Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Sevgililer Günü için Leziz ve Zengin Menüsüyle Bir Uzak Doğulu: P.F. Chang’s

0

Sevgililer Günü “ha geldi, ha geliyor”, “amanın ne çok yaklaştı” derken işte kala kala 1 güncük kaldı. Eğer siz de hala bir yer beğenemeyengillerdenseniz, özellikle Uzak Doğu mutfağını sevenleriniz için size P.F. Chang’s’i önerebilirim. Daha önce hiç denemediyseniz ise, bundan güzel bir başlangıç noktası sanırım olamaz. Çok sevdiğim belli oluyor değil mi? 🙂

Bu sefer sondan başlayayım anlatmaya… Yani tatlıdan:) Şu resimde görmüş olduğunuz “Cibi cibi cis marka traş kremi”, bir dakika yahu ben ne diyorum, araya Neşeli Günler girdi, Şunu diyecektim bir kere her yerde pasta yemeyen, en ama en güzeli olmadıkça ondan gelecek kalorilere hiç ihtiyacı olmayan, “kendinden göbekli” bir kişilik olarak, pasta konusunda seçiciyimdir.
pf-changs-sevgililer-gunu-menusu
Bu arasında Alman pastasından bildiğimiz o harika pişmiş kremadan bulunan çilekli, kakaolu Pasta masaya geldiği anda, beni bir sevinç kaplamasın mı! 🙂 Diyet yapan biricik eşim, bir çatal alıp, kendini zaptetmeyi bildi tabi, ama bende nerdeee? Kırk yılda bir tam da damak tadıma uygun bir pasta bulmuşum. Ah bir de nasıl hafif… Kendime geldiğimde garsondan ekmek isteyip, tabağı sıyırmama ramak kalmıştı :)))

Quentin Tarantino filmleri gibi, bir baştan bir sondan girip, aklınızı karıştırdığımın farkındayım:) O zaman biraz da menüdeki önden gelen yemekleri anlatayım madem…

pf-changs-sevgililer-gunu-menusu
Yazımın başlığından de dediğim gibi, P.F. Chang’s gerçekten çok zengin bir Sevgililer Günü menüsü hazırlamış yine. En sevilen lezzetlerini içine almaları ayrıca takdirimi kazandı. Bilirsiniz mekanlar tanıtım yapacak başka gün yokmuş gibi, bazen az giden ürünlerini bu tarz menülere koyarlar. Oysa dünya çapında 250’yi aşkın restaurant zinciri olan P.F. Chang’s’le artık bütünleşen ve ilk akla gelen “Shrimp Dynamite” bu menüde baş köşede yerini almışsa, o menü benim için olmuştur:))

Aşağıdaki menüde çoklu olarak sunulmuş alternatifler görüyorsunuz ya hani? İşte hem kendinize, hem de sevdiceğinize birer adet olmak üzere, aralarından birer çorba, birer başlangıç, birer ana yemek seçiyorsunuz.

pf-changs-sevgililer-gunu-menusu

Yani o kadar bol ve bereketli bir masa oluyor ki, isteseniz de aç kalkamıyorsunuz:) “İnsan neden aç kalmak ister?” diye sormayın, dedim ya, eşim diyette:)

Sağ olsun kendisi, kelimesi kelimesine Diyetisyeninin verdiği listelere uyarak, 1 ayda 11 kilo verince, şimdi her türlü kıyafetinin içine rahatça girmenin o haklı gururunu ve mutluluğunu yaşıyor. Burada bi durup, maşallah diyelim:) Bu sebeple de kendisine verilen “free” günü, P.F. Chang’s’de kullanmayı tercih etti. Tabi etti etmesine ama, yine de kendini frenlemeye çalıştı zor olsa da:)

pf-changs-sevgililer-gunu-menusu
Pekiiii, “Sevgililer Günü Menüsünden özellikle neler önerirsin?” derseniz…

Bizim tercihimiz birer Egg Drop Çorbası, Başlangıçlardan Dynamite Shrimp ve Sushi Tabağı oldu.

pf-changs-sevgililer-gunu-menusu

Her gittiğimde dikkat ediyorum, P.F. Chang’s’in sushileri çok taze. Ama “yok ben çiğ balık sevmem” diyenlerdenseniz, üzerinde pişmiş karides olan hafif acılı bu karidesli sushileri tercih edebilirsiniz siz de bizim gibi:)
pf-changs-sevgililer-gunu-menusu

Sonracığıma bu da yetmeyip, ortaya bu şık kadehte sunulan Dynamite Shrimp ‘lerden bir tane söyleyebilirsiniz.

pf-changs-sevgililer-gunu-menusu
Ana Yemeklerde en çok Mongolian Beef yediğimizi fark ettiğimiz için, bu seferlik bir değişiklik yapalım dedik.

Tercihimiz Kung Pao Shrimp ve Sweet&Sour Chicken oldu. Aralarından Kung Pao Karides özellikle çok başarılıydı. Tabi üzerindeki o kırmızı renkli çılgın gibi acı biberleri yememeye dikkat edin. Onlar sadece tat vermelik:)
pf-changs-sevgililer-gunu-menusu
Başta dediğim gibi hepsinin üzerine cila olarak kalp şekilli o hafif ve bir o kadar lezzetli Çilekli Kakaolu pastayı paylaştık.

Baktığınızda dünyaları yemişiz ayıptır söylemesi:) Çorbasından Karidesine, Sushisinden Dumpling denilen Çin mantısına, Karidesli-Tavuklu-Etli ana yemeklerinden Pastasına kadar her şeyin 2 kişi için çoktan seçmeli olduğu bu menünün fiyatını merak edenleriniz için hemen bilgisini vereyim. 2 kişilik bu menüyü, sınırsız soft içecekle toplam 230 TL veya sınırsız kadeh şarap ve bira ile toplam 280 TL gibi oldukça uygun bir fiyat belirmişler.

Bunca sevdiğim ve sık sık gittiğim bu mekanın, standardını her zaman koruyan bu güzel yemeklerinin mimarıyla da tanışmak istedim. Executive Şef İbrahim Büker, o devasa mutfağından çıkıp, bana, değerli anne-babasından geçen elinin lezzetiyle, işine olan aşkını birleştirerek hazırladığı yemeklerden bahsetti. Kendisini buradan tekrar tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Bence hayatta herhangi  bir konuda başarılı olmanın en büyük şartı “sevmek”… Aşkta da, işte de, hayatta da…

pf-changs-ibrahim-buker-usengec-sef

Bakalım 14 Şubat‘ı P.F.Chang’s’de geçirenleriniz, bunca lezzet arasından hangilerini tercih edeceksiniz?:)

Size sevdiğinizle harika bir Sevgililer Günü diliyorum. Aslında “Sevgililer Günü” bahane, yürekten sevmek ve sevilmek şahane:)

Trend Alarmı: KADİFE Güneş Gözlüklerim:))

0

Meteoroloji devamlı kuvvetli yağış duyurusu yapsa da benim gönlüm çoktan bahara girdi bile valla, bana ne! 🙂

Şimdiden vitrinlerde ufaktan ufaktan görülmeye başlayan baharlık kıyafetlere, aksesuarlara bakıp, kafamda kombinler yapıyorum. Evet hala alışverişi çok sevmiyorum, içeri girip saatlerce elbise giy, çıkart bana zulüm geliyor ama, kolayca denenebilen şeylerle hiiiç böyle sıkıntılarım yok. Mesela çanta, güneş gözlüğü filan. Oh mis:)
turkuaz-optik-italia-independent-kadife-gozluk

Uzun zamandır kendime şöyle şık bir güneş gözlüğü arıyorum. Yaza bıraksam, herkes elini benden önce tutuyor herhalde ve istediğim modeller hemen tükenmiş oluyor. Benim de hevesim kaçıyor. Yüzüme uygun bir model seçerken, yanıma illa birisi lazım. Tabi sadece “birisi” değil, “zevkine güvendiğim birisi”:) Bu eğer eşimse, kendisi genelde her erkek gibi, hemen sıkılma potansiyeli olduğu için daha 3-5 model denemeden, “Tamam budur! Hadi alalım çıkalım” demeye başlıyor. Oysa bir elektronik mağazasına girdiğimizde saatlerce kalsa hiç şikayet etmiyor tabi maşallah:)

Neyse efendim, allem ettim kallem ettim, bu işi kafama taktım. Biraz internette de moda sayfalarını inceledim. Dersime çalıştım anlayacağınız:)

En nihayetinde Lady Gaga, Beyoncé, Rihanna, Paris Hilton, Anne Hathaway derken, “Italia Independent” gözlüklerinin cazibesine ben de kapıldım ve kendime çerçeve kısmı kadife olan bu lacivert renkli ikonik modeli seçtim. Güzel taraflarından biri de, kemik gözlüklerde olduğu gibi, burnuma ağır gelmemesi. Taşıyamıyorum valla o ne öyle gülle gibi!:) Oysa bu oldukça hafif yapısıyla beni bu konuda rahatsız etmediği için ayrıca memnun kaldım:)Amerikan Moda Tasarımcıları Derneği tarafından geçen senenin Moda İkonu seçilen Rihanna da gözlük tercihini Italia Independent markasından yana kullanıp, geçenlerde New York’da yeni kahverengi kadife gözlükleriyle arz-ı endam edince, I-Velvet denilen bu model bir anda iyice popüler hale gelmiş.
turkuaz-optik-italia-independent-kadife-gozluk
Öhem.. Soldaki ben, sağdaki Rihanna… İkiz gibi benzediğimizi söylerler de, hani karıştırmayın dedim:)))
caffe-nero-kahve-barista-espresso-capuccino
Gözlükleri incelerken, bu kadifemsi efektin, el işçiliğiyle yüzeye uygulanan özel işlemler ile elde edildiğini öğrendim. Alternatifler arasında, yine özel bir teknikle matlaştırılarak doğal taş görünümü kazandırılan veya nazik bir boyama tekniği sayesinde saten görüntüsü verilen tasarımlar da vardı. Hatta kadife kaplamalı olup, “aynalı cam” seçeneği olan bile vardı ama ben en çok bunu sevdim sanki:)

Gözlüğüme kavuştuktan sonra gördüm ki, bu gözlükler şu anda, bizde de tam anlamıyla arzu nesnesi haline gelmiş meğer.

