelik mesleğine atıfta bulunurcasına, kendisinin de hem yüzü, hem kalbi çok güzel… 1945 yılında ilk olarak Fransa‘da yayınlanmaya başladığından beri dünyanın 46 ülkesinde, her ay tam 25 milyon kadın tarafından okunan Elle Dergisi çatısı altında, “Güzellik” gibi, hiç bir kadının kayıtsız kalamayacağı bir konuda, bilgi ve deneyimlerini yıllardır bizlerle paylaşıyor sağolsun. Seneler önce Elle‘in düzenlediği “Elle Style Awards” gecesine hazırlanırken tanışmıştık onunla. O günden beri, bir yandan tatlı oğluşu Emin ile olan muhabbetlerine bayılır, diğer taraftan ikizi Pemra ve ailesiyle olan sevgi ve bağlılıklarını takdir eder, hem de her ay dergide kaleme aldığı bölümleri, ayrı bir keyifle okurum. Şimdi de Üşengeç Şef okurları için kendisiyle içten ve samimi bir söyleşi gerçekleştirerek, hiç bir yerde bulamayacağımız güzellik tüyolarını alırken, en favori ürünlerini bizlerle paylaşmasını, bu esnada da onu ve mesleğini sizlere daha yakından tanıtmayı istedim.

usengec-sef-esra-ozubek-elle-guzellik-editoru

Usengecsef.com‘a Hoş geldiniz Sevgili Esracım. Öncelikle seni tanımak isteriz bize kısaca kendinden bahseder misin?

Merhaba. Ben Esra Özübek. 1970 İstanbul doğumluyum. İletişim mezunuyum. Üzerine Radyo-Televizyon bölümünde master yaptım. Üniversite son sınıftan beri de dergi dünyasının içindeyim.

Güzelliğe ve kozmetiğe olan ilgin, ilk nasıl başladı?

Her kadın veya genç kız gibi ben de bakımlı ve güzel olmanın peşindeyim. Yenilikleri ve ürünleri merak ediyorum. Dergici olmakta karar kıldığım zaman da kendime bir hedef belirledim ve güzellik editörü olmak için sıkı bir şekilde çalıştım. Kendimi yetiştirdim.

ELLE dergisine “Güzellik Editörü” olarak başlaman nasıl oldu?

Esasında daha önce dediğim gibi dergi dünyasına girişim çok eski. İlk olarak Gelişim Yayınlarında BANDO isimli çocuk dergisinde ve First isimli cemiyet dergisinde çalıştım. Sonra Sabah gazetesinde mecburi staj yaptım. Gazetenin yorucu temposunu görünce asla ve asla günlük gazete değil, dergide çalışmak istediğime karar verdim. Stajdan sonra Bazaar ve Cosmopolitan dergilerinde kadrolu çalıştım.

1995 yılında Hürriyet Dergi Grubuna transfer oldum. Burada da Naturel ve Burda dergilerinde görev aldım. Arkasından Hürriyet Dergi Grubu ELLE dergisini bünyesine katmaya karar verdiğinde de, sıfır sayıdan itibaren bu yayında Güzellik Editörü olarak görev almaya başladım. 1999 Mayıs’ta ilk sayı piyasaya çıktı ama biz öncesinde 2 ay sıfır sayı ve içerik için hazırlık yaptık. 1999-2015 yılları arasında ELLE’in Güzellik Editörüydüm. 2015 Eylül’de emekli oldum ve ayrıldım. 2017 Nisan’da ise yuvama geri dönerek, iki sene ara verdiğim ELLE Dergisi Güzellik Editörü sıfatını tekrar aldım. Ömrümün çoğu bu dergide geçti diyebilirim. Bir dergiyi insanın evi ve yıllardır değişmeyen ekip arkadaşlarını ise dost olarak görebilmek büyük bir keyif, hatta lüks.

usengec-sef-esra-ozubek-elle-guzellik-editoru

Çantandaki günlük kozmetik ürünleri nelerdir desem?

Ben esasında tam bir renkli kozmetik tutkunuyum. Bana denemem için gönderilen bütün ürünleri deniyorum. Bazılarıyla aşk yaşıyorum. Uzun süreli ve seviyeli bir ilişkimiz oluyor. 🙂 Sonuçta bu bir ekip işi.  Denemediğim veya güvendiğim insanlar tarafından yorum almadığım hiç bir ürünü yazmayı sevmiyorum. Bu nedenle de bazı kullanamadığım ürünleri ekip arkadaşlarıma paslıyorum. Ve bir süre kullanmalarını bekledikten sonra yorumlarını alıyorum.

Çantamdakilere gelince; tam bir renkli göz kalemi hastasıyım diyebilirim. Mavi, gri, mor favori renklerim. Bundan beş yıl önce asla far sürmeden çıkmazdım, şimdiyse kalemsiz asla. Bir de mat rujsuz yapamam. Şu an makyaj çantamın içinde aynı tonlarda ama farklı markalardan 10 tane mat ruj var desem abartmış olmam. Makyaj yapmak benim için pratik ve olmazsa olmaz bir aktivite. Sabahları BB veya CC kremimi sürerim. (Fondöten kullanmayı bir türlü sevemedim) üzerine allık uygularım. Göz kalemimi çekerim, hafif bir maskara uygularım. Mat rujumu sürerim ve hazır olurum. Beni makyajsız ve ojesiz görürseniz bilin ki, hastayım. 🙂

İyi ve sağlıklı görünen bir cilt için neler yapmalı?

Düşünüyorum da, evet ben hiç görmedim. 🙂 Peki cilt bakımında nelere dikkat ediyorsun?

İyi ve sağlıklı görünen bir cilt için cilt temizliğinin birinci derece önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Bu nedenle akşamları yatmadan iyi bir şekilde cildimi temizlerim.  Ardından kremimi sürerim ve yatarım. Haftada bir gün nem maskesi ve yine haftada bir gün Clarisonic’le derin cilt temizliği yaparım. Ben birkaç işlevi bir arada yapan ürünleri seviyorum.

Kış sezonu ürünleri içinde beğendiğin ve kullandığın 5 ürün tavsiye eder misin?

Nars’ın kalem rujları, MAC’in maskarası, Smashbox’ın fırçalı mat ruju, La Prairie’nın Platinium Rare serisine eklenen Cellular Night Elixir kremi ve yine MAC’in son dönem piyasaya çıkan fırçalı mat rujları…

Her daim kullandığın, olmazsa olmaz 3 ürünün hangileri?

MAC maskaram, NARS, Smashbox ve MAC rujlarım, H&M ve Dior renkli göz kalemlerim.

Bunlar çok beğenilmiş belli. O zaman ilk fırsatta ben de favorilerine göz atıyorum. Peki yurt dışındaki güzellik anlayışıyla Türkiye’dekini karşılaştırabilir misin?

Bir hayli farklı. Bizde genel modaya göre trendler oluşuyor. Bir ara organik ürünler yükselişteydi, bir dönemse dermokozmetik ürünler. Biz Türk halkı olarak maalesef ürün okumayı sevmiyoruz, kolaya kaçıyoruz. Benden ürün önerisi isteyenlere hep söylüyorum. Bu konu, doktor tavsiye etmek gibi. Benim cildime iyi gelen, size iyi gelmeyebilir. Bir minik tester alın ve deneyin. Memnun kalırsanız, ürünün büyük boyunu alın. Artık kozmetik ürünler (gerek bakım, gerek renkli kozmetik) gerçekten çok pahalı. Ve biraz seçici olmak şart.

Hangi dergileri takip ediyorsun?

Tatler ve Vanity Fair’i seviyorum. Doğal olarak ELLE’in diğer edisyonlarını da takip ediyorum.

usengec-sef-esra-ozubek-elle-guzellik-editoru

Tercihin Hangisi? Para mı? Yoksa Manevi Tatmin mi?

Dergicilik yapmayı isteyen gençlere önerilerin neler?

Öğrenmeye açık olun. Hedeflerinizi belirleyin ve bu hedef için sıkı çalışın. Dergicilik dışardan çok sevimli duruyor olabilir ama gerçekten sevmeden, bu işi yapmak çok zor. Saatleri belli değil, yoğun olduğu dönemler var.  Maaşlar çok düşük. Ama bir yazının altında imzanı görmek, sektörde yıllar içinde bir isim olmak, sevdiğin ve güvendiğin markaların ürünlerini daha piyasaya çıkmadan ellemek, test denemek, kullanmaksa büyük bir keyif ve tatmin noktası. Kısaca ne istediğini iyi bilmek şart. Para mı? Yoksa manevi tatmin mi?

Dijital platformun önemi, gün geçtikçe  büyüyor. Sence Türkiye’de dergiciliğin geleceği nasıl olacak?

Bu konu çok tartışılıyor. Dijital çağı yaşıyoruz. Dergicilik tabii ki ölmeyecek, ama pastanın dilimleri küçülüyor. İlanlar gelmeye devam ettikçe, dergiler yaşar. Artık herşey 360 derece olarak düşünülüyor ve pazarlanıyor. Instagram, com.tr hesapları ve dergiler, üçlü bir bütün olarak varlar.

Haftalık mı? Yoksa Aylık mı? İşte Dergiciliğin Zorlukları

Mesleğinin zorlukları nelerdir?

Günlük yayınla, aylık yayın çok farklı. Dergicilik açısından bakarsak saat zorunluluğu olmaması bir keyif. 09:00’da işyerinde olmuyoruz sonuçta. Ama yeri geldiğinde gece yarılarına kadar çalışıyoruz. Bol bol seyahat ediyoruz. İlginç insanlarla tanışıyoruz. Celebrity diye adlandırdığımız ünlü isimlerle dirsek temasındayız. Sonuçta dergicilikte satış önemli. Dergi satmıyor diye, bir anda karar verilerek kapatılan bir çok yayın gördüm. Bu da mesleğin bence en zor yanı. Çünkü hiçbir şeyin garantisi yok.

Meslek hayatında başından geçen en komik anı nedir?

Komik değil de güzel anılar diyelim. Catherine Zeta Jones’dan, Elizabeth Hurley’e,  Suki Waterhouse, Coco Rocha gibi birçok ünlüyle tanışma, yanyana resim çektirme ve röportaj yapma şansını buldum.

usengec-sef-esra-ozubek-elle-guzellik-editoru-emintosh

İşte sıra geldi Son Dönem Favorilerine

Son dönemdeki favori dizilerin?

