Ana Sayfa Blog Sayfa 44

Üşengeç Şef Hürriyet Aile’de Manşette:)

2

Artık ben de Hürriyet Ailesi’ndeyim:)

An itibariyle, “Kolay Su Böreği” tarifime Hürriyet Aile ‘den de ulaşabilirsiniz:)

HUrriyetAileManset

Üşengeç Şef şimdi de HÜRRİYET AİLE’de yazıyor:)

1

Tariflerim şimdi HÜRRİYET AİLE‘de de yayında…
Sizlerle böyle güçlü bir platformda daha birlikte olacağımız için mutluyum gururluyum:)

usengec-sef-resimli-yemek-tarifleri-hurriyet

usengecsef.com
www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Haute Couture Modacılarımızdan Eğitime Destek

0

Singer’in Türkiye’deki 110. yılını kutlamak üzere organize edilen gecenin özel davetlisiydim. Yağmurlu ve soğuk bir günde gerçekleştirilecek olmasına ve daha önce bahsettiğim gibi, aslında geçirdiğim talihsiz kaza sonucu ayağımın oldukça rahatsız olmasına rağmen, bu anlamlı geceyi kaçırmak istemedim. Çünkü dikiş makinesi denilince akla ilk gelen bu köklü marka, güzel bir sosyal sorumluluk projesine imza atarken, Türkiye’nin en ünlü 11 Moda tasarımcısını da buna dahil etmişti.

usengec-sef-cemil-ipekci
Cemil İpekçi ile…

Amaç Eğitime Destek

Bu sayede modacıların yeniden yorumladığı Anadolu’nun geleneksel uzun yastıkları, bu özel gecede sergilenecek ve sonrasında açık artırma usulu ile satışlarından elde edilecek gelir, eğitime destek vermek üzere “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği”ne bağışlanacaktı.

İstanbul Kongre Merkezi’ne gelip, davet salonuna adım attığım anda, her daim yüzünde güller açan dünya tatlısı insan İlknur Eşiz’le karşılaşmak, güzel bir gecenin başlayacağının ilk sinyali gibiydi.

usengec-sef-ilknur-esiz-singer

Singer’in Eğitim Koordinatörü olan bu hanım hakkında, daha önce yazdığım yazımı okuyanlar hatırlayacaklardır ki, ben kendisini Singer’in kuracağı bir TV kanalında, artık milyonlarca insana dikiş diktirmeyi öğretirken ve sevdirirken görmeyi çok istiyorum. Bu önerimi Singer’in Genel Müdürü Sinem Kınrak Parlak’a da bizzat ilettim ve yakın gelecekte böyle bir internet televizyonu projesine olumlu baktıklarını öğrendim. İşte bu, dikiş dikme arzusuyla yanıp tutuşanlar için iyi bir haber:)

Henüz ortam iyice kalabalıklaşmadan, ilk iş olarak, sergi alanını gezip, yastıkları tek tek incelemeye karar verdim. Aynı zamanda da yanlarındaki panolardan modacıların, yastıklarını tasarlarken esinlendikleri hikayelerini okuma ve tek tek fotoğraflama fırsatı buldum.

Bir Yastığa Baş Koymak

“Bir Yastığa Baş Koymak” isimli bu projeyle, Türk Moda tarihinin en önemli modacılarından olan ve “haute couture” alanında yüksek dikiş tekniğini yaşatan Zuhal Yorgancıoğlu, Cemil İpekçi, Vural Gökçaylı, Yıldırım Mayruk, Faruk Saraç, Muzaffer Çaha, Hakan Elyaban, Ahmet Eraslan, Dilek Hanif, Sadık Kızılağaç ve Barbaros Şansal’ın tüm yaratıcılıklarını ortaya koydukları yastık tasarımları, aynı zamanda aşka bakış açılarını da yansıtıyordu adeta…

usengec-sef-ilknur-esiz-singer
Yıldırım Mayruk, “kadın vücudu” şeklinde tasarladığı yastıkla, gerçek bir tasarımcının düşünce şeklinin sınır tanımadığını bir kez daha ispatlıyordu adeta…
yildirim-mayruk-singer

Üniversite yıllarımda Yıldırım Mayruk tasarımlarıyla da defileye çıkmış birisi olarak, yıllar sonra karşılaşmak ve kendisinden, “herhalde o zaman çocuktunuz, çünkü şimdi karşımda bir genç kız görüyorum” sözlerini işitmek gerçekten ilaç gibi geldi. Ayağımdaki ağrı bile bir müddet geçti sanki o an ve ben bu iltifat üzerine kendimi “catwalk” yürürken buldum 🙂

usengec-sef-yildirim-mayruk-singer

Yıldırım Bey gibi, her hal ve tavrından beyefendilik akan bir şahsiyetten sonra, sıra geldi onun yamağı olmaktan büyük gurur duyan, ama aynı zamanda renkli kişiliği, bilgi birikimi ve sivri diliyle modanın haşarı ve eğlenceli çocuğu, kendi deyimiyle Terzi Yamağı Barbaros Şansal’ın yastığına…

barbaros-sansal

Farklı bakış açısını, bu tasarımında da ortaya koymasına şaşırmadım ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu:)

Barbaros Şansal, dikenli tellere takılan kuş tüylerine yer verdiği tasarımını “Etrafımıza örülü dikenli tellerden ve kafeslerden kurtularak, tüm değer sistemlerini aşmanın ilk durağı aşk vadisine girmek ve oradan geçerek tüm vadileri aşabilmekten geçiyor” sözleriyle anlattı.

usengec-sef-barbaros-sansal-singer

>azra-akinİşte şimdi o eşsiz aurasıyla, ışıl ışıl parlayan gözleriyle, candan insan Cemil İpekçi’ye geldi sıra…

Cemil İpekçi ve Lotus Yastığı

Yakın aile dostlarımın sahibi olduğu Kapalıçarşı’da yer alan kumaş dükkanına çocukluğundan beri gidip, kumaşlar arasında kendini kaybettiği ve “benim dükkanım” dediğini keyifle anlattı. Orası aynı zamanda benim de “dükkanım” olduğu için, bir çeşit ortak olmuştuk kendisiyle bu sayede:) Hatta hatırlarsanız, 2002 yılında düzenlenen Dünya Güzellik Yarışması’nda Azra Akın’a birincilik getiren ve jüri tarafından da gecenin kostümü seçilen pazen bir elbise vardı. İşte Cemil İpekçi’nin tasarladığı o elbisenin kumaşı da Kapalıçarşı’daki bu dükkandan alınmıştı. Zamanın parasıyla 50 milyona mal edilen bu kostüm, yarışmadaki milyarlık kostümleri geride bırakarak, hafızalara kazınmıştı.

cemil-ipekci-singer

Bu akşam için hazırladığı yastık tasarımında kullandığı “lotus” motifli çalışması için ise Cemil İpekçi, “Kayıp bir uygarlıkta su yüzüne çıkıp insanlık tarihinin önemli bir simgesi halini alan, içsel arınmanın ve saflığın temsili lotus, değişen değerlere rağmen, kendini korumayı başarmıştır. Binlerce yıllık geleneksel, kültürel ve ezoterik anlamların dinginliğinde, yeni sabahlara uyanmanın ve lotusun düşsel zenginliğine günaydın diyebilmenin hazzını tasarımıma taşıdım” dedi.

cemil-ipekci-singer

Muzaffer Çaha ile Yin ve Yang Yastığı

Muzaffer Çaha, Uzakdoğu’nun kadim öğretilerinin kalbini temsil eden ve Konfüçyus’un deyimiyle “birbirine zıt olan, farklılıklarını zaman içinde birbirinde eriten ve bütünleyen evrensel ilke” olan “Yin ve Yang” motifi ile tasarlamıştı yastığını…

muzaffer-caha-uzun-yastik-egitime-destek

Vural Gökçaylı, aşkın ve ölümsüzlüğün adı olarak tanımladığı “lale” motiflerini kullanmıştı.

vural-gokcayli-singer

Madame Z

Türkiye’nin markalaşmış ilk moda tasarımcısı kabul edilen, güzel gözlü güzel insan Zuhal Yorgancıoğlu, nam-ı diğer “Madame Z” ise aşkı; sarmaşık motifleri ile yastığa işlediği, isminin baş harfiyle tasarladığı bir geleneksel yastık ile yorumlamıştı.

zuhal-yorgancioglu-singer

usengec-sef-zuhal-yorgancioglu-singer

Sadık Kızılağaç ise “bir yastığa baş koymak” projesine, gelin ve damat figürlü yastığıyla katılmıştı.