Demet Akalın’ı, Tarkan’ı, efendime söyleyeyim Medcezir dizisinden Eylül’ü, Mira’sı, herkeste bir Italia Independent bağımlılığı başlamış. Markanın kurucusu Lapo Elkann’ı belki duymuşsunuzdur. Hani şu İtalya’nın en ünlü ailelerinden Fiat ve Juventus’un da sahibi olan “Agnelli” ailesine mensup olup da Fiat’ın varisi olarak da kabul edilen kişi. Fiat 500 modelinin yaratılmasında çok büyük bir katkısı olmasına rağmen, kendi markasını ve bu gözlükleri yaratmayı seçmiş ve markanın defilesi için geçen sene İstanbul’a da gelmişti.

turkuaz-optik-italia-independent-kadife-gozluk

Eğer siz de bu sene güneş gözlüğü koleksiyonunuza bir gözlük daha katmayı planlıyorsanız, önce Italia Independent markasını bir inceleyin bakalım, size de uygun bir şeyler çıkar belki. Instagramda paylaştığımdan beri nereden aldığımı soran e-mailleriniz geliyor, Turkuaz Optik diyeyim ve merakınızı gidereyim o zaman…

Eh! Kar, buz, soğuk da bir yere kadar! Arada yalancı da olsa bir kış güneşi açsın ki, onca model arasından zar zor seçim yaptığım bu yeni cicimi, bi’ heves böyle takıp, evin içinde dolaşmayayım yani:)))

“Seasons of Love”da Menüde Aşk Var

0

Şubat ayı geldi diye “Sevgililer Günü” münasebetiyle “Seasons of Love” (Aşk Mevsimi) diye başlık attığımı sanıyorsanız, birazcık yanılıyorsunuz. Çünkü Sevgililer Günü’nden bağımsız olarak, üçüncü kez Dude Table tarafından düzenlenen bu projenin esas dayanağı, her mevsimin kendine özgü lezzetlerini, şarap eşleşmeli menülerle ve özel fiyatlarla sunarak, bizim gibi lezzet severlere unutamayacakları bir gastronomi deneyimi yaşatmak…İstanbul, Ankara ve İzmir’deki belirli seçkin restoranların, “Kış” mevsimine ait malzemelerle hazırladıkları “Kış Lezzetleri”nden oluşan özel menülerini, bu menülerle uyumlu kadeh şaraplarla birlikte tüm Şubat ayı boyunca sunacakları bu etkinliğin, daha sonra, yılın diğer mevsimlerinde de, o sezona özgü malzemelerle devam etmesi planlanıyormuş.

seasons-of-love-yemek-sarap-menu

Az önce yazıma başlarken hani “öyle sanıyorsanız birazcık yanılıyorsunuz” demiştim ya? Eh, en nihayetinde Şubat Ayı, Aşk ayı…  Kıyısından köşesinden illa ki sevgililere bir ayrıcalık yapılması şart…. Bu yüzden “Seasons of Love” ile, mevsim ve lezzetlerin aşkı menülerde buluşturulurken, tabi ki aşıklar da unutulmamış. 14 Şubat’ta katılımcı restoranlarda, bu menüleri seçenlere, Sevgililer Günü’ne özel menüler de sunulacakmış ve ayrıca özel kalp kutular ile tek ısırımlık kış lezzetleri ikram edilecekmiş. “Kalbinin Kilidini Tek Isırıkla Aç!” teması ile etkinlik boyunca #seasonsoflove etiketi ile yapılacak paylaşımları da değişik sürprizler bekliyor” diyorlar, benden söylemesi:)

Sizin için “Seasons of Love” menülerinden birini, Şişli’deki 5 yıldızlı, yepyeni ve çok şık bir hotel olan Hilton Bomonti’nin The Globe Restaurant’ında deneyimledim.

İki ayrı menü hazırlamışlar ve dilediğinizi seçebiliyorsunuz.

seasons-of-love-hilton-bomonti-globe-restaurant

Mesela bu Türk Meze Tabağı ve 1 kadeh şaraptan oluşan menünün fiyatı 40 TL.

Siparişiniz geldiğinde, siz de benim gibi yapılan servisin ilginçliği karşısında şaşırmaya hazır olun! The Globe Restaurant’ın şefleri, adeta Moleküler Gastronomi’ye ekstra sınıf atlatmış. Eskiden tüpten sıkılarak yenilen Çikolatalar vardı hani? Hala da var sanki, arada görüyorum. İşte o çikolatalar gibi bir sistemle gelen mezeler beni benden aldı. “Nasıl yani?” dediğinizi tahmin ediyorum:)

molekuler-gastronomi-hilton-bomonti-globe-restaurant

Büyük keyif ve çocuksu bir heyecan duymamı sağlayan ve resimde siyah tüpler içinde gördüğünüz şeylerin her birinin içinde ayrı bir meze yer alıyor desem? Fava, Humus, Tarama, Babagannuş, Haydari ve Peynir Mus’tan oluşan bu Türk Meze Tabağı, daha önce hiç karşılaşmadığım şekilde böyle şık ve farklı bir sunumla servis edilince, o tüpleri tek tek açıp, minik ekmeklere sıkarak her birinin tadına sonuna kadar vardım desem, yalan olmaz. Bu ilginç fikrin yaratıcılarından olan Yunan asıllı Kanadalı Şeflerini de bol bol tebrik ettim tabi 🙂

molekuler-mutfak-hilton-bomonti-globe-restaurant

Diğer menü alternatifi ise Surf&Turf ve yine uyumlu 1 kadeh şaraptan oluşuyor ve fiyatı da 60 TL. Deniz mahsulü ile etin birlikteliğine dayanan bu tabakta leziz bir Siyah Morina Balığı, patates püresi ve inanılmaz güzel şekilde pişirilmiş Dana Yanağı ve sosu geldi masaya.

Hilton Bomonti’nin lüks ve ferah ortamında, The Globe Restaurant kalitesinde ve şık ambiyansında, böyle leziz bir yemeği bu fiyata yiyebilmek, gerçekten kaçırılmayacak bir deneyim bence.

seasons-of-love-hilton-bomonti-globe-restaurant

Başka bir gün gerçekleştirdiğim bir sonraki “Seasons of Love” menüsü tadımını ise Kadıköy Fenerbahçe’deki Midpoint Cafe’de yaptım. Bu sefer karşıma şarap eşleşmeli 4 farklı menü alternatifi çıktı.

seasons-of-love-midpoint-menu

İlki Peynir tabağından oluşan bu menülerden, ikincisinde, Keçi Peynirli Salata yer alıyor.

seasons-of-love-midpoint-menu-salata

Arzu ederseniz ve eğer canınız güzel bir protein almak istediyse, salata yerine, Enginarlı Patates Püresi yatağında servis edilen bu Fırın Antrikot’u tercih edebilirsiniz.

seasons-of-love-midpoint-menu-antrikot

Ahtapot, Kalamar ve Karides’ten oluşan Deniz Mahsullü Risotto da diğer bir menü alternatifi. Hangisini yiyeceğinizi seçip beğenmek size kalmış.

seasons-of-love-midpoint-menu-risotto

Kalamış’taki Sushico ise “Season of Love” etkinlik noktalarından bir diğeri…

Masalarda yer alan şişe formundaki menülerde de gördüğünüz gibi burada 4 farklı menü sunuluyor.

seasons-of-love-sushico-menu
Biz tadım günümüzde, aralarından Edemame, California Roll ve Çeyrek Ördekli menüyü tercih ettik.

seasons-of-love-sushico-menu-sushi

En popüler Japon çerezlerinden biri olan ve “Edemame” denilen bu Soya Fasulyelerinin, dünyanın en sevilen sağlıklı atıştırmalıkları arasında neden olduğunu, yerken gerçekten her seferinde bir daha anlıyor insan:)

seasons-of-love-sushico-menu-edemame

seasons-of-love-sushico-menu

Siz de “Season of Love” etkinlik noktalarındaki özel menülerinden birini seçerseniz, #seasonsoflove etiketi ile sosyal medyada paylaşın ki, şu bahsedilen sürpriz hediyelerden biri de size çıksın. Ne olduğunu ben de çok merak ettim. Belki güzel bir yemek olabilir, neden olmasın? 🙂

Pekiiiii… Seasons of Love’a katılan restoranlar hangileri diye sizin için öğrendim. Projeye katılan mekanlar şunlar:

İstanbul’da Midpoint, Well Done, Sushico, La Mancha, İncirli Şaraphane, Jamie’s Italian, Fumee, Susam, Kiki Sıraselviler, Taksim My House, My Chef, Mezzaluna, Lacivert, The Dish Room, Cafe du Levant, Halat, Vincotto, Hilton İstanbul Bomonti Hotel The Globe Restaurant, Dedeman Balmumcu, Salomanje, Leb-i Derya, Cafe Zone, Hyatt Regency Ataköy, Matruşka, Venge Levent, Fauchon, Hayal Kahvesi CKM ve Kiva Han

Ankara’da Well Done, Sushico, Hayyami, Teppanyaki, Mezzaluna, Kiva Han, James Cook, Tint, Unique ve Midpoint

İzmir’de ise Midpoint Alsancak ve Sushico

Park Bosphorus Hotel’in Sevgililer Günü Menüsü Tadımındaydım

1

Gümüşsuyu’ndan Taksim Meydanı’na doğru çıkarken hemen solda yıllardır atıl duran inşaatın yerine, muhteşem bir hotel yapmışlar meğer. Daha önceden orasını öyle viran ve karanlık görmeye öylesine alışmış ki gözlerim, geçenlerde arabayla geçerken, bir anda yerinde ışıl ışıl ve lüks bir mekanla karşılaşınca tek kelimeyle şok oldum. Bu hotel, 120 yıllık Osmanlı Hariciye Konağı ve 82 yıllık Tarihi Park Hotel’in yeni yüzü olarak yükselmiş ve Avrupa’nın en lüks oteli olarak tanımlanıyormuş.