Birinci sırada İstanbullu Gelin sonra Ufak Tefek Cinayetler ve Çukur geliyor. Yabancı olarak da CSI’ların hepsini seviyorum ve tekrar tekrar izlemekten bıkmıyorum.

Hobilerin nelerdir?

Mini parfüm şişesi ve kaplumbağa biblo biriktiriyorum.

Son okuduğun kitap?

Aşk veya gerilim seviyorum. Dan Brown ve Maeve Binchy favori yazarlarım.

Son yaptığın seyahat?

Milano’ya Ferragamo’nun son parfümünü koklamaya gittim. Fashion Week’in olduğu zamana denk geldiği için süper güzel bir zamanlamaydı.

Esracım bu keyifli röportaj için çok teşekkürler:)

Gülse Birsel’in Yeni Komedi Dizisi Jet Sosyete

1

İnce mizah anlayışı ve birbinden değerli oyunculuklarıyla izlemelere doyamadığım Avrupa Yakası‘nın yaratıcısı Gülse Birsel, Yalan Dünya‘dan sonra yeni komedi dizisi Jet Sosyete ile ekranlara geri dönüyor. Üstelik Arif v 216 filminde Zeki Müren tiplemesiyle dertli gönüllerimize giren Çağlar Çorumlu da kadroda… Fragmanını izlediğimde “Ah keşke bir de Engin Günaydın, nam-ı diğer Burhan Altıntop da olaydı” demedim desem yalan olur. Çünkü Gülse Birsel’in “Aile Arasında” filminde Demet Evgar‘la , izleyiciyi yine gülmekten yerlere yatırdılar, onu öylesine özlemişiz ki, sinemaya 2 kere gitmeme rağmen, vallahi de “Tadı damağımda kaldı” denir ya, aynen öyle oldu. Peki Jet Sosyete’de başka hangi oyuncular var? Jet Sosyete hangi kanalda ve ne zaman başlıyor? Haydi gelin merak edilen bu soruların cevaplarına beraber bakalım.

gulse-birsel-komedi-dizi-jet-sosyete-oyuncular-ne-zaman

3 yıldır ekranlardan uzak olan ve verdiği mola esnasında, boş durmayıp, Türk sinemasına Aile Arasında adlı harika bir komedi filmi kazandıran Gülse Birsel, yine çok konuşulaşacak bu yeni komedisi Jet Sosyete’nin, (Ay! Size de oluyor mu? Nedense hep “Jetgiller” diyesim geliyor:) hem senaryosunu yazıyor, hem de oynuyor. Filmin yönetmenliğini, daha önce Ata Demirer‘in Eyvah Eyvah serisini ve Deliha‘yı da çeken Hakan Algül ve yapımcılığını da BKM üstleniyor.

Jet Sosyete dizisinin kadrosunda Çağlar Çorumlu, Hasibe Eren, Gülse Birsel, Derya Karadaş, Sarp Apak, Ecem Uzun, Cengiz Bozkurt, Bartu Küçükçağlayan, Şahin Irmak, Enis Arıkan, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Emre Taştekin ve Aslı Bekiroğlu yer alıyor.

gulse-birsel-komedi-dizi-jet-sosyete-oyuncular-ne-zaman

Adile Sultan sarayında dizinin afiş çekimleri yapıldı geçenlerde. Çok yakında ekranlarımızı şenlendirmeye geliyorlar. Biliyorsunuz, televizyon kanalları artık dramdan geçilmiyor. Güldür Güldür de olmasa, gülmelere hasret kalmıştık vallahi! O yüzden inanın çok sevindim, gelsinler gelsinler!:)

Orta halli bir ailenin bir anda büyük servetlere kavuşup sosyete hayatına geçişini konu alan yeni komedi Jet Sosyete, 18 Şubat‘da Star TV‘de başlıyor. Haydi şimdiden hepimize hayırlı olsun! 🙂

Cranberries’in Solisti Dolores O’Riordan’ın Ardından

4

Eğer siz de ’90’ların çocuğuysanız, Cranberries’in Solisti Dolores O’Riordan’ı büyük ihtimalle bundan tam 24 sene önce, barış mesajlarını kendine has yorumuyla verdiği “Zombie” şarkısıyla tanıdınız. Oysa bir önceki albümünden “Linger”, “Dreams”, “Wanted” gibi yarı akustik gitar performansıyla dikkat çeken şarkılarla çıktıkları “Everybody Else Is Doing It, So Why Can’t We?” (Herkes yaparken, biz niye yapamayalım ki?) ve ardından gelen “No Need to Argue” (Tartışmaya gerek yok) albümündeki tüm şarkılar birbirinden muhteşemdi. Yaptıkları şey tam bir alternatif Rock hareketiydi. “Ode To My Family“, “I Can’t Be With You“, “Twenty one“,” The Icicle Melts“, “Disapointment“, “Dafodil Lament“, “Ridiculous Thoughts” başta olmak üzere, hepsini ezbere bildiğim parçaların yer aldığı bu CD’yi tekrar tekrar kaç kere dinlediğimi bilemiyorum.

the-cranberries-dolores-oriordan-neden-öldü

Cranberries’in diğer Albümleri ve Önemli Şarkıları

Biraz daha diskografi yapalım… 2 sene sonra,  “Salvation“, “Electric Blue“, “When you’re gone” gibi enfes şarkılarla “To the faithful departed” albümü geldi. 1999’da “Animal Instinct“, “Copycat“, “Fee fi fo“, “Sory Son“, “Delilah“, “Just my imagination” ile içimizi titreten “Bury the Hatchet” albümüyle ve ardından gelen “Roses” ve “Wake up and smell the coffee” (Uyan ve kahvenin kokusunu al) albümlerindeki eşsiz tınılarıyla ve İrlandalı solist Dolores O’Riordan‘ın o enfes yorumuyla kalplerimize dokundu Cranberries. Adeta beraber büyüdük onlarla…

the-cranberries-dolores-oriordan-neden-öldü

2017’de en muhteşem parçalarının akustik versiyonlarının yer aldığı “Something Else“i çıkardılar piyasaya. Nostaljiyi doruklarda yaşatan bu albüm, tam anlamıyla bir “masterpiece“di.

Tarih: 15 Ocak 2018

Dolores O’Riordan Zombie şarkısına cover yapmak için Londra’daydı

Şimdi ise Dolores O’Riordan, Londra’ya yıllar sonra Bad Wolfes ile “Zombie” şarkısının cover’ının kaydı için gitmişti. Hatta müzik yapımcısı Dan Waite’yi arayıp telefonuna bıraktığı ses mesajında şarkısının Bad Volfes versiyonunu çok sevdiğinden ve bir an önce stüdyoya girmek için ne kadar heyecanlı olduğundan bahsetmişti. Bu mesajı bıraktıktan sadece bir kaç saat sonra maalesef hayatını kaybettiği haberi duyuldu.

the-cranberries-dolores-oriordan-neden-öldü

Bize şarkılarınla yaşattığın tüm güzel duygular için teşekkürler Dolores…

Tüm sevenleri olarak o kadar üzüldük ki… Çünkü o  sadece Cranberries grubuyla savaş, çocuk istismarı gibi karşısında durduğu toplumsal konularda mesajlar veren şarkıları ve müthiş sesiyle bir ikon olmasının yanında, 3 çocuk  annesi, henüz çok genç ve sevecen bir kadındı. Bir röportajında  “Hayatın para ve ünle ilgisi olmadığını anladım. Hepsi çöpmüş. En önemli şey sevgi” demişti. Bu kadar erkenden gitmeseydi keşke… Bu gece “When you’re gone“ı ona ithaf ederek dinliyorum. Huzur içinde yatsın!

Kış 2018 Sokak Modasında Neler Var?

1

Önceki yazılarımızda  size 2017-2018 Sonbahar-Kış trendlerinin en öne çıkanlarını tanıtmıştık hatırlarsanız. Her geçen gün değişen ve gelişen moda akımlarının hızına yetişmek gerçekten kolay değil. Bir yandan “Moda insanın kendine yakışanı giymesidir” diyoruz ama dönemin beraberinde getirdiği  etkilerden, tamamen uzak kalmak da olmuyor. Dolabınızda zaten bulunan ve severek giydiğiniz klasik parçaları bir kaç dokunuşla yeniden kombinleyerek, siz de “şık ve havalı” bir stile sahip olabilirsiniz. “Üşengeç Şef Ekibi” olarak, bu yazımızda “Kış 2018 Sokak Modasında Neler Var?” bu kış sokaklarda neler göreceğiz, sizler için tek tek inceledik. Biz kendimize yakın gördüğümüz kırmızılar, spor ayakkabılar gibi trendleri zaten günlük hayatımızda seve seve uyguluyoruz. Bakalım aralarından hangileri sizin de tarzınıza uygun çıkacak, merak ediyoruz. En alta, yorum olarak bırakmaya üşenmeyin, olur mu?

Kovboy çizmeleri

Bu modayı taa 3 sene filan önce ilk kez Amsterdam’da 32 derecelik Yaz sıcağında mini eteklerinin altına kovboy botları giymiş kızlarımızda görmüştüm. 🙂 Başta absürd gibi gelen bu tarz, aslında hoşuma da gitmişti. Bunca sene sonra ülkemizde de oldukça popüler hale gelen kovboy çizmesi trendiyle bu sene sokaklarda da sık sık karşılaşacağız gibi.
 kış-2018-sokak-modasi-trendler-kovboy-cizmesi

Trençkotlar

Her sonbahar kısa bir süreliğine de olsa giyilirdi ama sene sokaklarda trençkotları daha çok göreceğiz. Daha önce tek tük ve düz renklerde görmeye alıştığımız trençkotlar bu yıl biraz daha aykırı ve daha renkli şekillerde de karşımıza çıkıyor. Normalde baktığınızda, mevsimsel sebeplerle, koca yılın en az giyilebilen parçası, sezonun en önemli trendleri arasına nasıl girer derseniz, işte böyle oluyormuş demek ki:) Siz siz olun, buz gibi havada modaya uyacağım diye incecik trençkotlarla üşütmeyin:)
kış-2018-sokak-modasi-trençkot