bir-yastik-evlilik-dugun
Faruk Saraç da galaksi ve yıldızlarla dolu yastığıyla, bir nevi “Kozmoz”u tasarımına taşımıştı.
anadolu-yastiklari-singer
Ahmet Eraslan ise “Yastığımda Gül Diken” temasına yer verdiği yastığını şöyle anlatıyor:

“Aşk ile sulanan gül bahçesinde her batan diken, her can acısı, egolardan kurtulmanın rotasını belirler. Aşk ırmağına salıverince insan kendini, can acısı, acı olmaktan çıkar, can yeniden cananı bulur…
anadolu-yastiklari-singer

turk-modacilar

usengec-sef-barbaros-sansal
Barbaros Şansal ile…

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Plaket

Eğitime katkı sağlamak amacıyla kurulan ve binlerce öğrenciye burs ve eğitim malzemesi desteği veren, yurtlar ve okullar açan ÇDYY Başkanı, değerli Hukukçu Prof. Dr. Aysel Çelikel, bu özel gecede derneğe destek verenlere teşekkür ederken, katılan tasarımcılara plaket verdi.
aysel-celikel-cagdas-yasam-cydd
ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel
usengec-sef-cydd-cagdas-yasami-destekleme-dernegi
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin değerli Yöneticileri ile…

usengec-sef-cemil-ipekci

Böyle bir gecede Sevgili Cemil İpekçi ile Selfie yapmasak olmazdı:)

usengec-sef-yildirim-mayruk
Yıldırım Mayruk ve Barbaros Şansal ile…

Davetin devamında Demet Tuncer ve Trio, güzel bir konser verdiler. Açık artırma yapmak yerine Singer markası, tüm yastıkları kendileri satın aldı. Bir sonraki adımda, bu projeyi daha büyük kitlelere tanıtmak için, farklı dönemlerde farklı Alışveriş Merkezlerinde sergiler açacaklarını öğrendim.

Ayrıca modacıların bu işe nasıl başladıklarına dair çocukluk anılarına da yer verilen ve proje ile aynı adı taşıyan “Bir Yastığa Baş Koymak – Bir Yastık Hikayesi” isimli ve Singer’in sponsorluğunu üstlendiği bir kitap da aynı gecede satışa sunuldu ve tüm gelir, yine derneğe bağışlandı.

bir-yastiga-bas-koymak-egitime-destek

Bu proje ile hem Anadolu’ya özgü uzun yastık geleneğine sahip çıkan, hem de çağdaş Türkiye’nin gelecek güvencesi ÇYDD’ye ve dolayısıyla eğitime destek vererek, önemli bir sosyal sorumluluk projesine imza atan bu markayı, değerli modacılarımızı ve tüm emeği geçenleri kutluyorum.

Kilo Vermekte Zorlananlara Haşimoto Amcanın Selamı Var :)

8

Biliyorum çoğumuzun istediği “yeyip yeyip, kilo almamak”. Ama nerdeee? Sizin kaç katınız abur cubur yemesine rağmen hala “tüy siklet” ortada gezinen birkaç tanıdığınız olmuştur belki… Biz onlara tek kelimeyle “gıcık” diyoruz:) Siz bugün böyle olduklarına bakmayın, o şekilde yemeye devam ettikçe biraz yaşlandıklarında tekrar görüşelim bakalım kimmiş “tombik”?

İç Güzelliği Neden Yeterli Gelmiyor?

Orjinal ismi “Shallow Hal” olan ve normalde sığ bir bakış açısıyla insanları sadece dış güzelliklerine göre değerlendirirken, yapılan bir tılsım sonucu, onların iç güzelliğini, dışlarına yansımış olarak görmeye başlayan Jack Black’in hikayesinin anlatıldığı ve bu sayede aslında obez olan Rosemary’i (Gwyneth Paltrow) fıstık gibi gördüğü filmi hatırlar mısınız?

nasil-hizli-kilo-verilir
TILSIM ÖNCESİ – TILSIM SONRASI:)

Üst soldaki resimde filmdeki kızın tılsım öncesi; sağdakinde ise tılsım sonrası, iç güzelliğinin dışa vurmuş hali canlandırılmış. Aslında bu bile şişman insanlara toplumda nasıl yaklaşıldığını gözler önüne seren ve bir nevi öz eleştiri yapmamızı sağlayan bir durum. Biliyorum bazıları Recep İvedik filmindeki gibi, “Tamam, ruh güzelliği de önemli ama, ruhlar aleminde de yaşamıyoruz” diyecektir:)

30. Yaş Günü ile Gelen Sürprizler

Efendim itiraf etmeli ki ben de küçükken kilolu insanları anlayamazdım, “Yahu bu kadar kilo almanın manası ne? Baktın şişmanlıyorsun, biraz boğazını tutarsın, hemen verirsin fazlalıklarını nedir yani?” diye düşünürdüm, ama ne zamanki o edepsiz 30 yaşını geçtim, daha doğum günü mumlarını üfleyip, virajı döndüğüm andan itibaren rahatsızlıklar ve metabolizmada yavaşlamalar bir anda iyice tavan yaptı sanki. Bu nası bir yaş dönümüyse, tuhaf bir şekilde bölgesel de olsa yağlanmalar baş göstermeye başlıyor bir anda… Tanıdık geldi mi bu anlattıklarım size de? 🙂

nasil-zayiflayabilirim-beyonce

Hipoglisemi de Neymiş Yahu?

O güne kadar hastalık bilmeyen ben, bir anda “Hipoglisemi” diye bir şey öğrendim. Yemek aralarını çok açınca, sonra bir şey yediğimde şeker seviyemin yükselmesi gerekirken, önce hızlıca çıkıp, sonra aniden düşmesi ile yaşanan sarsıcı durum olarak en basit şekliyle tanımlayabileceğim bu rahatsızlık, meğersem aç kaldığımda yaşadığım baş dönmelerinin, gereksiz sinirlenmelerin ve uzunca açlıktan sonra yemek yediğimde başlayan uyku halimin baş sebebiymiş. Sık sık ama dengeli beslenmem gerekiyormuş. Ara öğünleri atlamamalıymışım.

Aman da aman. Başta biraz tırsıp uyguluyorsunuz ama biraz zaman geçince, hemen savsaklamaya başlıyorsunuz, “çok işim var, bu öğlen de yemek yemesem olmaz mı sanki” diye. Ama yok işte o öyle olmuyor. Başınız dönmeye, diliniz biraz peltekleşmeye başladığı anda panikleyip, bir anda kendinizi buzdolabının önünde bulmanız an meselesi.

nasil-zayiflayabilirim

Diyet Yapıp Bir Türlü Kilo Veremeyince…

Bi’ 4-5 kilocuk vermek için bundan bir kaç yıl önce hayatımda ilk kez diyet yapmaya çalışmıştım. Diyetisyen kontrolünde diyet yapan eşimdi aslında ama, bu tarz durumlarda beraber kilo vermek daha kolay oluyor diye ben de başladım onunla aynı tür besinleri tüketmeye. Zaten “biri yer, biri bakar” olmaz biliyorsunuz. O ilk hafta neredeyse 5 kilo kadar vermişken, benim tartıda birkaç yüz gramlık fark anca oluştu. Anladım ki erkeklerin metabolizması cidden çok daha hızlı çalışıyor.

Haşimoto Amca ile İlk Tanışma

O esnada bunu doktoruma söylediğimde, “bir tiroidlerine bakalım” dedi ve ultrasonu boğazıma dayadığı anda, ne gördüyse artık, bir anda “Sizde Haşimoto” rahatsızlığı var” demesi bir oldu. “Amanın! O da nasıl bir şey öyle!” diye şok geçirdim tabi.

hasimoto-nasil-zayiflayabilirim

Sonra araştırıp ne olduğunu öğrendim ki bu da “otoimmün” bir rahatsızlıkmış, daha da fenası toplumda çok yaygınmış, daha da daha fenası ise “anne-kiz hastalığı” diye geçiyor yani kadınlarda daha çok görülüyor ve genelde annesinde, teyzesinde filan varsa kızında da çıkıyor.

Ne olduğuna gelince… Hani normalde vücutta bir yerde bir problem olduğunda bağışıklık sistemimiz devreye girer ve onunla savaşmaya çalışır ya, işte “Hashimoto” isimli Japon bir profesör amcanın keşfetmesi sonucu onun adı verilen bu tiroid hastalığında ise, vücut kendi dokusu olan Tirodi bezini yanlışlıkla, yabancı bir doku yani, bir “düşman kuvveti” sanıp, onu yok etmek için uğraşıp duruyormuş. Bu sayede de ortaya tiroid hormonu yetmezliği çıkıyor doğal olarak… Genetik bir rahatsızlık olduğu kanıtlandığı için bana teşhis konulduğu andan itibaren, annemi de test yaptırması için zorladım, ama “yok benim bir şeyim” dedi durdu ve en sonunda ikna olduğunda, maalesef onda da çıktı.