1930’lu yıllardaki en seçkin misafiri Mustafa Kemal Atatürk olan ve ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı’yı da eşsiz manzarasıyla büyülerek 9 sene burada yaşamasına ve şiirler yazmasına ilham veren Park Bosphorus Hotel’i geçenlerde daha yakından tanıma fırsatı buldum.
park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu

Çünkü hotelin içindeki, Osmanlı mutfağının lezzet sırlarını misafirleriyle paylaşan ve ismini bulunduğu semtin adından alan Gümüşsuyu Restaurant’ın erken Sevgililer Günü yemeğinin ön tadımına davetliydim.

park bosphorus hotel
Yukarıdaki resimde manzarasını gördüğünüz gibi adalar ve tarihi yarımada tam karşınızda…

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu

Otelin Ödüllü Şeflerinden Eyüp Şef ve ekibinin hazırladığı ve bir aşk hikayesini anlatan oldukça yaratıcı Sevgililer Günü Menüsü şöyle diyordu:

“İlk tebessümle başlar her şey, sevgi bağları ile güçlenir, ılık fısıltılarla çoğalır, derin bakışlarda erir, aşk ile kavrulur, tatlı bir sonla mühürlenir…”

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
Aşkın bu güzel serüvenini, menüye adım adım şöyle yansıtmışlar.

“İlk tebessüm ile başlayan” bölümünde;

Yasemin aromalı somon lakerda, safranlı rezene kalpleri ve altın yaprakları ile sunulan Kavrulmuş renkli biberli somon pastası ile açılışı yaptık.

park-bosphorus-hotel-gumussuyu-restaurant

Beyaz Somon suyunu krema ile bağlayıp, renkli biberlerle karıştırmışlar ve en altında tart hamuru ile hazırlamış ve üzerini de somon lakerda ve altın yaprağı ile süslemişler. Yanındaki sarı renkli kalp formundaki jöle görünümündeki şey ise Safranlı Rezene Mus… Lakerda nasıl Yasemin aromalı diye merak edenlere söyleyeyim, Lakerdayı Yasemin çayında demlemişler. Bu tabakta ne çok emek var böyle:) Moleküler Gastronomi böyle bir umman işte…

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
“Sevgi bağları ile güçlenen” kısmında:Kurutulmuş güller eşliğinde, sevgi kadar berrak gül konsomesi geliyor masaya…

İçinde minik minik kalp şekilli ayva ve renkli tagliatelle hamuru olan bu ılık ayva çorbası, ayrıca gül suyu da ihtiva ediyor. Ben onlardan biri olmasam da meraklılarına duyurulur:)

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
“Ilık fısıltılar ile çoğalan” bölümünde ise çıtır baklava hamuru ve truffle mantarı ile servis edilen Cranberry soslu cavatelli üzerinde preslenmiş ördek eti sunuldu.

4 saat ağır ateşte sebzelerle pişirilerek sıkıştırılan, baklava hamuru arasında Trüf mantarı ile sunulan bu etin tadı, menüdeki en beğendiğim lezzet oldu.

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
Bakışlarla eriyen:

Grand Marnier sorbet

Fransız likörü ile hazırlanmış bu Sorbe ne alaka şimdi yemeğin orta yerinde demeyin… Bir lezzetten, farklı bir lezzete geçerken, boğazı temizlemek için düşünülmüş, yani aynı zamanda fonskiyonel bir ara tat o 🙂

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
“Aşk ile kavrulan” bölümünde gelen Kadayıfa sarılı kuşkonmazlı Enginar ragu, tatlı patates kreması ve konfit kırmızı soğan demi-glace sos ile servis edilen Çam yağı ile tavada pişirilmiş Dana Madalyon hem çok başarılı hem de oldukça bereketliydi.

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu
ve Tatlı Son:

Çiçek balıyla lezzetlendirilmiş çilek kalpleri ve ananas sosu ile zenginleştirilen ve Fesleğen ile marine edilmiş kırmızı Pancar yatağında sunulan Hindistan cevizi sütlü bu krem kek ise bu güzel yemeğe yapılacak, göze ve damağa hitap eden en hafif ve leziz final olmuş.

park-bosphorus-hotel-sevgililer-gunu-menusu

Bu keyifli yemeğin ardından işte el emeği göz nuru tatların mimarlarından Eyüp Şef, Fırat Şef ve Hakan Şef’le hatıra pozumuz…

park-bosphorus-hotel-usengec-sef

14 Şubat Gecesi için özenle hazırlanan bu Sevgililer Günü Menüsü’nün fiyatı kişi başı 135 TL +KDV olarak belirlenmiş.

Arzu edenler için Otel ayrıca “Sevgililer Günü” münasebetiyle Konaklama, Masaj ve Akşam Yemeği kombinasyonlarını içeren farklı ve avantajlı özel paket fiyatları da sunuyormuş. Sevgilime o akşam ne sürpriz yapsam diye kara kara düşünenlere, iyi bir fikir sanki:)

Ordunun Pideleri Aksa Yukarı Aksa :)

0

Bağdat Caddesi üzerinde Çiftehavuzlarda bundan bir sene kadar önce açılan Neli Pide Gurme’nin özellikle yöresel kahvaltısının methini sağdan soldan farklı farklı kişilerden duyduğumuz için bir kaç hafta önce ailece gitmiş ve servisten ve yediklerimizden oldukça memnun kalmıştık.

Blogger Arkadaşlarımdan Sevgili Oya Hanım tarafından Neli Pide Gurme’nin Ordu Pidelerini beraber tadımlamak üzere davet aldığımda, önceden kahvaltı konusunda sınıfı geçtikleri için memnuniyetle teklifini kabul ettim ve bu leziz bahaneyle herkesi de bir arada görmüş oldum.

neli-pide-gurme

Mekanın işletmecisi Tamer Aktaş da bu güzel toplantıda bizimle birlikteydi ve merak edilenleri tek tek cevaplayıp, yemeklerin özelliklerini tüm hanımlara anlattı sağolsun…

usengec-sef

İlk olarak 1981’de Ordu’da babasının Aktaşlar Restaurant’ı açmasıyla başlamışlar bu mesleğe… Derken restaurant sayısı 4 olmuş. Yetmemiş bir butik otel daha açmışlar ve memleketleri Ordu’ya büyük yatırımlar yaparak, aynı zamanda istihdam sağlamışlar.

neli-pide-gurme

Öğrendik ki aslında sadece Ordu yemekleri değil, dünya mutfağından farklı lezzetler de sunma fikri ile menülerine iddialı yöresel kahvaltı çeşitleri ile et ve tavuk alternatifleri de ilave ederek, Ordu’dan sonra İstanbul’a hızlı bir adaptasyon sağlamak için bu ilk şubelerini Bağdat Caddesi’nde açmayı seçmişler.

neli-pide-gurme

Yakın gelecekte İstanbul’da 50 şubeye ulaşmayı, diğer büyük şehirlerde hatta yurt dışında da şubeler açmayı hedefliyorlarmış. Allah çalışanı sever, inşallah başarılı olsunlar.Peki Neli Pide’nin özelliği nedir derseniz, onu da öğrendim… Tüm ham maddeleri Ordu’da kurdukları ön hazırlık fabrikasında uzman bir ekip tarafından hazırlanarak şubelerine gönderiliyormuş.

neli-pide-gurme

Biz o bahsettiğim kahvaltıda 2 kişilik olarak hazırlanan Yöresel Kahvaltısını denemiştik.