Puffer Jackets

Geçtiğimiz sene New York moda haftası ile ortaya çıkan oversized Puffer ceketler, sanki evden alelacele yorgana sarılıp çıkmışsınız gibi bir izlenim yaratsa da, Rihanna’nın güzelliğiyle birleşince bir anda gündeme oturuverdi. Futuristik bir havası olsa da, doğru kombinlemesi zor olduğundan bence giymek cesaret istiyor:) Stil hatasına açık bir parça. En iyisi yüksek topuklu ve ince ayak bileğini de açıkta bırakan Rihanna kızımızın yaptığı gibi bir görünüm elde etmek sanırım, aksi halde insanı gerçekten olduğundan kilolu göstermek için birebir. O yüzden aman ben almayayım:)

puffer-ceket-jacket-moda-sokak-2018-kış

Oversized çılgınlığı (Bol, ama öyle böyle “bol” değil)

Geçtiğimiz yıl da oldukça fazla gördüğümüz ve gözümüzün yavaş yavaş alıştırıldığı “oversized” kıyafetler bu sene de hemen her parçada sokakta karşımıza çıkacaklar. Sweatshirtlerde, kazaklarda, hırkalarda, montlarda 2018 sokak modasında bol bol “oversized” görüp, bu kadar bol ve dökümlüsünü artık giderek pek yadırgamayacağız gibi.
Hiç unutmam, bir keresinde renkleri ve kumaşı benzediği için, eşimin mantosunu giyerek işe gitmiş ve ofis asansöründe “Yahu bu ceket böyle mi duruyordu bende?” diye bakarken “Amanın!” diye yanlış manto olduğunu anlamıştım. İşte şu soldaki hanım kızımızdan bir farkım yoktu. O yüzden  ben bu akıma hala alışamayanlardanım. Sanki “Büyüyünce de giyer” diye alınmış bir şeyin içinde gibi hissediyorum kendimi, ya sizin aranız nasıl? Hemen uyum sağladınız mı?
 kış-2018-sokak-modasi-trendler-oversized-bol

Sneakers Konforu

İşte bu tam benlik! Geçtiğimiz yıllarda yüksek topuklular, yerini rahat mı rahat spor ayakkabılara bıraktı biliyosunuz. Hatta öyle bir akım oldu ki, sneakerlar her kombinle kullanılır hale gelip de, hayatımıza öylesine yoğun girdi ya, benden mutlusu yok! Bizim gibi rahatına düşkünler için süper bir kurtarıcı oldu bu. Kim öncü olduysa, Allah razı olsun ondan… Ay bir de apartman topuklar ya da çivi topuklar zamanında yaşasaydım ben ne yapardım? Düşüncesi bile kabus gibi… Kısacası “Spor ayakkabı candır” diyorum başka da bir şey demiyorum:)
kış-2018-sokak-modasi-trendler-sneakers-spor-ayakkabi

Renkli Peluş Moon Boots (Ay Botları)

Benim gibi ayakları Yaz-Kış buz gibi olan birinin, sıcacık tutmasıyla öne çıkan bu peluş ay botlarını çok sevmesini beklersiniz ama yok valla, henüz buna da alışamadı gözlerim. Hele de şehir hayatında, kar botlu kızlarımızı Cadde’de büyük bir havayla salınırken görünce açıkcası, “İşte bu özgüvene hayranım” deyip gülümsüyorum, çünkü görüntü gerçekten çok iddialı… Meteoroloji kar duyurusu yapsın diye dua eden bu kızlarımız, aynen geçtiğimiz hafta sonu olduğu gibi, en fazla “sulu kar”la yetindiği için, gerçekten de bu botlarıyla aydan gelmiş gibi durmuyorlar mı? Oys bilmeliler ki; bir Neil Armstrong kolay yetişmiyor 🙂

ay-boyu-moon-boots-pelus-renkli-moda-2018

Kırmızılar Her Yerde

Hatırlarsanız 2017’de kırmızıya inanılmaz bir izdiham olmaya başladı. Beyazın envai çeşidini gördüğüm ürünler bu yıl kırmızıda da aynısını yapıyor. Anlayacağınız 2018 yılı kırmızıların yılı olacak. E olsunda zaten, hem kırmızı giymek iyidir, nazarı savuşturur derler:)
kış-2018-sokak-modasi-trendler-kirmizi

Logo furyası

Önceden giydiğimiz kıyafetin logosu kocaman kocaman gözümüze sokulunca rahatsız olurduk, hatta bir ürünün orjinaliyle çakmasını ayırmanın en kolay yolu logosunun şekli, büyüklüğü ve küçüklüğüydü. Eee nerde şimdi o günler? 🙂 2018 de logolar her yanımızı kaplıyor. Bildiğiniz “ayaklı reklam panosu” gibi gezenleri görünce şaşırmayacağız gibi bu gidişle:) Eee moda böyle bir şey işte! Allahtan ki uygulamak veya uygulamamak tamamen keyfe taabi 🙂
kış-2018-sokak-modasi-trendler-logolu-markalı
Dinamik ve rengarenk, harika bir hafta sizinle olsun.

Aydın Boysan – Münir Özkul – Kayıp Giden Yıldızlar

2

Şaka maka ama 2018 yılının 2. haftasına girmiş bulunuyoruz. Geçtiğimiz hafta yeni yıla sakin bir giriş yaptık derken, milletçe sevdiğimiz isimler arasından yaprak dökümü gibi aramızdan ayrılanlar oldu. Münir Özkul ve Aydın Boysan da, yeri doldurulamayacak o kaybettiğimiz değerlerdendi. Allah ikisine de rahmet eylesin!

münir-özkul-vefat-hababam-sınıfı-kel-mahmut-hoca

En sevdiğim Türk filmlerini sorsalar, hiç istisnasız yüz bin kere de izlesem bıkmayacağım Neşeli Günler, Hababam Sınıfı ve Mavi Boncuk gelir ilk olarak aklıma. Adile Naşit, Kemal Sunal, Tarık Akan, Selim Naşit, Zeki Alasya, Halit Akçatepe… Bütün güzel insanlar teker teker giderken, çocukluğumuza dair bütün güzel anıları da beraberlerinde götürüyorlar.

mavi-boncuk-kemal-sunal-munir-ozkul-tarik-akan-vefat

Derken, bu hafta Münir Özkul’un da vefat haberi geldi. Çok uzun zamandır önemli rahatsızlıkları olduğu için bir bakıma Allah kurtardı belki de… Gönül isterdi ki, hepsi sağ salim halleriyle aramızda olsalar da Hafize Ana, İnek Şaban, Güdük Necmi, Damat Ferit, Kel Mahmutsuz yani “Hababam Sınıfı, Mahmut Hocasız kalmasa… Saadet hanım yine “Turşu sirke ile mi yapılır yoksa limonla mı?” diye tatlı tatlı atışsa Kazım Bey’le…

adile-nasit-munir-ozkul-vefat-tursu-sirke-limon

Hepsini ama hepsini öyle özledim ki! Kaç nesil onlarla güldük, onlarla hüzünlendik ve sonunda hikayeleri hep mutlu bitti. Bize her ne olursa olsun, aile olmayı, birbirine destek olmayı, arkadaşlığı, dostluğu, umudu öğrettiler. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Başımız sağ olsun!

Aynı gün kaybettiğimiz bir diğer isim de renkli kişiliği ile çok sevilen mimar ve gazeteci Aydın Boysan‘dı. Özellikle rakı masası adabı ve muhabbeti üzerine akla gelen en önemli üstadlardan biriydi. “Şişe dibi” tabir edilen o kalın gözlük camları arkasında muzipçe bakan ışıl ışıl gözleriyle sıcak, enerjik, komik ve modern halleri ve babacan muhabbetiyle evin baştacı edilecek sevimli dedesiydi o benim için. Dolu dolu geçen 97 yıllık ömrünün ardından, şimdi gittiği yere de, neşesinden kattığına eminim.

aydin-borsan-vefat-raki-adabı-mimar

Gençlere edebiyata ve sanata yakın olmalarını, sanatın her türlüsüne yatkınlık kolay olmasa da, en azından kitap satın alıp, roman okumalarını tavsiye etmişti. Kendisinin de kaleme aldığı pek çok kitabı var, okuyalım, unutturmayalım. Çiçek bakmayı, sokak hayvanlarına sahip çıkmayı, eski komşulukları, gerçek dostlukları, akla, dürüstülüğe, çalışkanlığa ve iyi kalpliliğe değer vermeyi, mizahı, sevgiyi saygıyı her fırsatta vurgulayan gerçek bir İstanbul Beyefendisiydi o. Mekanı cennet olsun.

Allah yüreklerimizde sevgisiyle ve saygısıyla taht kuran tüm değerlilerimize; size ve sevdiklerinize sağlıklı ve huzurlu uzun ömürler versin…

Arif v 216 Filmini İzledim. Nasıl mı Buldum?

5

“Arif v 216” filmine vizyona girer girmez gittim. Çünkü aslında sinema filmlerini genelde pek beğenmesem de, stand-up showlarıyla tek geçtiğim Cem Yılmaz‘ın, bende kesinlikle böyle bir kredisi var. Tek kelimeyle bayıldığım ve tekrar tekrar izlemelere doyamadığım “Her şey çok güzel olacak“la 1998’de başlamıştı beyazperde serüveni… Bugün geldiği noktada görüyorum ki, senaryosunu kendi yazdığı filmleri arasında, en çok sevdiklerimden biri de  G.O.R.A olmuş. Düşünün! Taa 2004 yapımıymış. Allahım! Yıllar nasıl da çabucak geçiyor!  Şimdi ise G.O.R.A.’dan yaklaşık 14 sene sonra, o filmde tanıştığımız karakterler, Arif ve Robot 216, “Arif v 216” isimli bu yeni filmde, zaman makinesiyle 1960’lara gidiyorlar. Peki “Arif v 216 filmi nasıl olmuş?” derseniz, öncelikle nostaljik bir yolculuğa çıkmaya hazır olun! derim. İşte detaylar…

cem-yilmaz-ozan-guven-arif-v-216-film-nasil-gala

Arif v 216 Filmi Oyuncuları

Cem Yılmaz ve Ozan Güven‘in baş rollerinde yer aldığı bu 2 saatlik filmde, Seda Bakan, Zafer Algöz, Özkan Uğur da önde gelen oyunculardan bazıları…

cem-yilmaz-ozan-guven-arif-v-216-film-nasil

Başka kimler var derseniz, kimler yok ki… Yıllar geçtikçe güzelliğine güzellik katan Ajda Pekkan‘ın gençliğini Farah Zeynep Abdullah, Yeşilçam’ın en yakışıklı jönlerinden Ayhan Işık‘ı Şükrü Özyıldız ve Turist Ömer karakterine hayat veren sanatçı Sadri Alışık‘ı Mert Fırat ve Cüneyt Arkın‘ı kendi oğlu Murat Arkın‘ın başarıyla canlandırdığı filmde, “dertli gönüllere giren”, değerli sanat güneşimiz Zeki Müren rolüyle, her sahnesinde beyazperdede güneş gibi doğan başarılı komedyen Çağlar Çorumlu bence en büyük alkışı hak ediyor. Kesinlikle filmde en çok güldüğüm anlar, onun olduğu bölümlerdi. Zaten kendisini yıllardır, Güldür Güldür‘de de Eşofmanlı Şevket Hoca’sından, HalkMen’ine kadar, girdiği her karakterde, çok beğenerek izlerim.