Haşimoto Belirtileri

Sinsi bir hastalık çünkü pek işaret vermiyor ama aslında yaşadığınız uykusuzluk, karamsarlık, içe kapanıklık, üşüme, çabuk yorulma, gün içinde uyuklama, ciltte-saçlarda kuruluk, diyet ve egzersize rağmen kilo verememe, çarpıntı, hazımsızlık gibi pek çok rahatsızlığın altında yatan sebep bu durum olabiliyor.

uyku-hashimoto-tiroid
Etrafımda kim bu şikayetlerini ciddiye alıp bir kontrol ettirse, bakıyorum ki o da meğer haşimotoymuş. Adını söylemekte bile insanın zorlandığı bu rahatsızlık, hamilelikte önemli derecede düşük riski yarattığı için de, dikkatlice kontrol edilmesi ve uygun ilacın her gün düzenli şekilde alınması çok önemli. Ara ara testler yaptırarak aldığınız dozun size yeterli gelip gelmediğini kontrol ediyorsunuz. Başka da önemli bir külfeti yok insana.. Tedavisini aksatmadıktan sonra korkacak bir şey değil yani, merak etmeyin:)

Güle Güle Fazla Kilolar

Ben aldığım ilaçla testlerimi normal seviyelere çektiğim andan itibaren, normal diyetime devam ederek, o istediğim 5 kiloyu güzelce verdim. Meğer sıkıntım buymuş, doktorumun benim diyet ve egzersize rağmen kilo verememe konusundaki yakınmalarıma kulak vermesi sayesinde sorunum anlaşılmış ve yapılan doğru tedaviyle de çözülmüş oldu.

nasil-zayiflayabilirim-kilo-verme

Eğer siz de benzer bir durum yaşıyorsanız, her şeyi doğru yapmanıza rağmen, kilo vermekte yine de sorun yaşıyorsanız, bu konuyu ihmal etmeyin, “basit bir kan testiyle tespit edilen bu rahatsızlık için bir Endokronolog’a danışın” derim naçizane:)

Herkese sağlıklı günler dilerim:)

www.facebook.com/usengecsef
www.twitter.com/usengecsef
www.instagram.com/usengecsef

Grand Hyatt Hotel’deki 34 Restaurant’taydım

0

Dün akşam Taksim Elmadağ’da yer alan 5 yıldızlı Grand Hyatt Hotel içindeki 34 Restaurant’ın davetlisiydim. Akdeniz ve Türk mutfağı temel alınarak hazırlanan “Güneş’in Mutfağı” (Food under the Sun) konseptinin yaratıcısı ve mekanın İtalyan Executive Şefi Fabio Brambilla, güleryüzlü ve işini çok severek yaptığını belli eden, eğlenceli bir kişilik…

yesil-zeytin

grand-hyatt-hotel-istanbul

O filmlerden aşina olduğumuz yoğun İtalyan aksanlı İngilizcesiyle, masamıza ilk geldiğinde, Türk bir şef, şakacıktan bu şekilde konuşuyor sanabilirsiniz, o derece bizden:)

Ah bu arada aklıma gelmişken küçük bir parantez açayım:) Bizim gibi konuşurken, elleri kolları durmayan İtalyanların bu karakteristik vücut dillerinin aslında ne anlama geldiğini Dolce&Gabbana Erkek Modellerinin anlatmaya çalıştığı ve çekim esnasında bol bol gülüp eğlendiği şu videoya bir göz atın derim:)

Youtube Video by Dolce&Gabbana

Şef Fabio’ya dönersek, önden biraz kullandığı malzemelerden ve o akşam bizim için seçtiği menüdeki yemeklerin hazırlanma şekillerinden bahsetti.

grand-hyatt-hotel-istanbul
Restaurantlarında Parmesan Peyniri hariç, kullanılan tüm malzemeleri Türkiye’den temin ettiklerini ve kalitesinden oldukça memnun kaldıklarını söyledi ve “eh bi’ zahmet Parmesan’ı da İtalya’dan getirtelim tabi” dedi:)

grand-hyatt-hotel-istanbul-peynir
Hyatt Hotel bünyesindeki bütün restoranların birleştirilmesiyle oluşan ve farklı mutfakların yer aldığı 34 Restoranda şıklık ve sadelik hakim.

grand-hyatt-hotel-istanbul
Huzur veren indirekt aydınlatmasıyla ve sakin ortamıyla burası, genelde otel misafirlerinin ve iş yemeklerinin buluşma noktası.

grand-hyatt-hotel-istanbul

Kendi makarnalarını yaptıkları ada mutfakta keyifle çalışan aşçılar, çılgın büyüklükte çeşit çeşit peynirin sergilendiği dolaplar, meyve, şarküteri, tatlı ve meze standları, mekana sıcak bir atmosfer katmış.

grand-hyatt-hotel-istanbul-pasta-cesitleri
grand-hyatt-hotel-istanbul-baklava

Önden zeytinyağı ve portakalla yavaş buğulanmış deniz mahsulleriyle başladık. Kapaklı cam kavanoz içinde yapılan sunum her ne kadar ilgi çekici olsa da yeme esnasında biraz güçlük yaratabiliyor. İçinde en çok jumbo karideslerin tadını beğendim.

Safranlı Risotto ve Barbun yahniden sonra, pastırma ve Porcini Mantar sunumu ve ardından Bitter çikolatalı Deniz Levreği, Hindiba ve Patates Kekine geldi sıra.

grand-hyatt-hotel-istanbul-risotto
grand-hyatt-hotel-istanbul-mantar

Çikolata denilince büyük heyecan yaratan bu Levrekteki çikolata tadını, belki de beklenti fazla olduğu için bir türlü hissedemedik ama çok güzel pişmişti. Patates keki de lezzetliydi.
grand-hyatt-hotel-istanbul-somon
Ardından tatlı tatlı sohbetlerin geçtiği geceyi, yine tatlı bitirmek için Ilık elmalı tart ve kaymaklı ballı “gelato” geldi… Bilmeyenler için söyleyeyim. “Gelato”, İtalyanca “Dondurma” demek ve “celato” diye okunuyor.

grand-hyatt-hotel-istanbul-dondurma-tatli
Bu tatlı hakkında konuşurken, Şef Fabio’nun anlattığına göre yeni teknolojiyle üretilmiş masum şekerle hazırlandığı için sadece 42 kaloriymiş. Bunu duyunca herkeste ekstra bir iştah yarattı desem yalan olmaz:)

Bu 5 yıldızlı hotel içinde yer alan A la Carte restaurant’da servis edilen yemekler ve fiyatları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için menünün de bir resmini çektim.

grand-hyatt-hotel-istanbul-sarap
Kullanılan malzeme kalitesiyle orantılı olarak fiyatların tabi ki de yüksek olduğunu söylememe gerek yok herhalde:)

Kelebeğin Rüyası TV’de Gösterime Giriyormuş

3

2013 Los Angeles Türk Film Festivali’nin de açılış filmi olarak seçilen, Amerika’da yapılan “86. Oscar Academy Ödülleri” için En İyi Yabancı Film Dalında ülkemizi temsil eden “Kelebeğin Rüyası” filmini eğer sinemada izleme şansınız olmadıysa, bu Cuma Digitürk Moviemax’de gösterime giriyormuş.

Zonguldaklı iki genç şairin, gerçek yaşam hikayelerinden esinlenerek hazırlanan etkileyici senaryosuyla, geçtiğimiz Şubat ayında, 578 sinema salonunda gösterime girerek, yüksek bir gişe başarısı elde eden ve şimdi TV’de tanıtımları dönerken bile tekrar heyecanlanmama sebep olan bu film hakkında hazırladığım yazımı, gözden kaçıranlarınız için yine yayınlıyorum.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

“Dün gece bir düş gördüm
Düşümde kelebek olduğumu gördüm
Şimdi düşünüyorum…
Ben kelebek olduğunu düşünen bir insan mıyım?
Yoksa, insan olduğunu düşünen bir kelebek mi?”