Petek balından, Tereyağına, kırma zeytininden, tulum peynirine, sahanda yumurtasından, reçeline, pekmezine, patates kavurmasından, turşusuna, çemenine bir çok şeyin servis edildiği bu kahvaltıda benim özellikle en beğendiklerim kaşar peyniri, köy peyniri ve beyaz peyniri, yöresel tereyağ ile beraber güveç kabında fırında erittikleri “Karışık Peynir Eritmesi” ile içi tereyağlı sıcak köy ekmeği oldu.

neli-pide-gurme-kahvalti

Ekmeği çatala takıp, içine bandırdığımızda döndüre döndüre o erimiş peyniri etrafına sarmaktan büyük keyif aldığımız bu kahvaltının fiyatı toplam 65 TL idi ve iki kişilik diye kabul edilmesine rağmen biz 3 kişi de rahat rahat doymuştuk:)
neli-pide-gurme-peynir-eritme

Yalnız haftasonları öylesine talep var ki, rezervasyon yaptırmadan kahvaltıya gitmemenizi tavsiye ederim.

neli-pide-gurme

Pidelerine gelince, kaşarlısı, kıymalısı, pastırmalısı, sucuklusu, mantarlısı, kuşbaşılısı, karışığı, üzerinde yumurta kırılmışı… Çeşit bol. Fiyatları da 17-22 TL arası. Adı üzerinde Neli Pide isterseniz var burada… Seçmesi size kalmış 🙂

Neli Pide Gurme
Bağdat Cad. No:199/B Çiftehavuzlar / İstanbul
Tel : 0216 356 52 52

Sömestr Programınıza Almanız İçin “Sezuş’un Hikayeleri” Çocuk Müzikali

0

İçimizden biri gibi yaşayıp, ‘herkes gibi’ olmadan, herkes için şarkılar yazan kadın, “Sezen Aksu” yine içindeki yaratıcı gücü konuşturmuş ve kendi başından geçen bir hikayeyi bu sefer de çocuklar için bir öykü olarak kaleme almış. İsmi de “Sezuş’un Hikayeleri: Efe ve Bulut, Osman Bey’e Karşı”

sezusun-hikayeleri-efe-ile-bulut-cocuk-oyunu

Bu öykü IEG Family tarafından oyunlaştırılarak, Türkiye’nin çocuklara yönelik en büyük müzikal tiyatrosuna dönüştürülünce, bir de üzerine Finansbank kendilerine sponsor olunca, böylece bu sömestr tatilinde çocuklara verilecek 70 dakikalık güzel bir eser çıkmış ortaya…

sezusun-hikayeleri-efe-ile-bulut-cocuk-oyunu
8 Şubat 2015’e kadar İstanbul’da Mecidiyeköy’deki Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde ve 14 Şubat’ta da Anadolu Yakası’nda Ataşehir’deki Ülker Sports Arena’da sahnelenecek olan oyun, daha sonra Türkiye’yi gezerek, çeşitli illerde izleyiciyle buluşacakmış. 15 Haziran’a kadar sürecek olan Türkiye turnesiyle oyunun 8 ili gezmesi ve yaklaşık 90 gösteri ile yüz binlerce çocuğun hayal dünyasına renk katması planlanıyor.

Oyunun gala gecesine gittiğimde “Çakkıdı”, “Şarkı Söylemek Lazım”, “Adem Olan Anlar”, “Tiki Tak” gibi sevilen Sezen Aksu şarkılarının oyuna özel sözlerle uyarlandığına ve bu hikayeyi dinlemek üzere salonu dolduran çocukları nasıl da coşturduğuna şahit oldum.
sezusun-hikayeleri-usengec-sef

Oyunun masalsı bir anlatımı var. Çocukların hayal dünyasına yeni kahramanlar kazandırmayı ve seyreden herkesi büyülemeyi amaçlamışlar belli ki.

Biraz senaryosundan bahsetmem gerekirse;

Hikayede, tüm sokak hayvanlarıyla çok iyi geçinen başroldeki çocuk Efe’nin yaşadığı mahallenin köpeği Bulut’la da güzel bir arkadaşlığı var.
sezusun-hikayeleri-efe-ile-bulut-cocuk-oyunu

Hoşgörü, saygı, empati, hayvan sevgisi ve sadakat gibi önemli mesajlar içeren bu öykü, günlerden bir gün Bulut’un yavru köpeciklerinin doğmasıyla renkli bir hal alıyor. Oyunun isminden de anlaşılacağı üzere, bir de sokak hayvanlarına gıcık olan bir komşu amca söz konusu… ve işte asıl hikaye de bundan sonra başlıyor:)

sezusun-hikayeleri-efe-ile-bulut-cocuk-oyunu

Biletlerin nereden alınacağını ve fiyatlarını siz sormadan ben yazayım. Biletix’den edinilebilir. Fiyatlar kategorilere göre 39,25 TL ve 72,75 TL aralığında değişiyor. Ayrıca 30 Ocak’a kadar Finanskartlılara bir takım indirimler olabiliyormuş. Bilginize:)

Etiler Şamdan’da Kahvaltı Uzak Bir Hayal Değil…

0

Kapılarını ilk açtığı 1975 yılından beri ünlülerin ve seçkin konukların buluşma noktası olan Etiler Şamdan, tam 40 yıllık bir klasik… Geçtiğimiz günlerde burada “Bi’ Mutfak İki Şef” ekibinin şefleri Özlem Mekik ve Ayvaz Akbacak tarafından, blog ve yemek yazarlarına düzenlenen davette Şamdan Garden’ın yeni kahvaltı konseptini deneyimlemek üzere bir araya geldik.

samdan-garden-etiler-usengec-sef
Özlem Şef ve Ayvaz Şef danışmanlığında geliştirilen ve Pazar sabahı 10:00-12:30 arası servis edilen bu Türk usulü kahvaltıda 40 çeşide yakın ürün bulunuyor. Her zaman gittiklerinden farklı bir yerde, yeni bir kahvaltı mekan arayışı olanlara bilgi vermek için biraz anlatayım hadi:)
samdan-garden-etiler-pazar-brunch

Şamdan Garden’ın özel şarküteri tabağında jambon, salam, dil söğüş ve pastırma bulunuyor. Zeytin çeşitleri, Gemlik yöresine ait zeytinyağı içerisinde sunulan özel kırma ve sele zeytinden oluşuyor.

samdan-garden-etiler-pazar-brunch

Peynir tabağında ise Ezine peyniri, Tonoz Tereyağı, gurme Kaşar ve Tel peyniri gibi ürünler yer alırken, organik ev yapımı reçeller, mini-mini tam buğday ekmekleri, taze simit, ev yapımı poğaça, açma gibi hamur işi ürünleri de kahvaltıya dahil.

Yetmezmiş gibi bir de üzerine Menemen, Hellim Peynirli Izgara Sucuk, Sigara Böreği ve yanında taze demlenmiş çay servis ediliyor.

samdan-garden-etiler-pazar-brunch

İyi de İstanbul’un en gözde semtlerinden Etiler’in merkezinde, hem de “Şamdan Garden” gibi ünlü bir mekanın “böylesine zengin bir serpme kahvaltısı kim bilir kaç liradır?” diye merak edenler için söyleyeyim…  Fiyatı makul tutmayı ve herkesin bu lezzete ulaşmasını istedikleri için, Pazar kahvaltısını adam başı 40 TL yapmışlar

bi-mutfak-iki-sef-ozlem-mekik

Kahvaltı gibi leziz bir bahaneyle bir araya geldiğimiz, bu güler yüzlü, yüksek enerjili ekiple bol bol da resim çektirdik tabi. Dışarıdaki sakin ve güneşli havaya, bir de keyifli ortam da eklenince ohh değmeyin keyfimize:)

samdan-garden-etiler-usengec-sef

Evet, her birimizin başka telden çaldığı bu komik fotoğrafımızdan da görüleceği gibi, “bir kaç çılgın birbirimizi bulunca azıcık şımardığımız doğrudur” ama bu tencere, Harley Davidson’cıların havalı kasklarına benzemiyor mu Allah aşkına? 🙂

Şamdan Garden Etiler

Tel:212 257 03 24

Adres: Nispetiye Cad. Etiler Beşiktaş

Çamlıca’da Doğa ve Cüzdan Dostu Bir “Et Mekan”

0

Sosyalleşmelerimizin çoğu yeme içme üzerine biliyorsunuz… Yakın arkadaşlarımızla son bir kaç aydır muhabbet şu:

– Çamlıca’da Et Mekan adında bir mekan var, etleri öyle lezzetli ki üşenmeyip karşıdan geliyoruz
– Hadi canım! Sen hayatta o trafiğe girip de köprü geçmezsin normalde. “O derece!” diyorsun yani?
– Valla o derece. Gidelim bir gün beraber?
– Tamam bir hafta sonu ayarlayıp gidelim

Veeeee işte bunca tavsiyenin üzerine nihayet Et Mekan Steakhouse’dayım. Bakalım anlatıldığı kadar var mıymış, bir de biz deneyelim değil mi ama? 🙂
et-mekan-steakhouse-camlica
Çamlıca eteklerinde kurulmuş olan Et Mekan, doğa ile öylesine iç içe ki, ağaçlara hiç zarar vermemek için maksimum özen gösterilmiş belli.  Hatta kendi içinde bile ağaçlar olan bir mimarisi var. Şehrin içinde ve merkezi ama gürültüden eser yok. İşte bu güzeeeel:)

et-mekan-steakhouse-camlica

Masama yerleşip siparişlerimi verdikten sonra, her tarafı camekan olan restoranda dalmış gitmiş beklerken, bir anda “Amanın!” diye sevinçten zıplıyorum.

et-mekan-steakhouse-camlica
Gözlerime inanamadığım şey, Et Mekan’ın tam karşısında gördüğüm, şu soldaki kırmızı yer: “Shan Lee Chinese Restaurant”:) Sıkı takipçileri hemen anladı eminim ama aranızda “O da kim?” diyen varsa, eh birazcık “Ulan İstanbul” dizisini izleyin “karşim” 🙂 Haftanın belirli günlerinde burada çekim yapıldığı için etraf bu dizinin oyuncularıyla dolu oluyormuş. İşte size Et Mekana uğramak için bir bahane daha:) Bi Karlos, bir Yaren’i oradan yakalayıp, “Yanarım Yanarım, Ateşlere Yürürüm Yanarım” diye canlı canlı düet yaptırmaz mıyım ben şimdi ama? Hieeeyt tutmayın beni:)

Bir yandan da başlangıçlarla donatılmaya başlıyor masamız.

et-mekan-steakhouse-camlica
O esnada mekan sahibi kardeşlerden biri olan Fatih Bey’den bilgiler alıyorum ve öğreniyorum ki, fiyatlarının uygunluğunu başkalarından da duyduğum bu restaurantın, bu makul ücret politikasının en büyük sebeplerinden biri, mekana kira ödemek zorunda olmamalarıymış. Popüler et mekanınlarda neredeyse bir asgari maaşı bırakıp, 2 kişilik yemek yenilen yerleri de biliyoruz, dolayısıyla Et Mekan’ın bu özelliğini de beğendim.