arif v 216 film zeki muren ajda

Arif v 216 Filminin Konusu (Spoiler yok merak etmeyin!:)

Robot 216’nın, izlediği 60’lı yılların siyah-beyaz Türk filmlerindeki Ediz Hun ve Filiz Akın dönemi misali, masum aşklara ve insan gibi olmaya özenerek; sevme ve sevilme duygusunu bizzat yaşamak niyetiyle, bir gün dünyaya gelmesi ve Arif’le birlikte kendilerini o yıllarda bulmalarıyla gelişen filmde, tanıdık ve sevilen simalar üzerinden, özlemini duyduğumuz o naif dönemlere vurgu yapılıyor. Bir yandan da, “İyi insanlar sadece filmlerde mi yaşar?” sorunsalına açıklık getirmeye çalışan, genelinde sempatik bir film bu. Genç nesile biraz da olsa hitap etmek için, anlamsız yerlere zorla monte edilmiş bir kaç küfürü ve gerekli-gereksiz anlarda, her fırsatta göze sokulurcasına maruz kalınan sponsor marka bombardımanını saymazsak tabi. 🙂

sadri-alisik-ayhan-isik-mert-firat-sukru-ozyildiz-arif-v-216

Arif v 216 Filmi Ne Kadara Mal Oldu?

Gittiğinizde 9 milyon dolarlık bütçesiyle “göz korkutan” ve yüksek prodüksiyon standartlarıyla “göz dolduran” bir film izleyeceksiniz, orası kesin! Söylenene göre, sadece Cem Yılmaz’ın son anda değiştirmeye karar verdiği final sahnesi için bile 3 milyon TL’den fazla para harcanmış.

Arif v 216 Filmi Öne Çıkan Simalar

Ayhan Işık ve Sadri Alışık‘lı bölümler insanı alıp, o yıllara götürüyor. Babasına tıpa tıp benzeyen Kerem Alışık‘la, babası rolündeki Mert Fırat’ın bir diyalogu var ki, insanın tüyleri diken diken oluyor. “Mavi donun var mı? sözüyle meşhur Erşan Kuneri hayranları, kendisiyle Gora’dan sonra tekrar bu filmde hasret gideriyor. Çağlar Çorumlu‘nun hal, tavır ve kostümleri kadar, inanılmaz diksiyonu ve sahne ışığıyla da hakkını verdiği Zeki Mürenli sahneler ise muhteşem!

arif-v-216-ersan-kuneri-cem-yilmaz

Arif v 216 Nasıl Bir Film Olmuş?

Onun bölümleri haricinde belki 3-4 yerde kahkaha attım ve gerisinde nostaljik filmlerden aşina olduğumuz geçmiş dönemlerin  sıcak, samimi ve renkli atmosferini sıkılmadan ama sadece “tebessümle” izledim desem yalan olmaz. Yıllarca anlatılacak, unutulmaz espriler yerine; bol bol geçmişe ve Hollywood sinemasına ince göndermeler içeren, yani açıkcası “komik” değil, daha çok “eğlenceli” sayılabilecek, çok emek verildiği belli bir yapıt olduğunu söylemeliyim.

cem-yilmaz-ozan-guven-arif-v-216-film-nasil

Sinema eleştirmenleri ve yazarları tarafından da “Zekice bir film, çok zarif, vefalı” gibi sıfatlarla değerlendirilen Arif v 216 filmi için Cem Yılmaz, ana akım sinemanın yani; “eğlence” sinemasının, biraz kalite ile buluşması ve bu sayede bağımsız filmlerle, eğlence sineması izleyicisinin; bu derece ayrışmasına bir son verilip, birbirlerine kaynaştırılmasının amaçlandığını söylemiş. O yüzden yine tekrarlamak isterim ki; öyle her sahnesi esprilerle dolu, kahkahadan kırıp geçirecek, “Ay! Gül gül öldük vallahi!” diye çıkacağınız bir Cem Yılmaz filmi bekliyorsanız, bu konudaki beklentilerinizi düşük tutsanız iyi edersiniz, çünkü bu gerçekten, pek öyle sandığınız gibi bir film değil. Daha çok Yeşilçam filmlerine bir “saygı duruşu”…

cem-yilmaz-ozan-guven-zeki-muren-arif-v-216-film-nasil

O zaman hepinize bol bol dinlenme fırsatı bulabileceğiniz, gönlünüzce geçireceğiniz, harika bir Pazar günü diliyorum.

Aralık Ayı’ndan Dizi – Kitap ve Şarkı Favorilerim

5

İşte koca bir yılı devirdik… Umarım dolu dolu yaşayacağınız harika bir 2018 sizinle olsun! Kasım’da olduğu gibi Üşengeç Şef Ekibi olarak, Aralık ayında da izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz ve favorimiz olan şeyleri yine sizlerle paylaşıyoruz. Harika önerilerimiz var. Haydi hazırsak hemen başlayalım.

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı – Favori 5 Dizi

1- Ufak Tefek Cinayetler

Yerli dizi izlemeyeli uzun zaman olmuştu. Avrupa Yakası benim için gelmiş geçmiş yerli diziler arasında hala bir numara olma özelliği koruyor desem yeridir. Son dönemlerde bir de Fi‘yi beğendiğimi söyleyebilirim. Ufak Tefek Cinayetler, başta aslında ismi nedeniyle dikkatimi çekse de, izlemeye hiç niyetim yokken, sağdan soldan, herkesten “Ay şöyle güzel!”, Ah böyle iyi!” yorumlarını duydukça, “Eh bi’ bakayım bari!” diye şans verdiğim ve ilk bölümü itibariyle kendimi kaptırdığım bir dizi oldu.

Oyuncu kadrosundan tutun da dizinin çekildiği yerler, oyuncuların kılık-kıyafetleri, dizinin konusu bir hayli ilgi çekici. İlk bölümü izlediğimde bana biraz Nicole Kidman‘ın da başrollerinde yer aldığı “Big little lies” dizisini anımsatmıştı, ki pek de alakaları yokmuş. Big little lies, hikayesi sondan başa doğru giden bir diziydi. Mert Fırat, Bade İşçil, Gökçe Bahadır, Aslıhan Gürbüz gibi başarılı isimlerim yer aldığı Ufak Tefek Cinayetler‘de ise, lise yıllarında birbirine çok yakın olan 4 kadının hikayesinde, aralarında en büyük zararı görenin, intikamla geri dönüş öyküsünü, sondan başa doğru gelişen gizemli ve karanlık ilişkiler şeklinde izliyoruz.

Uzun bir dizi olduğu için, süreyi doldurmak adına karakterlerin alakalı-alakasız yerlerde, uzuuuun uzun birbirlerine bakınmaları haricinde dizi için oldukça hoşuma gitti diyebilirim. Ben de kendimce bir yöntem buldum, diziyi normal yayın günü değil daha sonrasında internetten izliyorum ve bu sayede o tarz gereksiz uzatılan bakışma sahnelerini vs, istediğim gibi ileri sarabiliyorum. Bu haliyle, inanmazsınız ama, daha dizi biterken, bir sonraki bölümü sabırsızlıkla bekler haldeyim.

ufak tefek cinayetler dizi

2- Black Mirror

2000’li yıllar.. Herkes için yabancı dizi denilince ilk sırada Friends‘in geldiği, How I met your mother, Smallville, Lost, Hero gibi birbirinden iyi dizilerle mest olduğumuz yıllar…. 2011’lere geldiğimizde Black Mirror dizisi bir anda hayatımıza girdi. Aralık 2017’de 4. sezonu 6 bölüm olarak Netflix‘de yayınlayacakları haberini aldığımız anda Black Mirror fanlarının hepsini bir heyecan kapladı, yalan değil!

Black Mirror konu olarak hayatımızın merkezini işgal eden teknolojiyle ilgili distopik (ütopiğin tam karşıtı) bir dünya yaratıp, gelecekte olacakları bize şimdiden enjekte eden bir dizi. Adı gibi gerçekten tam bir kara ayna! Her bölüm farklı bir teknolojik distopya ile karşımızda ve her yeni bölümle de bizi daha çok düşünmeye sevk ediyor. Bu sezon kimilerine göre geçmiş sezonlar kadar iddialı gelmese de, ilk bölüm hariç, ben beğendim. 5. sezonu beklemek zor olacağı için, en iyisi, 4. sezonun tüm bölümlerini bir oturuşta bitirmemek 🙂

black mirror dizi

3- Philip K. Dick’s Electric Dreams

Normalde televizyonla pek aram yoktur ama Netflix sayesinde son zamanlarda, akşamları eşimle kendimizi iyiden iyiye dizi izlemeye verdik. O bir diziye başlıyor ben o esnada notebook kucağımda, konsantre olup yazılarımı yazmaya çalışıyorum. Evet! Evde başka oda yok gibi, dip dibe olmayı seviyoruz. 🙂 Ekrana bakmasam da kulağım dizide oluyor. Eğer etkilenirsem, “Sanki konusunu bir özet geçersen, ben de sana eşlik edebilirim gibi” diyorum ve bana hitap ediyorsa, alıyoruz kuruyemişlerimizi çikolatalarımızı başlıyoruz dizimize. İşte Electric Dreams de bunlardan birisi.