Yılmaz Erdoğan’ın senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Kelebeğin Rüyası; Zonguldaklı iki genç şair Rüştü Onur (Mert Fırat) ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun (Kıvanç Tatlıtuğ) aşk ve şiiri, veremle olan savaşlarına tercih etmelerini, karşılığında sadece sevgilerini ve şiirlerini bırakarak bu dünyadan genç yaşta göçüp gitmelerini anlatan 128 dakikalık bir dönem filmi…

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Muhteşem ötesi görüntülerinin yönetmenliğini Gökhan Tiryaki‘nin üstlendiği ve IMDB notu 7,8 olan Film, fragmanı sebebiyle, iki şair arkadaşın, aynı anda beğendikleri kız uğruna şiir yazarak yarışacaklarını ve kız hangisinin şiirinden etkilenirse, onunla diğerinin, kız uğruna aralarının bozularak, savaşacaklarını filan sanıp, yine her zamanki klişelere kendini hazırlayanları, en güzel şekilde ters köşeye yatırıyor.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Kısaca konusunu özetlemek gerekirse;

Tek parti hükümeti ve1941 Türkiyesi… Zonguldak’ta yaşayan 13-50 yaş arası her erkeğin, madende çalışmakla mükellef kılındığı yokluk yılları… Yakın arkadaş olan Muzaffer  ve Rüştü ise verem hastası oldukları için yer altında çalışmaktan kurtulmuş.

Tüm yokluk ve hastalıklarına rağmen, şiir yazma tutkusuyla yanıp tutuşan bu iki şairin, şiire bahane olarak gördükleri aşk; kentin ileri gelenlerinden Zihni Bey’in kızı Suzan’ın (Belçim Bilgin) şehre gelmesiyle tekrar canlanıyor. Bu süreci dönemin şartları altında en güzel şekilde yansıtan filmin, özellikle ilk yarısında yer yer gülümseten sahnelere de yer verilmiş.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Şiirin ete kemiğe bürünmüş halleri gibi hissettiren, güzel ruhlu iki şairin romantik heveslerinin, hayat karşısında yavaş yavaş solduğunu gösteren film, aslında sadece iki şairin acıklı hikayesi değil… O dönemin ve mükellefiyet yıllarının da bir portresi. “Mükellefiyet yılları derken?” diye merak edenleriniz için “aa nası bilmezsiniz?” diye hiç ukalalık yapamayacağım, çünkü ben de bilmiyordum ama okuyup öğrendim işte.

Meğersem Osmanlı’nın kömür ihtiyacını karşılamak amacıyla hazırlandığını, araştırarak bilgi sahibi mükellefiyet yasası diyormuş ki: “Ereğli’nin 14 kariyesinde 13-50 yaş arasındaki erkekler kazmacı, kürekçi, direkçi olarak çalışmakla mükelleftir.”

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Bu madde uyarınca, insanlar zorla madene sokularak, çok zor şartlar altında çalıştırılıyormış. Görevden kaçanları engellemek ve disiplini sağlamak için alınan önemler ve uygulamalar ise inanılmaz. Sık sık yaşanan grizu patlamaları ve kazalarda toplu ölümler oluyor ve “Bit mücadelesi” adı altında tüm maden işçileri herkesin ortasında zorla çırılçıplak soyundurularak, buhar kazanlarına sokuluyormuş.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Film; Sosyo-ekonomik çerçevenin etki-tepkilerinin izlerini karakterler üzerinde yansıtırken, bir tarafta; acı içinde perperişan evlerde, aç bilaç yaşanan ve çoğu yer altında geçen hayatlar, diğer tarafta; bu durumun tam aksine tenis turnuvaları, vals dersleri ve balolarla gününü gün eden bir kesimi de gözler önüne sererek, insanı derinden etkiliyor.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Aslına bakarsanız 2.Dünya Savaşı yıllarını ve fakirliği işliyormuş gibi yaparken, bir diğer yanda da, aslında şirin bahanesi olarak gördükleri “aşk”la aklını bozmuş iki şair dostu, bir odaya kapatarak, “bağımsız sinemaya” da göz kırpıyor. (Eh izin verin de , aralara biraz da sinema analistlerinin klişe sözlerinden sıkıştırayım:)
Evrensel oyunculuk anlamında; “metod oyunculuğu” tarzında inanılmaz bir örnek sergileyen ve rolünün hakkını verebilmek uğruna, aşırı derecede zayıflayıp, kemiklerinin sayıldığı sahnelerde, izleyicilerin üzüntüden nefeslerinin tutulmasına sebep olan Kıvanç Tatlıtuğ’un; sade, tertemiz ve abartıdan uzak sinema oyunculuğu karşısında şapka çıkarıp saygıyla eğiliyorum. O derece! 🙂

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Geçen seneki Oscar ödüllerinde pek çok tahmini doğru tutturmuş naçizane bir izleyici olarak, genç kızların ondan bahsederken söylediği ismiyle “Kıvanç Baldan Tatlıtuğ’un” bu filmde Oscar’lık bir performans sergilediği kanaatindeyim. “Şahsi görüşüm” demiştim, katılırsınız katılmazsınız bilemem 🙂

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Mert Fırat da oldukça iyi.. Aralarında çok başarılı şekilde sağlanmış bir uyum var ve kimse diğerinin önüne geçmeye çalışmıyor. Mediha rolüyle Farah Zeynep Abdullah ve Behçet Necatigil karakteriyle Yılmaz Erdoğan, abartısız ve gerçekten başarılı oyunculuklar sergilenmiş.kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Söylemeden geçemeyeceğim tek şey; “eş kontenjanından filme dahil edildiği” ileri sürülerek çok eleştirilen Belçim Bilgin…Elinden geleni yapmaya çalışsa da, 30 yaşında bir hanım olarak yüz ve fiziği maalesef, lise öğrencisi kompozisyonunda belki pek inandırıcı olamamış ama, ben yine de sadece eş kontenjanından bu role uygun görüldüğünü düşünmek istemiyorum. Çünkü ortada çok ciddi bir prodüksiyon bütçesi var, bu iş şaka değil. Ama şu var ki insan; kendini böylesine içine çeken bir filmin tam odağında otururken, onun olduğu sahnelerde, sinemanın büyüsünden biraz çıkıp, dışarıdan izleyen ve bunun gerçek değil, bir film olduğunun tekrar farkına varan kişiye dönüşebiliyor.

kelebegin-ruyasi-belcim-bilgin

Sonuç olarak, her ayrıntısını kaçırmadan izlemeye çalıştığım, gerçekten rüya gibi bir filmdi… Balık hafızalı olmama rağmen, söylenen güzel sözleri ezberleyebilmek umuduyla, içimden tekrar ettiğim bile oldu. Hani güzel bir rüya görürken de olur ya, bir yandan bunun bir rüya olduğunun farkında olsanız da, “aman ben bunu unutmayayım” dersiniz… İşte aynen o duygu!

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Zaman zaman sadece tek bir damlanın kirpiğimin ucunda donup kaldığı, zaman zaman da fütursuzca gözyaşı döktüğüm filmden, kurbağa gibi gözlerle çıktıktan sonra, uzun süre bir hüzün duygusu sardı içimizi. “Eee Nası buldun?” sorusuna “çok iyiydi” cevabından çok daha fazlası vardı yüreğimizin tam üstüne oturup kalan…

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Garibanlığı, aşkı, çaresizliği ve verem gerçeğini düşünüp, üzerine konuştuk biraz.  Sonra baktık olmayacak, bir daha konuyu açmamaya çalıştık çaktırmadan ikimiz de… Ama fark ettim ki etkisinden öyle kolay kolay çıkılacak gibi değil aslında…

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Dev bir prodüksiyon örneği sergilenerek, Gökhan Tiryaki’nin üstün görüntü yönetmenliği sayesinde, çok iyi kadrajlarla, sadece sokaklarına değil, neredeyse tüm Zonguldak’a yer verilen ve bol bol dış mekan kullanılmasıyla, dönem filmi atmosferi sağlanması konusunda da Türk Sineması için dönüm noktası olan Kelebeğin Rüyası’nın, Yabancı film dalında Oscar alamamasına üzülmedim desem yalan olur.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Aslına bakarsanız, ödülü geçtim, sırf şiir okunmasını bir nebze de olsa özendirecek olması bile, bence bu filmi sevmek için güzel bir neden…

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Gencecik yaşta göçüp gitmiş, ama gönül verdikleri şeyi yapmaktan ödün vermemiş şairlerimizi yücelten bir Senarist ve Nuri Bilge Ceylan’la olan deneyiminin de etkisiyle harika bir film ortaya koyan ve kendisi de Şair olan Yönetmen Yılmaz Erdoğan’ı tebrik ediyorum.