Başlangıçlarda yeşil Salata yanında Füme Et Tabağı geldi. Ayrıca baharatlarla ızgarada pişirilmiş lezzetli aynı et gibi olan bir İstiridye Mantarı servis edildi ki çok başarılıydı. Ayrıca üzerinde kaşar peyniri eritilmiş, güveçte Patlıcan da lezizdi. Taze Ispanakları da aynı şekilde güveçte biraz pirişip, üzerinde kaşar eritmişler. Çok azcıcık tuzu fazla gelse de onun da tadı iyiydi.

et-mekan-steakhouse-camlica
Etleri Bolu’daki çiftlikten getirtiyorlarmış. İçecek olarak Yayık Ayranı istedim, bol köpüklü süper bir şey geldi. İlk olarak ızgara kabaklarla birlikte Dana lokum servisi yapıldı. Adı üzerinde lokum gibi… Bir fikir vermesi açısından 3 adetlik bir porsiyon fiyatı yaklaşık 18 TL.

et-mekan-steakhouse-camlica

Bir sonraki tadımımız kontrafileden döner mantığında incecik kesilmiş bir et oldu. Zannetmeyin ki hepsine yumuldum. Masamız çok kalabalıktı, dolayısıyla ucundan bir lokma almak yeterli, yoksa hangi birini yiyeyim? Etle o derece de aram yoktur yani 🙂
et-mekan-steakhouse-camlica
Derken Şef’in şovu başladı. 3 günlük hazırlığın arkasından, 8 saat kadar fırında ağır ağır pişirilmiş ve dokunduğu anda lime lime olan, dumanı üzerinde tüten yumuşacık bir Tandırda Dana Kaburga geldi ortaya.

et-mekan-steakhouse-camlica
Herkes onun lezzetinde kendinden geçerken, bir de tercih edenler için Kuzu Kol getirdiler.

Son olarak assolist masadaki yerini aldı. Kış sporlarını sevmediğim için, “Uludağ’a gitsem gitsem, en fazla sucuk ekmek ve kayak yapanları şömine yanında sıcacık ortamda izlemek uğruna olur” diye düşünenlerdenim. Sırf bunun için de karda kışta yollar düşmeye gerek yok. İşte sucuk…  İşte ekmek. Ohh mis! 🙂

et-mekan-steakhouse-camlica

Sucuklarını sadece müşterilere satmak için değil, kendilerine hazırlatır kalitede yaptırdıklarını belirtti Fatih Bey. Çünkü biliyorsunuz Sucuk konusu normalde istismara açık… Ama onlar sucuklarını en kaliteli içerikle özel yaptırdıklarını lezzetiyle de belli ettiler.Bunca güzelliğin üzerine tatlılara geldi sıra… Dondurmayla servis edilen fırında pişirilmiş Katmer çok lezzetli görünüyordu, ondan da minicik bir lokma aldım ki abartmayayım diye…

et-mekan-steakhouse-camlica

“Tamam budur! Bravo bana valla, iyi tuttum kendimi, abartmadım” derken By Trileçe’nin o hafif mi hafif, taze mi taze Trileçe’si geldi ortaya… Eh bi çatal almasam hatırı kalırdı valla… Bunu da istemezdim:)

et-mekan-steakhouse-camlica

Normalde kişi başı fiyat 50-60 TL’yi geçmiyormuş ama tabi abartırsanız karışmam:)

Et Mekan Steakhouse
Adres: Libadiye Cad. Küçükçamlıca Mah. Moda Sok. No:2 Üsküdar / İstanbul

Tel: 0216 326 16 36

Karaoke Zamanıysa Bir Şarkı da Üşengeç Şef’den Geliyor: “La Vie En Rose”

0

Çocukluğumda şimdikinden bin kat daha yüksek bir özgüvenle, gelen şarkı ve taklit ricalarını kıramaz ve her fırsatta “hayranlarıma” Erol Evgin, Zeki Müren, Tanju Okan, Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Nilüfer, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Adile Naşit, vs. taklitleri yapar, kılıktan kılığa girerdim. Okulda da bu özelliklerim sayesinde nice ders kaynamış ve sınıf arkadaşlarım kaç sözlü sınavdan yırtmışlardır kim bilir:) İşte bu yüzden Hard Rock Cafe İstanbul’da Karaoke Gecesine davet edildiğimde hemen o yıllarım geldi gözümün önüne… Yoksa yoksa sahnelere geri dönme zamanım gelmiş miydi? “Du’ bakalım hemen heveslenme” dedim kendi kendime… “Önce ortamı bir gör hele”!

hard-rock-cafe-istanbul-usengec-sef
Söz verdiğimiz saatte orada olmak için acele ederken, yağmur da iyice çıldırmıştı ama hiç birşey bizi yolumuzdan alıkoyamadı. Şişhane’de indiğimiz metrodan, Galatasaray Lisesi’nin olduğu dört yol ağzına kadar gelip, sola döner dönmez işte karşımızdaydı Hard Rock Cafe tüm albenisiyle:)

hard-rock-cafe-istanbul-asmalimescit
Önce Hard Rock Cafe hakkında kısaca bir bilgi vermem gerekirse, ilk olarak 1971 yılında Londra’da açılmış ve şu anda dünya genelinde 36 ülkede 143 mekanı bulunuyormuş.

En önemli özelliklerinden biri, müzik dünyasındaki dünyaca ünlü sanatçıların, sahnede kullandıkları müzik aletleri, kostümleri, aksesuarları gibi özel eşyalarının, mekanların dört bir tarafında duvarlarda camekanlarda sergileniyor olması. Bir çeşit müze sanki… Siz yemeğinizi yerken, mesela Michael Jackson’un, Elton John’un, Bon Jovi’nin, Depeche Mode’un, Gun’s& Roses’ın şarkıcısı Axl’ının özel bir eşyası yanı başınızdaki camekanın içinde asılı duruyor düşünsenize:)

hard-rock-cafe-elton-john
Bir diğer özelliği de meşhuuuur t-shirtleri… Gittiğiniz yabancı ülkeleri “ay hayatım geçenlerde şurdaydık, burdaydık, aman bir eğlendik bir eğlendik” diye kaç kişiye anlatabilirsiniz normalde? Sadece tanıdık ve arkadaşlara değil mi? Ama eğer üstünde “Hard Rock Cafe Bilmem neresi” yazan bir hatıra t-shirt alır ve giyerseniz, artık dile getirmenize gerek kalmadan millet, o şehri gördüğünüzü bilir ve otomatikman havanızı da atmış olursunuz. Bir de hiç bulunmadığı ülkelere, sırf “gitmiş gibi” yapabilmek için bu t-shirtlerden sipariş verenler varmış diye duydum, ah onlar yok mu onlar 🙂

hard-rock-cafe-bon-jovi
Neyse gelelim bizimkine… Taaaa 1896 yılında ilk Türk sinema filminin gösterildiği yer olarak bilinen tarihi “Sponeck Birahanesi”nin yerinde açılan bu Cafe’de 3 adet bar ve 300 kişilik oturma kapasitesi ile güzel bir teras bulunuyormuş. Dışarıda “ahmak ıslatanın kralı” yağarken, tabiki de terasına filan çıkmak aklımın ucundan bile geçmedi bu seferlik. Yaza doğru inşallah! 🙂

hard-rock-cafe-istanbul-bar

Binanın hemen girişinde “Hard Rock Cafe Istanbul” t-shirtleri ve daha pek çok hediyelik eşya satışı olan bir mağaza bulunuyor. Eh kendi ülkelerine döndüklerinde kasım kasım kasılmak, bize gelen turist kardeşlerin de hakkı tabi:)

hard-rock-cafe-britney-spears
Karaoke’nin olduğu kata vardığımızda etraf tanıdık simalarla doluydu ki, işte bu güzel haberdi. Az sonra içinde Kızarmış Patates, Sos, Chicken Tenders ve mini Hamburgerlerden oluşan bir sepet servis edildi. Salı gecelerine özel akşam 20:00’de başlayan bu etkinlikle bu sepeti, yanında bira ve Karaoke toplam 49 TL fiyatla sunuyorlarmış.

hard-rock-cafe-istanbul-karaoke

Şimdi burada bir dakika durup, “Karaoke” nedir henüz bilmeyenler için anlatsam iyi olur herhalde… Dün akşam telefonda “anne ben Karaoke yaptım yihhhuuu” dedim, o da Bursa’nın şu meşhur üstü çikolatalı içi kestaneli tatlısı “Karyoka”dan yaptım zannetti, tarif istedi benden:)