Philip K. Dick, Amerikalı ünlü bilim-kurgu romanlarının büyük üstadlarından ! Söz konusu Philip K. Dick olunca kitaplarını da okumuş biri olarak bu diziyi çok merak etmiştim aslında. Konu olarak Black Mirror’ı hatırlatsa da aslında, tamamen vakti zamanında Philip K. Dick’in yazdığı hikayelerden uyarlama. ilk sezonu 10 bölüm ve her bölümde farklı bir konu ele alınıyor. “Modern toplumdaki gücün ve otoritenin doğasını, tüm rahatsız edici gerçekliği ile gözler önüne seren anti-ütopyaları” ile Orwell’ın 1984’ünü, Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını okuduysanız ve o tarz şeyleri seviyorsanız bu diziyi de kesinlikle beğeneceksiniz.

electric dreams

4-  Anne with an E

Tarihte biraz yolculuk yapalım ve 19. yüzyıla gidelim derseniz Anne with an E dizisini mutlaka izleyin. Kendisi Anne of Green Gables‘ın diziye uyarlanmış hali… Animasyonu da mevcut ama ben yine Netflix‘ten çıkan bu dizi için, önce sıkılırım diye düşünürken, sonra sempati duydum. Gülmekle ağlamak arasındaki ayarı çok iyi tutturan, küçük bir kızın iç dünyasını, yaşama sevincini, hayallerini ve büyüyüşünü sergilerken, insanı bir şekilde içine çekmeyi başaran bir dizi. Her yaştan insanın oturup izlemesi gereken ve izlediğinde mutlaka bir şeyler öğreneceği, ilk sezonu 7 bölümden oluşan bu tatlı dizi, bir sonraki sezonu için de onay almış, lakin ne zaman çıkacağı hakkında henüz bir bilgim yok. Umarım çok uzun sürmez.

anne with an e netflix dizi

5- Dark

Netflix yapımı bir çok diziyi izledim ve halen izlemekteyim, herkes gibi ben de Dark‘ın daha çıkmadan sosyal medyada Stranger Things‘le yapılmaya başlanan karşılaştırma ve benzerlik teorilerine ister istemez şahit olmuştum. Dizi konu olarak Almanya‘da bir kasabada 33 yılda bir yaşanan kayıp olaylarını ele alıyor. Zamanda yolculuk oldukça fazla…Bir yandan da Netflix için bir ilk olma özelliği var Dark’ın… Çünkü orjinal dili Almanca olarak çekilmiş. Alışılagelmişin dışına çıkmışlar ve Amerikan yapımlarının havada uçtuğu bu sektörde, sırf bu özelliğiyle bile, aslında büyük bir risk almışlar. Çok zor bir bilim kurgu konusunu neredeyse sıfır hata ile çekmişler.

Dizinin Amerika’da geçmiyor oluşu, dilinin İngilizce olmaması bende inanılmaz bir merak uyandırmıştı.  Yıllar önce öğrendiğim Almanca alt yapımdan dolayı, alt yazıları okumadan anlayabildiğimde çok hoşuma gidiyor. Evlerin mimarisi, insanların giyim tarzları vs. incelerken pek sıkılmıyorum. İlk sezon gerçekten tatmin ediciydi, 2. sezonu sabırsızlıkla bekliyorum.

dark

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı – Favori 5 Kitap

1- Zülfü Livaneli – Elia ile Yolculuk

Söz konusu Zülfü Livaneli olunca çok okunanlar listesinde olmasına şaşmamalı! Elia ile Yolculuk kitabında ünlü  bir yönetmen olan Elia Kazan ile Türkiye’de birlikte geçirdikleri zamanlardan kesitlerle kitapta yolcuğumuzu başlatıyor Livaneli. Amerika’da büyümüş bir Yunan olmasına rağmen Türkiye’ye sevgisi oldukça farklı olan ve kendini bizden biri gibi gören Elia, Anadolu’nun bir çok şehrini gezer ve Livaneli de bu gezilerde kendisine yol arkadaşı olur. Okumanızı tavsiye ederim.

elia ile yolculuk zulfu livaneli

2- Natasha Preston – Mahzen

Kitabın hikayesine göre; Long Thorpe kasabası olaysız ve gayet sakin bir kasabayken, bir gün 16 yaşındaki Summer ortalıktan kaybolur. Ne ailesi, ne de polisler hiçbir kanıt bulamazlar ve herkes Summer’ın öldüğünü düşünürken hiç umulmadık şeyler ortaya çıkar. Okuyun ve öğrenin derim. Normalde çoğu kitabın sonunu, daha ortasından doğru tahmin ederim ama Mahzen‘de bu böyle olmadı.

3- Fazıl Say – Akılla Bir Konuşmam Oldu

“İnsan iyi hissederse iyi yaşar. İyi ile sarmalandığında iyi şeyler üretir. İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. İyiyi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde… Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda. Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte. İyiden aldığımız güçle yaşarız. İyinin dokunduğu yerden filizleniriz. İyiden aldığımız güçle yaptıklarımız “umut” olur. 

Tabular ve önyargılarla insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var. Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı, iyiyi içine çek. Evrendeki iyiden asla vazgeçme”

Her yıl beş kıtada verdiği yüzden fazla konser ve 47 yaşında ortaya çıkardığı 74 eseriyle, dünyaca ünlü besteci ve piyanistlerimizden olan Fazıl Say, 3. kitabı olan Akılla Bir Konuşmam Oldu”da bir edebiyatçı iddiasında olmadan, anılarını, denemelerini, müzik ve hayat üzerine düşüncelerini ve daha önce sosyal medyada yazdıklarını toparlayarak kaleme almış. Kitap dört bölümden oluşuyor: Dünyam, Yüzler, Şairlerim, Çocuklarım.

Fazıl Say, aynı zamanında eserlerinden birinin de adı olan Akılla Bir Konuşmam Oldu” isimli yeni kitabında, gençlere ilham olacak fikirleri, hayat tecrübesi ve yaşam felsefesini yansıtırken, çok yalın ve içten bir dil kullanmış. Hepimiz müzik dinliyoruz, peki dinlerken kaçımız çalan enstrümanlara söyleyenden daha çok dikkat ediyoruz? Kaçımız o enstrümanları çalanları merak edip sorguluyoruz? Çalışkanlık, ilerleme, üretim, yetenek ve bilgiye değer veren bir bakış açısı ile insanları, çocukları ve gençleri müzik yapmaya motive etmek isteyen, insanı sorgulamaya teşvik eden bir kitap bu… Bir sanatçı gözünden gündemi görmek ve eserlerde verilen emeği hissetmek adına önemli bir eser.

kafaya takmama sanati

4- Mark Manson – Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

Mark Manson son günlerde adını çok duyduğumuz bir blogger. Kendisi kişisel gelişim üzerine bir kitap yazmış ve 2017’de çok konuşulan ve okunan isimlerden birisi olmuş. “Peki ama ne yapmış bu adam da kişisel gelişimde bu kadar başarılı olmuş?” diyorsanız hemen söyleyeyim; kitap bildiğimiz klasik kişisel gelişim kitaplarına resmen tepki olarak yazılmış, yazar kendi hayatında neleri tecrübe etmişse hepsini çok yalın ve güzel bir dille okuyucuya aktarmış. Keyifli bir kitap. Hatta bazıları için başucu kitabı olacak nitelikte!

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı kitabının tanıtımında Mark Manson diyor ki:

“Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.”

5- Stefan Zweig – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bir çok kitapseverin kütüphanesinde ilk sıralarda bulunan muhteşem bir Zweig klasiği… Stefan Zweig‘in yeri bende çok ayrı, her ne kadar eskilerden de olsa, anlaşılır dili ve işlediği konularla tam bir Türk filmi esintisinde. Bilinmeyen bir kadının mektubu da tam anlamıyla klasik bir  Türk filmi hikayesi. Gerçekte kim olduğu bilinmeyen bir kadının, platonik aşık olduğu adama yazdığı mektubu kitap boyunca okuyoruz. Sonu gerçekten çok sarsıcıydı. okumadıysanız eğer mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

stefan zweig bilinmeyen kadinin mektubu

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı -Yerli-Yabancı Favori 5 parça

Yabancı Şarkı

  • Shawn Mendes – Treat you better
  • Ed Sheran – Shape of You
  • Bruno Mars – That’s what I Like
  • LP – Lost on You
  • Dua Lipa – New Rules

Yerli Şarkı:

  • Tarkan – Beni Çok Sev
  • İrem Derici – Bazı Aşklar Yarım Kalmamalı
  • Ferhat Göçer feat. Volga Tamoz – Günah
  • Hadise – Sıfır Tolerans
  • Ceylan Ertem – Zalım

Aralık ayı playlistimden seçtiğim 5 yerli ve 5 yabancı şarkı favorimi de buraya bırakıyorum. Bakalım benim tercihlerim arasında hangileri, sizin de hoşunuza gidecek… Önümüzdeki ay bir sonraki favoriler yazımda görüşmek üzere! Hoşçakalın! 🙂

Eğitimci Yazar Gökhan Dumanlı Röportajı

1

Ona “Zarafetin beyefendisi” diyorlar. Sevgili dostum Gökhan Dumanlı, akademik eğitimini iletişim üzerine tamamlamış ve kendini eğitim ve öğretime adamış idealist bir eğitimci. Uzunca bir süre halkla ilişkiler alanında çalıştıktan sonra da yaşam amaçlarından biri olan Türkiye’nin ilk ve tek Zarafet Akademisi’ni kurmuş, bu kapsamda bireysel ve kurumsal eğitimler, söyleşi ve seminerler ile de tüm Türkiye’yi dolaşarak ve çeşitli etkinliklerde konuşmacı olarak da yer alarak, Türkiye’de zarafet kavramını, kişilerin öncelikler listesine taşımalarında büyük rol oynamış. Aynı zamanda geçtiğimiz Nisan ayında ‘İş Hayatında ve Sosyal Yaşamda ve Zarafet’ isimli çok satan kitabıyla da okurlarıyla buluşmuş ve şimdi de Gençler için Görgü ve Zarafet kitabını çocuk ve genç okurlarına da buluşturmanın heyecanını yaşayan bir yazar.

Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek çocuk, genç ve yetişkinlere yönelik eğitimler veren Zarafet Akademi’yi kuran bu anlamda başarılarıyla öne çıkan eğitimci/yazar Gökhan Dumanlı, iş hayatı ve sosyal yaşama sunduğu katkıları, siz değerli Üşengeç Şef okurlarıyla paylaştı.

Usengecsef.com‘a Hoş geldiniz Sevgili Gökhan Beyciğim. 5 yıl önce Zarafet Akademiyi kurmak fikri nasıl ortaya çıktı anlatır mısınız?