kelebegin-ruyasi-yilmaz-erdogan

Peynirli Kanepe Tarifi

1

Kahvaltıda hep aynı şeyleri yemekten bıkanlar için, hızlıca hazırlayabileceğiniz, çok lezzetli bir tarif vermek istiyorum. Siz adına ne demek isterseniz deyin, ben yalnız kaldığımızda ona “Kanepe” diyorum:)

Şimdi gelelim adım adım fotoğraflarla kolayca nasıl yapıldığını görmeye…

kahvalti-kanepe-tarif

MALZEMELER
(2 kişilik)

  • 4 adet tost dilimli Ekmek (Ben tarifte kepekliyi tercih etmişim, beyaz da olabilir tabi)
  • 3 kibrit kutusu kadar Beyaz Peynir (Ezine kullandım)
  • 1/2 adet Tatlı Kırmızı Biber
  • 2 adet Tatlı Yeşil Biber (Çarliston)
  • 1 Yumurta
  • 1 avuç Maydanoz
  • Pul biber
  • Tuz
  • Susam
  • Çörek otu

İlk iş fırın tepsisine Aluminyum folyo ya da yağlı kağıt sererek, üzerine ekmek dilimlerini yerleştiriyoruz.
kahvalti-kanepe-tarif-ekmek
Sonra Peyniri bir kaba alıyor ve bir bıçak ya da çatalın arkasıyla biraz eziyoruz.
kahvalti-kanepe-tarif-peynir

kahvalti-kanepe--peynir-tarif
Sonra yıkadığımız kırmızı ve yeşil biberlerin, sap kısımlarını ve çekirdeklerini temizleyip, mümkün olduğu kadar küçük şekilde kesiyoruz.

kahvalti-kanepe-tarif-biber

kahvalti-kanepe-tarif-biber
Kestiğimiz biberleri de peynirin olduğu kaba ekledikten sonra, 1 tane de yumurta kırıp karıştırıyoruz.

kahvalti-kanepe-tarif

kahvalti-kanepe-tarif

kahvalti-kanepe-tarif-yumurta
Maydanozları da yıkayıp, iyice kıydıktan sonra karışıma ekleyip, Pul biber ve Tuzunu da istediğimiz kadar ilave ediyoruz.
kahvalti-kanepe-tarif-maydanoz

kahvalti-kanepe-tarif-maydanoz

kahvalti-kanepe-tarif-maydanoz

kahvalti-kanepe-tarif

kahvalti-kanepe-tarif
Hepsini iyice karıştırdıktan sonra, fırın tepsisi üzerindeki ekmek dilimlerinin üzerine eşit miktarda dağıtıp, bir bıçakla ekmeğin her yerine iyice yayıyoruz.
kahvalti-kanepe-tarif

kahvalti-kanepe-tarif
Arzu ederseniz üzerine siz de benim gibi Susam ve Çörek otu da serpebilirsiniz. Böylesi çok daha lezzetli oluyor bence:)
kahvalti-kanepe-tarif-susam

kahvalti-kanepe-tarif-corekotu

kahvalti-kanepe-tarif
Tepsiyi fırına verip, üstten ızgara bölümünü çalıştırıp, fırınızın gücüne ve özelliklerine göre, üzerindeki malzemeler pişene ve ekmekleriniz kızarana kadar tutmanızı öneririm.
kahvalti-kanepe-tarif

kahvalti-kanepe-tarif
Benim kanepelerim 5 dakikalık bir ön ısıtma sonrası fırına yerleştirdiğimde, 170 C derecede 20 dakika hazır oldular.

 kahvalti-kanepe-tarif
İşte size yarın sabah Pazar kahvaltısında yapabileceğiniz basit ve hızlı bir tarif …
kahvalti-kanepe-tarif
Şimdiden afiyet olsun:)

kahvalti-kanepe-tarif

SİStanbul…

2

Huyum kurusun en ufak bir ışık süzmesi olsa, o odada uyuyamam. O yüzden duvardan-duvara, yerden-tavana teflon perdelerle kaplıdır uyuduğum yer… Allah vermeye de ışık gelmeye:) Amaaaa gel gör ki, sabah uyandığımda havalandırmak için odamın penceresini açarken, tek beklentim dışarıda güneşin parıl parıl parıldadığı bir güne uyanmaktır. Önce hafiften bi’ aralarım perdeyi… “Hadi yavrum güneş, lütfen orada ol” diye. Güneş varsa, o perde sonuna kadar açılır, içerisi ışıl ışıl parlar bir anda. Yok ama eğer dışarıda güneş yoksa, işte o zaman o perdeyi aynen kapatır, küser ve o günü de yaşanmamış sayarım, bana ne!:)

gunes-perde-gunaydin-doga-manzara

Dün  sabah, günlerdir hava durumunda bu hafta için “şöyle yaz geliyor, böyle yaz geliyor, yok efendim Perşembe günü hele 25 derece olacak” gibi söylemlere kendimi iyice kaptırdığımdan olsa gerek, “ne de olsa güneşli” diye “caarttt” diye perdeyi açmamla, bildiğiniz şok oldum. Karşımdaki koca bina gitmiş. Yok yooook, o soldaki kentsel dönüşüm bahanesiyle yıktıklarını demiyorum, hani şu tam karşıdaki gıcır gıcır yeni bina yok. Uyku sersemi halde “nasıl yaa” diye bakınırken, her tarafı gri bir sis tabakasının kapladığını ve o burnumuzun dibindeki binanın bile bu şekilde kaybolduğunu fark etmemle, perdeyi kapatıp içeri kaçmam bir oldu. Bildiğiniz nefret ettim o DÜN’den 🙂

istanbul-sis-manzara

Hani güya yazdan bir hafta geçiriyoruz ya, hava puslu olsa bile çok da soğuk olamaz herhalde diye düşünsem de, yine de temkinli giyinip, sabah 10:30’daki toplantım için yola çıktım.

sis

Aman Allahım bu ne soğuk. Sisin içinde yürürken kendimi yıllaaaar önce okuduğum Stephen King’in “Sis” isimli kitabının baş kahramanı gibi hissettim bir ara, tırstım iyice…

michael-jackson-5Bir yandan da caaanım fönlü saçlarım, o havadaki yoğun su buharıyla tepkimeye girip, öyle bir hal aldı ki, önce “Jackson Five” grubu üyelerine, sonra gittikçe daha bi Kurabiye Canavarına dönüşüverdi tarzım. Topladım tokaladım bana mısın demedi.

Derken buluşacağımız arkadaşlar, sisten ötürü vapurlar iptal olunca, köprüyü denemişler ama orada da trafik durma noktasına gelince, eh bu durumda “Allahın günü mü yok, başka gün yaparız”” deyip, toplantıyı erteledik.

istanbul-sis-manzara-bogaz-koprusu
Sonradan gördüm ki durumun vehameti; vapur, deniz otobüsü ve uçak seferlerinin iptal olmasıyla, ana yollar da tamamen kilitlenince, Marmaray’da oluşan yığılmalarla iyice doruğa ulaşmış. Millet bütün gün instagramda #mahsur”, #sis” #marmaray” #rezillik” gibi taglerle resimler paylaştı. İşinden çıkıp, gecenin bir vaktinde evlerine sağ salim ulaşanlar herhalde yeri öpmek istemişlerdir diye düşünüyorum.
istanbul-deniz-manzara-gunes-gokyuzu

Dün Kara-Hava ve deniz trafiği aynı anda durunca, hayatın tam anlamıyla felç olduğu canım İstanbul’um, bugün ise yine ışıl ışıl… Siz de benim gibi güneş ışığı görmeyince yaşam enerjisini kaybedenlerdenseniz, korkmayın, perdeleri sonuna kadar açın! 🙂

Meksika Mutfağı Sevenlere Gurme Bir Tex-Mex Menü

0

Meksika yemekleri seven ama damak tadımıza bu derece yakın bir mutfak olmasına rağmen, İstanbul’da nedense Meksika yemekleri konusunda önemli bir eksiklik olduğunu hissedenlere bu yazımın içinde süper bir haberim olacak. Oleeyy!:)

Meksika asıllı Amerikalı Şef Manuel Evan Sotomayor’un hazırladığı Meksika yemeklerinin gördüğü ilgi üzerine artık, Mart ayı sonuna kadar tüm öğlen ve akşam yemeklerinde sunulan Tex-Mex menünün tadımı için Mekanist’in ev sahipliğinde geçen hafta Renaissance İstanbul Bosphorus Hotel’in davetlisiydim.

renaissance-bosphorus-hotel-istanbul

Daha önce de burada Güney Amerikalı konuk Şef Paula da Silva ile kırmızı et seçme, marinasyon ve pişirme teknikleri üzerine keyifli bir workshop ve tadıma katılmış ve size o günden tüm öğrendiklerimi adım adım fotoğraflarla anlatmıştım hatırlarsanız.