Bazılarımız “Kareoke” de diyor. Japonca iki kelimenin birleşmesinden oluşan bu kelimenin içinde geçen “Kara”nın anlamı; “yok” demek ve “ökesutora” ise belki tahmin edeceğiniz gibi “orkestra” demekmiş. Yani “orkestra yok” gibi bir anlamı olan Karaoke’yi Japonlar can sıkıntısından bulmuş olsa gerek… Orjinal şarkıdan sözlerin söylendiği bölümü çıkarıyorlar, sadece enstrüman kısmı kalıyor geriye. Şarkının sözleri o anda söylenmesi gereken sırayla bir ekrana yansıtılıyor ve eline mikrofonu alma cesaretini gösteren kişi, listedeki şarkılardan seçtiği bir tanesini, müziğe uygun olarak, topluluk önünde söylemeye çalışıyor:)

Şimdi tekrar dönelim dün geceye… Masanın üzerinde iki mavi dosya gördüm, amanın yoksa tahmin ettiğim şeyler mi? Bir açtım ki Allaaah! Biri Türkçe, biri Yabancı şarkıcı ve şarkı listeleri… Heyecandan bir türlü aklıma şarkı gelmez oldu mu size! Neyse az sonra duş konserlerim geldi aklıma, en çok hangi şarkıları severim bir durup düşündüm. Bir kısmını listede bulamadım ama Karaoke oyununu yöneten DJ arkadaş sağolsun, listede olmayanları bile benim için yarattı. Şarkı söylemek isteyenler seçtiği şarkıları kendisine haber veriyor ve sıra sizinkine gelince, alıp mikrofonu sahneye çıkıyorsunuz. İşte bu kadar basit:) Kalabalık önünde konuşma ve sahne fobisini yenmenin en eğlenceli yolu değil mi ama? Ekipten cesaret eden herkes tek tek kalkıp sevdiği şarkıları seslendirdi. Aramızda ne cevherler varmış:)

Ben de mikrofonu elime alıp, sahneye çıktığım anda mest oldum ve en ama en sevdiğim Fransızca Şarkılardan Edith Piaf’ın “La Vie en Rose”unu seslendirmeye çalıştım naçizane… Çok ama çok keyif aldım, ilk kez denediğim için umarım siz de beğenirsiniz 🙂 Eğer aşağıdaki video görüntülenemiyorsa, buradan da tıklayıp izleyebilirsiniz.

Bir sonraki gittiğimde bir Türk sanat Müziği şarkısı icra etmek istiyorum. Aklımda “Dertliyim Ruhuma Hicranımı Sardım da Yine” var… Yani “Üzgünüm Leyla” .. Bayılıyorum bu şarkıya. Ya da “Çile Bülbülüm Çile”… Milleti şöyle bir “Allah!” diye coştursam ne güzel olur:) O olmazsa “Lale Devri”ni de söyleyebilirdim bak! “Eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk” derken Sibel Can gibi titretirdim sesimi. Hatta belki de Yaşar’dan “Kuşlar”, yok yok Dean Martin’den “Sway” yakışırdı… Aslında Whitney Houston’dan “I will always love you” da güzeldir ama sıkar belki öyle uzun hava gibi… Belki de Friends’deki Ross ve Rachel aşkına U2’dan “With or Without you” olabilirdi… Of dedim ya seçim yapmak çok zor:)

hard-rock-cafe-u2

Aslında eşime ısrar ettim beraber Palavra Palavra”yı söyleyelim diye… Bilirsiniz o şarkıyı. Hani erkek arada devamlı iltifat eder de, Ajda Pekkan da “aynı sözler dinlediğim, hep boş sözler, yalan sözleeeer. “Palavra Palavra” der durur ya ona… Harika olurdu ama istemedi, eh o da benim tam aksim, hiç şarkı söylemeyi sevmez… Bana kalda keşke elimin altında şöyle iyi yalıtımlı stüdyo gibi bir oda olsa da ben bütün gün söylesem keşke… Repertuarım öyle geniş ki, bu liste ancak böyle biter herhalde:) Hem de kimseye sesimle işkence yapmamış ve kendim de hevesimi almış olurdum. Ben bu konuyu bir düşüneyim en iyisi…

Aranızdan hatırlayanlar çıkar belki… Eskiden Galleria’da Fame City vardı, arkadaşlarla grup halinde stüdyoya girer, New Kids On The Block’dan “Step by Step”i, Lionel Richie’den “Hello, is it me you’re looking for”u filan seslendirir, kaset haline getirdiklerinde dinleyip dinleyip detone halimize gülerdik, şimdi nerdeee? Neyse ki, artık hiç olmadı kafa dengi arkadaş grubumu toplarım ve her Salı gecesi bize Hard Rock Cafe yolları gözükür bu gidişle:)

hard-rock-cafe-usengec-sef

Pekiiii, eğer siz Karaoke yapsanız, en ama ennn çok söylemek isteyeceğiniz şarkı hangisi olurdu? Özellikle öğrenci arkadaşlarıma soruyorum, gençler hangi şarkıları söylemeyi seviyor merak ediyorum hadi bana yazın. Ama öncesinde şu sağ üstteki sarı görsele tıklayarak “Bloguma Üye Olun” ki yorumlarınız Adsız çıkmasın, ben de sizi tanıyayım:)

Hard Rock Cafe İstanbul
Adres: Asmalı Mescit Mh., Meşrutiyet Caddesi No:3, Beyoğlu
Tel: (0212) 244 6738

Mama Shelter Jazz Brunch’la Zamanda Yolculuğa Çıktık

0

İstanbul’un ilk Philippe Starck imzalı oteli olan Mama Shelter’ı, daha önce Paris’ten bildiğim için, 2 sene kadar önce İstanbul’da açıldığında da ilk müşterilerinden biri ben olmuştum. Düşünün ki henüz daha giriş kısmının betonu yeni dökülmüştü ve iz bırakmamak için yanından dikkatlice geçmek gerekiyordu:)

Şehrin en merkezi, kültürel ve dinamik lokasyonlarından biri olan İstiklal Caddesinde ve Demirören AVM ile aynı binada yer alan Mama Shelter, renkli ve rahat atmosferiyle kısa sürede Beyoğlu’nun o kozmopolit yapısına uygun olarak, yerli yabancı farklı farklı kültürlerden insanların en sevdiği buluşma noktalarından biri haline geldi.

mama-shelter-istanbul-jazz-brunch
Alessi markası için tasarladığı ilginç ürünlerle ve belki de en çok da 3 bacaklı bir örümceğe benzeyen özel tasarım ödüllü limon sıkacağıyla tanınan İç Mimar Philippe Starck, esas büyük atılımını Fransız Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın döneminde Elysees Sarayı’nın konutunu dekore etmesiyle yapmış. En ucuz malzemelerle de son derece etkileyici şeyler yapılabileceğini savunan, modası geçmeyen belirgin bir tarzı olan bu tasarımcı, ortaya çıkardığı tasarımlarıyla eğlenmesiyle meşhur.

Paris, Lyon ve Marsilya’da şubeleri bulunan Fransız menşeili bir otel ve restoran zinciri olan Mama Shelter, İstanbul’da da aynen Fransa’dakiler gibi minimal tarzda döşenmiş odalarıyla ve yatağın başucundaki lambaların üstünde yer alan süper kahraman maskeleri gibi kendine has oyuncaklarıyla öne çıkıyor. Yakın bir gelecekte bu otelde konaklayıp, özelliklerini detaylı olarak size ayrıca anlatmayı planlıyorum ama bugünkü konumuz Restaurant ve Bar kısmının yer aldığı, binanın en üst katı…

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Daha önce öğlen yemeği için bir kaç kez gittiğim bu mekana, bu kez çok farklı bir etkinlik için gittim çünkü… Davette 1920’ler temalı bir “Caz Brunch” gerçekleştirileceği söylendiğinde, o zamanın müzik ve modasını ilginç bulduğumdan, böylesi unutulmaz bir güne şahitlik edeceğim için sevinçliydim.

Öncelikle “herhangi bir giyim zorunluluğu var mı” onu sordum ve olmadığını öğrenip rahatladım:) Arzu edip de, o dönemin tarzını yansıtan şekilde giyinenlere, mekanın özel kokteyllerinden hediye edilen bu etkinliğe krem rengi keten takımlar, askılı pantolon ve kasketlerle gelen erkekler kadar, fırfırlı elbiseleri, makyajları ve saç modelleriyle konsepte uygun şekilde gelen kızların olduğunu görmek çok keyifliydi.
mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Kara tahta formunda olup, tebeşirle yazılmış yazı ve şekillerle bezenen tavanı, bar kısmında floresan lambalara geçirilmiş rengarenk deniz simitleri, pofidik yastıkları, rahat koltukları, langırt masası, çiçeklerle dolu seramik saksıları ve sarı-beyaz çizgili duvarları olan ferah balkon kısmı ile bir nevi “anne evi” gibi eğlenceli ve rahat olmayı ilke edinen bir mekan burası…

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Herkes, açık büfe şeklinde sıralanmış lezzetli yemeklerle ziyafete koyulurken, DJ de alttan alttan 1920’lerin esintilerini yansıtan şarkılara başlamıştı bile.

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Saat 10:30’da başlayan yemek, saat 15:00’e kadar sürdü. Dolayısıyla “brunch” yani “geç kahvaltı” adının hakkını fazlasıyla verdi diyebilirim.