Hoş bulduk Dilek Hanımcığım! Öncelikle Türkiye’ye zarafet olgusunu taşıyan isim olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Zarafet Akademi ile birlikte her yerde zarafet konuşulur oldu ki, bu bile insanların farkındalığının yükselmesi açısından çok önemli. Zarafet Akademi şu anda 5. yılında ve binlerce kişiye eğitimler aracılığı ile ulaştığımızı görüyoruz. Türkiye’nin böyle bir akademiye ihtiyacı vardı.

zarafet akademi usengec sef 3 1

İş hayatında ve sosyal yaşamda başarıya ulaşmak için, bilgi kadar hatta, çoğu zaman onun da önüne geçen bir şey var ki; o da kişilerin sahip oldukları bilgiyi sunma şekilleri. İşte bilgiyi sunma kısmında da sosyal yaşamda zarafet, iş yaşamında etiket ve kamuda da protokol olarak ifade edilen bu kavramlar devreye giriyor. Ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki; kişiler, bu kuralların farkındalığında olmadıklarında, mükemmel oldukları konularda bile başarısız olmaları mümkün olabiliyor.

Özellikle de iş dünyasının hem kurum içi, hem de kurum dışı iletişimlerinde, sundukları ürün ve hizmetlerde fark yaratabilmeleri adına bu kavramlarla bütünleşmeleri gerekiyordu. Ben de akademik bilgimi ve tecrübelerimi aynı zamanda Avrupa’da bu anlamda eğitim veren kurumları da ziyaret edip ortak çalışmalar içerisinde bulunduktan sonra kendi eğitim programımı oluşturup, bireyler ve kurumlar için hazırladığımız akademik içerikler ile sunmaya başladım. Aldığımız geri dönüşler de ne kadar doğru yolda olduğumuzu bize gösterdi.

Ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz de önemli

Seneler önce Zarafet Akademi’de eğitiminize katılmış biri olarak müthiş keyif almıştım. Kurumlara, üniversitelere ve okullara verdiğiniz eğitimler sonunda katılımcılar nasıl bir değişime uğruyorlar? Sihirli bir değnek dokunmuş gibi oluyor mu?

Bir kere konu ile ilgili farkındalıkları gelişmiş oluyor ki bu zaten en önemli etkilerden biri. Bununla beraber bilinçli bir şekilde hareket ediyor olmak, kendilerinde yanlış gördükleri bir şeyi hemen düzeltme etkisi yaratıyor. İletişim kaynaklarını nasıl etkili şekilde kullanacaklarını öğrendiklerinden, ne söyledikleri kadar nasıl söyledikleri konusuna da eğilmiş oluyorlar. İnsanların kendilerine olan davranışları öz saygılarını besler ya da yitirmelerine sebep olur. Her şeyden önce siz kendinize nasıl davranırsanız başkalarına da öyle davranırsınız. Başkalarına olan davranışınız da onların size olan tavrını belirler. Bu bir zincirdir. Bunun farkına vararak, hem kendilerinde hem de çevrelerinde değişimin bir parçası oluyorlar. Bu da fark edilir olmalarına, tercih edilir olmalarına, kişisel mutluluklarına ve hem iş hayatlarında hem de sosyal yaşamlarında özgüvenle ‘Ben de buradayım’ diyebilmelerine vesile oluyor. Bunlar bu değişimlerin sadece küçük bir kısmı. Her gün öyle güzel mailler ve mesajlar alıyoruz ki bu değişimin yansımaları ile ilgili…

İtibar; yaşama dair duruşunuzun ve yaşam tarzınızın ta kendisidir.

Yoğun bir şekilde eğitimler veriyorsunuz. Kurumların ilgisi çok yüksek diyebilir miyiz?

Kesinlikle! Çünkü; kişilerin ve kurumların etiketleri, kendilerini yansıttığı sürece başarı adına etkili olur. Özellikle iyi belirlenmiş ve kişiyi tam yansıtan bir iş etiketi; kişisel karizma, kariyer ve başarıyı, bunun yansıması ise kurumsal başarıyı tetikler. Şirketlerin varoluş amacının sadece kâr elde etmek olduğu günler geride kaldı. Bir şirketin başarısını tanımlayan unsurlar içinde sorumlu vatandaşlık, örgütsel iletişime verdiği önem, değerlere sahip çıkma, adil olma, eşitlik, etik, sosyal sorumluluk ve itibar, en az finansal veriler kadar önemli bir hâl aldı. Artık yeni bir iş yapma modeli gelişti ve merkezinde sürdürülebilirlik ve sorumlu yöneticilik var ve bu kavramlarının hepsinin temelinde “insan olmak” vardır çünkü en büyük değer insandır. Tüm yatırımınızı insana yaptığınızda aldığınız karşılık yaşama dair bir duruş olacaktır. Zaten itibar da işte bu duruşun ve yaşam tarzınızın ta kendisidir. Artık birçok firma, özel ve devlet kurum ve kuruluşları, siyasi partiler, vakıflar ve sivil toplum kuruşları dahil bu konularda eğitim programlarına yatırım yapıyor.

gökhan-dumanli-zarafet-akademi-uzmani-görgü-kuralları

Nezaket Kuralları; modası geçmiş bir kurallar zinciri değil; kendinize ve çevrenizdekilere gösterdiğiniz saygının bir kanıtıdır.

Sosyal davranış becerilerini iyi kullanmak, gerçekten o kadar önemli mi?

Nezaket kurallarını bilmek ve uygulamak size kendinizi daha farklı, daha iyi hissettirir. Kendinize güveniniz artar. İnsanlar sizden hoşlanmaya başlar. Çünkü siz bu sayede onlara kendilerini özel hissettirmeye başlarsınız. Bunun insanlar üzerindeki etkisi sizi unutulmaz yapmaya yeter. Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki insanın hayattaki başarısında IQ’nun yeri %10 iken EQ ile ifade edilen duygusal zekanın payı %90.

Profesyoneller seçilmiş davranışlar sergilerler.

Kurumsal şirketler işte tam da bunun için, işe alımlarda IQ testi yanında EQ (Duygusal Zeka) testi de yapıyorlar

Duygusal zeka da; sosyal davranış becerilerine sahip olmak demek. Nerede nasıl davranılacağını bilmek; yerine, zamanına uygun hareket etmek, her şart ve durumda kendini kontrol edebilmek, sahip olduğun bilgiyi, potansiyeli özgüvenle diğer insanlara aktarabilmek demek. Tüm bunların temelinde eğitimlerimde anlattığım zarafet, iş etiketi ve protokol bilgisi yer almaktadır. Eğer kişi bu konularda yetersizse mükemmel olduğu konularda bile başarısız olması kaçınılmaz olacaktır. Unutulmamalıdır ki, profesyoneller seçilmiş davranışlar sergilerler.

ve-zarafet-gokhan-dumanli-kitap-gorgu-kurallari

“Beyefendi, biraz nezaket lütfen… Biraz nezaket!”

Peki diyelim ki, bir tartışma anında biz zarafetimizi koruyoruz ama karşımızdaki kişi aşırı kaba. Bu durumda nasıl bir tavır takınmalıyız?

Usul, esastan önce gelir” sözünü çok severim. Karşınızdaki kişinin tavrına göre hareket ederseniz sizi siz yapan değerleri de bir bir kaybetmeye başlarsınız. Ve yaşama karşı bir duruş geliştiremeyen bir insan haline dönüşmeye başlarsınız. Bu noktada siz söyleyeceğinizi size yakışır şekilde söyler, gerekirse o ortamı terk edersiniz.

Ben karşımda o üslupta bir insan olduğunu anladığımda zaten tartışmayı uzatmamayı seçerim. Çünkü biliyorum ki en ufak bir tartışma sırasında kabalaşan, çirkinleşen bir insanla siz ne şekilde konuşursanız konuşun, o aynı tavrını sürdürecektir. Ancak siz onun istediğini yapmayıp ona, onunla şekliyle yanıt vermediğinizde aslında en güzel cevabı vermiş oluyorsunuz. Emin olun bu insanlar kendilerine ya da etrafındakilere itiraf edemeseler de sonrada sizin duruşunuzdan etkilenip, kendi sergiledikleri tutuma karşı bir utanç hissederler.

Bir gün hiç unutmuyorum. Restorandan çıktık, yurt dışından misafirlerim var ve daha herkes araca binemeden arkadan şiddetli korna sesi ve ona eşlik eden bir bağırtı duydum. Döndüm ve bir kaç adım atıp ‘Beyefendi, biraz nezaket lütfen… Biraz nezaket!’ diye çıkıştım. Ben ve sanıyorum ki oradaki herkes az önce korna ile beraber hiddeti ile bizi taciz eden kişinin araçtan inip benimle tartışacağını düşündü. Ancak adam aracın camını açtı ve kafasını uzatarak: “Haklısınız, çok özür dilerim” dedi. İşte bu hikaye de benim hep yukarıda söylediğim şeylerde ne kadar da haklı olduğumu gösteren ve her diam umutlu kalmamı sağlayan bir örnek oldu. Dünyayı zarafet kurtaracak…

“Günaydın”, “Lütfen”, “Teşekkür ederim” maalesef artık o kadar duymaya hasret olduğumuz sözler oldu ki. Hanımlarda nezaketten, erkeklerde centilmenlikten pek eser kalmadı.  Televizyon kanalları da toplumu daha da aşağı çeken, kötü örneklerle dolu. Buna bir dur demek için ne yapmalı?

Eğitim vermek için gittiğim şirketlerde önce biraz dolaşır, merdivenle bazen asansörle kat değiştiririm ve insanların birbirine selam verip vermediğine, yakınlıklarına ve iletişimlerine bakmaya çalışırım. Nitekim bunca yıl eğitim verdiğim şirketlerin yöneticileri ile yaptığım sohbetlerde de bu durumdan çok şikayet edildiğini duyuyorum. “Gökhan Bey, şirket içindeki selamlaşma ve hal hatır sorma eylemlerini çok az gözlemliyoruz, bunun içtenlikle yapılan bir alışkanlık olmasını istiyoruz” diyen yöneticiler, hatta en az onlar kadar da bunu talep eden ve çalışma arkadaşlarının ya da yine yöneticilerinin bu konudaki eksikliğinden rahatsız olan şirket çalışanları ile karşılaşıyorum. Halbuki bir başkasını motive ederseniz aslında siz daha fazla motive olurusnuz. İçten bir günaydın, merhaba, iyi günler, iyi çalışmalar, kolay gelsin, hayırlı işler…
Yıllarca Türk kültürünün de önemli bir parçası olan bu değerler, kişilerin arasındaki duygusal bağı da güçlendiren çok önemli bir etken. Yeniden hatırlamamız ve bu konuları daha fazla dile getireceğimiz programların olması çok önemli. Yaşamın her alanında değerleri hatırlamayı ve bunu yaşam felsefesi haline getirmeyi amaç edinmeliyiz.