Lezzet düşkünleri olarak bu kez Meksika yemekleri için yine Arts Restaurant’tayız. Nazik karşılama sonrası “Hoşgeldiniz” denilirken, Meksika’dan tüm dünyaya yayılan ve Tekila ile Lime (Misket Limonu) Suyunun eşsiz karışımından oluşan Margarita’lar servis ediliyor.
margharita-dirnk
Arada günün konseptinden bağımsız olarak şefin bizim için özel olarak, kavun ve beyaz peynirle hazırlanıp, rakı jölesiyle sunduğu mini bir tadım daha yapıyoruz. Pek anason seven birisi olmamama rağmen, şefin bu, tek lokmalık inovatif çalışmasını çok beğendiğimi söylemeliyim.

kavun-raki-beyaz-peynir
Hadi gelelim esas konumuza…

Az önce de kısaca bahsettiğim gibi Renaissance İstanbul Bosphorus Hotel’in içindeki Arts Restaurant, öğlen ve akşam yemekleri için; aperatifinden, mısır cipsi çorbasına, Tacoyla servis edilen Levrek balığından, Dana kaburgasına ve hatta tatlısına kadar her şeyin dahil olduğu 59 TL’lik, hem lezzetli, hem de zengin bir Tex-Mex menü hazırlamış.

IMG 1200Executive Şef Sotomayor öncelikle bizimle tanışıp, tek tek yemeklerin içerikleri ve kullanılan baharatlar hakkında bilgiler verdi.

Lezzet şöleni, aperatif olarak sıcak sunulan Meksika usulü peynir fondü ve misket limon aromalı mısır cipsi “Chili Con Queso” ile başlıyor.

nacho-meksika-yemek

Ardından Organik tavuk kroket, kişniş yağı, misket limon, ekşi krema, avokado ve tatlı biberle hazırlanan “Mısır Cipsi Çorbası” ve lezzetli ekmekler geliyor.

meksika-mutfagi
ekmek-zeytinyagi

Çıtır parmak Levrek, çıtır un Tortillası, Guacamole, Kırmızı Lahana, Kişniş, taze Meksika Biberi ve Himalaya Tuzu ile hazırlanan “Baja balık Taco” ile devam eden lezzet turumuz…
taco-meksika-yemegi

… Adobo Sos, Çedar ve Gouda Peyniri, Acılı Domates Salsa, Ekşi Krema ve Göbek Salata, Meksika Fasulyesi Ezmesi ve Pilavla sunulan “Dana Kaburga Chimichanga Kızarmış Dürüm” ile sürüyor.
meksika-yemegi-durum

Bu yemek şöleni Nutella Ravioli, Karamelize Ananas, Tatlı Ekşi Krema, Çikolata ve Tarçınlı kahverengi tereyağı Dondurması ile sunulan “Tatlı Empanada Börek” ile en tatlı şekilde sonlandırılarak doruğa ulaşıyor.
IMG 1210

Bu ülke mutfağına ilgi duyanlarınızın da fark edeceği üzere, yemek türleri, sosları ve çeşnileriyle, bildiğimiz ve alışageldiğimiz Meksika restaurantlarından farklı olarak ve daha gurme iddiasıyla sunulan bu menüde benim favorilerim en çok Dana Kaburga Chimichanga Kızarmış Dürüm ve Balık Taco oldu.

Tatlı ise masanın diğer misafirleri tarafından çok beğenildi. Kızarmış olması ve tereyağ dondurması ile servis edilmesi sebebiyle, bunca yemekten sonra benim istiap haddim fazlasıyla dolmuş olduğundan o yüzden hatırı kalmasın diye sadece tadımlık bir çatal alabildim:)

Arts Restaurant’ın bu hem göze, hem mideye hitap eden, 59 TL’lik Tex-Mex menüsünü, Mart ayı sonuna kadar, öğlen veya akşam yemekleriniz için  siz de deneyimlemek isterseniz, öncelikle rezervasyon yaptırmanızı öneririm.

IMG 9793

Şimdiden afiyet olsun:)

Kediler Gününüz Kutlu Olsun:)

0

Aşağıda sizinle de paylaşacağım videoyu ilk gördüğümde, fonda çalan Fransızca bir çocuk şarkısı eşliğinde ayna karşısında bir kedinin patilerini oynattığını zannettim ilk başta…

Sonra aslında 2 tane olduklarını ve üzerine yapılan seslendirmelerle ortaya harika bir video çıktığını gördüm. Sizinle de paylaşmak istedim. Vallahi kaç kere izlediğimi Allah bilir. Açıp açıp tekrar gülüyorum.
komik-kedi-video

Fransızca ya da İngilizceyi iyi bilmeyenler için açıklamam gerekirse, bu iki çatlak kedicik kendilerince tuhaf bir pati oyunu geliştirmişler ve alttan Fransızca konuşarak onları seslendirenler, “Dansons la Capucine” isimli bir çocuk şarkısını söyleyerek, kedicikleri mahsusçuktan (!) konuşturuyor.

komik-kedi-videoArada sağdaki, soldakinin yeterince senkronize olmadığını söyleyip, oyunu durduruyor. Hadi baştan başlıyorlar, sonra soldakinin avucu (patisi) kaşınınca, “Ama bana pirelerinden verdin, kaşınıyorum işte senin yüzünden!” diye şikayet ediyor. “Verdim-vermedim” derken “hadi son bir kez daha oynayalım” diyorlar. Arada “aa bak videoya çekiliyoruz” diye kameraya dönüp, selam veriyorlar

komik-kedi-videoSonra soldaki pislik olsun diye, sağdakini boş anında yakalayıp, “Pum” diye kafasına pati atıyor, hadi o ufaktan sinirleniyor filan derken, yine dönüyorlar oyunlarına:)

Bizim “Portakalı Soydum” tadında ve oyunda kimin “Ebe” olacağını seçmek için filan söylediklerini düşündüğüm, bu Fransız çocuk şarkısına, bir yandan gıcık olmakla birlikte, bir yandan da hemen dilime yapıştı edepsiz!Kafadan atmak yerine, hemen şarkı sözlerini buldum ve ezberledim. O saatten beri devamlı mırıldanıyorum. Kedilerin halleri ve konuşmaları gözümün önüne geldikçe de kikirdiyorum. Çekilecek gibi değilim valla şu anda…

Sizin de dilinize takılsın ister misiniz bu şarkı? Yaa ama ne güzel olmaz mıydı? Yanlarına okunuşunu yazdığım gibi, anlamını da anlayabilesiniz diye, sizin için Türkçe’ye de çevirmeye çalıştım. “Cennetlik insan, bu olsa gerek!” dediğinizi duyar gibiyim:)
cicek-sari

“Capucine”, isim benzerliği olmasına karşın “Capuccino” ile alakası olmayan bir kelime… Yandaki çiçeğin ismiymiş.

capucine1Araştırırken buldum, Fisher Price’ın çocuklar için Müzik CD’si varmış bu şarkıyı çalan. Hadi yaşadınız diyeceğim ama Türkiye’deki mağazalarında da var mıdır pek emin olamadım 🙂 Çocuklara yukarıdan bakınca, aynı çiçeğin formundalar, dikkat ettiniz mi? Anladınız zaten siz onu:)

Hiç unutmam… Mahallemizdeki tüm arkadaşlarım benden büyük olduğu için, hepsi aynı anda ilkokula başlayınca dımdızlak ortada kalıvermiştim bir gün. Bunu gurur meselesi yaparak, kendi isteğim ve büyük ısrarımla, İlkokul’a 4,5 yaşında başladım. O zamanlar zekiymişim evet! :))

Daha ilk günden dünya tatlısı hocamız, dersi eğlenceli hale getirmek ve sınıfı kaynaştırmak için,”şarkı söylemek isteyen var mı?” diye sordu ve ben o zamanlar taklit ve şarkılarımla tek kişilik orkestra olduğumdan, hatırladığım ilk sahne şöyle gelişti:

Örtmen: -Şarkı söylemek isteyen var mı?
Ben: – Örtminim ben istiyorum, ama Fransızca!
Örtmen: Tabi canım dinleyelim bakalım…
Ben: -Freğrööö Jaaakööö…. Freğrööö Jaaakööö…Dorme vu Dorme vu… :)))

Yaaa işte böyle! Bambaşka bir havayla başlamışım ilkokula ve öyle de gitmiş… Yani diyeceğim o ki: Kafanızı şişirme riskini de göz önüne alarak, eğer çocuğunuz ya da sevdiğiniz bir yeğeniniz filan varsa, aşağıda okunuşlarıyla yazacağım bu şarkıyı, ona da ezberletin  isterseniz… Yarın öbür gün dost meclislerinde “patlat bir şarkı evladım” deyince, koltuklarınızı kabartsın:) Bir sonraki adımda da Zaz’dan Je veux’yu öğreniriz hep beraber, onun sözleri çok daha anlamlı ama her şey adım adım:)
Bu kadar muhabbet yeter… sabırsızlanıyorsunuz biliyorum. Hadi o zaman gelsin artık şu şeker video!