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Ben ise, açık büfe kahvaltılarda tabağıma gerekli gereksiz dünyaları toplamayı sevmediğimden, yine kendimi kaptırmayıp, bunca davetkar yemek arasında, aşağıdaki tabaklarda gördüğünüz, nisbeten hafif yiyeceklerle gözümü, gönlümü ve midemi hafifçe doldurduğum için kendimi iyi hissettim. Belki de diyet yapan eşim yanımda olmadığı için boğazımdan geçmedi, ne bileyim:)

Sağ alttakinin ne olduğunu merak edenlere hemen açıklama yapayım, kendisi bu aralar pek sevdiğim protein deposu bir “Kinoa Salatası”… Bey’imin diyet listesinde de olduğu için evde yaparken, resimlerini çekip, merak edenlerinize yakında yine adım adım tarif etmeyi düşünüyorum.

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Yine kahvaltıya dönersek… 280 kişi oturma kapasiteli mekanın masaları o gün tamamen doluydu. Herkese yetecek kadar bol miktarda ve çeşitte sergilenen yemekler yenildikten sonra, kahve ve tatlı aşamasına geçildi.

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Herkes gönlünce bi’ güzel enerji depoladıktan sonra, işte o büyük an geldi ve “Uninvited Jazz Band” üyeleri sahnedeki yerlerini aldılar.

Canlı olarak New Orleans Jazz ve Swing müziği çalıp söylemeye başladıklarında, bu dansa gönül verdikleri her hallerinden belli olan pek çok çift, müziğin ritmine kendini kaptırdı ve tüm hünerlerini sergilemeye başladı bile.

mama-shelter-istanbul-hotel-jazz-brunch

Kendimi zamanda yolculuk yapıyor gibi hissettim başta. Sonra 1920’lerde geçen bir film stüdyosundaymışım gibi geldi.

Derken Sevgili Kukla Süreyya’yı gördüm sevinçle dans ederken… İki figürden sonra yoruldu tabi alışık olmadığından:) Hem biraz soluklansın hem de baş başa sohbet edelim diye terasa çıktık. Resimde 2 kocaman göz gibi görünse de bu mor tüylü kukla aslında o kadar şeker bir şey ki devamlı gülümsüyor. Biraz dinlenince hemen havaya girdi ve “illa beraber de dans edelim” diye tutturdu ama ben belki ilerisi için bir-iki figür kaparım diye, diğer çiftleri , dans pisti kenarındaki yüksek sandalyelerde yakından izlemeyi tercih ettim.

kukla-sureyya-usengec-sef-mama-shelter

Bu seferkini kaçırmış olsanız da üzülmeyin, Çünkü Mama Shelter’ın Jazz Brunch’ları 8 Şubat ve 22 Şubat’ta da yapılacakmış. Fiyat hakkında da bilgi vermem gerekirse, bu canlı müzik ve DJ eşliğinde Swing dans partisi konseptli Brunch menüsü (içine soft içecekler ve bir kokteyl de dahil) 89 TL.

Aa bu arada unutmadan… Eğer olur da Swing ya da Lindyhop türünde dans edebiliyorsanız, [email protected] adresine bu dansları bildiğinizi belirten bir email atarak, indirimli fiyattan da yararlanabiliyormuşsunuz, haberiniz olsun:)

Mama Shelter Restaurant
Adres : İstiklal Caddesi, No: 50 – 54 Beyoğlu, İstanbul
Tel : (0212) 252 02 00

Rezervasyon: [email protected]

Buram Buram Kahve Kokusu İstanbul’u Sardı Geçti

2

Kahve tutkusu bambaşka bir şey sanırım. Onsuz güne başlayamayan, mecburen başlasa da adeta “aradığınız kişiye ulaşılamıyor” mesajı verecek kadar, aklını başına toplamakta zorlanıp, sorduğunuz sorulara sadece boş boş bakan insanlar tanıyorum. “Afyonum patlamadı” diyorsa, vardır bir bildiği… Çözüm: Hemen bi’ kahve!:)

Siz de böylesi bir kahve severseniz, belki yadırgayacaksınız ama üniversitede, sabahlara kadar hiç uyumaksızın, aynı gün 3 sınava çalıştığım günlerde bile hiç kahve aramadım ben:) Bir dönem Neskafeyi sevdirmeye çalıştılar ama tadı bana acı geldiği için içine o kadar çok şeker atıyordum ki, en iyisi içmeyeyim dedim.

kopuklu-turk-kahvesi-nasil-yapilir

Bir yere misafirliğe gittiğimde “ne içersiniz, çay mı, kahve mi?” sorularının cevabı bende hep belliydi. “Zahmet olmazsa bir Su lütfen.” Ev sahibi, suyu, kendisine iş çıkarmamak için, “nezaketen” istediğimi sanarak “Ölümü gör bi’ çayımı, bi’ kahvemi iç yahu!” der ısrar eder ya hani?  “Hay Allahım Yarabbim, o and içti, bana da çay içmek düşer bu durumda” diye mecbur kalırdım kırmamak için:)

latte-espresso-kahve-capuccino

Şimdi hala tiryakisi olmasam da günde birer tane çay veya Türk kahvesi içebiliyorum. Hem de hiç şekersiz! İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adım. Latte, sahlep, sıcak çikolata ve nespresso da hoşuma gidiyor. Ama hala sıcakken içmek yerine biraz soğumalarını bekliyorum. Ağzım yanıyor ama ya, sizin yanmıyor mu anlamıyorum ki ben:)

istanbul-coffee-festival-kahve-festivali

Maşallah hangi yana dönsem, benden başka herkesin koyu tiryakisi olduğuna bizzat şahit olduğum kahve konusunda ilk kez güzel bir festival düzenleneceğini duyunca, eşime sürpriz yapmak amacıyla hemen programıma aldım tabi. 25-28 Aralık 2014 tarihleri arasında gerçekleşen 4 günlük festivale beraber gidebilmek için, Cumartesi gününü tercih etmek durumundaydık. Bizim gibi haftasonu gitmek zorunda kalan yoğun insan potansiyelini düşününce, kalabalığa yakalanmamak amacıyla, erkenden kalkıp yollara koyulduk ve saat daha sabahın 10’u bile olmadan Karaköy’deki Galata Rum Okulu’nun tarihi atmosferinde kendimizi, mis gibi kahve kokuları arasında bulduk. O saatte bile etraf bu kadar kalabalıksa, ben ileriki saatleri düşünemedim bile:)

“Neler vardı bu festivalde?” derseniz anlatmaya başlamadan önce, kahve konusundaki akımlardan çok kısaca bahsedeyim madem…

Kahvenin sadece bir ihtiyaç olarak tüketilmesini benimseyen ama, illa “özellikli kahve” tüketimine odaklanmaya gerek bile duymayan akıma; “Birinci Dalga Akım” deniliyor.

“Kahve keyfi”nin de terim olarak pazara girmesini sağlayan akıma ise “İkinci Dalga Akımı” deniliyor. Hani şu facebook’da, instagramda çeşit çeşit resimlerle, sık sık paylaşılan “annemgillerle kahve keyfi”, “balkonda mis gibi kahve keyfi”, “yemek sonrası köpüklü kahve keyfi paha biçilemez” türü inanılmaz yaratıcı (!) metinlerle dolu postlarımız bu akımdan etkilenmiş demek ki:) Hiiiiç de öyle sanki sadece başkaları yapmış gibi sırıtmayın, hepimizin zaman zaman böyle paylaşımları olduğunu çok iyi biliyoruz:)

istanbul-coffee-festival-kahve-fincani

Gelelim Üçüncü Dalga Akıma… İlk iki akımdan sonra, 90’lı yıllardan itibaren Avrupa, Amerika ve Japonya’da artık insanlar nihayet, içtikleri kahvenin kökenini, yetişme koşullarını araştırmaya yönelince, bizzat kahvenin kendisini sahneye süren Üçüncü Dalga akım, kendi yaşam tarzını ve kültürünü oluşturmaya başlamış. Son yıllarda İstanbul’da da aynı şekilde hızla yayılınca, bu akımının yaşam kültürünü deneyimlemek üzere de, işte böyle bir festival düzenlenmiş.

istanbul-coffee-festival-nespresso

Gözlemlediğim kadarıyla, bu Festival sayesinde bir araya gelen kahve severler; İstanbul’un özel kahve dükkanları, bazı önde gelen yiyecek-içecek markaları ve kahve makinası üreticilerini toplu halde aynı ortamda karşılarında bulurken, profesyonel baristalardan gösteri ve sunumlara katılıp, bol bol tadım yapabilme şansını yakaladılar.

istanbul-coffee-festival-kahve-festivali

İsteyenler interaktif workshoplar, seminerler ve yarışmalara katıldı, isteyenler akustik konserleri izlerken favori kahvelerini yudumladı.

istanbul-coffee-festival-kahve-dunyasi

Giriş ücreti 25 TL olan ve kapısında uzun kuyruklar olan festivalde, içerideki ikramlardan faydalanıp, herkes gönlünce ücretsiz tadımlar yapabildi.