Zarafet Ölmedi. Görgüsüzlük Popüler Oldu!

Sadece şikayet etmemeli, taşın altına elimizi koymalıyız. Herkes iletişimde olduğu herkesi etkileyen bir enerji frekansı aynı zamanda. Herkes üzerine düşeni yaparsa dünyanın geleceği noktayı bir düşünsenize. O zaman haydi bakalım! İlk adım olarak yarın sabah evden çıktığınızda tanımasanız dahi ilk rastladığınız kişiye güleryüzle ve olumlu bir ses tonu ile “Günaydın” deyin ve o mutlu azınlığa katılın.

Aşk, iş ve aile hayatında başarılı iletişim kurmak hepimizin hayali. Peki bunun için en çok nelere dikkat etmeli?

Her şeyden ama her şeyden önce birey olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Birey olmadan eş olmak, anne baba olmak, çalışan olmak ya da yaşamın içinde hangi rollere sahipseniz o rollerinin içini doldurmanız ve anlamlı ve tatminkar bir şekilde yerine getirmeniz pek mümkün olmayacaktır.
Birey olmak ise, kim olmak istediğinizi bilmekten geçiyor. Hayatınızı bu en temel ve gerçek soruya vereceğiniz, yanıtın üzerine kurmaya başladığınız da, göreceksiniz ki her şey zaten olması gerektiği şekli ile ilerliyor.

Dünyayı zarafet kurtaracak!

Zarafet Eğitimlerime katılanlar bilirler; ilk gün sabah konumuz ‘Ben Kimim?’ sorusu ile başlar. Katılımcılarım perdede bilgi, görsel, uygulama beklerken bir anda kendilerini sorguladıkları bir gerçekle karşılaşırlar. Çünkü insan, konu ne olursa bir ilerleme kaydetmek istiyorsa ilk önce kendini keşfetmelidir. Kendini keşfetmeden, ne iş hayatında, ne sosyal yaşamında, ne de özel hayatında arzu ettiklerini, yaşamına çekmesi mümkün değildir.

Kendini keşfetmek tek başına yeter mi? Asla! Hemen ardından onlara iyi bir yaşam donanımına sahip olmayı ve inanmanın açtığı yolları anlatırım. Ve şans denilen şeyin aslında insanın inandığı şeyin arkasında durmasından başka bir şey olmadığını da…

gökhan-dumanli-zarafet-akademi-uzmani-görgü-kuralları

Fark edilir olmanın sihirli bir formülü var mı?

Hepimiz doğuştan gelen bir takım özelliklere sahibiz. Temel zeka durumları, fiziksel özellikler ve bazı yetenekler gibi. Ve ben eğitimlerimde kişilerin sahip olduğu tüm özellikleri fark etmelerini ve bunları herkesin hayranlık duyacağı bir şekle dönüştürme kapasitesine sahip olduklarını göstermeye çalışıyorum.

Zarafet bir bütündür. Tek başına sadece güzel olmak, sadece iyi giyinmek ya da bir takım kural ve kaideleri bilmek, kişiyi öne çıkarmaz. Bu öğretilerle birlikte kişinin iç dünyasını da beslemesi büyük önem arz ediyor. Çünkü zarafet aynı zamanda insanın içinin de, dışarı yansımasıdır.

Günlük hayatta en çok karşımıza çıkan ve uzak durmamız gereken “İmaj kırıcılar” sizce neler?

Genellikle günlük hayatta sürekli yaptığımız şeyleri bir süre sonra nasıl yaptığımızı önemsemiyoruz. Farkındalığımızı kaybediyor ve yürürken, tokalaşırken, yemek yerken bir anlamda farkında olmadan kendimizi kaybetmiş gibi görünebiliyoruz. Ben eğitimlerimin başında bu en temel konularla ilgili uygulamalar yaptığımda ve akabinde aslında olması gerekenleri anlattığımda, katılımcılarımın bir anda “Acaba başka konularda neleri gözden kaçırıyoruz” dediğini ve “Demek ki o görüşmede ya da şu davette, bu sebepten benimle böyle iletişim kuruldu” gibi çıkarımlar yaptıklarını görmek de bir anlamda bilinçle hareket ettiklerinde ne gibi kazanımları olacağının bilincine çıkmaları açısından çok etkili oluyor.

Önemli Zarafet Kurallarından Bazıları

Bu anlamda şöyle küçük tüyolar verebiliriz:

– Hem kadınlar, hem erkekler doğru bir yürüyüş için; karınlarını içeri çekmeli, kolları hafif salınmalı, yüzleri yere paralel olmalı ve ayak uçları karşıyı gösterecek şekilde dik bir duruşla yürümelidirler.
– Güçlü bir selamlaşma için dik durulmalı, avuç içleri birbirine değecek şekilde el kavranmalı, göz teması kurulmalı ve sahici bir tebessüm ile de bunlar desteklenmelidir.
– Önce elini uzatanın, önce elini çekmesi beklenmelidir.
– Bir kadın ve erkek ilk karşılaştığında, önce kadının elini uzatması beklenmelidir.
– Her zaman ilk önce, erkek kadına tanıştırılır. Diğer bir deyişle takdim edilir.
– İş hayatında ast, üste tanıştırılır. Kadınlar bacak bacak üstüne attıklarında, sağ bacaklarını solun üzerine atmalı ve hafif yan oturmalılar.
– Erkekler ise sol bacaklarını sağın üzerine atmalı ve ayak uçları her zaman karşıyı göstermelidir.
– Kadın ve erkek birlikte yürürken erkek her zaman cadde tarafında olmalıdır.
– Merdiven çıkarken kadının herhangi bir düşme tehlikesine karşı erkek bir adım arkada olmalı, inerken de bir adım önde olmalıdır.
– Telefon en fazla dört kez çaldırılmalı ve arayan kişinin görüşmeyi sonlandırması beklenmelidir.
– Hasta ziyaretlerinin süresi en fazla 15-20 dakika olmalı ve hastaya ‘Neyin var?’ sorusunun asla sorulmaması gerekiyor.
– Restorana girişte erkek önden gitmeli ve kapıyı açarak eşine kolaylık sağlamalıdır.
– Bir aracın en önemli yeri, arka sağ koltuktur. İkinci önemli yeri, arka sol koltuk ve daha sonra şoför yanı ve arka orta gelir. Kadınların yeri her zaman arka sağ ve sol koltuklardır.
– Restoranda servis personeli ile göz teması da kurularak iletişim kurulmalıdır.
– Yemek sırasında çatal ve bıçak kullanımı dıştan içe doğru olmalıdır.
– Bez peçete sadece kucağa yerleştirilmelidir.
– Hesap ödenirken mutlaka bahşiş bırakılmalıdır.

Zarafet Akademi’den faydalanmak isteyenler daha detaylı bilgiye nasıl ulaşılabilir?

Akademimizin bireysel ve kurumsal eğitimlerine Zarafet Akademi’nin web sitesi www.zarafetakademi.com üzerinden ve yine sosyal medyada @zarafetakademi ismiyle yer alan hesaplarımız üzerinden ulaşabilirler. Genel katılıma açık, İş Hayatında ve Sosyal Yaşamda Zarafet Eğitimi’miz en yakın 13-14 Ocak’da gerçekleşecek. Detaylı bilgiye akademimizi arayarak da erişebilirler.

Adab-ı muaşeret” bilgisi, sizi kalabalıklar içerisinde fark edilir kılacak tek özelliktir.

2016’da yayınlanan kitabınız “Ve Zarafet” iş hayatında ve sosyal hayatta farkındalığa hizmet eden, tam anlamıyla bir başucu kitabı olmuştu. İçeriği hakkında kısaca bilgi vermenizi istesem?

Kitapta iş hayatının ve sosyal yaşamın incelik ve detaylarını anlatırken aynı zamanda okurları, kendilerini keşfetmek üzere bir yolculuğa çıkarmak istedim. Kitap 10 bölümden oluşuyor ve her bir bölüm de hem iş hayatında hem de sosyal yaşamda karşılaştığımız durumlar ve ortamlar için kaynak bilgiler bulunuyor. Çünkü giyimimiz, hayata, olaylara karşı duruşumuz, ses tonumuz, hitabet şeklimiz, beden dilimiz, seçtiğimiz kelimeler, masa adabı, yemek yeme şeklimiz, hatta hangi yemeği sipariş ettiğimiz, kurumsal duruşumuz, kartvizitimizi nasıl sunduğumuz, zamanı nasıl yönettiğimiz, ast-üst ilişkisi, makam odası yönetimi, hediye seçimi ve takdimi, kısacası toplumsal ilişkilerde kullandığımız iletişim kaynaklarındaki incelikler, profesyonel başarı söz konusu olduğunda eğitimin ve deneyimin de önüne geçen önemli bir etken halini alıyor.

Aynı şekilde ikili ilişkilerimizde de bu kuralların gücüne sahip olmak, bizi daha başarılı bir iletişimci yapar ve birlikte yaşamanın, ilişki sürdürmenin, iletişimi anlamanın ve yorumlamanın erdemini bilen herkese istediği kapıyı açabileceği sihirli bir anahtar görevi görür.

Teknoloji, yeni dünya düzeni ve değişen ilişki dengeleriyle birlikte unutmaya yüz tuttuğumuz ya da üzerinde hiç düşünmediğimiz, eskilerin söylemiyle “Adab-ı muaşeret” bilgisi, sizi kalabalıklar içerisinde fark edilir kılacak tek özelliktir. Ne mutlu ki okuyucular tarafından çok sevildi ve şu an 10. baskıya ulaştı. Her gün yazılı ve görsel basında konuyla ilgili bir haberin içinde, kitabımızın geçmesi benim için büyük mutluluk oluyor.

gökhan-dumanli-zarafet-akademi-uzmani-görgü-kuralları

Şimdi de çocuklara ve gençlere yönelik olarak hazırladığınız “Gençler için Görgü ve Zarafet” kitabınız raflarda yerini almak üzere. Fikir nasıl ortaya çıktı? Gençler için bir yaşam kültürü rehberi diyebilir miyiz bu yeni kitap için?

Kesinlikle! Ve dün itibariyle raflardaki yerini aldı. Bu defa çocuk ve genç okurlarıma seslenmenin mutluluğunu yaşıyorum. Zaten Zarafet Akademi kurulduğu günden bugüne çocuklarla ilgili eğitimlerimiz hep çok talep görüyordu. Bununla beraber sürekli okullardan gelen seminer talepleri doğrultusunda “Çocuklar için Görgü ve Zarafet Semineri” ile onlarla  buluşuyordum. Ayrıca iki yıldır İstanbul’da özel bir kolejde, kendi yazdığım müfredatla Yaşam Kültürü dersi veriyorum.