Youtube Video by Sarah Sarah

“DANSONS LA CAPUCINE” ŞARKI SÖZLERİ

Dansons la capucine (Danson la kapüsin)
Y’a pas de pain chez nous(Ya pa dö pen şe nu)
Y’en a chez la voisine (Yan a şe la vuazin)
Mais ce n’est pas pour nous (Me sö ne pa pur nu)

Dansons la capucine (Danson la kapüsin)
Y’a pas de vin chez nous (Ya pa dö ven şe nu)
Y’en a chez la voisine (Yan a şe la vuazin)
Mais ce n’est pas pour nous (Me sö ne pa pur nu)

Dansons la capucine (Danson la kapüsin)
Y’a pas de feu chez nous (Ya pa dö fö şe nu)
Y’en a chez la voisine (Yan a şe la vuazin)
Mais ce n’est pas pour nous (Me sö ne pa pur nu)

Dansons la capucine (Danson la kapüsin)
Y’a du plaisir chez nous (Ya dü pleziğr şe nu)
On pleure chez la voisine (On plöğr şe la vuazin)
On rit toujours chez nous (On ri tujur şe nu)

Türkçe Meali:)

Hadi Capucine çiçeği dansı yapalım
Evde hiç ekmek yok
Komşularda ekmek var
Ama o ekmek bizim için değil

Hadi Capucine çiçeği dansı yapalım
Evde hiç şarap yok
Komşularda şarap var
Ama o şarap bizim için değil

Hadi Capucine çiçeği dansı yapalım
Evde hiç ateş yok
Komşularda ateş var
Ama o ateş bizim için değil

Hadi Capucine çiçeği dansı yapalım
Evimizde mutluluk var
Komşuda gözyaşları var
Bizim evde kahkahalar var
Eveeeet, gördüğünüz gibi dilimize çevirildiğinde iyice sevimsiz hale gelen bu Fransız şarkısında anlatılmak istenen mesajın, bizim “komşu komşunun külüne muhtaç” atasözümüzle, uzaktan yakından alakası yok:)

Onlar kendilerince şöyle bir anlam çıkarmışlar; “Hayatta bir şeyler eksik olsa bile mutlu olmak için her zaman sebeplerimiz olmalı”…

Çatlak kediciklerin hatırına, aldım ben mesajı:)Veeeeee sizlere en son jestim de “Aman Allahım notalar da mı? Sayende kulaklarımızın pası silinecek Üşengeç Şef! Evde bir yerlerde bir mandolin olacaktı, dur iki tıngırdatayım” diyenlere gelsin…:))
cocuk-sarkisi-fransizca
Sizin de her zaman mutlu olmak için bol bol sebepleriniz olsun inşallah! :)) Kedicik Gününüz Kutlu mutlu olsun:)

Parfüm Denince Akan Sular Durur…

0

Geçen hafta, Hürriyet’in ev sahipliğinde, “Bumerang Deneyim Günleri” kapsamında “Parfüm” konulu çok ilginç bir etkinliğe davetliydim.

Bebek’teki “Herşey Hikaye” isimli mekanda “Aisha” markasının sahibesi, Aromaterapist Ayşe Tolga ile “Aşkın Kokusu”nu aramak üzere bloggerlar olarak bir araya geldiğimiz bu aktiviteye, öncelikle “koku duyusu”nu daha yakından tanımakla başladık.
renk-en-iyi-parfum

Koku duyumuz; tad alma, cinsellik, hafıza ve duygularla birebir bağlantılı bir duyu… Bunun nedeni de; Beynin “amigdala” ve “hipotalamus” dediğimiz iki merkezinin, hem duygularımızı, hem de hafıza merkezimizi yönetmesi… Bu sebeple aldığımız duyular, iştahımızı kabartabiliyor, bizi geçmişe götürebiliyor, yaşanan bir aşkı hatırlatabiliyor ya da hastalıklardan, tehlikelerden koruyabiliyor.

Biz onun değerini normal hayatın rutininde çok takdir edemesek de, nezle-grip gibi sebeplerle burnumuz tıkandığında ya da aşırı kullanılan burun açıcılar sebebiyle o hissi kaybettiğimizde bir anda sıfır kokulu, tatsız tuzsuz bir hayata geçince, şaşırıp kalarak değerini anlıyoruz.

parfum-koku

“Koku, insanı tehlikelerden nasıl korur ki?”, derseniz, alın size en basitinden sık karşılaşılan bir örnek:

Bazen ocakta bir şey pişirirken, tencerenin başında dikilir beklersiniz. “Bi’ kaynamaya başlasın da altını kısayım, sonra arada kontrole gelirim” dersiniz hani… Ama o yemek, inadına kaynamak bilmez ya bazen. Hele de benim gibi tez canlı biriyseniz, o bekleme süresi aylar-yıllar gibi gelir insana… Ama ne zaman ki “madem öyle, iki dakika şu aklımdaki diğer şeyi halledip geleyim” dediğiniz anda, o da ne?! Evin içine yayılan hafiften hafiften bir yanık kokusu. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede illa ki o yemeğin dibi tutar ya… Eh pes yani! İşte böyle bu durumda, bir de burnunuzun koku almadığını düşünün… O yemek kömür haline gelse de ruhunuz duymaz maazallah:)

Burnun içinde bulunan “epitel” denilen koku hücreleri sayesinde algılanan kokular, vücudun farklı bölgelerine sinyaller olarak gönderiliyor.

koku-parfum

Beynimiz tarafından algılanan ve insanların hayatını devam ettirebilmesi için en önemli duyulardan olan Koku duyusu, taaa insanlığın başlangıcıyla beraber, “hayat kurtarıcı” hale gelmiş. Çünkü ilk insanların tehlikeleri algılamasına ve Limbik sistemin uyarılmasıyla, tehlike anında aşırı adrenalin salgılayıp, kaçıp kurtulmalarına yarıyormuş. Atalarımızın o zamanki “kaç-kurtul!” mantığını, ateşte yemek unutanlar zamanla, “koş-yetiş!” mantığına da çevirmişler biraz:)

“Primitiv benlik” dediğimiz benlikte, hayatta kalmamızı sağlayan bu önemli duyu, aynen “karanlıkta kalmak” gibi, “elektriklerin sürekli kesilmesi” gibi, dışarıdan sentetik kokulara maruz bırakıldıkça, aslında uyuşturulan bir duyu haline geliyor maalesef… Nasıl mı?

parfum-koku

Burnumuz normalde yaklaşık 70 bin kokuyu ayırt edebiliyor, Ama gün içinde yaklaşık 40 bin kadar kokuya ister istemez maruz kaldığımız için, (buzdolabında unutulan bir yemeğin kokusu, fırında pişen kekten gelen vanilya kokusu, dışarıdaki toz duman kokusu, saçınızdaki şampuanın kokusu, parfüm kokuları vs.) bir de bunun üzerine, bilinçli olarak koku kullanılan mekanları da hesaba katınca, koku duyumuz bozulmaya başlıyor.

kirmizi-oje

“Bilinçli olarak koku kullanan markalar derken???” diyenleriniz için açıklayayım:

Belli kokuların, belirli şeyleri manipüle ettiği öğrenildiğinden beri, parfüm şu anda çok daha endüstriyel hale gelmiş durumda… Kapitalist sistemin çarklarını döndüren büyük markalar, alışveriş alışkanlıklarımız başta olmak üzere, pek çok şeye bu sayede müdahale edebiliyorlar.

IMG 1418

Tatlı ve şekerli yani iştah açıcı kokuların, “alışveriş istediğini tetiklediği” bilindiği için, alışveriş merkezlerinde, özellikle bazı markalar, kendi mekan kokularında mutlaka şekerli, meyvemsi kokular kullanıyorlar. Hastane gibi yerlerde ise, insana güven veren, şifa alabileceği hissi veren, çamsı ve topraksı notalarla, kişiyi güçlendiren kokular kullanıyor.

Belli mekanlarda konsantrasyonu artırmak için ve Spa gibi ortamlarda da sakinlik ve dinginliği artırmak amacıyla, farklı mekan kokularıyla aslında farkında olmadan kokular sayesinde kontrol ediliyoruz.