Ben en çok Nespresso’nun Köpüklü Sütle hazırlanan Lattesini beğendim. Kahve Dünyası standındakiler, Tarçınlı Sahlepli kahvesini çok övdüler, bir kaç yudum aldım, tadı fena değildi. Bir tane de Türk kahvesi denemem oldu o kadar:) Gerçek kahve tiryakileri ise kendilerini cennette gibi hissetmişlerdir herhalde… Artık o gün ne rekorlar kırılmıştır, gün boyu kaç kahve içilmiştir kim bilir:)

istanbul-coffee-festival-kahve-festivali

Aslında ziyaretçiler, gün içinde düzenlenen farklı farklı oturumlarla, gruplar halinde içeri alınmasına rağmen, duyduğuma göre bizden sonraki saatlerde, artık bir noktadan sonra ortam bayağı “ana-baba günü” gibi olmuş. Eh dile kolay, Festivale toplamda 4 günde 15 bine yakın kişi gelmiş.

istanbul-coffee-festival-kahve-festivali

Envai çeşit kahvenin, kahve ile ilgili her türlü alet edevatın, kahve dükkanlarının, kahve sanatının, kültürünün, kahve kitaplarının, kahve ile ilgili bilumum konuların buluşma noktası olan İstanbul Coffee Festival, nam-ı diğer “Kafein Bayramı” bundan sonra her yıl İstanbul’da kutlanmaya devam edecekmiş.Size ambiyansını bir nebze olsun yaşatmaya çalıştığım bu ilk festivali kaçırdığınıza “Tüh!” diyorsanız, bir sonrakini kaçırmazsınız artık. Ama şimdiden uyarayım, etrafta kahveyi bol bulup, hepsinden denemeye kalkarak, sonra çarpıntı yaptırmayın kendinize:)

kopuklu-turk-kahvesi-tarifi
Eh bu kadar anlatmışken, bir sonraki festivale kadar sabırsızlanan ve canı hemen şimdi güzel bir kahve çekenlere ise adım adım resimli “Bol Köpüklü Türk Kahvesi Tarifim” gelsin madem:)

Şu Faydalarına Bakın! Bu Ceviz de İyice Çetin Ceviz Çıktı:)

1

Bende Hipoglisemi olduğu için, öğün aralarında veya uzun süre aç kaldığımda çantamda ya da masamda hemen elimin altında bulundurduğum en sevdiğim kurtarıcılardandır Ceviz…  Bu yüzden geçtiğimiz ay katıldığım etkinliklerin benim için en önemlilerinden birisi de California Walnut Commission tarafından Radisson Blu Hotel’de düzenlenen, Cevizin sağlık ve beslenme avantajlarının, uygulamalarla anlatıldığı davetti.

Genç görünmeyi, kalbinin sağlam çalışmasını ve hafızasının kuvvetli olmasını kim istemez ki? İşte o zaman “Ceviz” tüketmelisin diyor uzmanlar:)

kaliforniya-cevizi-california walnut

Çoğumuz için sağlıklı, besleyici ve keyifli bir atıştırmalık olan, ayrıca tam bir antioksidan kaynağı olduğu için, yaşlanmayı da geciktiren Ceviz, kalp sağlığı üzerine olumlu etkileri konusunda sertifikalandırılan ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA tarafından kalp krizi riskini azaltabileceği konusunda onay alan oldukça fonksiyonel bir gıda… Araştırmalar kalp hastalığı olanlara fayda sağlanmasının yanı sıra, kalp hastalığı gelişme riskini de kayda değer oranda azalttığını gösteriyormuş.Ayrıca ceviz tüketiminin Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltmada, başlamasını geciktirmede, ilerlemesini yavaşlatmada veya Alzheimer hastalığını önlemede olumlu bir etkisi olduğu sonucuna varmışlar. Tüm bunları duyduktan sonra, her şeyi çabucak unutan “balık hafızamı” da hesaba katınca, “her gün bir avuç ceviz yenilecek!” diye kendi kendime ultimatom verdim. 🙂

Cevizi her zaman illa sade haliyle yemek zorunda da değilsiniz tabi. Tatlı ve tuzlu yemeklerinize nasıl dahil edebileceğiniz konusunda hemen hızlıca bir kaç fikir vermem gerekirse;

  • Kavurduğunuz cevizleri, sebzelerle beraber Makarnalarınıza ekleyebilir, afiyetle çıtır çıtır yiyebilirsiniz.

Nasıl kavuracağınıza gelince; Cevizleri yağlı kağıt serili bir tepsiye tek sıra olarak dizerek önceden ısıtılmış 175 C’lik fırında, ara sıra karıştırarak 5-6 dakika kadar kavurabileceğiniz gibi, arzu ederseniz, yağsız teflon bir tavada orta ateşte karıştıra karıştıra da yapabilirsiniz tabi.

  • Krep, pancake, waffle hazırladığınızda üzerine taze meyveler yanında ceviz de kullanabilirsiniz.
  • Yulaf ezmesine ekleyebilir, tatlılarınıza, salatalarınıza ekleyebilirsiniz.
  • Dövülmüş cevizi, Humus, Yoğurtlu Havuç gibi mezelere ilave edebilirsiniz. Mesela benim en sevdiklerimden Cevizli Yoğurtlu Semizotu tarifimi kolayca hazırlayabilir, afiyetle yiyebilirsiniz.
  • Kek, muffin vs. yaparken, bir de yanına kuş üzümü ile kullanırsanız, tadından yenmez. Annem yapar, ben bayılırım:)
  • Evde tam tahıllı bir ekmek yapıyorsanız, malzemelerin içine de ceviz katabilir, lif içeriği yüksek, uzun süre tokluk sağlayan hem faydalı, hem lezzetli bir ekmek ortaya çıkarabilirsiniz.

Ayrıca Beslenme Uzmanları, iştahını kontrol edemeyenlere bir tavsiye olarak, öğünlerden yaklaşık 20 dakika önce yenilecek bir avuç cevizin, açlığı yatıştırıp, öğün esnasında aşırı yeme isteğini bastırmaya yararlı olacağını belirtiyor. Zaten yemek yemeye başladıktan sonra, doyma hissinin beyine ulaşmasının 20 dakika aldığını düşünürsek, bu kulağa çok mantıklı geliyor. Beynin “heh tamam! Biraz biraz dişimin kovuğu doyar gibi oluyorum valla” demeye başladığı o ilk 20 dakika içinde kendinizi kaptırır ve dünyaları yerseniz, bu size basen, göbek ve gıdı olarak dönüyor anlayacağınız:) Kendi koca göbüşümden biliyorum, evet kışları iyi oluyor, sıcak tutuyor diye kendimi kandırıyorum. Ama yaza doğru o göbek gidecek… Gitmeli! İstiyorum:)

Ceviz konusundan bu kadar bahsettikten sonra World Master Chef Sertifikası bulunan ilk Türk şef olan Fikret Özdemir’in Radisson Blu Hotel’in içinde bulunan Steak&More Restaurantının gıcır gıcır, son teknoloji mutfağına girdik.

steak-and-more-restaurant-fikret-ozdemir

Öyle ki, ocağın üstüne tavayı koyuyorsunuz, altı kendi kendine hiç bir şey yapmadan yanıyor, tavayı çekiyorsunuz, ocak otomatik olarak sönüyor. Tabi o alev alev harlı yanan mavi ateşleri görünce, evdeki elektrikli ocağıyla, hiç alevle filan muhattap olmadan pek mutlu olan ben, biraz tırstım ve sadece Şefimizi şovunu yaparken izlemeyi tercih ettim. Ya da onun mutfağında, hünerlerimi göstererek, kimseyi mahçup etmek istemedim belki ne bileyim, anlayın işte:) Hihihi

sef-fikret-ozdemir-usengec-sef

Fikret Şef, önce kendi suyunu içinde muhafaza eden yumuşacık bir Dana Bonfile yapmanın sırlarını anlattı. “Biz de duymak istiyoruz” dediğinizi duyar gibiyim kuzucuklarım. “Benden sır çıkmaz” diye söz vermiştim ama bir tek size söylüyorum bakın, başka kimseden duymayayım ama sonra. İşin püf noktası şu:

Etlerimizi ızgara ya da döküm tavada pişirirken, elimizde maşa, devamlı bir o yanını, bir bu yanını evirip, çevirerek kurutmak yerine, vitaminini ve kendi suyunu muhafaza etmesi için etin önce bir tarafını pişirip, üstü terlemeye başladığı anda, diğer tarafını pişirmek gerekiyormuş. Baharat filan değil, sadece öğütülmüş Deniz Tuzu serpti üzerine… Bir de etin kurumasına sebep olduğu için turbo fırın kullanmayı da önermedi, benden söylemesi:)

dana-bonfile-steak-and-more-fikret-ozdemir

Yanına garnitür olarak, iyice yıkanmış ve önceden fırınlanmış minik ve kabuklu patatesleri, içine çok az yağ ve biberiye konulmuş tavada bir çevirdi.

baby-potato-firin-patates

Son olarak da günün anlam ve önemine uygun olarak, içinde Kaliforniya Cevizi de bulunan, Sebzeli bir Bulgurlu Risotto yapıldı ki ben bu yemeğe tek kelimeyle bayıldım. O koşuşturmada fotoğraflamaya çalıştım ama hata olmasın, bir ara tam tarifini alabilirsem, sizinle de paylaşmaya çalışacağım. Söz! 🙂

bulgur-risotto-steak-and-more

Eh mutfakta geçen bu sürede, izleyici olarak da olsa biraz yorulunca, yılbaşı konseptli yemeğimize geldi sıra ve az önce aşağıda mutfakta pişen lezzetlerin sırasıyla tadımını yapma zamanı geldi çattı.

Közlenmiş Patlıcan, Tulum peyniri, Kaliforniya Cevizi ile sunulan Izgara Karides Salatası ile başladı öğle yemeğimiz…

karides-salatasi

Ardından da İstridye Mantarı, Taze Baharatlı Baby Patates ve Kaliforniya Cevizli Bulgur Risotto ile sürdü. En sonunda da Browni ile tatlı bir kapanış yapıldı.

dana-bonfile-radisson-blu