Çocuklar ve Gençler için Görgü ve Zarafet” kitabını yazma ve oluşturma sürecinde beni heyecanlandıran ve motivasyonumu yüksek tutan en önemli şey; çocuklara ve gençlere hayatı bir bütün olarak kucaklamanın onları mutlu edecek en değerli şey olduğunu anlatmak ve bu kitabın ihtiyaçları olabilecek birçok bilgiye ulaşabilecekleri bir yaşam kültürü rehberi olmasını sağlamaktı.

Anne-babalar, anne-baba adayları ve değerli eğitimcilerin de bu kitabı oluşturma sürecinde bana eğitim ve seminerlerimde yıllarca hassasiyetle bildirdikleri konuları da göz önünde bulundurdum ve onlar içinde bu konuda güncel bir kaynak olmasını amaç edindim.

Bir eğitimimde bu konulara büyük önem vermeleri ile bende derin iz bırakan bir anne-baba, ”Gökhan Bey, eğer çocuklar ve gençler için de kitap çıkarırsanız, biz anne-baba olarak ilk kitabınızı okurken onların da yanımızda aynı konuda kendileri için yazılmış kitabınızı okumalarını ve aile boyu, konuya verdiğimiz önemi onlara böyle hissettirmeyi çok arzu ediyoruz’’ demişlerdi.
Kitabı yazarken hep o fotoğraf canlandı gözümde. Bir evin içinde bu konuda hem anne-babanın, hem de çocuklarının kitaplarımı okuması ve bu konuda paylaşım içinde olmaları.

“Çocuklar ve Gençler için Görgü ve Zarafet” Kitabınızın içeriğini neler oluşturuyor?

Kitapta iletişimden, değerlere, hitap etmenin inceliklerinden, tanışma ve tanıştırılmaya, yürüyüşten, oturma-kalkmaya, arkadaşlık ve dostluktan, aile bağlarına, ev ve oda düzeninden, misafirliğe, sağlıklı beslenmeden, masa düzeni ve kültürüne, okul hayatından, meslek seçimine, sporlu yaşamdan, hobilere, kitaplarla yaşamaktan, sanatın hayatımızdaki etkilerine, karakter ve tavırdan, çeşitli yerlerdeki tutum ve davranışlara, telefonda görgü kurallarından, trafik ve yaya adabına, güvenli internet kullanımından, farklılıklara saygıya ve doğa-hayvan sevgisine kadar birçok konu var. Çocukların ve gençlerin ‘yaşamı bir bütün olarak’ kucaklamalarını sağlayacak ve onların birçok konuda farkındalıklarını artıracak bir başucu kitabı aslında.

Onların da bu konuda benimle aynı heyecanı paylaşmaları ve içindeki bilgilerle daha iyiyi, daha güzeli amaçlayan, hayatı ıskalamayan, modern ve seçkin bir genç olmanın onlara kazandıracağı avantajları sonuna kadar yaşamalarını diliyorum. Çünkü yaşı kaç olursa olsun insanların kendilerini ifade edemedikleri sürece, birlikte yaşam çabalarının sağlıklı bir şekilde oluşturulması mümkün olmayacaktır.

gökhan-dumanli-zarafet-akademi-uzmani-görgü-kuralları

Gökhan Dumanlı deyince, cep mendili ve kol düğmesi de akla geliyor.

Moda ve trendlerle ilgili misiniz? En çok nerelerden alışveriş yapmayı seversiniz?

İmaj yönetimi” eğitim konularımın içinde önemli bir yer tuttuğu için için, yakından takip ediyorum.  Kendi hayatımda da, işim gereği sürekli takım elbise giyiyorum ve bundan da memnunum diyebilirim. Ancak takım elbise giydiğimde bile kendi yorumumu katmaya çalışıyorum. Bunun içinde aldığım parçaları karıştırarak kombinlemeyi tercih ediyorum.
Siyah bir takımın pantolonunu bordo bir ceket ile eşleştirdiğim bir tarzı cep mendili ve kol düğmesi ile de destekleyerek kendime has bir duruş yaratıyorum. “Gökhan Dumanlı” deyince de artık, cep mendili ve kol düğmesi ilk akla gelen parçalar olmaya başladı. Böyle akıllarda yer eden bir imaj yaratmış olmak da beni mutlu ediyor.

Teknoloji ile aranız nasıl? Mesela sosyal medya kullanıyor musunuz? En son aldığınız teknolojik cihaz nedir?

Teknoloji ile aram iyi, ancak sosyal medyayla ile birbirimize mesafeliyiz 🙂 İlk yıllarından beri, hep az ve öz paylaşımlar yapmaya ve gerçekten takip eden insanlar için bir şeyler ifade etmesine özen gösterdim. En son aldığım cihaz, ilhamını hayatın içinden alan ve bunun için de sürekli dışarıda yazan bir yazar olarak hafifliği sebebi ile Macbook Air.

Türkiye ve Dünya’daki en sevdiğiniz restaurantlar hangileri?

Türk Restoranları içinde hem konumu, hem atmosferi, hem de lezzetli yemekleri ile St Regis Istanbul otel içinde yer alan ‘Spago’ yu seviyorum. Yurt dışındaki en son keşfim de, Londra’daki diğer tüm ihtişamlı restoranların aksine, samimi ve sanat kokan dekorasyonu ve kendine has mutfağı ile Chelsea’deki ‘Bluebird’.

Yemek yapmayı mı, yoksa yemeyi mi daha çok seversiniz? En güzel yaptığınız yemek?

Yemek yemeyi daha çok severdim, ta ki ideal kilomun üzerine 12 kilo eklenene kadar 🙂 Geçtiğimiz yıl bir karar verdim ve sporla, sağlıklı beslenme ile istediğim kiloya ve fiziksel görünüme kavuştum. Elbette bu bir yaşam tarzı ve o günden beri bu yaşam tarzını sürdürüyorum. Evdeysem mutlaka sağlıklı yemekler hazırlıyorum, hatta ufaktan hobi olmaya bile başladı. Pirinç ve bulgur pilavlarım şahanedir. Bir de dere otlu ve limon soslu fırında somon 🙂

gökhan-dumanli-zarafet-akademi-uzmani-görgü-kuralları

Son dönemdeki favori dizileriniz?

Fırsat bulabilirsem yerli dizi olarak sadece Fi’yi izliyorum. En son yabancı dizilerden Big Little Lies’ı izledim.

Hobileriniz neler?

Yazmak en büyük hobim ve ne mutlu ki aynı zamanda işimin bir parçası… Çok uzun süredir aralıksız yazıyorum ve 2018’de yine bir kitabım daha okurlarla buluşmuş olacak. Onun dışında düzenli olarak spor ve koşu yapıyorum. Evdeysem de mutlaka puzzle ve resim. Bitkilerle aram çok iyi olduğu için evin içinde küçük bir bahçem var ve onlarla ilgileniyorum. Sivil Toplum Kuruluşları ile ortak yürüttüğüm çalışmalar beni çok mutlu ediyor. Açev, Otizm Vakfı gibi STK’lara destek veriyorum. Ve elbette seyahat etmek. Ruhumu özgür bıraktığım anları seyahatlerime borçluyum.

Son izlediğiniz film?

Sinemada çok büyük bir keyifle “Aile Arasında”yı, evde ise geçenlerde kim bilir belki 10.kez Julia Roberts’lı “Mona Lisa Smile”ı izledim.

Son gittiğiniz konser?

Yazın Harbiye Açıkhava’da Erol Evgin’i hayranlıkla dinlemiştim. Onun dışında geçtiğimiz haftalarda Kalben’i sahnede izledim ve bir kez daha, “İyi ki hayatı böyle yorumlayan insanlar, müzik yapıyor” sevinciyle ayrıldım konser alanından.

Son okuduğunuz kitap?

Yıllar sonra yeniden John Berger’in “Görme Biçimleri” kitabını, yine aynı heyecanla okudum.

Son yaptığınız seyahat?

Bir iki ay önce çok sevdiğim Londra’ya.

Son olarak Üşengeç Şef okurlarına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Sosyal medyadan sizi ve takipçileriniz ile olan iletişiminizi görüyorum ve her seferinde “Dijital Nezaket”in en güzel örneği olduğunuzu düşünüyorum. Zarafet Akademi’li olmanızdan da ayrıca mutluluk duyuyorum. 🙂 Yeni yılın bu ilk gününde böylesi incelikli bir platformun sorularını yanıtlamak büyük keyif oldu benim için. Orkestranızın müziği hiç susmasın!

Ve bu röportajı okuyan sevgili okurlar! Sizin için de yaşamın incelikleri dolu, farkındalıklı ve kendinizle daha çok buluştuğunuz keşif dolu bir yıl diliyorum.

Bu keyifli röportaj için çok teşekkürler:)

——————————————————

Kariyer Özeti;

Gökhan Dumanlı, İnsan Kaynakları eğitimi ardından Halkla İlişkiler Yüksek Lisansını tamamladı. 5 yıl halkla ilişkiler alanında çalıştıktan sonra, kendi reklam ajansını kurarak İletişim Danışmanı görevini yürütürken, aldığı eğitimlerle doğuştan gelen yeteneklerini birleştirerek, uluslararası koç unvanını aldı.

Türkiye’nin çocuklar, gençler ve yetişkinler olmak üzere geniş kapsamlı eğitim veren ilk Zarafet Akademi’sini kurdu. İsviçre’de bulunan dünyanın en prestijli zarafet okulları ile yaptığı ortak çalışmalarla kendi programını oluşturdu.

2016 yılında iş hayatının ve sosyal yaşamın inceliklerini etraflıca anlattığı ‘Ve Zarafet’ adlı çok satan kitabını yazdı.

Şu anda Kişisel gelişim alanında bireysel ve kurumsal eğitimler vermeye, söyleşi ve seminerleri ile tüm Türkiye’yi dolaşmaya ve konuşmacı olmaya devam ediyor. İstanbul’da özel bir kolejde ilköğretim öğrencilerine, kendi kaleme aldığı müfredatla Yaşam Kültürü dersi veriyor.

Bu hafta çıkan yeni kitabı ‘Gençler için Görgü ve Zarafet’ ile bu defa çocuk ve genç kitap okurlarına sesleniyor.