Dünyada en çok satan, en pahalı ve sevilen kokular Fransa’da çıkıyor. Çünkü zamanında Fransız imparatorları güzel kokmayı sevmelerine rağmen, Fransız devrimine kadar Avrupa’da süren ciddi su sıkıntısı sebebiyle yıkanma alışkanlıkları olmadığından, banyo yapmadıkları için, vücut kokularını güzel kokularla bastırmak istiyor.
Osmanlı’nın Avrupa üzerinde yoğun etkisi olduğu dönemlerde, daha oryantal yani; amber, gül, pudra gibi kokular daha çok yaygınlaşıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasında, Avrupa’da büyük parfüm evleri kuruluyor.
parfum-koku-cicek

Önceleri “eau de parfum” olarak çok pahalı olduğu için, sadece zenginlere hitap eden parfüm sektörü, 1960’lardan sonra, parfüm içeriği daha az olan “eau de toillette”lerin de keşfedilmesi ile daha uygun fiyatlı hale gelince, kullanımı daha da popüler hale geliyor ve iyice kendi modasını, kendi trendlerini yaratıyor.

parfum-koku-kirmizi

Parfüm deyince, kalite ve kalıcılık değerlerini belirleyen “nota” denilen bir kavram önemli…O gün Ayşe Tolga ile gerçekleşen ön eğitim sonrası yapılan workshop’da üst-orta ve dip notalara göre kullanılacak esans çeşitlerini kendi zevkimize göre belirleyerek, damlalık ve deney tüplerini alıp, birer laborant titizliğinde “Sevgililer Günü’nden ilham alarak, kimimiz sevgilisine, kimimiz eşine, bazılarımız da annesine, olmak üzere birer Erkek ve Kadın parfümü hazırladık. Hatta havaya girince, yetinmedik, onlara marka ismi bile verdik. Yakında lansmanını yaparım, merak etmeyin:)

Parfüm içerikleri ile ilgili formülizasyonla ilgilenenler için başka bir yazımda bu konulara da değinmek istiyorum:)

usengec-sef-kirmizi-hurriyet-blogger

Oldukça interaktif ve keyifli geçen bu workshop’ın sonlarına doğru, “leylak şişesi neredeydi?, “sandal ağacı en son kimdeydi?” diye elimizde damlalıkla, esans şişelerini arasında dolanıp durmamız da ayrı bir eğlenceydi.

parfum-koku-erkek

Çabaların sonunda, evdeki hesap çarşıya uymayınca yaptığı karışımın sonucu “yer temizleme ürünü” gibi kokanlar da oldu, gerçekten kalıcı ve başarılı olacak, çarpıcı bir parfüm markasının ilk tohumlarını atanlar da… Ama çıkışta hepimizin de burnu, artık pes etmiş ve farklı koku alamaz olmuştu, orası kesin:) Büyük aşkımız için küçük bir sürpriz yapmışız, çok mu?

Sevgililer Gününüzü kutluyorum:)

usengec-sef-ayse-tolgaBaşta Sevgili Ahmet Erten ve Hilal Meriç olmak üzere, bu neşeli ve bol yaratıcı günün gerçekleşmesini sağlayan Hürriyet Bumerang Ekibine teşekkürler…

LE DIV4S Türkiye’ye Geliyor

0

4 İtalyan sopranodan oluşan LE DIV4S Türkiye’de sahneye
ilk kez Aile İçi Şiddete Son Kampanyası’nın 10. Yıl Konseri’nde çıkıyor

Aryalar bu kez şiddet mağdurları için söylenecek

Le Div4s
Türkiye’deki ilk konserini Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası’nın
10.Yıl etkinlikleri kapsamında İstanbul’da gerçekleştiriyor. Penti ana
sponsorluğunda, Borusan, Most Production, Penti ve Zorlu Center Performans
Sanatları Merkezi’nin proje ortaklığında gerçekleşecek konserin tüm geliri
şiddet mağdurlarına destek veren Acil Yardım Hattı’na aktarılacak.
 
le-div4s-hurriyet-zorlu-siddete-son

LE DIV4S, yeni bir şarkı söyleme konsepti sunma hayaliyle
yola çıkmış dört İtalyan sopranodan oluşan, dünyaca ünlü bir grup. Tarihin en
büyük opera bestecilerinin ünlü operalarını yenilikçi bir yorumla seslendiriyor,
dünyanın her yerinde büyük kalabalıklara söylüyorlar.

Mozart, Bellini, Verdi ve Puccini’nin en ünlü ve
etkileyici parçaları, tabii ki her zaman orijinallerine sadık kalarak, bu dört
ses için yeniden düzenleniyor. Repertuarın geri kalanı, orkestra sesli
sofistike pop ezgileriyle sunulan ünlü İtalyan ve uluslararası şarkılardan
oluşuyor.

Klasik müzik eğitimi alan Denise, Isabella, Vittoria ve Sofia,
ilk defa Andrea Bocelli eşliğinde
2008 yılında Roma’da sahneye çıktılar. O tarihten bu yana Bocelli’yle
yaptıkları işbirliğinin yanı sıra, dünyanın pek çok yerinde önemli kültürel
kuruluşlar, uluslararası canlı etkinlikler ve TV şovlarında sahne aldılar.
Gördükleri sanat eğitimi ve projelerinin orijinalliğiyle her zaman beğeni
topladılar.

Le Div4s Türkiye’deki ilk konserini 8 Mart Dünya Kadınlar
Günü haftasında İstanbul’da gerçekleştiriyor. Konser, Hürriyet’in Aile İçi
Şiddete Son! Kampanyası’nın 10. Yılı vesilesiyle, kampanya kapsamında 7 gün 24
saat hizmet veren Acil Yardım Hattı
yararına düzenlenecek. Penti ana sponsorluğunda Borusan, Most Production ve Zorlu
Center Performans Sanatları Merkezi’nin proje ortaklığında gerçekleşecek
konserin tüm geliri şiddet mağdurlarına destek veren Acil Yardım Hattı için
Aralık Derneği’ne bağışlanacak.

7 Mart 2014 tarihinde saat 20:30’da, İstanbul Zorlu PSM’de
gerçekleşecek konserin biletleri Biletix’ten alınabilir.

Le Div4s hakkında

DIV4S bugüne kadar dünyaca ünlü yıldızlarla yan yana
Palma de Mallorca (Ono Stadyumu), Atina (Odeion of Erode Atticus ve Salle de
Megaron), Londra (02 Arena), Dublin (The 02), Manchester (Men Arena), Singapur
(Gran Prix F1), Belgrad (Sava Center Hall) gibi önemli sahnelerde, festivallerde,
Varşova’dan Singapur’a pek çok şehirde konser verdi. Andrea Bocelli’yle
birlikte, Dublin, Belfast, Liverpool, Birmingham şehirlerini kapsayan başarılı
bir turne ve Brezilya, Sao Paolo’da 20.000 kişilik dinleyici kitlesi önünde
açık hava konseri gerçekleştirdi. Opera adlı ilk albümleri, Div4s’in iki yıl
boyunca dünya çapında icra ettiği canlı performanslarda bir gezinti
niteliğinde.

Acil
Yardım Hattı hakkında

Hürriyet
Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası kapsamında 2007’de açılan Acil Yardım Hattı,
0212
/0549 656 96 96 şiddet mağdurlarına 7 gün 24 saat hizmet veriyor. Telefonlarına
sadece uzman psikologların  ve
avukatların baktığı Hat, bugüne kadar 38 bin çağrı aldı. Yaklaşık 18 bin şiddet
mağduruna destek olan Hat, Türkiye’nin her şehrinden ve 14 farklı ülkeden
arandı. 2000’e yakın acil ve hayati tehlike içindeki şiddet mağdurunu emniyet
güçleriyle işbirliği yaparak güvenli ortamlara ulaştıran Acil Yardım Hattı’nı
arayaların yüzde 92,8’i kadın, yüzde 4,3’ü erkek ve yüzde 2,9’u çocuk.

Her iki mağdurdan biri  fiziksel şiddetten
şikâyet ederek arıyor. Bunların yarısına yakın kısmı ise fiziksel şiddetin yanı
sıra bir ya da birkaç şiddet türüne maruz kalıyorlar. 3 mağdurdan 1’i sözel, duygusal şiddete maruz kaldığını ifade
ediyor. Sadece sosyal, ekonomik yada
cinsel şiddetten söz edenlerin oranı yüzde 26.

Bu Üşengeç Şef’in Bir Sosyal Sorumluluk Projesi Desteğidir.